Kapat !
Devlet – Hukuk – Siyaset Felsefesi | Sevgiadası
Ana Sayfa » Felsefe

Devlet – Hukuk – Siyaset Felsefesi

10 Mayıs 2009 No Comment
Bunu Paylas

SİYASET FELSEFESİ

Siyasetin problemlerini siyasi sistemleri, siyasal hayvanlar olarak tanımlanan insanların belli bir siyasi sistem içindeki davranışlarını felsefeye özgü yöntemlerle ele alan felsefe dalı, daha çok normatif bir nitelik arzeden kavramsal araÅŸtırma türü; felsefenin, siyasi yaÅŸamı konu alan, özellikle de devletin özü, kaynağı ve deÄŸerini araÅŸtıran dalı.

Siyaset felsefesinin ele aldığı belli başlı konular şunlardır:

1- İnsanın geliÅŸme süreci içinde, yönetimin ya da devletin kaynağı, doÄŸası, amacı ve önemi.

2- Varolan, varolmuÅŸ olan devletlerin sınıflanması ve bu devletlerin oluÅŸumunda etkili olan felsefe ya da görüÅŸlerin incelenmesi.

3- İdeal düzen arayışları.

4- Ütopyaların yapısı ve bunların gerçekleÅŸme ÅŸansları.

5- Bireyle devlet, itaat etmeyle özgürlük arasındaki iliÅŸki, baskı, sansür ve yönetimin gücü.

6- Adalet, eÅŸitlik, özgürlük, haklat ve mülkiyet gibi temel kavramların analizi.

Eski Yunan’da doÄŸmuÅŸ olan siyaset felsefesi, günümüzde siyasi otoritenin gücünü, doÄŸasını ve kaynağını, siyasi otoriteyle birey arasındaki iliÅŸkileri ele alır. Siyasi kurumların ve bu arada devletle birey arasındaki iliÅŸkilerin nasıl geliÅŸtirilebileceÄŸi konusunu inceleyen siyaset felsefesi günümüzde daha çok ‘demokrasi’ kavramı üzerinde durur. BaÅŸka bir deyiÅŸle, demokrasi problemini sivil toplum-devlet kavram çiftiyle, özgürlük ve eÅŸitlik ideallerinin oluÅŸturduÄŸu temel üzerinde ele alan siyaset felsefesinin temel problemi, kamusal gücün, siyasal iktidarın, insan yaÅŸamının niteliÄŸini korumak ve geliÅŸtirmek için nasıl kullanılması ve ne ölçüde sınırlanması gerektiÄŸi problemidir.

Siyaset felsefesinin uzun tarihi içinde, Platon, Aristoteles, Cicero, Aziz Augustinus, Aquinalı Thomas, Dante, Machiavelli, Spinoza, Locke, Burke, Rousseau, Mill, Bentham,Tocqueville, Saint-Simon, Comte, Hegel, Marx ve Engels gibi düÅŸünürlerin önemli katkılarından söz edilebilir. Buna karşın, 20. yüzyılda siyaset felsefesi alanındaki katkılar, sırasıyla siyasi pragmatizm, dini ve varoluÅŸçu yaklaşım ve nihayet devrimci yaklaşım diye, kabaca üç baÅŸlık ya da yaklaşım altında toplanabilir.

1- Dewey, Russell ve Popper gibi düÅŸünürler tarafından temsil edilen Siyasi pragmatizm, toplumun halihazırdaki yapısını ve kapitalizmi eleÅŸtirmekle birlikte, düÅŸüncelerini söz konusu yapının oluÅŸturduÄŸu genel çerçeve içinde ifade eder ve siyaset alanındaki amacın, insan kiÅŸiliÄŸinin geliÅŸtirilmesiyle yaÅŸam düzeyinin en yüksek noktaya çıkartılması olduÄŸunu savunur. ÖrneÄŸin, siyaset felsefesinde aristokratik bir bireyciliÄŸin savunuculuÄŸunu yapan Russell, hoÅŸgörü, cinsel özgürlük ve saÄŸduyunun yanında olurken, materyalizme, bürokrasi ve savaÅŸa ÅŸiddetle karşı çıkmıştır.

2- Dini ve varoluÅŸçu yaklaşım, insanlığın topyekün bir yıkıma doÄŸru gittiÄŸini savunurken, zaman zaman dini ya da yarı dini deÄŸerleri, zaman zaman da bireyin bizzat kendisini ön plana çıkartmıştır.

3- Lenin, Gramsci, Marcuse, Lukacs gibi düÅŸünürlerin temsil ettiÄŸi yaklaşım ise, bireyin nihai bir özgürlük ve mutluluk haline ulaÅŸabilmesi için, kapitalizmin ve burjuva devletinin, ÅŸiddet veya demokratik yollarla yıkılmasını öngörür.

