Kapat !
İttihat ve Terakki Cemiyeti nedir – GeliÅŸimi ve Yönetimi | Sevgiadası
Ana Sayfa » Osmanlı Tarihi, Tarih

İttihat ve Terakki Cemiyeti nedir – GeliÅŸimi ve Yönetimi

11 Ocak 2009 No Comment
Bunu Paylas

İttihat ve Terakki Cemiyeti ve Yönetimi

Osmanlı Devleti’nin son dönemi olarak nitelendirdiÄŸimiz “1908-1918 Döneminde” üzerinde durulması gereken siyasal kuruluÅŸlardan en önemlisi, daha sonra bir siyasî parti niteliÄŸi kazanacak olan “İttihat ve Terakki Cemiyeti”dir. Bu cemiyet, l908-1918 yılları arasında on yıla yakın bir süre Türk siyasi hayatını yönlendirmiÅŸ ve damgasını vurmuÅŸtur.
Sonradan “İttihat ve Terakki Cemiyeti” adını alacak olan bu cemiyet, 1889 yılının Mayıs ayında “İttihad-ı Osmanî” adıyla İstanbul’da kurulmuÅŸtur. Bu gizli cemiyetin ilk kurucuları, Askeri Tıp Okulu öÄŸrencilerinden İbrahim Ethem (Temo), İshak Sukuti, Mehmet ReÅŸit ve Abdullah Cevdet, ve Hüseyin Zade Ali Bey’dir.
İttihatçılar ülkede yeniden “MeÅŸrutiyet Yönetimi” kurmak, Kanun-i Esasî’yi yürürlüÄŸe koydurarak devleti anayasal yapıya kavuÅŸturmak, kapatılmış olan Osmanlı Meclis-i Mebusanı’nı açtırmak ve anayasa ile Osmanlı vatandaÅŸlarına verilmiÅŸ olan hak ve hürriyetlere yeniden sahip olmak için, Osmanlı Sultanı II. Abdülhamit’e ve yönetimine karşı mücadeleyi temel amaç olarak belirlemiÅŸlerdi.
Cemiyet, ilk kuruluÅŸunda örgütlenme modeli olarak İtalyan “Carbonari Cemiyetini” örnek almıştır.
KuruluÅŸundan sonra bir süre sessiz kalan cemiyet, daha sonra Askeri Tıbbiye, Harbiye, Mülkiye ve Bahriye gibi okullarda hızla örgütlenmiÅŸtir.
Subaylar arasında, askerî ve sivil yüksekokullarda, medreseler ve hatta tekkelerde taraftarlarını artıran cemiyet, üyeleri kanalıyla da çeÅŸitli illerde örgütlenmiÅŸtir. Cemiyetin böyle hızla yayıldığı, taraftarlarını çoÄŸalttığı günlerde II. Abdülhamit yönetimi, cemiyetin varlığından haberdar olarak, üyelerini takip ettirmiÅŸ ve tutuklatmıştır. Takip ve yakalanmaktan kurtulan bir çok cemiyet mensubu yurt dışına kaçmıştır.
Yurt dışına kaçan cemiyet üyeleri burada da kendilerinden önce Avrupa’ya gelmiÅŸ olan “Genç Türk (Jön Türk)”lerle iliÅŸkiye girmiÅŸler ve bulundukları yerlerde örgütlenmeye çalışmışlardır. Burada ismini de “Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti” olarak deÄŸiÅŸtiren cemiyetin Ülke dışındaki örgütlenmesi baÅŸlıca Üç merkezde yoÄŸunlaÅŸmıştır. Bunlar; a) Paris Åžubesi b) Cenevre ÅŸubesi c) Kahire ÅŸubesi.
4-9 ÅŸubat l902’de yapılan büyük “Jön Türk Kongresi’nde”, ülkeye yeniden kazandırılacak olan MeÅŸrutiyet yönetiminin uygulanması konusunda beliren görüÅŸ ayrılıkları cemiyeti ikiye bölmüÅŸtür. Prens Sebahattin Bey’in öncülüÄŸünde bir grup üye cemiyetten ayrılarak “TeÅŸebbüs-ü Åžahsi ve Adem-i Merkeziyet Cemiyeti”ni kurmuÅŸlar ve Terakki Gazetesi’ni çıkarmaya baÅŸlamışlardır. Ahmet Rıza Bey baÅŸkanlığında temsil edilen diÄŸer grup ise, kongre sonrası ilk icraat olarak “Osmanlı İttihat ve Terakki Cemiyeti”nin ismini “Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti”ne dönüÅŸtürmüÅŸtür.
