Kapat !
Ailede EÄŸitim nedir – Ailede Alınan EÄŸitimin Önemi | Sevgiadası
Ana Sayfa » Paylaşım, eÄŸitim

Ailede EÄŸitim nedir – Ailede Alınan EÄŸitimin Önemi

24 Mart 2009 No Comment
Bunu Paylas

1. Anne ve Babanın Davranışları:

İnsan iliÅŸkileri içinde en uzun ömürlü ve önemli etkileri olanı, hiç kuÅŸkusuz anne-baba ile çocukları arasında olan iliÅŸkilerdir. Bir de çocuÄŸun yetiÅŸmesinden baÅŸarı ya da baÅŸarısızlıklarından yalnızca veya yüzde yüz anne-babayı sorumlu tutmak doÄŸru deÄŸildir. Çünkü çocuk yalnızca anne ve babasının aile eÄŸitiminin etkisi altında kalmış olsaydı, bir ailedeki tüm çocukların birçok özellikleri yönünden birbirlerinin aynı olmaları gerekirdi. Her çocuk ailenin parçasıdır. Fakat çocuÄŸun yetiÅŸmesi ve geliÅŸmesinde okulun ve en geniÅŸ anlamda toplumunda sorumlulukları da katkılardan biridir. Bence, anne-babaları tarafından gerçekten sevilip sayıldıklarına inana çocuklar davranışlarında daha bağımsız ve kendilerine daha çok güvenen insanlar durumuna gelmektedirler. ÇocuÄŸun kiÅŸiliÄŸi önce ve esaslı olarak anne-babası arasında biçimlenmeye ve renk almaya baÅŸlar. Ancak bir çocuÄŸun aile çevresinde kazandığı kötü alışkanlıkları deÄŸiÅŸtirmek, kolay bir iÅŸ deÄŸildir. Atalarımız, öncelikle ilk yıllardaki etkilerin önemini belirtmek için “AÄŸaç yaÅŸken eÄŸilir” demiÅŸlerdir. Yapılan incelemelerde gösterdiÄŸi gibi hayatında anne-babasının her yaÅŸta kiÅŸiliÄŸi üzerinde etkisi olmaktadır. EÄŸer bu etkiyi derecelendirmek, ağırlık ve önem bakımından bazı dönemlere ayırmak gerekirse özellikle doÄŸumdan 5 yada 6. Yaşın sonuna kadar insan hayatındaki önemi çok büyüktür.

Bunun nedenleri;

a. Bir çocuÄŸun anne-babası ile bir arada olma süresi ve bu dönemde, hayatının diÄŸer dönemleri ile kıyaslanamayacak kadar uzundur.

b. Kimi anne-babalar, özellikle bu yaÅŸlardaki çocuklar için “daha yaşı küçüktür, nasılsa bir ÅŸeyler anlamaz” diye düÅŸünebilirler.

Bu türlü fikirler anne-babaların çocuklarına karşı davranışlarında, birbirlerine olan iliÅŸkilerinde daha az hassas, daha az dikkatli olmalarına neden olmakta ve ruh saÄŸlığının bozulmuÅŸ, uyumsuz bir duruma gelmiÅŸ insanların çoÄŸunun hayat hikayelerinin dinlenince bu gibilerinin ruh saÄŸlıklarının bozulmasını saÄŸlayan nedenlerin köklerinin bu yaÅŸlara kadar gelip dayandığı görülmektedir. Bu genel niteliklerden bahsettikten sonra hangi davranışların çocukların üzerinde etkili olduÄŸundan bahsedebiliriz:

