ROLAND JACCARD – Wittgenstein’ı Sevmek İçin Nedenler

1 ) Çünkü dikiÅŸ tutturamamış aristokrat rolünü benimsemiÅŸti.
2) Çünkü hiçbir zaman Heidegger gibi “Heil Hitler” yazmamış, Sartre’ın yaptığı gibi Komünist Partisi’nin kuyruÄŸuna yapışmamıştı.
3) Çünkü dostluÄŸa inanıyordu. Bir dost, diyordu, anlamsızlık alanında birlikte kilometrelerce yol alabileceÄŸiniz biridir
.
4) Çünkü, kendinden nefret etmenin sıkıntılı ve baÅŸarısızlığa yargılı peygamberi Otto Weininger’in hayaleti, yaÅŸamının sonuna kadar ona eÅŸlik etti.
5) Çünkü onu Avrupa’nın en zengin insanlarından biri yapan aile mirasını geri çevirdi.
6) Çünkü yaÅŸamının son yıllarında öÄŸrencilerine pek ender olarak verdiÄŸi ahlak derslerinden biri ÅŸuydu: “İnsan, kafasının içini boÅŸ ÅŸeylerle doldurmamalı.”
7) Çünkü birinin çıkıp, entelektüel dünyanın Augias ahırlaı-ını temizlemesi gerekiyordu. Wittgenstein, bu iÅŸi yapmak için kendisinin seçilmiÅŸ olmasına her zaman ÅŸaşırmıştı .
8) Çünkü Bertrand Russell ona, bir Dünya Barış ve Özgürlük Örgütü kuracağını haber verdiÄŸinde, Wittgenstein bıyık altında gülmüÅŸtü. “Öyle sanıyorum ki, demiÅŸti bunun üzerine Russel, siz kendi adınıza bir Dünya SavaÅŸ ve Kölelik Örgütü kurmayı yeÄŸlerdiniz.” Wittgenstein bu düÅŸünceye ateÅŸli bir biçimde katılmıştı: “Evet, ben daha çok böyle bir örgütü yeÄŸlerdim!”
9) Çünkü felsefenin hiçbir düÅŸünce toplumunun yurttaşı olmadığını ileri sürüyordu. Hatta Wittgenstein’ı filozof yapan, bu köktenci tuhaflığıydı.
IO) Çünkü Tractatus logico-philosophicus’u yayımlayan editöre, o~Okuduklarından hiçbir ÅŸey anlamayacak olan okurun kinini kusabilmesi için, kitabın sonuna on-on iki boÅŸ sayfa eklemesini önermiÅŸti. Ayrıca yıldız falına inananların, yıldızların kendisi hakkında ne söylediÄŸini öÄŸrenmelerini saÄŸlamak için, kitabın kapağına doÄŸum tarihinin ve saatinin konmasını da istemiÅŸti…
11) Çünkü onun ülküsü, bir dilbilgisi damlasının içinde bir felsefe bulutu yoÄŸunlaÅŸtırmaktı.
12) Çünkü kendi kendine sürekli ÅŸu soruyu soruyordu: Yalnızca belli bir yeteneÄŸi varsa ve bu yetenek de yok olmaya baÅŸlamışsa. insan ne yapabilir? En iyisi, bu yetenekle birlikte yok olmak deÄŸil mi?
13) Çünkü prostat kanserine yakalandığını öÄŸrendiÄŸinde, üzüldüÄŸü ÅŸeyin bu tanı deÄŸil de, doktorunun ona, bu hastalığın kesin olarak tedavi edilebileceÄŸini söylemiÅŸ olmasıydı. “YaÅŸamayı sürdürmeye hiç de hevesli deÄŸilim,” cevabını yapıştırmıştı ona.
14) Çünkü ÅŸöyle diyordu: “Benim düÅŸüncelerim, İngiliz garlarında bilet giÅŸelerinin üzerine yapıştırılan ÅŸu afiÅŸe benzer: “Bu yolculuÄŸu ille de yapmanız gerekiyor mu?” Bunu okuyan birinden ÅŸöyle bir cevap beklenebilir: “İkinci kez düÅŸünecek olursam, hayır.”
15) Çünkü yaÅŸamı boyunca hiç kravat takmamıştı.
16) Çünkü atom bombasını acı fakat saÄŸaltıcı bir ilaç olarak görüyordu.
