Ana Sayfa » Arşiv

Articles Archive for Eylül 2009

Felsefe »

[17 Eyl 2009 | No Comment | ]

Spinoza’nın panteist bir düşünce yönünde düsünceler gelistirdigi ve monist bir tanrı-doğa düşüncesine ulaştığı genel olarak bilinir. Böylece Spinoza’nın felsefi sisteminde Tanrı kavramının merkezi bir yeri olduğunu söyleyebiliriz. Tanrı, bu felsefi sistemin hem başlangıç noktası hem de son noktasıdır. Ancak Tanri kavrami bu merkeziligine ragmen, bilinen anlamlarda dinsel icerikte ele alinmamis, hatta varolan herseyin varolusunun ve kavranilabilir olusunun temeli olarak Tanri fikri cogu zaman dinsizlik olarak ortaya cikmis ve Spinoza bu nedenle kovusturmalara ugramistir.

Paylaşım, Psikoloji »

[17 Eyl 2009 | No Comment | ]

“Eğer metni yazan, ‘öznenin’ öldüğünü düşünüyorsa, şu halde ‘metin’ nesneleşecek ve okuyucu ise özneleşecektir. Enerjinin soldan sağa yayıldığı ve okuyucuyu kuramsal açıdan şişmanlatan bu süreç, senin metninde ise sağdan sola, yani okuyucudan özne olan metne ve kendisini metnin yerine koyan yazara doğru akmakta. Bu durumda cereyanın hezeyanına kapılan kişi, kendi metniyle mastürbasyon yapan ‘yazarın’ kendisi oluyor. Yani kadının, ancak ’sevilmiş olan kendisini’ sevebileceği gibi, yazar da ancak ‘okunmuş’ olan kendisini seviyor. Aramızdaki fark sanırım tam da bu Emp(o)dokles. Çünkü ben, sadece ‘anlaşılmış’ olan beni seviyorum. İşte bu yüzden de metinlerim …

Psikoloji »

[17 Eyl 2009 | No Comment | ]

Psikanalizin temel kurucusu Freud’dur. Freud’un yaşamında 1887’den 1897’ye değin geçen on yıllık süre psikanalizin temelinin atıldığı dönem olarak sayılabilir.
19. yy. ortalarında “psikoloji” Almanya’da bağımsız bir bilim dalı olarak ortaya çıktığında normal ve yetişkin insanın bilincini oluşturan öğelerin inceleme görevini üstlenmiştir. Duyular yerine “duyum” düşünceler yerine “düşünce” imgeler yerine “imgelem” inceleme konusuydu. Bazı bilim adımları bu yaklaşıma karşı çıkmış ve parçalara ayırarak

Psikoloji »

[17 Eyl 2009 | No Comment | ]

Narsisizm ve Psikopatolojisi
Hakan Kızıltan
Narsisizm kavramı, en temelde insanın kendisinden, hayatından ve bu dünyadaki varoluşundan haz veya acı duymasıyla ilintilidir. Eğer varoluşumuz, varlığımızın hayatla temâsı temelde haz üretiyorsa, benliğimizle dünyamız arasında bir uyum ve örtüşmeden söz edebiliriz. Bu durum, sağlıklı narsisizmin temelidir. Öte yandan, varoluşun acı verecek tarzda yaşantılanması, benliğimizle dünyamız arasında bir uyuşmazlık, bir ârıza olduğuna işaret eder.

Paylaşım »

[16 Eyl 2009 | No Comment | ]

Kuramın gelişimi
Karl Abraham’ın psikoseksüel gelişimi; oral, anal, oidipal (fallik) ve latans olarak dönemlere ayırması, psikanalizi Oedipus Kompleksi’nin tekelinden kurtarmış ve psikolojik gelişime bütüncül bir yaklaşımın ortaya çıkması açısından bir zemin sağlamıştır. Psikopatolojilerin etiolojileri açısından da kuramsal yaklaşımların genişletilmesi bir zorunluluk olarak belirmişti. Sigmund Freud’un oidipal dönemdeki örselenmelerin ürünü olan konversiyon histerisi ile ilgili incelemeleri son derece zengindi,ne var ki, paranoya üzerine yazdıkları ise o denli yoksuldu. Freud’un psikanalizi, Heinz Kohut’un sonradan belirteceği gibi, kendilik yapıları görece iyi durumda olan vakaları ele aldığı için,