Hypatia: Son Yeni Platoncu
Dördüncü asır, kilisenin güçlü bir siyasi teÅŸkilata dönüştüğü Batı dünyasının bir dönüm noktasıydı Eski dinleri, bilimleri ve felsefeleri çiÄŸneyerek “Kilise” kalıntıları üzerinde bir dünya gücü olarak yükseldi.
İlk Hıristiyan İmparatoru Konstantin, Roma İmparatoru Kanstantios ve bir Han sahibinin kızı Helena’nın oÄŸluydu. Kendisi esasta sunaklarına adaklar sunduÄŸu ve yüzünü imparatorun sikkelerinde “refakatçısı ve kılavuzu” olarak gösteren “güneÅŸ-tanrısı Apollo’ya tapan bir pagandı.
Konstantin’in gördüğü bir psiÅŸik vizyonla Hıristiyanlığı kabul etmesi yanından ayrılmayan yakın dostu biyografisini yazan Eusebius tarafından anlatılmaktadır. Tahta gasp ettiÄŸini iddia eden Maxentius ile nihai savaşından önceki akÅŸamda Konstantin tanrısına yardım için dua etmiÅŸ. Eusebius’e göre:
Hararetli bir ÅŸeklide dua edip yakarırken, gökyüzünde harika bir iÅŸaret belirlendi. Bunu herhangi baÅŸka biri anlatsaydı inanması zor olurdu. Ancak muzaffer İmparatorun kendisi açıkladığına göre ve bu tarihi yazan bana yeminle teyit ettiÄŸine göre, bunu kim inkar edebilir? O dedi ki güneÅŸ batmaya baÅŸlarken kendi gözleriyle parlak ışıkla üzerinde “I.H.S. Bu iÅŸaretle fethedeceksin” olan bir haç görmüş. (Vita Constantin.)
Takip eden gecede Konstantin baÅŸka bir psiÅŸik vizyon görmüş. Bu sefer İsa’yı görmüş ve üzerinde bir gece önce gördüğü haç varmış. Konstantin’e göre İsa onunla konuÅŸmuÅŸ ve bu haçı savaÅŸ bayrağına koyup Maxentius’e zafer güveniyle saldırmasını söylemiÅŸ. Konstantin emre itaat etmiÅŸ ve savaÅŸ kazanmış. Bu sembolü ordusunun önündeki İmparator bayrağına almakla, İsa ve Kilise için yaptığı fetihte Hıristiyanlığa iki pagan sembolü eklemiÅŸ oldu, zira uzun mızrağın bir deÄŸnekle 90 derecelik çaprazlaÅŸması Osiris sembolü ve I. H. S. ise Baküs’ün adlarından biriydi.

Konstantin’in Haç Vizyonu – “In hoc signo vinces” (1509-1510). Raphael ve Giulio Romano (1483-1520 ve.1499-1546). Fresko. Vatikan
Konstantin, Maxentius’e karşı zaferini düşmanının iki oÄŸlunun öldürerek kutladı. Bundan sonra düzenli bir ÅŸekilde evinde beÅŸ kiÅŸiyi, sonra da kendi karısını ve oÄŸlunu öldürdü. Bir süre sonra bu suçlar vicdanına dokunmaya baÅŸladı. Yirmi yıldır Hıristiyanlığın bayrağı altında savaÅŸan Konstantin, tövbe etmek için pagan dinlere döndü. Kendisine hiç bir pagan dininin böyle suçları affetmeyeceÄŸi söylenmiÅŸ. Sonra da Hıristiyan Kilisesine döndü ve ona Hıristiyan vaftizin her ne denli büyük olursa olsun her tür suçu temizleyebileceÄŸi söylenmiÅŸ. Aynı zamanda vaftiz töreni etkisini hiç kaybetmeden ölüm gününe dek ertelenebileceÄŸi söylenmiÅŸti. Bu konuyu Eusebius şöyle kaydetmiÅŸti:
Ölüme yaklaştığını düşündüğü zaman günah çıkarmıştı ve Tanrıdan onların affedilmesini dileyerek vaftiz edilmişti. Dolayısıyla, vaftizliğin vaat ettiği yeni doğumla yenilenen ve Haç işaretiyle takdis edilen ilk İmparator olmuştur. (Vita Constantin.)