17) Çünkü Schopenhaueı-’a sadık kalarak, çocuk yapmanın suç olduÄŸunu düÅŸünüyordu ve kendisine tutkun bir genç kıza bir gün, bunun gerçekte bu sefil dünyaya yalnızca bir varlık daha bırakmaktan baÅŸka bir iÅŸe yaramayacağını söylemiÅŸti. Ayrıca, insanların bu dünyada çok uzun süre yaÅŸadıklarını düÅŸünüyordu.
18) Çok günah iÅŸlediÄŸinin ve bu günahların hiçbir ÅŸekilde bağışlanmayacağının bilincindeydi. Onun gözünde Tanrı acımasız bir yargıçtı; Tanrı’yı baÅŸka türlü düÅŸünemiyordu.
19) Çünkü her türlü felsefi kanıt getirmenin sıradan bir edim olduÄŸunu düÅŸünüyordu. Russell’a itirafta bulunarak, bir çiçeÄŸi çamurlu elleriyle kirletmek istemediÄŸini söylemiÅŸti.
20) Çünkü kendine ÅŸu soruyu soruyordu: “Åžimdi, geçmiÅŸ olduÄŸu zaman nereye gidiyor ve geçmiÅŸ nerede?” İşte, diyordu,felsefede insanın başına en çok dert açan sorulardan biri.
21) Çünkü Wittgenstein ile Thelonious Monk arasında tuhaf yakınlıklar var. Ona da, Monk’a da öykünmeye olanak yok – ikisi de çok karmaşık, çok kendine özgü. İkisi de sessizliÄŸin müzikçisi.
22) Çünkü Ingeborg Bochman doktora tezini onun üzerine hazırladı.
23)Çünkü Iaabelle Huppert, Wernwr Schroder ‘in Malina baÅŸlıklı filminde , Wittgenstein’ı konu alan bir ders veriyor.
24)Çünkü Michel Haneke’nin Bir Rastlantının Zamandiziminden 71 Parça baÅŸlıklı filmi, doÄŸrudan onun felsefesinden, İngiliz Derek Jarman’ın Wittgenstein filmi de onun özyaÅŸam öyküsünden esinleniyor.
25) Çünkü Freud’u yalnızca bakış açımızı deÄŸiÅŸtiren biri olarak deÄŸil, yeni bir bakış açısı yaratan, modernliÄŸin en büyük estetik tanrılarından biri olarak görüyordu.
26) Çünkü felsefe alanında yarışı kazanan, diyordu, en yavaÅŸ koÅŸmasını becerebilen kiÅŸidir. Ya da: Varış noktasına en son ulaÅŸan kiÅŸidir. “Filozofların,” diye yazıyordu, “birbirlerini ÅŸöyle selamlamaları gerekir: `Ağırdan al!’ ”
27) Çünkü, neden felsefe yaptığı sorulduÄŸunda, felsefe yapmanın hiçbir iÅŸe yaramadığını, ayrıca, bunu yapmakla insanın kendisinden baÅŸka kimse- ye zarar vermediÄŸini, söylüyordu.
28) Çünkü VazgeçiÅŸ Okulu’nun bir baÅŸka Schopenhauerci yandaşı olan ve gelip geçenlere cehennemin yolunu soran, ayrıca kendi kendini aldat- maktan korktuÄŸu için itiraflarını yakan Louise Brooks’la aynı ailedendi.
30) Çünkü kötü haberleri her zaman iyi haberlere yeÄŸ tutuyordu -karanlık önsezileri böylelikle doÄŸrulanmış oluyordu- ve Gottfried Keller’in ÅŸu cümlesi, en sevdiÄŸi alıntılar arasındaydı: “Her ÅŸey yolunda gidiyorsa, bunun böyle olması için hiçbir neden olmadığını unutma.”
31 ) Çünkü verdiÄŸi unutulmaz konferanslardan birinde, Karl Popper’ı uzun bir maÅŸayla tehdit etmiÅŸti.
32) Çünkü o olmasaydı, Wittgensteirı’ırı YeÄŸeni’ni, Thomas Bernhard’ın o baÅŸyapıtını tanımamış olacaktık.
33) Çünkü ünlü Mind dergisinde çıkan felsefe yazılarını okumanın saçma olacağını, Street and Smith’in yayımladığı polis romanlarının bu konuda çok daha doyurucu olduÄŸunu ileri sürüyordu.]
34) Çünkü en beÄŸendiÄŸi deyiÅŸlerden biri ÅŸuydu: “O lânet olası ÅŸeyi rahat bırak!”; bu deyiÅŸi fiyakalı bir abartıyla söylüyordu ve bu sözler yaklaşık olarak, ÅŸeylerin olduÄŸu biçimiyle iyi oldukları, bir ÅŸeyleri deÄŸiÅŸtirmeye özellikle kalkışılmaması gerektiÄŸi anlamına geliyordu.
