Althusser ve Psikiyatri
Althusser psikiyatri kliniÄŸinde.
Bir düşünür için en ÅŸanssız durum bu olsa gerek. Çünkü çoÂÄŸunlukla kimse bir akıl hastasının söylediklerine inanmak istemez. Oysa bir düşünürün deÄŸerini oluÅŸturan yalnızca eseridir. Buna koÂÅŸut olarak birkaç yazı yayınlandı ülkemizde. Bu yazıda psikiyatrinin tutsağı bu büyük düşünürden hareketle psikiyatrinin temel sorunÂsalına yaklaÅŸmak istiyorum.
Psikiyatri bir sfenkstir.
KiÅŸiler arası iliÅŸkiler, sosyoloji, derinlikler psikolojisi, psikoanaÂliz, kültürler arasındaki farklılıklar, transkültürel psikiyatri, antropoloji, beynin organizasyonu, deneysel nörofizyoloji, beynin kimyasal yapısı, kimyasal ileticiler, iyonlar, çeÅŸitli ilaç etkinlikleri, nöropsikoÂformakoloji, elektronik beyinler, kibernetik vs. bütün bu ilk bakışta birbirinden çok uzak görünen kavramlar, psikiyatri disiplini içinde belli bir anlam taşır. Psikiyatri adeta bir geçiÅŸ alanıdır, sınırda bir bilimdir. Bir yanı ile diÄŸer tıp disiplinleri ile birlikte uygulamalı bir doÄŸa bilimi iken, psikoloji, sosyoloji ve antropolojinin alanlarına doÄŸru uzanır.
Bu neden böyledir? Çünkü akıl hastalığı semptomları coÄŸunÂlukla KiÅŸiler arası iliÅŸkilerde açığa çıkar. Ancak kiÅŸiler arası sosyal iliÅŸkilerin oluÅŸmaya baÅŸladığı, toplumsal iÅŸ bölümü ve rollerin yerÂleÅŸtiÄŸi toplumlarda bir akıl hastalığından söz edilebilir. En azından akıl hastalığı ile toplum arasında sıkı bir iliÅŸkinin olduÄŸu açıktır. Öte yandan beynin örgütlenmesinde oluÅŸan bir deÄŸiÅŸikliÄŸin kendisini kiÅŸiler arası iliÅŸkilerde gösteren hastalıklara neden olması da göz ardı edilmemesi gereken bir durumdur.
İşte bu genel çerçeve nedeniyle psikiyatri yoğun tartışmaların alanı olagelmiştir. Burada iki temel görüşü ayrımsamak olasıdır:
Dinamik-sosyokültürel görüş: Bu görüşe göre akıl hastalığı psiÂkoseksüel geliÅŸimin ilkel aÅŸamalarında saplantı (fiksasyon) ve geÂrileme (regresyon) kavramlarıyla (Freud), intra uterin yaÅŸamdan kopuÅŸun yarattığı ayrılık anksiyetesi temeli üzerinde geliÅŸen bireyin iliÅŸkilerinin bozulması kavramı ile (O. Rank), insanın çevresini saran yabancı dünyanın yarattığı temel anksiyite kavramı ile (K. Horney), kiÅŸiler arası iliÅŸkiler ve yakın çevrenin beÄŸenisini kazanamamam kayÂgısı ile (S. Sullivan) açıklanmaya çalışılır.
Organik öğretilere gelince: Bunlar akıl hastalığının kökeninde beynin belli bir bölümünün fizikokimyasal bir dengesizliÄŸini söz koÂnusu ederler.
KuÅŸkusuz bu görüşleri belli ölçüde uzlaÅŸtırmaya çalışan görüşÂler de vardır. Söz gelimi organodinamik öğreti: Bu görüşe göre akıl hastalıklarının temelinde organik bir bozukluk vardır. Fakat bu lezÂyon nedeniyle psiÅŸik yaÅŸamda yalnızca bir ‘çözülme’ oluÅŸmaz fakat daha alt bir düzeyde, geliÅŸiminde dinamik faktörlerin rol oynadığı bir yeniden örgütlenme de söz konusudur.