Konstantin suçlarının Hıristiyan vaftiziyle silineceÄŸini öğrendiÄŸi andan itibaren kendini suçlulara karşı bu denli tavizkar davranan bir dinin koruyucusu beyan etti. Hemen Kiliseye karşı minnettarlığını göstermeye baÅŸladı. Lateran Sarayını Roma BaÅŸpiskoposlarına bağışlamıştı. Annesi Helena’yı Kutsal Topraklarda birkaç bazilika inÅŸa etmesi için göndermiÅŸ. Sonrada çabalarını Kilise mensuplarını artırmaya yöneltti. Hıristiyanlık dinini kabul edecek bütün köleleri azat edeceÄŸini ilan etti ve köle olmayanlara beyaz bir rop ve yirmi altın teklif etmiÅŸti. Bu propaganda sonucunda sadece Roma’da Hıristiyanlık yirmi bin kiÅŸi kazanmıştı. Sonrada Kilisenin servetini artırmaya çalıştı. VatandaÅŸlarına servetlerini kiliseye bağışlama izni verdi. Üç bazilikaya baÄŸlı kiralık evler, dükkanlar ve bahçeler yıllık 60 bin dolarlık bir gelir getiriyordu. BaÅŸpiskoposların maaÅŸlarını yılda 3 bin dolara yükselti. İznik konseyinde herhangi bir baÅŸpiskopos zina yaptığında, yaptıklarının örtbas edileceÄŸi konusunda güven verdi. Daha sonra Hıristiyanlığı kabul etmeyenlere karşı, toplantı yerlerinin yok edileceÄŸi veya el konacağına dair bir ferman yayınladı. Onun yerine geçen İmparator Julian’a göre:
Birçok kiÅŸi hapse atıldı, zulüm gördü veya sürgüne gönderildi. “Din sapkını” ilan edilen topluluklar katliama uÄŸradı. Birçok eyalette, ÅŸehirler ve köyler tamamen yok edildi. (Julian: Epistol. lii.)
Sonra da Hıristiyanlığa aykırı bütün yazıların imhasını emretti. “Tanrının gazabını tahrik edecek ve dindarları rahatsız edecek böyle ÅŸeylerin kulaklarına gelmelerine izin veremeyiz.” Nihai olarak Hıristiyan tabiiyetlerine dindarlığını kanıtlamak üzere:
Konstantin altın sikkelerin üzerinde dua halinde elleri bir arada ve gözleri cennete doğru çevrilmiş kendi imajını bastı. sarayının kapıları üzerinde de dua ederek ellerini ve gözlerini semaya doğru açılırken resmetmişti. (Vita Constantin.)
Hıristiyanlığa dönüşmesini belirleyen Konstantin’in psiÅŸik vizyonları tüm Hıristiyan dünyasını saran bir psiÅŸizm dalgasının ilkiydi. Bu olay kutsal emanetlere ve ölülere tapmaya (nekromansi) yol açan bir “mucizeler çağının” baÅŸlangıcını iÅŸaret ediyordu. İlginçtir ki bundan tam on beÅŸ asır sonra Amerika’da Spiritüelizm ÅŸeklinde benzeri bir psiÅŸik akım yaÅŸanmıştı.

Konstantin’in Vaftiz Töreni – “In hoc signo vinces” (1509-1510). Raphael ve Giulio Romano (1483-1520 ve.1499-1546). Fresko. Vatikan
Konstantin’in annesi Kudüs’deyken, İsa ve iki hırsızın sözde çarmıha gerildiÄŸi üç haç “mucizevi bir ÅŸekilde” ortaya çıktı. Daha sonra İsa’yı çarmıha geren çivilerde aynı ÅŸekilde ortaya çıkıp Konstantinopel’a (İstanbul) getirilmiÅŸti ve Konstantin’in heykeli için bir ihtiÅŸam tacı oluÅŸturmuÅŸtu. Aynı harika yöntemle Markus ve James’in iskeletleri bulunmuÅŸtu ve onlara esrarengiz güçler atfedilmiÅŸti. Kısa bir süre de kutsal insanların kemikleri yanı sıra nispeten önemsiz ölülere de tapma eklendi ve mucize arayan Hıristiyanlar ölülerin çaÄŸrıldığı ve yemek ve ÅŸarapla teskin edildiÄŸi mezarlıklarda toplanmaya baÅŸladı.