I. Anne-Babaların Sorumlulukları: Her anne-babayı bekleyen sorumluluklar vardır. ÇocuÄŸun yaşı ilerledikçe anne-babasının taşıyacağı sorumluluklar azalır. Bir kısmı uzar. Kimilerine göre anne-babaların en önemli sorumlulukları: çocuÄŸun yemek, içmek, giyim, kuÅŸam vb. gibi temel ihtiyaçlarını gidermektir. Oysa anne-babaların sorumlulukları bunları aÅŸan çok daha geniÅŸ, daha baÅŸka konuları kapsamaktadır. Çocukların bazı temel ihtiyaçları vardır ki, bunların saÄŸlıklı ve dengeli olarak giderilmesindeki sorumlulukların önemli bir kısmı anne-babaları ilgilendirir. Özellikle büyüme ve geliÅŸmenin çok hızlı olduÄŸu okul öncesi çağında ve daha sonraları çocuÄŸun yemesiyle, giyimi, kuÅŸamıyla, uykusu, dinlenmesi ve oyunuyla ilgilenmesi gereken anne-baba, çok küçük yaÅŸlardan baÅŸlayarak örneÄŸin cinsel eÄŸitimiyle de ilgilenmek zorundadır. Öte yandan çocukların ruhsal ve toplumsal nitelikleri temel ihtiyaçlarının (güven, baÅŸarı elde etme, sevgi, beÄŸenilme, birlikte yaÅŸama) giderilmesinde de anne-babalara düÅŸen önemli görevler vardır. Suçluların, alkoliklerin, hayatına son verenlerin, ruh hastalarının, kötü yola sapmış kiÅŸilerin hayat öykülerini gözden geçirdiÄŸimizde, bu insanların bu duruma gelmelerinde anne-babalarının payının büyük olduÄŸu görülmektedir.

Çocuk yetiÅŸtirmede anneye ve babaya düÅŸen görev ve sorumluluklar ayrıdır. Günün yorucu iÅŸ hayatından eve yorgun argın dönen ve bu yüzden de kendini haklı bulan babaların yaÅŸayışları hemen hemen aynıdır. Yemekten sonra günlük gazete ve dergileri gözden geçirmek sonra da yatıp uyumak anneler ve çocuklar tarafından babalarının kendileriyle yeteri kadar ilgilendirmedikleri düÅŸüncesine kapılmasına sebep olur. Babalarından bazı davranışlar beklerler. ÖrneÄŸin; ev iÅŸlerinde hanımlarına yardım etmeleri, çocuklara bakmaları gibi. Bir erkeÄŸin baba olarak aile bireylerine karşı yerine getirmekle zorunlu olduÄŸu bazı davranışlar vardır ki, durum ne olursa olsun ne kadar yorgun ve meÅŸgul olursa olsun unutulmaması gereken davranışlardır bunlar. Bu davranışlar nelerdir?

a. Aile bireylerinin ihtiyaç duyduÄŸu ilgi ve sevgiyi vermede, bir baba olarak bazı görev ve sorumlulukları olduÄŸunu unutmak.

b. Çocukların babaları tarafından okÅŸanmak, sevilmek istediklerini unutmamak.

c. Çocuklar okulda yada sokakta yaptıklarını, baÅŸarılarını babalarına anlatmak isterler; onları anlayışla karşılamak.

Bunları gerçekleÅŸtiren babalar hem kendileri dinlenmiÅŸ olurlar, hem de bu davranışlarıyla çocuklarının gözünde büyür aranan bir baba durumuna gelirler. Tabi bu arada annelerin de bu konuda üzerlerine düÅŸen bir görevi vardır. Para kazanmak, ailesini geçindirmek nedeniyle geç saate kadar çalışıp eve yorgun argın gelen babaların içinde bulunduÄŸu durumu çocuklarına anlatmak, böylece çocuklarının babalarına karşı daha anlayışlı davranmalarına yardımcı olmak. Babalarının durumunu yakından bilen çocuklarda babasıyla olan iliÅŸkilerinde isteklerinde ölçülü olurlar. Böylece çocuklarda babalarına karşı yanlış birtakım duygu ve düÅŸüncelerin yerleÅŸmesi de önlenmiÅŸ olur. Çocuk bakımı ve eÄŸitimi görevini, sorumluluÄŸunu bir yüke benzetirsek bu yük karı-koca tarafından birlikte taşındığı zaman ağırlığı pek hissedilmez. EÄŸer yükün taşınması yalnız bir kiÅŸinin omuzlarına bırakılırsa, ağırlığı iÅŸte o zaman o kiÅŸiyi ezer, yorar, bunaltır. Annenin ailedeki yerine, görev ve sorumluluklarına gelince; “Yuvayı yapan diÅŸi kuÅŸtur” Sözünden anlaşıldığı üzere anneyi bir evin direÄŸi, koordinatörü ve rehberi olarak görürüz. Aile içinde herkesin hakkını gözetmede, herkesin yeri ve deÄŸerini saptamada denge saÄŸlamaya çalışan bir kiÅŸi. Para kazanma konusunda ise çocuklar genelde babalarının çalışmalarını normal karşılarlar ama annelerinin zorunlulukla da olsa çalışmalarını istemezler. Bu yüzdendir ki bir anne çalışamaya karar vermeden önce çocuklarının yaÅŸları, ruhsal durumlarını dikkate almalı ve neden çalışması gerektiÄŸini anlayacakları dilde onlara anlatmalıdır.

