Ana Sayfa » Edebiyat, Felsefe

Varoluşçuluk – Egsiztansiyalizm üzerine Düşünceler

2 Eylül 2008 No Comment

Egsiztansiyalizm yirminci yüzyılda Fransada ortaya çıkan bir felsefi akım.

Bu akım kabaca Descartes’in görüşlerinin zıttıdır.Bildiğimiz gibi Descartes “düşünüyorum o halde varım” la başlayan düşünce yolculuğunda Tanrının varlığını ispata gider.

Egsiztansiyalistler bunun tersine varlığın önce düşünmenin sonra olduğunu söylerler.Tabi hemen söylemek lazım ki Varoluşçular için varlığın kendisi bile sorundur.Yani varoluşçular varlık sorununuda varoluşçu düşüncenin içinde görürler.Varoluş her zaman tek ve bireyseldir.

Varoluşçuluğun etkileri çeşitli alanlarında görüldü.Benim “deli” olarak tabir ettiğim Franz Kafka, Das Schools, Şato, Der Prozess, Dava adlı eserlerinde insanın varoluşunu bir türlü ulaşamadığı istikrarlı, güvenli ve parlak bir gerçeklik arayışı olarak betimledi.

Sorumuz şu olsun katılım olması açısından Düşünüyorum öyleyse varım” mı? Yoksa “Varolduğum için düşünüyorum” mu?

Yanlış hatırlamıyorsam Alman filozof Heidegger tarafından ortaya atılan bir görüştür varoluşçuluk.İkinci Dünya Savaşı sırasında da Sartre tarafından edebiyata geçirilmiş bir akım olarak bilinir.

Temeli Descartes’in Düşünüyorum öyleyse varım temelinin tersine dayanmaktadır.Bu akıma göre var oluş özden gelir,yani kişi önce dünyaya gelir var olur sonra kendisine bir değer yaratarak özünü ortaya koyar.Kökü ilahi bir varlığa dayanmaz.

Varoluşçuların edebiyat alanındaki felsefeleri de böyledir.Onlara göre yazar çağına katılmalı ve topluma yön vermelidir.Kısacası toplumdan kopmamalıdır,topluma yön verebilmelidir.

Düşünüyorum öyleyse varım mı,var olduğum için mi düşünüyorum sorusu yumurta mı tavuktan tavuk mu yumurtadan sorusuna cevap vermek gibi bir sorudur.Descartes’in Düşünüyorum öyleyse varım sorusunu sormasının amacı Allah’a ulaşmaktır.Daha doğrusu metodik şüphecilikle başladı yola.Bu yöntem kesin bilgiye ulaşmak için ona göre araçtı.Descartes Tanrı dahil herkesden şüphe etmiş sadece düşündüğünden şüphe edemez hale geldi.O zaman da şu formülü buldu:Düşünüyorum o halde varım

Descartes bu formülün ancak Allah’tan gelebileceğini düşündü.Tanrı da mükemmel ve kompleks varlıktı.Öyleyse onun bilgisi kesindir,yanlış olamaz düşüncesiyle hareket edip bu felsefeye bağlı kaldı.Allah’ın varlığını kabul ettiğimiz takdirde Descartes’in yaklaşımı doğru gibi geliyor bizlere.Fakat felsefede sorular asla bitmez.Descartes şu noktayı kaçırdı bana kalırsa:Varlığından şüphe ettiğin varlığın hakkında doğru bilgiden nasıl emin olabilirsin?Dahası bu bilginin Allah’tan geldiğini nerden biliyorsun?O’nun varlığından emin misin?

Düşünüyorum öyleyse varım demekten ziyade varolduğum için düşünüyorum demek bana daha mantıklı geliyor.Fakat bu seferde aklıma şöyle bir soru geliyor.Neden var olasın ki?Bu kez septik bir yaklaşıma bürünüp Descartes’e doğru bir yolculuğa çıkıyorum,yine kapılar üstüme kapanıyor ve öylece kalıyorum.Bu kez sadece hislerim devreye giriyor.Varolduğum için düşünüyorum demek,düşünmek yaşamaktır,yaşamakta düşünmek diyen biri için daha yakın gibi görünüyor