“Mucizeler çağı” 325 yılında, “mucizevi bir müdahale” ile Mata, Markus, Luka ve Yuhanna’nın İncillerini resmi olarak diÄŸerleri arasında seçip kabul ettiÄŸi İznik Konseyinde doruk noktasına ulaÅŸtı. Unutulmamalı ki İsa yazılı olarak herhangi bir eser bırakmadığı için yaÅŸam ve öğretileri hakkında daha sonra yazılanları deÄŸerlendirip kıyaslanacak bir ÅŸey yoktur. Ölümünden sonra geçen 300 yılda, her biri gerçek olduÄŸu iddia edilen çok sayıda eser ortaya çıkmıştır. Üçüncü asırda yaygın olanlar konusunda Mani dinine mensup Faustus şöyle yazmıştır:
Herkes bilir ki Evangeliumlar (Hıristiyan kutsal yazılar) ne İsa, ne de havariler tarafından yazılmış, ama onlardan çok sonra bilinmeyen kişiler tarafından yazılmıştır. Görmediği şeyler hususundu yazdıkları için onlara inanmak mümkün olmadığı için hikayelerini o zaman yaşamış havari veya müritlerin adlarını anarak yazmışlardır.
Dördüncü asra varıldığında Kilise, elde dolaÅŸan bir sürü İncil arasında hangilerinin gerçek olarak kabul edileceÄŸine karar vermek durumundaydı. Bu sorun İznik Konseyine iletildi. Şükür ki, İncillerin seçiminde kullanılan yöntem konusunda pek şüphe vermeyecek iki ÅŸahidin sözü kalmıştır. Heraklea BaÅŸpiskoposu, Sabinus, BaÅŸpiskoposların zihinsel kapasiteleri konusunda bir açıklama bırakmıştır: “İmparator (Konstantin) ve Eusebius Pamfilus dışında bu BaÅŸpiskoposlar hiç bir ÅŸey anlamayan cahil basit yaratıklardı.” Bu BaÅŸpiskoposlara yaklaşık olarak kırk İncil teslim edilmiÅŸti. Aralarında büyük fikir ayrılıkları olduÄŸu için karar vermek zordu. Sonunda “mucizevi müdahaleye” baÅŸvurmak kararı alındı. Kullanılan yöntem Sortes Sanctorum, veya “kehanet için kutsal piyango çekmek”di. İznik Konseyinde bu yöntemin kullanımı diÄŸer bir canlı ÅŸahit Pappus tarafında Konseye Synodicon yazısında anlatılmıştı:
Konseye teslim edilen bütün kitaplar rasgele kilisedeki komünyon masası üzerine konuldu ve onlar (Başpiskoposlar) ruhsal ilhamla yazılı kitapların üste ve geçersiz olanların altta kalması için Efendinin ilahi müdahalesini talep ettiler ve bu şekilde gerçekleşti.
BaÅŸpiskoposlar Konsey odasına sabah döndüklerinde, Mata, Markus, Luka ve Yuhanna’nın İncilleri komünyon masasında tepedeydi. İncillerin Yeni Ahit’te bulanmaları divinasyon (kehanet / fal) sanatından kaynaklanmaktadır, oysa Kilise bundan sonra bu sanata baÅŸvuran binlerce kadın ve erkeÄŸi büyücü, efsuncu ve cadı diye diri yakmıştı.