II. Sevgi, saygı ve sevecenlik: İnsan hayatında çok yüce ve çok anlamlı bir yeri ve deÄŸeri olan bu duygular insanda doÄŸuÅŸtan mevcut deÄŸildir. İnsanoÄŸlu bu duyguları doÄŸduktan sonra yaÅŸayarak, görerek öÄŸrenir ve o da bu duyguları baÅŸkasına göstermeye, uygulamaya baÅŸlar. Herhangi bir ihtiyacını karşılamak amacıyla yavrusunu kucağına alan, baÄŸrına basan bir anne, bu davranışlarıyla sevilmenin, sevmenin ilk derslerini vermektedir. Sevilmeyi böylece öÄŸrenmeye ve yavaÅŸ yavaÅŸ alışmaya baÅŸlayan çocuk kısa bir süre sonra da bir besin maddesi gibi sevmeyi sevilmeyi bekler. DiÄŸer bir deyiÅŸle sevgi böylece temel bir ihtiyaç durumuna gelir çocuk için. İşte bu noktadan sonra özellikle annelerin, artık çok dikkatli olmaları gerekmektedir. Bir annenin çocuÄŸuna gösterdiÄŸi sevginin ölçüsünde yanlış bir istikamete yönelmesi hem ileride çocuÄŸuyla olan iliÅŸkilerinde içinden çıkılmaz bir duruma sokabilir, Hem de az sonra belirteceÄŸim nedenler yüzünden çocuÄŸun kiÅŸiliÄŸinin etkilenmesine yol açabilir. Hayatın ilk yıllarında çocuk, annesinin sürekli bakımına muhtaçtır bu yüzden annesi ile çocuk arasında çok yakın bir baÄŸlılık baÅŸlar. İşte tam bu sırada annenin çocuÄŸuna göstereceÄŸi ilgi, sevgi ve koruma gibi davranışların ölçüsünde bir anormallik, bir dengesizlik geliÅŸebilir. ÖrneÄŸin bir bitkinin geliÅŸip büyümesinde suya, havaya, güneÅŸe ve gübreye ihtiyaç vardır. Bu ihtiyaçları ancak belli ölçüler içinde alabilen bitkiler saÄŸlıklı olarak büyüyebilirler. GeliÅŸimi sırasında ihtiyaçtan fazla verilen su, bir fidanın çürümesine neden olabilir, susuzluk ise kurutabilir fidanı. Sevgi ve sevecenliÄŸinde insan hayatında buna benzer etkisi vardır. Dengesi yada ölçüsü bozuk bir sevgi ve sevecenlik duygusu, hangi yönde geliÅŸirse geliÅŸsin çocuÄŸun eÄŸitimi üzerinde daima kötü ve olumsuz etkiler yapar. Bu duyguların sunuluÅŸunda, doyuruluÅŸunda azlık yada çokluk bakınız çocuÄŸun kiÅŸiliÄŸi üzerinde nasıl etkilerde bulunur.