Egzistansiyalizmin yani varoluşçuluğun açıklaması çok yüzeysel. Varoluşçuluğu savunanlar, klasik felsefe görüşlerinin aksine sadece ama sadece insanlar için varlığın, özden önce geldiğini belirtirler. Şunu belirtmekte yarar görüyorum ki burada ele alınan konu sadece insandır. Çünkü dünyada insan dışında var olan tüm varlıkların özlerinin, varlıklarından önce geldiği kabul edilmekte iki görüş tarafından da. Bir çiçeğin ne için dünyaya geleceği bellidir ve sonra dünyaya gelir.
Varoluşçuluğu ayıran nokta ise varoluşçuluğun insanın var olduktan sonra özünü “kendisinin” oluşturduğu iddiasında olmasıdır. Varoluşçuluk Şükrücüğümün belirttiği gibi Alman filozof Heidegger tarafından ortaya atılmıştır. Maalesef bu filozofun çalışmaları çok sonra açığa çıkmıştır. Varoluşçuluğun en önemli temsilcisi ise Fransız Sartre’dir.
Heidegger, o zamanlar çok popüler olan Hegel’in görüşlerini eleştirerek işe başlamıştır. Burada sadece Descartes’in zıttı olduğunu söylemek de eksiklik olur zira birçok akımın, görüşün aksini söylemektedir varoluşçuluk ve dini, yaratıcıyı reddeder.
Varoluşçulukla ilgili daha çok bilgi yazabilirim ancak konuya girmekte geç bile kaldım.
Descartes şüphe ettiğinden, düşündüğü sonucuna varıp sonra var olduğunu ispat ettiğini iddia ettiği meşhur sözü biliyoruz. Burada Descartes rüyada olmadığını, bir iblisin ona oyun oynamadığını ispat ediyor. Düşünmemizden kendi varlığımızı ispat edebiliyorsak, bu dünyada bizden başka hiçbir varlığın varlığını ispat edemeyiz. Çevremizdeki insanların, hayvanların, bitkilerin kısaca hiçbir şeyin varlığını ispat edemeyiz. Düşündüğümüz hayali bir adamın düşündüğünü düşünürsek, o adamın gerçekten var olduğuna inanabiliriz(İhsan Oktay Anar gibi). Ben düşünerek sadece idea dünyasının bir yansıması olmadığımızı ispat edeceğimize inanıyorum.
Gelelim varoluşçulara… Varoluşçuların varlığı nasıl ele aldıklarına dikkat edilmeli. Varoluşçular insanın dünyaya geldikten sonra özünü oluşturduğunu söylüyor. Çünkü düşünme kabiliyetini kendi içlerinde oluşturamazlar. Düşünme kabiliyeti, insanın varlığındadır. İnsanın özünü oluşturması demek: Dünyaya geliş sebebini belirlemek, seçimlerini yapmak gibi şeyleri belirlemektir. Bunları seçerek, nasıl bir insan olacağını belirleyerek insanlar özlerini oluşturabilirler.
Varlığımızdaki bir kabiliyet olduğu için düşündüğümüze inanıyorum.
Varoluşçuluk, varlığımızın nasıl olduğuyla o kadar ilgilenmiyor. Varoluşçuluk, insanın özüyle daha çok ilgileniyor. İnsanın dünyaya gelip, kendi başına özünü oluşturduğunu söylüyor. Kader gibi kavramları reddediyor. Varlığımızın ispatıyla ilgilenmiyor. Varlığımızı nerede bulduğumuzu ele almıyor. İnsanın özünü oluşturmasıyla ilgileniyor.
Varoluşçuluğun ilgilendiği alanlar çok daha farklı. İnsanın özünü kendisinin oluşturması, tüm insanlığa karşı sorumlu olması, özgürlüğe mahkûm olması, varlığının önce gelmesi, tamamen kendi seçtiği hayatı yaşaması gibi birçok şeyi içinde barındırıyor varoluşçuluk.

Bu sebepten ben, sorudaki seçeneğin varoluşçuluğa dayanmadığı görüşündeyim. İkisi de birbirinden farklı şeyleri ele alıyor. Seçeneklerden ikisini de seçmiyorum.

Şunu da unutmayalım ki felsefe düşünce işidir ve tutarsızlık çok kötü bir şeydir.

“Düşünüyorum,o halde varım.”daki “var olmak” madden var olmak değildir kanımca…
Düşünce ürünü kast ediliyor,şahsen ben düşünerek varlığıma ve etrafımdakilerin varlığına ulaşıyorum…İlk sorulan sorulardan biri “Varlığın ana maddesi nedir?” idi,bu soru çokça soruldu,cevapları üzerinde kafa yoruldu.Düşünülerek varlık hakkında bilgiye ulaşma yolu seçildi…

Kısacası,”Düşünüyorum,varım.” demek,ben düşünemezsem bedenim olmaz,şu görünen varlığım oluşmaz anlamında değil,varlığımı düşüncede buluyorum demektir…Maddi olarak bakacak olursak tabii ki görünen yapım ve içindeki sistem olmasaydı düşünemezdim,zaten o zaman “düşünce” diye birşeyden söz edilemezdi…

Varoluşçuluğa gelecek olursam,varoluşçulukta insan kendinden başlar,kendi varoluşundan ve eylemlerinden sorumludur,özgürdür bu bakımdan…Fakat özgürce yapılan eylemlerden sonra sorumluluk yine kendine aittir,sonucuna katlanmalıdır.
Bu nedenle,varoluşçulukta düşünme eyleminde de insan özgürdür…Düşünceyi kendi varlığına bağlamak ya da bağlamamak elindedir…

Konu hakkında geniş bilgi almak için aşağıdaki linkleri tıklayınız..

http://www.sevgiadasi.com/egzistansiyalizm-varolusculugun-tarihi.html

http://www.sevgiadasi.com/egzistansiyalizm-varolusculuk-nedir.html



Benzer Yazılar

  • Benzer Yazılar

Cevap Yaz!

You must be logged in to post a comment.