Psikiyatrinin bu ikilemi aslında pratik ve teorik ilginç sorunlar ortaya koyar. Dinamik görüşlerin en ateÅŸli savunucusu psikiyatlar dahi zaman zaman ilaç kullanır. Bunu yaparken psiÅŸik bir bozukluÄŸu fizikokimyasal bir süreci etkileyerek düzeltmeye giriÅŸmelerine karÂşın sorunu tam açıklığında kendi görüşleriyle bütünleÅŸtirip ortaya koymaya çalışmazlar. Öte yandan psiÅŸik bozuklukların kökeninde fizikokimyasal/biyolojik bir sürecin olduÄŸu görüşü bazı epistomoÂlojik sorunlar ortaya koyar. Söz gelimi Szasz’a göre psiÅŸik bozukÂlukların kökeninde fizikokimyasal bir sürecin olduÄŸu görüşü episÂtomolojik bir hatadır. Organik görüşü savunanlarsa, hekimce bir tutumla bu düzeyde bir tartışmaya çoÄŸunlukla girmemektedir. Bu yazıda psikiyatrik hastalıkların organik temelinin ortaya koyduÄŸu epistomolojik sorun söz konusu edilecektir. Yani tartışma tıbbi deÄŸildir.
Söz gelimi psikiyatrinin öteden beri temel hastalığı olan ÅŸizofreÂni konusunda tartışma tıbbi düzeyde sürüyor: Hergün kimyasal ileti bozukluÄŸunu doÄŸrulayacak yeni laboratuar bulgular yayınlanıyor. Artık etki mekanizmalarını bildiÄŸimiz çeÅŸitli ilaçların, bu hastalığı saÄŸaltımında yerinin olması, bu alandan gelen verilerin diÄŸer laboÂratuar verilerle uyuÅŸması bu görüşü destekliyor. Dahası, hayvanÂlarda normal davranışlara neden olan amfetamin, LSD gibi drogların insanlarda ‘Model Psikozlar’ denen ÅŸizofreniye benzer tablolar yaratması ve bu droglorın beyinde meydana getirdiÄŸi bilinen fizikoÂkimyasal deÄŸiÅŸikliklerin ÅŸizofreni saÄŸaltımında kullanılan ilaçların etki mekanizmalarından çıkan sonuçlara uygunluk göstermesi de duÂrumun fiziko-kimyasal-biyolojik kavranışına önemli katkıda bulunÂmaktadır.
Ancak ÅŸizofreniyi laboratuarda deÄŸilde klinikte, hasta ile karşı karşıya iken anlamaya çalıştığımızda görünüm bir anda deÄŸiÅŸir. Bu düzeyde olay, fiziko-kimyasal-biyolojik bir süreç olarak deÄŸil fakat insani, toplumsal bir fenomen olarak görünür. Hastanın sunduÄŸu kaosta her ÅŸey ancak bir psikoanalizci gözüyle yerli yerine oturtulabilir. Birbiriyle uyuÅŸmaz gözüken ÅŸeyler bir anlam kazanabilir. BöyÂlece bakınca karşımızda iki ayrı ÅŸey: Bir fiziko-kimyasal bir de sosÂyal süreç duruyor gibi gözüküyor. Oysa ki bunlar bir ve aynı ÅŸey. Bu baÄŸlamda psikiyatri aÅŸması gereken çeliÅŸkiler taşıyor. Bu tıpkı optikteki, partikül-dalga çeliÅŸkisinin daha üst bir bileÅŸimde bütünÂleÅŸmesine benziyor. Denebilir ki bugün psikiyatriyi daha öteye götüÂrecek çeliÅŸki de budur.
Ancak olay, çok daha felsefi bir anlama da sahiptir. Özellikle epistomolojik bağlamda.
Olayı şöylece ortaya koyalım: Yeni ontolojinin kurucularından N. Hartmann varlık evreninde dört varlık tabakası görüyor. Bunlar maddi, organik, psiÅŸik ve ‘geist’ varlık tabakalarıdır. Hiç kimse maddi olanlar psiÅŸik ve ‘geist’ varlığını birbirinden ayırmakta güçlük çekÂmez. Bu tabakalar otonomdur, fakat birbirine baÄŸlıdır da. «Yüksek tabaka aÅŸağı tabakanın üzerinde durur ve aÅŸağı tabaka tarafından taşınır. Fakat bununla beraber ona karşı hürdür.»