a. Aşırı Sevgi: ÖrneÄŸin önce, aşırı derecede sevilerek yetiÅŸtirilmekte olan bir çocuÄŸu ele alalım. Anne-babası tarafından her zaman okÅŸanmaya el üstünde tutulmaya her isteÄŸi yerine getirilmeye övülmeye alıştırılmış olan çocukla, anne-babası arasında son derece yakın bir baÄŸlılık meydana gelir. Bu baÄŸlılık önce çocuÄŸun geliÅŸmesini ve olgunlaÅŸmasını önler ve geciktirir. Yaşının ilerlemesine karşın, çocuÄŸun çocuk kalmasına neden olur. Bunun yanı sıra, çocuk aynı sevgiyi diÄŸer insanlardan bekler. Bunu bulamayınca da büyük düÅŸ kırıklığına uÄŸrar. İnsanların onu sevmediÄŸi, ona deÄŸer vermediÄŸi gibi yanlış düÅŸüncelere kapılabilir. Bunun sonucu olarak çevresindeki insanlara düÅŸman kesilir yada insanlara karşı düÅŸmanca duygular besler. Annesi babası tarafından aşırı derecede sevilen çocukların gereksiz yere sık sık öpüldüÄŸü, okÅŸandığı, zaman zaman da anne-babasının yatağına yatırıldığı görülmektedir. Bu türlü davranışlar çocuÄŸun cinsel hayatı üzerinde çok olumsuz etkilerde bulunur. Böyle yetiÅŸtirilen çocuklar yetiÅŸkinlik yıllarında bile bu baÄŸlılığın etkisinden kendilerini kolay kolay kurtaramazlar. Cinsel hayatlarında bu yüzden oluÅŸan bazı durumlar, sapıklık ya da anormallikler ömürleri boyunca bu gibileri huzursuz ve uyumsuz yapar. Acaba hangi çocukların aşırı derecede sevilmesi ya da korunması ihtimali vardır. Yapılan incelemelere göre anne-babaları tarafından aşırı derecede sevilmeleri yada korunmaları ihtimali bulunana çocuklar ÅŸunlardır: Tek çocuklar, ailenin en küçük çocukları, anne-babanın yaÅŸlılık çaÄŸlarında dünyaya getirdikleri çocuklar, çok güzel çocuklar, uzun yıllar bekleyiÅŸlerden sonra dünyaya gelen çocuklar. Bir evin bir kız yada bir oÄŸlu olan çocuklar, nineler ve dedeler tarafından özel bir sevgiyle sevilen çocuklar…vb. Freud’a göre; çocukları aşırı derecede sevmek, korumak gibi davranışlar, nevrotik ana-babalarda (yani kaygılı, kuruntulu, kuÅŸkulu) daha çok görülmektedir. Bir kısmını sıraladığımız bu ve benzeri nedenleri bilen ana-babalar böyle durumlarda biraz uyanık ve tedbirli olurlarsa çocuklarını gelecekte beklediÄŸini söylediÄŸimiz düÅŸ kırıklıklarından ve tehlikelerden korumuÅŸ olurlar.