Konstantin’in ölümünden sonra politikaları iki oÄŸlu tarafından sürdürüldü. Hıristiyanların her türlü yolsuz ve kanunsuz iÅŸlerine göz yumuldu, paganlara karşı her fırsatta taraflı davranıldı ve pagan mabetlerin yıkılması hayırlı bir olaylar olarak kutlanmaktaydı. Kendi babalarında Hıristiyan vaftiz törenin etkilerini görerek, razı olmayan tabiilerine dahi vaftizliÄŸi zorlamaya karar verdiler. Gibbon bu konuda şöyle yazmıştır:
Vaftiz töreni bu amaçla dostları ve ailelerinin kollarından zorla koparılan kadın ve çocuklara uygulanmıştı. Komünyon ayine zorunlu tutulanların ağızları tahta aletlerle açılmıştı ve kutsanmış ekmek zorla boÄŸazlarından indirilmiÅŸti. (“Roma İmparatorluÄŸun Düşüşü ve Yıkılışı”, Decline and Fall of the Roman Empire.)
Julian Roma İmparatoru olduÄŸunda bütün Hıristiyan dünyası kaygıya düşmüştü. Bu Yeni Platoncu, bu İnisiye Hıristiyanlığa karşı nasıl davranacaktı? Yeni bir ölüm ve iÅŸkence dalgasıyla mı geri tepecekti? Julian bu sorulara karşı bir İsa timsali gibi davranmıştır. İlk iÅŸi dinleri ne olursa olsun bütün Roma vatandaÅŸlarına eÅŸit haklar vermiÅŸti. Heteredoks görüşlerinden dolayı aforoz edilen ve sürgüne gönderilen Hıristiyan BaÅŸpiskoposları görevlerine geri çağırdı. Aynı zamanda Konstantin tarafından İskenderiye’den kovalan pagan öğretmenleri felsefe iÅŸlerini sürdürmeleri için geri çaÄŸrıldılar. Karşıt Hıristiyan fraksiyonların sarayında görüşmeleri için davet etmiÅŸti. Burada itilaflarını uzlaÅŸma yoluyla gidermelerini ve birlikte çalışmalarını teÅŸvik edermiÅŸ. Ama aynı zamanda pagan tabiilerine mabetlerini tekrar açmak ve kendi dinlerini icra etmek hürriyetini vermiÅŸti. Tabiilerine karşı bu adil ve tarafsız tutumundan dolayı, Julian Hıristiyan tarihinde küçük düşürücü “Apostate” (dönek) adı verildi.
İnsiyasyonlarında edindiÄŸi bilgi, Julian’ı Hıristiyanlık için bir tehdit haline getirmiÅŸti. Hıristiyan Kilisesi görüşlerini inkar edebilmek üzere bilgisini açıklamasını ısrar etmiÅŸti. Ama Julian ÅŸu yanıtı verdi:
EÄŸer “yedi ışınlı Tanrı” konusunda Kutsal Misterlere inisiyasyonuma deÄŸinecek olursam… avam tarafından anlaşılmaz, ama Kutsanmış Teurjistlerin aÅŸina olduÄŸu ÅŸeyler söyleyecek olurum.
Bu yanıt Hıristiyan tabiiler arasında bir protesto fırtınası kopardı. Katolik tarihi şöyle yazmaktadır: “Hıristiyanlığın büyük düşmanı sadece on sekiz aylık bir hükümranlıktan sonra Pers Kralı Sapor’un ordusunda bir asker mızrağının “doÄŸaüstü müdahalesi” ile erken bir son buldu.” Ölüm döşeÄŸinde Julian yaÅŸamının amacını birkaç sözle özetledi: “Felsefe bana ruhun bedenden ne kadar daha mükemmel olduÄŸunu öğretmiÅŸtir, daha asil olan bu cevherimin ayrılması yas tutmaya deÄŸil mutluluÄŸa neden olmalıdır.” Sonra da ölüm döşeÄŸinde ona eÅŸlik eden iki filozof Priscus ve Maximus’a dönerek ruh özellikleri konusunda metafizik bir tartışmaya girdi ve her zaman yaÅŸamını ruhsal açıdan yönlendirmeye çalıştığını anlatmış:
Ve İlahi Gücün yönlendirmesi her zaman ellerimde muhafaza edildiğini güvenle belirtebilirim Zulmün yozlaşmış ve yıkıcı yöntemlerini nefretle kınayarak, devlet yönetiminde halkın mutluluğunu amaç olarak gördüm. (Ammianus: xxv.)