Nitekim «psiÅŸik alan organik tabakanın üzerinde bir tabaka teÅŸkil eder. Fakat biz psiÅŸik olanla karşılaÅŸtığımız her yerde onu orÂganik olana baÄŸlı olan onun tarafından taşınan bir varlık olarak görürüz… EÄŸer bundan psiÅŸik olanın organik alan kanunlarından baÅŸka özel kanunlardan yoksun olduÄŸu sonucunu çıkarırsak fenoÂmene gözlerimizi kapamış oluruz. Psikoloji, özel psiÅŸik alanda özel psiÅŸik kanunların hüküm sürdüğünü şüpheye yer vermeyecek bir açıklıkla gösterdi.»
Öyleki bu kanunlar otonomdur ve baÅŸka hiçbirÅŸeyden tümdenÂgelimle çıkarılamayacağı görülmektedir.
«Yukarıdaki tabakanın alttaki tabakaya baÄŸlılığı onun otonoÂmisinin, sınırlanması demek deÄŸildir. Alttaki tabaka, üstteki için taÂşıyan bir temel, bir ‘Conditio sine qua non’dur. Yukarıdaki tabakanın özel yapısı bu temel üzerinde sınırsız bir hareket serbestliÄŸine sahiptir.
Her tabakanın kendi içinde geçerli kanunları vardır ve bunlar bir baÅŸka tabakaya uygulanamaz. «EÄŸer bir alanın kategorileri yaÂpısı baÅŸka olan yüksek alanlara kadar ilerliyorsa o-kategorilerin bu yeni alandaki rolleri ikinci derecededir ve ‘bu alanın özel fenomenÂlerini açıklamada yeterli’ deÄŸildir.
Öte yandan nörofizyoloji ve psikiyatri ilginç bir aÅŸamadadır. BuÂrada artık psiÅŸik, emosyonel olaylarla fiziko-kimyasal-biyolojik süÂreçler kesiÅŸmektedir. Denebilir ki tüm psiÅŸik süreçler aynı zamanda bir baÅŸka düzeyde fiziko-kimyasal bir süreçtir. Bu durum ilk bakışta hemen onaylanabilir, bazılarına ise çok ters gelebilir. Üstelik bu duÂrumu hemen onaylamak da yadsımak kadar deÄŸer taşır. -«Anlam», «deÄŸerlendirme», «duygulanım» gibi kavramların aynı zamanda fiÂziko-kimyasal bir süreç oldukları üzerinde düşünülmesi gereken bir sorun oluÅŸturur. Şöyle bir örnek verelim: «Sınavda baÅŸarılı oldun.» cümlesi bir kiÅŸiden diÄŸerine iletilmede iki farklı ‘varlık’a sahip gibi gözükmektedir. İster konuÅŸarak yani havanın belli bir titreÅŸimiyle ya da Mors alfabesiyle veya ışık yakıp söndürmeyle oluÅŸturulmuÅŸ bir iletiÅŸim sisteminde iletilmiÅŸ olsun herÅŸeyden önce bu mesajın fiziksel bir ‘varlık’ı vardır. Ancak bu fiziksel varlığından öte bunun dışında birÅŸey olarak da görülmektedir. Bu da taşıdığı anlamdır. Åžimdi bu ‘anlam’ fiziksel varlıktan baÅŸka birÅŸeydir, psiko-sosyal bir olgudur. Mesajın fiziksel varlığı yalnızca bir « taşıyıcı temel» olarak bir «Conditio sine qua non» olarak söz konusudur. Fiziksel taşıyıcı temel şöyle ya da böyle olabilir, fakat zorunlu olarak olmalıdır, ancak deÄŸeri de taşıyıcı olmaktan öte deÄŸildir. Burada biri taşıyan, iki ayrı ÅŸeyle karşı karşıya olduÄŸumuz düşünülebilir. Olayı bir adım öteye götürelim: Mesaj ÅŸu ya da bu fiziksel taşıyıcı aracılığı ile mesajı alacak olana iletilsin. Bu durumda ‘anlam’ı taşıyan fiziksel taÂşıyıcı, enerji kipliÄŸine göre alıcı bir organa ulaşır. (Göz, kulak vs.) Burada, artık bilinen elektro-kimyasal süreçlere neden olur ve belli bir sinir tarafında beyinde ilgili merkezlere ulaşır. Bu durumda iki olasılık, vardır. Diyelim mesaj Mors alfabesiyle iletilmiÅŸtir ve alıcı bu haberleÅŸme sistemini bilmemektedir. Bu durumda anlamı taşıyan fizikse!, taşıyıcı özgün olmayan bir fiziksel uyaran olarak beynin belli bir bölgesinde elektro-kimyasal olaylara neden olur. Yani burada ‘anlam’ deÄŸil, fiziksel taşıyıcı etkindir.