DEVLET FELSEFESİ

Siyaset felsefesinin bir dalını meydana getiren ve toplumsal yaÅŸamla devletin doÄŸuÅŸunu, doÄŸasını ve anlamını araÅŸtıran, insanlarla insanların içinde yer aldıkları siyasi örgütlenmeler arasındaki iliÅŸkileri inceleyen felsefe dalı.

Devlet felsefesi tarihinde, devlet şu şekillerde anlaşılmıştır:

1- DoÄŸal bir kurum veya organizma olarak. Bu yaklaşımın klasik temsilcisi Platon’dur. O, devleti büyük ölçekli bir insan ya da organizma, bireyin bir devamı olarak görür ve bu durumun bir sonucu olarak da, sırasıyla akıl, can ve iÅŸtihadan oluÅŸan üç parçalı ruh anlayışını aynen devlete yansıtır. Buna göre, o devletin temelini insan doÄŸasında bulmaktadır.

2- Devletin, yönetimde bulunanlardan ayrı olan, fakat yöneticilerin karar ve ehliyetleriyle geliÅŸmesine katkıda bulundukları bir kurumlar ve hizmetler sistemi olduÄŸunu dile getiren Aristotelesçi devlet anlayışı.

Bu çerçeve içinde, Aristoteles’te, devletin asıl amacı, yurttaÅŸların maddi bakımdan refaha ulaÅŸmaları, ama daha çok ahlâki bakımdan geliÅŸmeleri ve olgunlaÅŸmalarıdır. Devlet, bu amaç için vardır. Yani, ona göre, devlet yönetimleri kendi baÅŸlarına iyi ya da kötü deÄŸildir, ancak söz konusu amacı gerçekleÅŸtirebilmesine göre, iyi ya da kötü devlet vardır.

3- Yapma bir varlık ve araç olarak devlet. Klasik temsilciÄŸini Rousseau, Hobbes ve Locke’un yaptığı bu anlayışa göre, insan mutlak bir özgürlük durumu içinde varolamaz.

Mutlak bir özgürlük durumunda, insanı dışarıdan belirleyen ve sınırlayan hiçbir güç olamayacağından, her insan neyin iyi olduÄŸuna kendisi karar verir ve kendi çıkarlarını hayata geçirmeye çalışır. Bu ise, tam bir çıkar çatışmasına, hatta insanlar arasında bir savaÅŸa yol açar. Fakat böyle bir durum, tüm insanlara zarar vereceÄŸinden, insanlar bir araya gelerek, aralarında bir sözleÅŸme yaparlar. İnsanlar toplum sözleÅŸmesi adı verilen bir uzlaÅŸma ve anlaÅŸmaya dayanarak, ortak iradelerini temsil edecek bir gücü, kendileri için hakem ve yönetici olarak tayin ederler.

Buradan da anlaşılacağı gibi, söz konusu anlayışta devletin doÄŸal bir temeli yoktur. Bu yaklaşımda devlet, insanları birbirlerine karşı koruyacak ve kendilerini geliÅŸtirmelerine imkan verecek bir araç olarak ortaya çıkar.

4- Devleti, kendi irade, ehliyet, yeteneÄŸi, ve amaçları olup, bir üniversiteye benzetilebilecek cisimleÅŸmiÅŸ bir kiÅŸi, dünyadaki ilahi düÅŸünce, milli bir ruh olarak gören Hegelci devlet anlayışı. Devletin içeriÄŸini milli ruhun meydana getirdiÄŸini öne süren Hegel ‘e göre, milli ruh, din, hukuk, bilim, sanat, sanayi gibi türlü özel alanlara ayrılır.

5- Devletin, devleti kontrol edenlerin, gücü elinde bulunduranların çıkar ve tercihlerinden hareketle politikalar üreten bir tür yönetim makinesi olduÄŸunu, toplumdaki egemen sınıfın çıkarlarına hizmet ettiÄŸini dile getiren Marksist devlet görüÅŸü. Söz konusu anlayışa göre, devlet sınıflara bölünmüÅŸ olan topluma sıkı sıkıya baÄŸlıdır. Bu çerçeve içinde devlet, sosyal mücadeleyi, sınıf savaşını yavaÅŸlatan, ona engel olan, ekonomik bakımdan üstün durumda olan, üretim araçlarına sahip bulunan sınıfın baskı aracıdır.

Popularity: unranked [?]

Benzer Yazılar

EkleBunu Sosyal Paylaþým Butonu

Cevap Yaz!

You must be logged in to post a comment.