b. Sevgi Azlığı: Åžimdi birazda konunun öbür yüzüne bakalım:Yani sevgi yokluÄŸu sevgi azlığı konusu. Hiçbir anne-baba kendisine katı yürekli denmesini istemez. Ne var ki, zaman zaman elde olmayan nedenler yüzünden de çocuklarımıza böyle davrandığımız, çok katı, çok sert çıkışlar yaptığımızda bir gerçektir. Çocuklarımızın beÄŸenmediÄŸimiz davranışları karşısında, sert çıkışlar yaparız bağırıp çağırırız. “Artık sen bizim çocuÄŸumuz deÄŸilsin, sevmiyoruz seni…” gibi bir bakıma doÄŸru olmayan çıkışlardır bunlar. Oysa bir çocuk için cezaların en büyüÄŸü onun gözünde çok büyük anlam ve deÄŸer taşıyan annesinin ya da babasının sevgisini yitirmektir. Bu gibi davranışlara sık sık baÅŸvuran anne-babaların çocuklarında büyük bir güvensizlik duygusu, çekingenlik ve korku durumu görülür. Yalnız kendine deÄŸil, anne-babasına karşı olan güveni de azalır çocuÄŸun. Kötü, beÄŸenilmeyen davranışlar karşısında çocuÄŸa geliÅŸi güzel söylenmiÅŸ olan, “Artık seni sevmiyorum” gibi sözleri çocuk ciddiye alır. Çocuk çok yıkıcı ve derin izler bırakan etkileri olur bu gibi sözlerin. Oysa herkes bilir ki; sevilmeyen, beÄŸenilmeyen çocuÄŸun kendisi deÄŸil davranışlarıdır. Ne var ki, çocuk aradaki farkı anlayamaz, kavrayamaz. GeliÅŸi güzel söylenmiÅŸ sözler ya da bu konudaki kusurlu davranışlar çocukta; “Artık annem babam beni sevmiyorlar” gibi yersiz bir takım duygu ve düÅŸüncelerin geliÅŸmesine yol açabilir. Yalnızca kötü davranışları üzerinde durulduÄŸunu, azarlandığını, sevilmediÄŸini; iyi davranışlarına ise hiç ilgi gösterilmediÄŸini gören çocuklarda yanlış birtakım kanılar da doÄŸabilir. Bu gibi çocuklar büyüklerine karşı küskünlük duyarlar, içlerine dönerler, kendilerine karşı güvenleri azalır. Suç iÅŸleyenlerin, ruh saÄŸlığı ciddi olarak bozulmuÅŸ kimselerin, uyumsuz davranışlar gösteren kimselerin çoÄŸunluÄŸunu özellikle anne-baba sevgisinden yoksun olarak yetiÅŸmiÅŸ insanlar oluÅŸturmaktadır. Anne-babanın dışarıda çalışması sonucunda ilgisiz ve sahipsiz kalan çocukların akrabandan sevilmeyen birine benzeyen çocukların bazen sakat, özürlü, sakat, zekaca geri, çirkin yada istenmeden dünyaya gelen çocukların sevilmemeleri ihtimali çok kuvvetlidir. Bu arada, zekaca düÅŸük düzeyde olan kimi ailelerin zekaca üstün durumda olan çocukları sevmedikleri de görülebilir. Annenin özellikle çok küçük yaÅŸlarda çocuÄŸuna göstereceÄŸi yakınlık ve sevginin derecesi çok önemlidir. EÄŸer bu sevgi ve ilgi duygusal yönden doyurucu nitelikteyse çocuÄŸunda diÄŸer insanlara karşı aÅŸağı yukarı aynı tepkide bulunması ihtimali çoktur. EÄŸer çocuk ailesinden bu duyguları yeterince almamışsa, bir insan için çok önemli olan bu temel ihtiyaçları kadar giderilmemiÅŸse, çocuÄŸun ileride insanları sevmeyen onlardan uzak duran soÄŸuk bir duruma gelmesi beklenebilir. Sevginin kiÅŸi hayatındaki yerini ve önemini açıklarken saygı kavramının da bu duygunun içinde bulunduÄŸunu kabul etmek gerekmektedir. Öteden beri süregelen yanlış anlayışa göre saygı yalnızca yaÅŸ ve makam yönünde bizden daha üst durumda olanlara gösterilmesi gereken bir duygu bir davranış biçimidir. Oysa saygı: küçük, büyük farkı gözetmeksizin; karşımızdaki ne ve kim olursa olsun, onun her ÅŸeyden önce en az bizim gibi ve bizim kadar bir insan olduÄŸunu kabul ederek herkese vermemiz gereken bir deÄŸerin belirtisidir. Çocuklarımızı adam yerine koymak onlara gerçekten insan gibi davranmak, onların görüÅŸ ve düÅŸüncelerine önem vermek, deÄŸer vermek… İşte tüm bu davranışların toplamı, çocuklarımıza duyduÄŸumuz saygının ölçüsünü ortaya koyar. Bu anlayışa göre, bu hava içinde yetiÅŸen çocuklarda aynı davranışları baÅŸkalarına gösteren kimseler durumuna gelir.