İkinci durumda mesaj konuÅŸma ile iletilmiÅŸ ve alıcı, söz konusu dili biliyor olsun. Bu durumda ‘anlam’ taşıyan fiziksel uyaran, ilkinden farklı elektro kimyasal süreçlere neden olacaktır. Çünkü (bugünkü görüşle belli bir ÅŸekilde protein sentezi ile iliÅŸkisi olan) önceki bilÂgilerin (information) oluÅŸturduÄŸu fiziko-kimyasal yapı yeni gelen meÂsaj için belli bir farklı fiziksel ortamdır. Oysa ki o dili bilmeyen kiÅŸi için aynı sesler farklı bir nitelik taşır ve özgün olmayan fiziksel uyaÂrıcı olarak deÄŸerlendirilir. Öyleyse fiziksel taşıyıcı tarafından taşınan ve ‘psiko-sosyal’ bir olgu olan ‘anlam’ın kendisi de bir fiziksel etkili olarak devreye giriyor demektir. Ancak burada bir fiziksel etkili olarak devreye girmesi sorunu ortadan kaldırmaz. Çünkü ‘anlam’ fiÂziksel bir kategori deÄŸildir. Öte yandan alıcının beyninde geçen tüm ‘deÄŸerlendirme’ iÅŸleminin fiziko-kimyasal olaylar zincirinden oluÅŸÂması da sorunu çözmez. Aksine, sorun tam buradadır. ‘Anlam’ fizik bir etkili olarak devreye girse de ‘anlam kategorisi’ fizik dışı bir kategoridir. Aynen ‘deÄŸerlendirme’nin bütünüyle fiziko-kimyasal süÂreçler zincirinden oluÅŸmasına karşın, bütünüyle kategori olarak fiÂzikdışı bir kategori olmasının (kuvvet, kitle, enerji vs. gibi fiziksel bir kategori olmaması) onun fiziksel süreçler tarafından taşınan farkÂlı bir olgu olduÄŸunu düşündürmesi gibi. Yani bütünüyle fiziko-kimyaÂsal olan bu süreçlerde fizikdışı varlıklar da görülmektedir. Modem ki her ‘bilgi varlığın bilgisidir! Var olmayanın bilgisi olamaz!
KoÅŸut olarak, hemiplejinin (felç) beynin belli bir yöresinin haÂsarlanması ile ortaya çıkabileceÄŸi bir epistomolojik sorun oluÅŸturÂmaz. Buna karşın bir akıl hastalığının beynin bir baÅŸka bölgesinin hasarlanmasıyla oluÅŸabileceÄŸi temel bir epistomolojik sorun ortaya koyar. Çünkü hemiplejide beynin belli bir yöresinde meydana gelen fiziko-kimyasal bir sürecin yine ekstremitenin (kol, bacak) mekanik deviniminin bozulmasına yol açabileceÄŸi genel geçer anlayışla ters düşmez. Çünkü yine fizik içinde kalınmış, fiziko-kimyasal süreçler arasında belli bir nedensellik içeren bir iliÅŸki kurulmuÅŸtur. Fakat bu kez beynin bir baÅŸka yöresinde oluÅŸan fiziko-kimyasal bir sürecin günlük yaÅŸamda birer fenomen olarak algıladığımız «düşünme», «hisÂsetme», «duygulanım», «sevme», «yaratıcılık» gibi ‘madde dışı’, ‘fiÂzik dışı’kategorileri etkileyebilmesi epistomolojik bir sorundur. Çünkü fiziÄŸin sınırları aşılmıştır. Fizik, içinde kalınarak ancak fizikoÂkimyasal süreçler arasında nedensel bir iliÅŸki kurulabilir. Oysa bu psikolojik kategoriler fiziksel kategoriler deÄŸildir.