35) Çünkü, üniversitede dersini bitirir bitirmez, en yakındaki sinemaya koÅŸup bir western ya da müzikli komedi izliyordu. Her zaman da en ön sıraya oturuyordu.
36) Çünkü felsefe üzerinde çalışmanın, insanın öncelikle kendi üzerinde çalışması anlamına geldiÄŸinin bilincindeydi. İnsan hangi noktaya eriÅŸmiÅŸse, ancak o düzeyde yazabilir.
37) Çünkü çevresine ÅŸunu salık veriyordu: “Bir baÅŸkasının derinlikleriyle sakın oynama!”
38) Çünkü ÅŸöyle diyordu: “Avaz avaz saçmalamak seni özellikle utandırmasın! Dikkat edeceÄŸin tek ÅŸey, kendi aÄŸzından çıkan saçmalıklar olmalı!”
39) Çünkü üniversitede yapılan felsefe eÄŸitimini hor görüyor ve orada “dürüst bir çalışma yapılabilmesinin mucize olduÄŸunu” söylüyordu.
40) Çünkü söylemlerindeki göz boyama oyununa direnmekte uzmandı. Diogenes, soytarıların dilini kullanarak filozofların dilini çürütmüÅŸtü;
in da bizim felsefi şişinmelerimizin altına yerleştirdiği odurıları tutuşturdu.
41 ) Çünkü insanın anlamasına olanak bulunmayan ÅŸeyleri sanmasına yol açan felsefi basitleÅŸtirmelerden iÄŸreniyordu.
42) Çünkü elli yaşını geçtiÄŸi halde; gençlerle korkunç karmaşık kileri yaÅŸayabiliyordu.
43) Çünkü kendi yaÅŸamını düÅŸünmenin ya da düÅŸünmeye çalışmanın, mantık problemlerini çözmekten hem daha zor, hem daha dürüst bir davranış olduÄŸu kanısındaydı. “Bir insan bile olamadıktan sonra, mantıkçı olmak neye yarar?” diyordu kendi kendine.
44) Çünkü baÅŸarısız bir keÅŸiÅŸti – bu özelliÄŸi, yaÅŸamöyküsünü en iyi yazan kiÅŸinin gözünden de kaçmamıştı … Monk’un adına yazgılı bir keÅŸiÅŸ.
45) Çünkü Gilles Deleuze’ün öfkelenip baÅŸkalaÅŸmasına, savcıya dönüÅŸerek onu felsefeyi katletmekle suçlamasına yol açmıştı.
46) Çünkü Birinci Dünya Savaşı sırasında en tehlikeli görevlere gönüllü olarak katılmıştı. Korkunun, dünya üzerindeki varlığımız hakkında yanlış düÅŸünmemizden kaynaklandığı inancındaydı. Siperlerde Tolstoy’u, Schopenhauer’ı ve Nietzsche’yi okuyordu.
47) Çünkü filozofların sorunlarını, onların düÅŸündüÄŸünden daha çılgın ÅŸeyler düÅŸünerek çözebileceÄŸimizi söylüyordu.
48) Çünkü, pozitivizmin en köktenci yuvası olan Viyana Çevresi’ne bir konferans vermek üzere çaÄŸrıldığında, dinleyicilere Rabindranath Tagore’- dan mistik ÅŸiirler okumayı yeÄŸlemiÅŸti.
49) Çünkü ün peÅŸinde koÅŸma özleminin, düÅŸüncenin ölümü olduÄŸu kanısındaydı [/b] .
50) Çünkü Norveç’te tek başına iki yıl yaÅŸama kararından sonra onu caydırmaya çalışan Russell’a, akıllı insanlarla konuÅŸarak akıl fuhuÅŸu yaptığı karşılığını vermiÅŸti. “Orada karanlıklar içinde kalacağını söyledim,” diye anlatıyor Russell, “O da bana ışıktan nefret ettiÄŸini söyledi. Bunun üzerine, ona deli olduÄŸunu söyledim, o da bana: `Tanrı beni zihin saÄŸlığından koru- sun!’ diyerek karşılık verdi.” Wittgenstein, bütünüyle iÅŸte bu sözlerdedir.
Popularity: unranked [?]
Cevap Yaz!
You must be logged in to post a comment.