III. Anne ve babaların Disiplin Anlayışı:

Disiplin: Bir çocuÄŸun kendi istek ve ihtiyaçlarıyla, çevresinden gelen istekleri baÄŸdaÅŸtırmasına yardım etmek için planlanmış bir etki biçimidir. Fakat bu konu kimine göre “çocuÄŸa nasıl davranması gerektiÄŸini öÄŸretmek.” Kimine göre “çocuÄŸu cezalandırmak” kimine göreyse “çocuÄŸa itaat etmesini öÄŸretmektir.” Demektir. Disiplin konusunda baÅŸlıca üç görüÅŸ vardır. Bunlardan birincisi, çocuÄŸun hemen hemen her davranışını yasaklayan, engelleyen, katı, sert ve özgürlük tanımayan otoriter disiplin anlayışı, ikincisi ise bu anlayışa tamamen aksi ve çocuÄŸun hemen hemen her davranışına göz yuman aşırı özgürlük tanıyan hoÅŸgörülü disiplin yolu. Üçüncüsü ise bu iki görüÅŸün karışımı olan çocuÄŸun geliÅŸim ve büyüme dönemlerinin özelliklerini göz önünde bulundururlar zaman zaman davranışların hoÅŸgörüyle karşılanması gerektiÄŸin kabul eden demokratik disiplin yoludur. EÄŸitimciler bu disiplin anlayışı için (en güzel fakat uygulanması da o derece güç bir yol) demektedirler. Hemen söylemeliyim ki aşırı baskı yasaklamalar ve engellemelere dayanan disiplin anlayışı, bunun tamamen tersi aşırı özgülüÄŸe sınırsız özgürlük ve hoÅŸgörüye dayanan disiplin anlayışı, çocuÄŸun eÄŸitimi ve kiÅŸiliÄŸi ve eÄŸitimi üzerendi aynı olumsuz etkilerde bulunmaktadır. Bu tip disiplin anlayışlarına göre yetiÅŸtirilen çocuklar ÅŸaÅŸkın ürkek, çekingen, ne yapacağını bilemeyen güçsüz kiÅŸilikli kimseler durumuna gelmektedir. ÇocuÄŸun bir ÅŸey yapması, yada yapmaması istenirken ona daima nedeni anlatılmalı, açıklanmalıdır. ÇocuÄŸun eÄŸitiminden sorumlu kimseler arasında disiplin anlayışı yönünden birbirinden farklı görüÅŸlerin bulunması da çocuÄŸu ÅŸaşırtır. Öyle davranışlar vardır ki bunlar, bu davranışları deÄŸerlendirenin görüÅŸüne göre deÄŸiÅŸir. Birine göre normal ve doÄŸru sayılan bir davranışın öbürüne göre anormal sayılması birinin hoÅŸgördüÄŸü bir davranışı öbürünün yasaklaması beÄŸenmemesi gibi durumlar çocuÄŸu ÅŸaÅŸkına çevirir. Anne babanın dengesiz davranışlarının da disiplin üzerinde çok derin olumsuz etkileri vardır. ÇocuÄŸu bir dakika önce öper, sever yada başının üstüne çıkarırken, bir dakika sonra yaptığı bir kusurlu davranış yüzünden azarlamak, cezalandırmak… Kızılması gereken bir davranış karşısında köpürmek, bağırmak çağırmak, kızılacak bir davranışı ise hoÅŸ görmek bağışlamak… Bu gibi dengesiz davranışlar da çocuÄŸu ÅŸaşırtır. Anne babasına karşı olan saygının azalmasına, güvenin yok olmasına neden olabilir. Disiplin konusunda son olarak diyebiliriz ki çocuÄŸa her zaman her yerde, kendi kendini denetim altına alabilme gücünü ve alışkanlığını vermeye, kazandırmaya çalışmalıyız. Davranışlarını bir baÅŸkasını sevindirmek bir baÅŸkasının gözüne girmek yada birinden korktuÄŸu, çekindiÄŸi için deÄŸil, doÄŸruluÄŸuna, öyle yapılması gerektiÄŸine inandığı için ayarlamak. Bu alışkanlığı kazanmış bir kiÅŸi her zaman ve her yerde aynı biçimde davranır. Böyle bir insan, davranışlarını ayarlarken daima önce kendisini düÅŸünür. Kendi kendine hesap vererek davranışlarını buna göre bir yön ve biçim vermeye çalışır.

a. Aşırı baskı ve disiplin anlayışı: Aşırı baskı ve sıkı disiplinin çocuÄŸun kiÅŸiliÄŸini hiçe sayan bir davranış biçimidir. Böyle yetiÅŸen çocuklarda genel olarak iki tepki görülür. Bunlardan biri: çocuÄŸun sinmesi içine kapanması, uysal ve söz dinler görünmesi ötekisi ise açıkça karşı koymak her türlü otoriteye baÅŸ kaldırmak kimi çocuklarda da her iki davranışa da rastlayabiliriz. Yapılan incelemeler göre aşırı baskı ve sert disiplin altında yetiÅŸtirilen çocuklarda ÅŸu davranışlar görülmektedir: 1. Anne babalarından nefret etmek. 2. İnsanlarla iyi geçinememek, kavgacı ve geçimsiz kimseler durumuna gelmek. 3. Sinirlerine hakim olmakta güçlük çekmek, alıngan ve çabuk parlayabilen bir kiÅŸiliÄŸe sahip olmak. 4. Ne kendilerine ne baÅŸkalarına güvenememek. 5. Her türlü otoriteden nefret etmek. 6. Bir takım yersiz korku ve kaygıları olmak. 7. ArkadaÅŸları edinmekte güçlük çekmek.