Julian’ın ölümüyle Kilise tekrar gücüne kavuÅŸtu ve eski din, bilim ve felsefelerin sonu belirlendi. Kilise kendi güvenliÄŸi açısından onlardan fazla ÅŸey kopyalamıştı. Bakireden doÄŸumu, çarmıha geriliÅŸi ve yeniden diriliÅŸine dek İsa’nın yaÅŸamında her olay pagan tanrılarıyla ilgili efsanelerden kopyalanmıştı. Hıristiyan Kilisesinin her dogması ve ritüelinin pagan karşılığı vardı. Bu geçekler tüm pagan dünyası tarafından bilinmekteydi ve Kilise paganlardan alıntı yaptıkça özgünlük iddiasını muhafaza etmek giderek güçleÅŸiyordu. Pagan okulları ayakta kaldığı sürece, Kilisenin kendisini bilginin yegane kalesi olarak göstermesiyle çeliÅŸkiye düşecekti. Pagan kitapları varolduÄŸu sürece Kitabi Mukaddes Tanrının tek vahiysi olarak kabul edilemezdi. Pagan filozoflar yaÅŸayıp öğrettiÄŸi sürece Kilise Babalarının dogmatik iddiaları sorgulanacaktı. Kilise için bir yol gözükmekteydi – pagan okulları, kayıtları ve hatta filozofları yok ederek yaptığı aşırmalarının izlerini silmek.
Julian’ın ölümünden yaklaşık olarak on beÅŸ yıl sonra, Hıristiyan İmparator Theodosius tahta çıktı. Çok dindar ve güç sahibi biri olarak kendisini Kilisenin önünde duran her türlü engeli yok etmeye adadı. İmanın Engizisyoncularını kurdu ve İznik Konseyinde kabul edilen Teslis (İlahi Üçlem) doktrini kabul etmeyen bütün Hıristiyanları sürgüne gönderdi. Heretik (din sapkını) ve “heteredoks” Hıristiyanların toplanmalarını yasaklayan ve mallarına el koyan on beÅŸ ferman yayınladı. Manici görüşe sahip ve Yahudilerle aynı günde paskalya kutlayan Hıristiyanlara ölüm cezası verdi. Selanik katliamında kalleşçe bir sirke davet ettiÄŸi 15 bin kiÅŸiyi öldürdü.
Hıristiyanlar arasında bir diktatör rollünü üstlendikten sonra, çabalarını Kilisenin dışında “Hıristiyanlığın düşmanlarına” çevirdi. Paganlara ibadet yasağı getirdi ve mabetlerine Hıristiyanların kullanımı için el koydu. Birçok mabet arasında Kartaja’da çevresi 3.5 kilometre Semavi Bakire Mabedi bir Hıristiyan kilisesine dönüştürüldü. Buna benzer bir sözde “konsakrasyon” ile Roma’daki muhteÅŸem Panteon kubbesine uygulandı: Gibbon bu konuda şöyle yazdı:
Roma dünyasının hemen hemen her eyaletinde fanatik bir ordu barışsever sakinleri istila ediyordu ve antik dünyanın en güzel yapıtlarının harabeleri, imha etmeye bu denli çaba göstermeye vakit ve temayülleri olan bu barbarların yıkımlarının kanıtları olarak kalmışlardır.
Theodosius bundan sonra yıkıcı emellerini Mister Okullarına çevirdi ve kısa sürede onları yok etmeye baÅŸardı. Ama bir Mister Okulu vardı ki ona gücü yetmedi, o da Atina’ya yakın Eleusis kentinde bulunan Eleusis Misterleriydi. Ama o bile yıkılmaya mahkumdu, 396 yılında Alarik ve barbarları, o zamanlar “kara gömlekliler” veya “kara kuÅŸanmış adamlar” olarak bilinen Hıristiyan keÅŸiÅŸler tarafından Thermopylae geçidinden yol gösterilerek, dış avlusu 300 bin kiÅŸi barındırabilen dünyanın en ünlü binalarından biri Eleusis Mabedi enkaza çevrildi. Böylece Grek Misterleri yok oldu.