DiÄŸer taraftan, Selanik’te de l906 Eylül’ünde içlerinde Bursalı Mehmet Tahir Bey, Kazım Nami Bey (Duru), Ömer Naci Bey, Talat (PaÅŸa) gibi bilahare İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin (Partisi) önde gelen isimlerinin yer aldığı “Osmanlı Hürriyet Cemiyeti” adıyla yeni bir cemiyet kurulmuÅŸtur. Bu cemiyet, yurt içinde ve yurt dışında kurulmuÅŸ olan Jön Türk cemiyetlerinin bir devamı deÄŸildir.
Aynı günlerde, 1906 Ekim’inde Åžam’da “Vatan ve Hürriyet” adlı gizli bir cemiyet kurmuÅŸ olan Mustafa Kemal Selanik’e gelmiÅŸtir. Burada, kurduÄŸu cemiyetin Selanik Åžubesi’ni oluÅŸturan Mustafa Kemal daha sonra Suriye’ye geri dönmüÅŸtür. Ancak, bir süre sonra Vatan ve Hürriyet Cemiyeti, Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’yle birleÅŸmiÅŸtir. Böylece Vatan ve Hürriyet Cemiyeti ortadan kalkmıştır.
Osmanlı Hürriyet Cemiyeti kısa zamanda Rumeli’nin her tarafına yayılmıştır. Makedonya’nın bütün ÅŸehir ve kasabalarında ve özellikle Türk Alayları’nın bulunduÄŸu yerlerde genç subaylar arasında taraftar bulmuÅŸtur. Böylece, Makedonya’da bulunan Osmanlı III. Ordusu’nun teÄŸmen, yüzbaşı, binbaşı rütbesindeki subayları bu cemiyete katılmışlardır. Osmanlı Hürriyet Cemiyeti 27 Eylül l907’de merkezi Paris’te bulunan Osmanlı Terakki ve İttihat Cemiyeti ile resmen birleÅŸmiÅŸtir.
Bu birleÅŸmeden güçlenerek çıkan cemiyet, artık Sultan II. Abdülhamit yönetimine karşı yaptığı mücadeleyi siyasî olmaktan çıkararak askerî bir temele de dayandırmıştır. Abdülhamit’in baskıcı yönetimini sona erdirmek amacıyla bazı genç subaylar genel bir ayaklanma çıkarılmasını istemekteydiler. Bu amaçla KolaÄŸası Niyazi Bey Resne’de emrindeki kuvvetlerle daÄŸa çıkmış, daha sonra da Enver Bey TikveÅŸ’te, Eyüb Sabri Bey Ohri’de, Selahattin ve Hasan Tosun Bey’ler Arnavutluk’ta aynı ÅŸekilde “Hürriyet Taburları” kurarak daÄŸa çıkmışlardır.
Cemiyet, saraya telgraflar çekerek Anayasa’nın hemen yürürlüÄŸe konulması ve Meclis-i Mebusan’ın toplantıya çağırılmasını istemiÅŸtir. Ayrıca ÅŸayet milletin bu isteklerini kabul etmeyecek olursa, tahtından indirileceÄŸi Sultan II. Abdülhamit’e bildirilmiÅŸtir. Nitekim 23 Temmuz l908’de Manastır’da ve Selanik’te MeÅŸrutiyet resmen ilân edilmiÅŸtir. Bütün bu geliÅŸmeler üzerine Sultan II. Abdülhamit, yayınladığı bir bildiriyle Osmanlı Devleti’nde anayasayı yeniden yürürlüÄŸe koyduÄŸunu ve meÅŸrutiyeti ilân ettiÄŸini açıklamıştır.
Artık İttihat ve Terakki ismini kullanmakta olan cemiyet için, MeÅŸrutiyetin ilânından sonra yeni bir dönem baÅŸlamıştır.
Cemiyetin, 1911 Kongresi’nde tüzüÄŸünde yapılan bir deÄŸiÅŸikle İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin merkezi İstanbul olan bir siyasal parti olduÄŸu belirtilmiÅŸtir. Böylece, Türk demokrasisinde ilk siyasî parti olma özelliÄŸi İttihat ve Terakki Partisi’nin olmuÅŸtur. Bu parti, 5 Kasım 1918’deki son kongresinde kendisini feshetmiÅŸ ve Teceddüt Fırkası adıyla yeni bir kimlik kazanmıştır.
İttihat ve Terakki Cemiyeti (Partisi) bünyesinde, çok sayıda asker, sivil, fikir adamı, gazeteci, yazar ve ÅŸair isimleri barındırmıştır. Ancak, İttihat ve Terakki deyince ilk akla gelen isimler “Enver PaÅŸa, Talat PaÅŸa, Cemal PaÅŸa”lardır. Aynı zamanda bunlar lider olarak da ön plâna çıkmışlardır. Ancak ÅŸunu hemen belirtmeliyiz ki; Milli Mücadele’mizin büyük önderi Mustafa Kemal PaÅŸa baÅŸta olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluÅŸ yıllarındaki bir çok önemli isim bu cemiyetin bünyesinden çıkmıştır.