b. Aşırı serbestlik ve gevÅŸeklik: Çocukların çok sıkı bir disiplin altında geçmiÅŸ kimi anne ve babalar (biz çektik, çocuklarımız çekmesin) diyerek, çocuklarının davranışlarında tamamen özgür bırakırlar. Öte yandan kimi anne-babalarda çok meÅŸgul oldukları, çocuklarına ayıracakları zaman bulamadıkları için çocuk kendiliÄŸinde denetimsiz ve özgür kalır. Sınırsız bir özgürlük içinde yetiÅŸen bu çocuklara neyin iyi, neyin kötü, neyi yapabilecekleri, neyi yapmanın kendilerini güç duruma sokabileceÄŸi gibi hususlar öÄŸretilmediÄŸi için onlar da her akıllarına geleni yapmakta hiç bir sakınca görmezler. Tabi bu yüzden de zaman zaman güç ve tehlikeli durumlara düÅŸebilirler. En basit anlamda bir baskıya da müdahale böyle yetiÅŸen çocukları çok rahatsız eder. Hemen tepkide bulunmalarına neden olur. BaÅŸkalarının hakkına saygı ve iÅŸ birliÄŸi gibi davranışları öÄŸrenmedikleri için yalnız kendilerini düÅŸünen, bencil davranışları yüzünden sevilmeyen, istenmeyen insanlar durumuna gelirler.