Sonra da, Theodosius gözlerini, yüzyıllardır dünyanın kültür merkezi olarak ünlenen İskenderiye’ye çevirdi. Büyük Müze zaten Konstantin devrinde Katolik rahiplerin kontrolüne verilmiÅŸti, ancak Serafim diye bilinen büyük bina kompleksleri halen paganların elindeydi. O sıralarda muhteÅŸem Serapis Mabedi eski din ve bilimlerin öğretildiÄŸi bir üniversite olarak kullanılmaktaydı. Serapion Kütüphanesi dünyanın dört köşesinden getirilen, asırların entelektüel çabasını temsil eden muazzam bir kitap koleksiyonunu içermekteydi. Bu her iki pagan bilgi merkezi Kilisenin önünde ciddi bir engel oluÅŸturmaktaydı ve Theodosius yönetiminde bunların imhasına ÅŸahit olmaya kararlıydı.
Bu sıralarda büyük filozof Olympius, Serapis Mabedinde kadim felsefeyi öğrenmek isteyen kalabalık bir öğrenci kitlesine dersler veriyordu. Olympius’u Suidas şöyle tanıtmıştı: “Harika edinimler, asil bir kiÅŸilik ve inanılmaz belagata sahip bir adamdı.” Åžehirde Hıristiyan Kilisenin başı İskenderiye BaÅŸpiskoposu Theophilus’tu. Gibbon bu kiÅŸiyi şöyle tarif etti: “Barış ve erdemin sürekli düşmanı, elleri altın ve kanla kirlenen cüretkar ve kötü bir adamdı.” O denli açgözlüymüş ki kitap çalıp yabancılara yüksek fiyatta satmak için Serapion’daki kölelere rüşvet verdiÄŸi söylenmektedir. Hıristiyanların bir Hıristiyan Kiliseye çevirmek üzere el koydukları Osiris Mabedinin yıkımları sırasında, bazı pagan semboller bulunmuÅŸtu ve Theophilus bunlarla alay etmek üzere pazarda sergilemiÅŸti.
Paganlar doÄŸal olarak kutsal sembollerin umumi yerlerde saygısızca aÅŸağılanmasına itiraz ettiler ve bir ayaklanma meydana çıktı. İmparator Valisi ve kalabalık bir ordunun desteÄŸiyle Theophilus Serapis Mabedine Olympius’un önderliÄŸinde sığınan paganlara saldırdı. Akıl almaz zalimlikler uygulandı. İmparator Theodosius olayı öğrenince yerin imhasını emretti ve Hıristiyanlar emri yerine getirmeye baÅŸladılar. Mabedi yaÄŸmaladılar, Serapis heykelini parçaladılar ve sokakta sürüklediler ve sonrada yaktılar. Bu 398 yılındaydı. Bina bir harabeye dönüştürüldü ve daha sonra ayaklanmada ölen Hıristiyan “ÅŸehitlere” adanmış bir Hıristiyan Kilisesi üzerine inÅŸa edildi.
Bundan sonra ünlü Serapion Kütüphanesi imha edilmiÅŸti, söylentilere göre bütün kitaplar tamamen yok olmuÅŸtu. Ama yine de Cleopatra’nın hükümranlığında olduÄŸu gibi bu paha biçilmez elyazmaları korumak için önlemler alınmıştı. Hıristiyanlar İskenderiye’de gücü ele almaya baÅŸladığı andan itibaren bu kitaplar Hıristiyan vandalizminden uzak ve emniyetli Serapion’dan çekilip saklandı. Halen Mısır ve Küçük Asya’da tek bir eserin kaybolmadığını iddia eden Kıptiler vardır. “TaÅŸ ÅŸehir” Ishmonia yakınlarında sayısız eserin saklandığı büyük yeraltı sığınaklar vardır. Belki ileriki tarihlerde bir arkeolog, Theodosius’un amacına baÅŸaramadığını kanıtlayacaktır. [Not: Tabii ki, bu Teosofların bir iddiasıdır ve henüz bunun doÄŸruluÄŸunu kanıtlayacak bir ÅŸey ortaya çıkmamıştır. Umarız ki çıkar]
Mister Okulların ve Serapion yok ediliÅŸiyle Hıristiyan Kilisesinin önünden iki ciddi engel kaldırılmıştı. Ama halen bir üçüncü engel mevcuttu, o da Yeni Eflatuncu Okuluydu. Bu okulu imha etme “onuru” 412 yılında İskenderiye BaÅŸpiskoposu olarak yerine geçen Theophilus’in Cyril’e aitti. Cyril Hıristiyan tarihine, Bakire Meryem’i İsa’nın annesinden Tanrının Annesine terfi ettiren kiÅŸi olarak geçmiÅŸtir. O ayrıca İsis tanrıçasını Hıristiyan Kilisesine Meryem adı altında sokan kiÅŸiydi. Bu “Kara Bakireleri” ayrıca Moulin Katedralında, Loretto Åžapelinde, Genoa’daki San Stefan Kilisesinde, Pisa’daki San Fransiz Kilisesinde görmek mümkündür.