İttihat ve Terakki Cemiyeti Osmanlı Devleti’nin dağılmasını önlemek için “Osmanlıcılık veya Pan-Osmanizm” düÅŸüncesini “İttihad-ı Anasır” (Unsurların BirliÄŸi) ÅŸekliyle benimsemiÅŸ ve cemiyet-parti içinde ve devlet yönetimindeki uygulamalarında bunu gerçekleÅŸtirmeye çalışmıştır. Bu nedenle; cemiyet-parti bünyesine Türklerin yanında Araplar, Arnavutlar gibi Türk olmayan Müslümanları ve Ermeniler, Rumlar, Yahudiler gibi gayri müslimleri almışlardır. Ancak gayri müslimler ile Arnavutlar ve bilahare Araplar gibi Türk olmayan Müslümanların her yönden Türk milletine ve Osmanlı Devleti’ne karşı ihanet, isyan ve ayaklanmaları üzerine bu düÅŸüncelerini terketmiÅŸlerdir. Özellikle, Balkan SavaÅŸları esnasında uÄŸradığımız yenilgi ve Türk insanının uÄŸradığı haksızlık ve zulüm devlet adamlarımızın ve aydınlarımızın savundukları “Osmanlılık” ve “İslâmcılık” fikirlerinden uzaklaÅŸarak “TürkçülüÄŸü” ön plana çıkarmalarına yol açmıştır. Bu nedenle İttihatçılar, Türkçülük fikrini parti programlarına almışlar ve 1913-1918 yılları arasında iç ve dış politikalarında adeta bir devlet politikası olarak uygulamışlardır.
Birinci Dünya Savaşı sonrası Türk milletinin anavatanının, yani Anadolu’nun iÅŸgal edilerek milletimizin esaret altına alınmak istenmesi karşısında, İttihat ve Terakki Cemiyeti-Partisine mensup bir çok vatansever Mustafa Kemal PaÅŸa önderliÄŸinde baÅŸlamış olan Milli Mücadele’ye katılmışlardır.
Genç ve idealist bir kadroya dayanan İttihat ve Terakki Cemiyeti-Partisi, Osmanlı Devleti’ni parçalanmaktan kurtarmak amacıyla yola çıkmalarına ve iktidara hiç düÅŸünmedikleri kadar kolay ulaÅŸmalarına raÄŸmen, devlet yönetimindeki tecrübesizlikleri ve dönemlerindeki iç ve dış gaileler sebebiyle bu amaçlarını gerçekleÅŸtirememiÅŸler dir. Üstelik Trablusgarp Savaşı, Balkan SavaÅŸları ve nihayet I. Dünya Savaşı’yla ülkeyi parçalanmanın ve yıkılmanın eÅŸiÄŸine getirmiÅŸlerdir.
Osmanlı Devleti’nde ikinci defa MeÅŸrutiyeti kazandırmakla ve Türk siyasî hayatına çok partili hayatı getirmekle övünmüÅŸ olan İttihatçılar, kendi elleriyle kurdukları çok partili hayatı yine kendi elleriyle katletmiÅŸlerdir. Mutlak iktidarları döneminde siyasî rakiplerine ve diÄŸer siyasal partilere hayat hakkı vermemiÅŸlerdir. Bu dönemde bazı siyasî partiler kapatılmış veya faaliyetleri yasaklanmış, birçok siyasî muhalifleri tutuklanmış ve sürgünlere yollanmıştır.
Yukarıda da belirttiÄŸimiz gibi, I. Dünya Savaşı’ndan Osmanlı Devleti’nin maÄŸlup olarak çıkması ve Mondros Mütarekesi’nin imzalanması üzerine İttihat ve Terakki Partisi; 5 Kasım 1918’de yaptığı son kongresinde partiyi kapatarak “Teceddüt Fırkası” adıyla kuracakları yeni parti bünyesinde siyasî faaliyetlerine devam etmelerini kararlaÅŸtırmıştı.

Popularity: unranked [?]

Benzer Yazılar

  • Benzer Yazılar
EkleBunu Sosyal Paylaþým Butonu

Cevap Yaz!

You must be logged in to post a comment.