Tüm mp3 player fırsatları için tıklayın !

<

Martin Heidegger – Logos’un Yeri


Sponsorlu Baglantilar

Tüm oto müzik sistemi fırsatları için tıklayın !

Bilindiği gibi yirminci yüzyıl felsefenin en fazla çeşitlendiği; farklı görüş ve eğilimlerin ortaya konup benimsendiği bir yüzyıl olmuştur. Bu, 25 yüzyıllık bir birikimin doğal sonucudur bir bakıma. Yirminci yüzyılda bu eğilimler arasında özellikle fenomenoloji, felsefenin kendini yeniden konumlandırma ve var etme çabası olarak en etkili ve dikkat çekici olanıdır.
Brentano’nun attığı temel üzerinde Husserl’in kurup geliştirdiği fenomenoloji, Heidegger’in de beslendiği verimli bir kaynak olmuştur. Husserl’in öğrencisi olarak bu yeni(lenmiş) felsefeden ya da logos’un yirminci yüzyılda görünen biçiminden faydalanan Heidegger’in yaygın etkisini ve ününü bu kaynağa borçlu olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Şüphesiz bu kaynaktan yeterince beslenebilmenin koşulu olarak onun geniş çaplı ve derinlikli felsefe tarihi bilgisini ve eski Yunan düşünme dünyasını kavrama düzeyini de göz önünde bulundurmak gereklidir.Heidegger’in, yaşadığı dönem ve bu döneme ilişkin tutumu bakımdan kimi sorulara maruz kalan bir filozof olduğu bilinmektedir. Bu yazıda amaçladığım şey, bir düşünür olarak Heidegger’in varlık anlayışını ve bununla ilgisinde “logos” kavramının onun düşünce tarzındaki yerini saptamak; bu bağlamda Eskiçağda felsefeye, felsefî düşünmeye verdiği önemi dikkate alarak “logos” kavramını yirminci yüzyılda hangi anlam çerçevesine taşıdığını belirlemeye çalışmaktır. Bu amaçla ilkin Heidegger’in, “logos” kavramının anlamına ilişkin yaptığı saptama üzerinde durmak istiyorum. Ancak, buna geçmeden, Eski Yunancada düşünülmüş bir kavramın başka bir dilde (Almanca) düşünülmüş biçimini Türkçede dile getirmenin yarattığı güçlüğü de önceden belirtmem gerekli görünüyor.

Varlık ve Zaman’ın Giriş kısmında, “Varolmanın ontolojik çözümlemesi” için yapacağı araştırmanın ön hazırlığı olarak fenomenolojik yöntemi ve bunun temeli olarak da “fenomen” ve “logos” kavramlarının anlamlarını ele alır. Heidegger bu çözümlemeyi yapabilmek için çok anlamlı bir kavram olmasından dolayı bütün anlamlarını içerecek şekilde başka bir dile çevrilememiş olan “logos”un ana anlamı olarak “söz” anlamından yola çıkar. Bu anlamda, yani “söz” anlamında “logos”un, “söyleyen”(ilan eden, açıkça bildiren) anlamını da içermesine dayanarak, söyleyenin söylediği şeyi (bir şeyi/var olanı) ilan etmesi, duyurması/bildirmesi, ortaya koyması; “söz”ün söylediği şeyi açığa çıkarması demek olduğuna dikkati çeker. Platon ve Aristoteles’in bu kavramı farklı anlamlarda kullandıklarını göz önüne almakla birlikte “logos”un bu anlamının önemini vurgular. Ayrıca Aristoteles’in, “bildiren, ilan eden” anlamında “söz”ün (logos’un) işlevini άποΦαίνεσθαι olarak kısa ve özlü şekilde açıkladığını da belirtir. Bu anlamıyla logos (söz), söylediği şeyin görünür (Φαίνεσθαι) olmasını sağlar. Burada Heidegger için önemli olan nokta şudur: “Söz”ün, söylediği şeyin kendinden kaynaklı olması. Söz (Rede)/(logos), “bir şeyin görünmesini sağlar” yani “bir şeyi” (bir varolanı), sözün söylediği tam o şeyin kendinden gelen şekilde görmemizi sağlar. “Söz”ün söylediğinde söylenenin bu şekilde açığa çıkması ya da “söz”ün söylediği şeyi, o şeyden, o şeyin kendinden gelen şekliyle bildirmesi veya bir şeyi göstererek onu görünür kılması durumunun, “söz”ün her şeklinde olmadığını, bulunmadığını da ayrıca belirtir. Örneğin “rica” ifadelerinde yoktur bu özellik. Bu, “logos”un (sözün),  άποΦανσις (söylenen şeyi görünür kılma, ortaya koyma, açık etme) olma özelliğidir.

Sponsorlu Baglantilar

Tüm kadın aksesuar fırsatları için tıklayın !