Cyril iktidara geçiÅŸini ilk baÅŸta Novitiyanlara, sonra Yahudilere yönelik bir dizi zulümle kutladı. İskenderiye’nin kuruluÅŸundan beri Yahudiler bu ÅŸehirde hoÅŸ karşılanmasına karşın, Cyril Sinagoglarına karşı kışkırtıcı bir kitlenin başında saldırdı. Silahsız ve müdafaasız kalan Yahudiler kendilerini koruyamadılar. İbadet yerleri harabeye çevrildi, bütün eÅŸyaları yaÄŸma edildi ve ÅŸehirden kovuldular.
Her ne kadar Kiliseden altın ve gümüş kaplar çalıp satışından yararlanmaktan hakkında dava açıldığı bilindiyse de, Cyril Hıristiyan tarihinde Kilisenin bir “Azizi” olarak geçmiÅŸtir. Ama küçük çapta hırsızlık yapmanın karanlık ünü dini tarihe kaydedilmeyecekti. Onu gerçek suçu çok daha ciddiydi – bu suç tarihin en asil kiÅŸilerinde biri Hypatia, son Yeni Platoncunun katliydi.
Hypatia, ünlü filozof ve matematikçi Theon’un kızıydı. Theon matematikçi Euclid’in eserine kızının da yardımı bulunduÄŸu söylenen bir tefsir yazmıştı. Tek bir çocuk olan Hypatia genç yaÅŸta felsefe ve matematiÄŸe karşı derin bir ilgi göstermiÅŸti. Babası bu konularda onu büyük bir dikkatle eÄŸitti ve kısa bir sürede en parlak öğrencilerinden biri oldu. Suidas’a göre yazdığı eserler arasında İskenderiyeli Diophantus’un Arithmetica, Pergalı Apollonius’un Konikler ve Ptolemy’nin Matematik Kanon üzerindeki tefsirler tamamen kayıptır.

Hypatia’nın hayali resmi Elbert Hubbard’un “Büyük Öğretmenlerin Evlerine Küçük Yolculuklar”(“Little Journeys to the Homes of Great Teachers”, New York, Roycrafters, 1908, alınmıştır. Gerçek Hypatia’nın portresi mevcut deÄŸildir.
Hypatia Atina’da yaÅŸadığı sürede Plotinus, Porphyry ve Iamblichus tarafından kurulan Yeni Platoncu okullarla temas kurup bu okula kendini özdeÅŸleÅŸti. Daha sonra İskenderiye’ye geldiÄŸinde ünlü Müzede konferanslar ve dersler vermeye baÅŸladı. Burada, zarafeti, engin bilgeliÄŸi, gençliÄŸi ve olaÄŸanüstü güzelliÄŸi geniÅŸ bir öğrenci ve hayran kitlesi çekmeye baÅŸlamıştı. Soylu İskenderiye ailelerin evlerine davet edilmiÅŸti ve arkadaÅŸları arasında zamanının en güçlü kiÅŸileri: İskenderiye Valisi Orestes ve Cyrene BaÅŸpiskoposu Synesius vardı.