c. Ceza ve ödülün etkileri: Çocuklara; kötü ve beÄŸenilmeyen davranışları bir daha tekrar etmemeleri için ceza, iyi ve beÄŸenilen davranışları teÅŸvik etmek, gayrete getirmek için de ödül verilir. Ceza ve ödülün bir iÅŸe yaraması etkili olabilmesi için çok dikkatli kullanılması gerekir. Aksi halde hiç bir iÅŸe yaramadığı gibi, ters etkileri de olur. ÇocuÄŸa ceza verilmeden önce, cezalandırmayı düÅŸündüÄŸümüz davranışın nedeni araÅŸtırılmalıdır. Kimi çocuklar bilmedikleri için bilgisizlikleri yüzünden kötü yada beÄŸenilmeyen bir davranışta bulunurlar ve kendilerine bu yüzden bağırıldığı kızıldığı ve ceza verilmek istendiÄŸi zaman ÅŸaşırırlar. O zaman anlarlar kötü bir ÅŸey yaptıklarını. İşte böyle bir çocuÄŸu cezalandırmak büyük bir haksızlık olur. Bu gibi çocukları cezalandırmak yerine neden kusurlu kabahatli bir duruma düÅŸmüÅŸ olduklarını açık açık anlatmak ve böylece bu davranışın tekrarını önlemeye çalışmak daha etkili bir yoldur. Cezanın etkili olabilmesi için çocuÄŸun, niçin cezalandırılması gerektiÄŸini açıkça bilmesi gerekir. Öte yandan çocuÄŸun davranışlarıyla verilen ceza arasındaki iliÅŸki çocuk için önemlidir. EÄŸer çocuk davranışlarıyla verilen ceza arasında adil dengeli ve olumlu bir iliÅŸki olduÄŸu sonucuna varırsa durumda ÅŸikayetçi olmaz. Çünkü verilen ceza yerindedir. Ancak böyle kullanılmadığı zaman çocuk verilen cezadan ders alır. Verilen ceza; çocuÄŸun davranışlarıyla karşılaÅŸtırılınca çok hafif ya da çok ağır olmuÅŸsa böyle bir ceza çocuk üzerinde yapıcı deÄŸil yıkıcı etkide bulunur. Hafif cezalar ağır cezalardan daha etkilidir. Kimi çocuklar için bir sert bakış kimileri için bir acı söz, kimileri için uzun bir süre devam etmemek koÅŸuluyla bazı hak ve ayrıcalıklardan yoksun bırakmak etkili bir ceza olabilir. Anne ve babalar ceza vermeden önce verecekleri cezanın tam anlamıyla uygulanabilmesi mümkün mü deÄŸil mi, düÅŸünmelidirler. Aksi durumda çocuÄŸun gözünde alay konusu olur. Bu cezanın da hiçbir etkisi olmaz. İçe dönük kendilerine karşı güvenleri olmayan çekingen çocuklar üzerinde cezanın çok olumsuz etkileri vardır. Verilen cezalar bu gibi çocukların daha çok kendi kabuklarına çekilmelerine kendilerine karşı güvenin daha da azalmasına neden olur. EÄŸer çocuÄŸun cezalandırılması gerekiyorsa içinde bulunduÄŸu ruhsal durum göz önüne alınmalıdır. Çocuk çok kızmışken aklı başında deÄŸilken, çok sinirli bir durumdayken verilen cezalar, kızgın motora soÄŸuk su dökmeye benzer. ÇocuÄŸun daha sert tepkilerde bulunmasına sebep olabilir. Kısacası olumlu olmaz, bu durumda verilen cezanın. Biraz da ödülden söz edelim. ÇocuÄŸun baÅŸarılarını övmek güzel ve hoÅŸa giden davranışlarının tekrarını saÄŸlamak amacıyla ve özendirmek için zaman zaman çocuÄŸun ödüllendirilmeye ihtiyacı vardır. Ödül denilince akla hemen para ve çeÅŸitli armaÄŸanlar gelir. Eve çocuÄŸumuzu zaman zaman ödüllendirirken para ve armaÄŸanlar bir ödül aracı olarak kullanılmalıdır. Bunun herhangi bir sakıncası yoktur. Kanımızda çocuÄŸun baÅŸarılarını beÄŸenilen davranışlarını ödüllendirmenin de etkili yolları vardır. ÖrneÄŸin güzel ve tatlı sözlerle çocuÄŸun baÅŸarısı övmek zamanında ve yerinde candan bir saÄŸ ol gibi sözler çocuÄŸu kucaklayıp öpmek çoÄŸu zaman maddi ödüllerden daha etkilidir. Ödülü iyi bir davranışın devamını saÄŸlamak özendirmek için bir araç olarak kullanmak gerekir. Çocuk davranışlarını sonunda alacağı ödüllere verilecek armaÄŸanlara göre ayarlamaya baÅŸladı mı ödül artık araç olmaktan çıkar, amaç olur. Oysa çocuk armaÄŸan almak için baÅŸarılı olmaya deÄŸil baÅŸarıya ulaÅŸmak için baÅŸarılı olmaya çalışmaktadır. Çocuk bir takım iyi davranışları elde etmenin sonunda armaÄŸan alabileceÄŸi için deÄŸil fakat o davranışların gerekliliÄŸine, iyilik yada doÄŸruluÄŸuna inandığı için tekrar etme alışkanlığını kazanmalıdır nokta. Çok çocuklu ailelerde anne babanın bu konuda çok hassas olması gereken bir baÅŸka nokta da ÅŸunlardır: Bir çocuÄŸu yaptığı iÅŸ yada baÅŸarısı nedeniyle ödüllendirirken bu davranışın öteki çocukları üzerindeki etkilerini hesaba katmak. Böyle durumlarda anne babanın yapacağı en küçük bir yanlışlık, öteki çocukların kardeÅŸlerini çekememelerine kıskanmalarına neden olabilmektedir. KardeÅŸler arasındaki iliÅŸkilerin, dengenin bozulmaması için o gün göze çarpan bir davranışı bahane edilerek onlar da övülmelidirler. Kimi anne babalar çocuklarından birinde gördükleri iyi bir davranışı yada baÅŸarıyı ele alarak bu çocuklarını över ve armaÄŸanlara doÄŸarken bu fırsattan yararlanarak öteki çocuklarıyla bu çocuÄŸu kıyaslamaya kalkarlar. Böylece sanırlar ki bu aleyhte kıyaslama sonucu öteki çocuklar örnek olan kardeÅŸlerinin davranışlarını, hemen taklide kalkışacaklardır. Tecrübeli anne babaların da çok iyi bildikleri gibi bu tutumla olumlu sonuç almak ÅŸöyle dursun, anne babalar kardeÅŸi kardeÅŸe düÅŸürürler. Bu tip aleyhte kıyaslamalar kardeÅŸler arasındaki kıskançlığı birbirlerine düÅŸmanca davranışlarda bulunmalarına neden olur.

Popularity: unranked [?]

Benzer Yazılar

EkleBunu Sosyal Paylaþým Butonu

Cevap Yaz!

You must be logged in to post a comment.