Buna ek olarak Heidegger, (söz) “söyleme”nin “ses” boyutuna da değinir. “Söyleme”, sesle olan bir şeydir çünkü ve söz, sesle söylenir ancak. Bu durumda söz, söyleyen, konuşan birini gerektirir. Böylelikle logos, “söyleyen” veya konuşandır ya da söyleme veya konuşmadır aynı zamanda. Sesle söylenmiş olan “söz”de, söylenen-söyleyen-söyleten birliği, bütünlüğü vardır. Sözün söylediğinde söylenen, söyletenden gelmektedir. “Logos”un anlamının bu yönü üzerinde durması, onun Herakleitos’a olan yakınlığının açık bir göstergesidir. “Şiirin özünü” belirlemek için Hölderlin’i ve onun şiirini seçmesi de bundan dolayıdır.
Heidegger, felsefenin, biri Eskiçağa, diğeri günümüze ait olan bu iki ana kavramı üzerinde neden durmaktadır acaba? Özellikle “logos”un bu anlamı üzerinde durması nedensiz değildir. Bunlardan “logos” Eskiçağda Herakleitos ’un varlık görüşünün temelini kuran, ardından da Platon ve Aristoteles’te önemli işlevi olan bir kavramdır. Eskiçağın düşünsel/kültürel dünyasında yer alan ve bu dünyayı yapılandıran üç anlamda “söz”; “uydurma” söz (mitos), düzenli söz (epos), düşünsel söz (logos) arasında felsefî söyleme temel olan ve felsefenin sürekliliğini sağlayan “söz”, “logos”tur. İşte felsefe tarihi boyunca çoğu filozofun bir biçimde bağlı kaldığı “logos” olarak “söz”, Heidegger’in varlık anlayışı bakımından özel bir yer ve anlam ifade etmektedir. Bunda Herakleitos’un varlık görüşünün ve logos kavramından anladığı şeyin etkisi büyüktür.

Fenomen kavramıyla ilgisine ve bunun üzerinde durma nedenine gelince onsekizinci yüzyılda Kant’ta beliren ama ondokuzuncu ve özellikle yirminci yüzyılda felsefeye tam yerleşen fenomen kavramı, Heidegger’in de içinde yetiştiği ve bağlı olduğu temel bir felsefe eğilimindeki, yaklaşımındaki yeri bakımından önem taşımaktadır. Dolayısıyla, felsefe yapmanın olmazsa olmaz koşulu olarak varlık araştırması yaparken veya bir varlık anlayışı edinirken bu iki önemli kavrama başvurmak elverişli bir yoldur. Buna ek olarak, fenomen (görünen, ortaya çıkan) kavramının yukarıda belirtildiği şekliyle “söz”/logos (bir şeyin görünmesini sağlamak) ile olan ilgisini de göz önünde bulundurmak gerekir. Heidegger’in felsefe yapma tarzı için çok genel bir çerçeve belirtmek gerekirse, bilginin vazgeçilmez koşulu olarak “dil-düşünme-varlık” bağının, fenomenolojik yaklaşım içinde ele alınışıdır onun felsefî soruşturma çizgisi. Fenomen kavramının logos ile olan ilgisi burada da söz konusudur. “Düşünme-dil-varlık” bağlantısı ve bütünlüğü bir ana çerçeve olarak, her felsefe etkinliğinin, hatta her bilme yöneliminin temel dayanağıdır şüphesiz. Ancak, Heidegger’de farklı olan yan, onun ne doğrudan ontoloji ne de doğrudan epistemoloji yapışıdır. İnsan odaklı bir araştırmadır onun varlık ya da bilgi veya mantık-dil sorunlarına ilişkin soruşturmaları.

Heidegger logos kavramı üzerinde durmaktadır çünkü o, felsefenin temel bir sorusuyla, hatta en temel sorusuyla; Varlık ve Zaman’ın başında açık şekilde ifade ettiği gibi “varlığın anlamı”nın ne olduğuyla ilgilenmektedir. Genel olarak varlığı araştırmak, felsefenin temel bir alanı olarak ontoloji yapmak demektir. Ontoloji yapmak ise yine felsefenin temel alanlarından bilgi ve mantık alanlarına girmektir. Çünkü burada söz konusu olan şey, varlık veya varolan hakkında konuşmak, söz söylemek ama bunu düşünerek yani düşünme edimini (bir anlamda logos’u) işe katarak, etkin kılarak yapmak; böylece varlığın veya varolanın bilgisini ortaya koymaktır. Bu bakımdan ontoloji, aynı zamanda bilgi felsefesidir ve yine aynı zamanda mantıktır. Ancak, bütün bunların tamamlayıcısı ya da anlamı ya da temeli olarak da insan felsefesidir. Burada felsefe tarihi boyunca yeterince önemsenmemiş bir alan olan insan felsefesinin felsefede temel bir alan olarak önemine kısaca değinmekte fayda vardır.

Sevgi İyi
Kitap-lık: Sayı: 64 / Güz 2010

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Martin Heidegger – Logos’un Yeri ile Benzer Yazılar:

Paylas
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
27 Ekim 2011 Saat : 1:36

Martin Heidegger – Logos’un Yeri Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

Yorum yapmak için giriş yapmak zorundasın. Gİriş

Tüm erkek giyim modası fırsatları için tıklayın !

içerik