Yeni Platoncu okulu yıkımın arifesinde en yüksek doruklarına çıkmıştı. Hypatia, Mısırı kadim Misterleri konusunda binlerce yıldan beri en yakın anlayışına getirdi. Teurji konusundaki bilgisi Misterlerin pratik deÄŸerini yeniden onarmıştı, böylece yüz yıl önce Iamblichus tarafından baÅŸlatılan iÅŸi tamamlamıştı. Plotinus ve Porphyry’nin yolunu izleyerek kiÅŸisel BenliÄŸinin Evrensel Benle birlik kurabileceÄŸini gösterdi. Ammonius Saccas’un yolunu izleyerek bütün dinler arasındaki benzerlikleri ve kaynaklarını açıkladı.
Hıristiyan dogmanın istikrarsız temeli Yeni Platoncu okul Aristo’nun tümevarımlı mantık metodunu uyarladığında daha da açığa çıkmıştı. Mantık ve ÅŸeylerin uslamlamalı makul açıklanması bu yeni esrar dininin en çok nefret ettiÄŸi ÅŸeyler arasındaydı. Hypatia Hıristiyanlığın dogmalarını alıntı yaptığı metafizik alegorileri irdelediÄŸi zaman ve bunları halka açık konferanslarda açıkladığı zaman Hıristiyanların sadece ÅŸiddetle yanıt verebileceÄŸi bir silah kullanmıştı. EÄŸer okulunun devam etmesi izin verilseydi, Kilise tarafından yürütülen hile açığa çıkmış olurdu. Yeni Platoncu ışık Hıristiyanlığın yamalarını fazla aydınlatıyordu.
414 yılının Lent bayramında, Okuyucu Petro’nun önderliÄŸinde Cyril’in keÅŸiÅŸleri Hypatia’nın konuÅŸmalarından birini tamamladığı Müzenin önünde toplandılar. Bir atlı araba kapıya geldi ve Hypatia çıktı. Pusu yerinden fırlayan kalplerinde cinayet yatan kara bir keÅŸiÅŸler grubu Hypatia’nın arabasını sarmıştı ve Hypatia’nın inmesini zorladılar. Onu soydular ve çıplak olarak yakında bir kiliseye zorladılar, onu titreyen mumlarla aydınlamış buhur kokulu loÅŸ koridorlardan sürüklediler ve sunaÄŸa getirdiler. Bir ara eziyetçilerin ellerinden kurtulmuÅŸtu, etrafını sarmış kara cüppeli keÅŸiÅŸler karşı bembeyaz ayaÄŸa kalkmıştı. Bir çift laf söylemek için aÄŸzını açmıştı, ama sesi çıkmadı. Çünkü o anda Okuyucu Pedro bir vuruÅŸla onu yere yıkmıştı ve keÅŸiÅŸler üzerine kapandılar. Ölü bedenini sokaklarda sürüklemiÅŸler, istiridye kabuklarıyla etini kemiklerinden sıyırdılar ve kalanı yaktılar.
Böylece Hypatia yok oldu ve ölümüyle Yeni Platoncu okul sona erdi. Bazı filozoflar Atina’ya gittiler, ama okullar İmparator Justinian emriyle kapatıldı. Yeni Platoncu hareketinin yedi filozofu Hermias, Priscianus, Diogenes, Eulalius, Damaskias, Simplicius ve Isidorus’un Justinian’ın zulmünden Uzak DoÄŸuya kaçışıyla bilgelik öğretisi kapanmıştı.
414 yılındaki Hypatia’nın ölümünden tam bin beÅŸ yüz yıl sonra 1914 yılında Hıristiyan devletlerinin Dünya savaşı baÅŸladı. Bu iki olay arasında bir bağı var mı? Hypatia’nın ölümü dünyanın bin yıl cehalet ve batıl inançlar bulutlarıyla kaplandığı Karanlık ÇaÄŸların baÅŸlangıcını iÅŸaret etmiÅŸtir. Åžimdi de devinimimizde buna tekabül eden bir notaya gelmiÅŸ bulunuyoruz [not: bu yazının yazıldığı zamana göre]. GeçmiÅŸteki dehÅŸet verici olayların tekerrürünü önleyecek bilgi bu zamanımızın Teosofistlerde mevcuttur.
Popularity: unranked [?]
Cevap Yaz!
You must be logged in to post a comment.