Åžimdi bu durum Hartmann’ın ortaya metafizik bir sorun olarak koyduÄŸu duruma benziyor. «Duyu, temelden birbirinden farklı olan iki alanı, fizik ve psiÅŸik alanları yani zaman ve mekâna baÄŸlı bir dünÂya ile sadece zaman içinde olup biten, mekânda yeri olmayan biliÂfenomenlerini birbirine baÄŸlıyor. Fiziksel ve psiÅŸik olaylar arasında şüphe götürmeyen bir sıra baÄŸlılıkların bulunduÄŸu bilinmektedir. Bunları hem fizyoloji hem de psikoloji hesaba katmak zorundadır. Özel sinir olaylarının özel bili olaylarının ön koÅŸulu olduÄŸu ya da bunun tersi, düşünme olayının sinir enerjisi harcadığından hiç şüpÂhe edilemez. İstemenin adele enerjisini meydana getirdiÄŸi ve özel duyu enerjisinin bilide bir duyu verisini ortaya çıkmasını saÄŸladığı da şüphesizdir. Böyle olmakla birlikte anlatılan bu olayların iliÅŸkiÂlerinin anlaşılmaz olarak kaldıkları, insandaki psiko-fiziksel yapının birliÄŸi olayında metafizik olan irrasyonel unsurun bulunduÄŸu da biÂlinmektedir.» Yani «Bir olayın nasıl bir beden olayı olarak baÅŸlayıp psiÅŸik bir olay olarak sona erebileceÄŸi, ya da bunun tam tersi olaÂbileceÄŸi anlaşılamamaktadır.» Gerçekten de birbirinden farklı iki varlık tabakası varsa bunların arasındaki iliÅŸki ne fizik ne de psiÅŸik kanunlarla açıklanabilir. Ancak bu, elimizdeki bili nesnelerinin gerÂçek nesnelere denk düştüğü ya da onlardan baÅŸka birÅŸey olmadığı varsayımına dayanır. Bu durum ileride açıklanacaktır.
Psikolog, çeÅŸitli psikolojik testlerle duygulanımı, zekâyı, düÂşünceyi dışarıdan objektive edebilir. Bir nöropsikiyatr klinik gözÂlemle saptadığı psiÅŸik bozukluk semptomlarını saÄŸaltmak için ilaç, yani kimyasal bir madde kullanabilir. İşte bu aÅŸamada hekim, bir adım geriye çekilip hastalığa karşı ne yaptığına baktığında, özünde verdiÄŸi kimyasal madde ile fiziko-kimyasal bir süreci etkilemeyi heÂdeflediÄŸini görecektir.
Bütün bunlardan Hartmann’ın aksine, psikolojiyi fiziko-kimyaya indirgemeye çalıştığımız sonucu çıkarılmamalıdır. KuÅŸkusuz salt fiÂziko-kimyasal kategorilerle psiÅŸik olaylar kavranamaz. PsiÅŸik olayÂları kavramak için bu düzeye özgü kategorileri ‘üretmek’ gerekir. Ancak burada söz konusu olan bu iki disiplinin farklı yöntem ve araçlar kullandığı ve farklı birer temel «sorunsal»a (problematique) dayandıklarıdır. Öyle ki bu bilimlerden her biri için söz konusu olan problem ancak kendi temel sorunsalları içinde anlam taşır. Öyleyse problem tek başına bir problem deÄŸildir. Belli bir sorunsalda bir problemdir. DoÄŸa bilimlerinden bir örnekle yaklaÅŸalım: Kimyasal olaylar, kategoriler, atom düzeyinde fiziksel olaylardır. Tıpkı psiÅŸik olayların fiziksel, olaylar ile kesiÅŸmesi gibi. Bu durum kimyanın fiÂziÄŸe, psikolojinin fiziko-kimyaya indirgenmesini getirmez. Çünkü kimyasal olaylar ancak onları kavramak için üretilen kimyasal kategoÂriler ‘ağı’ ile kavranabildiÄŸi gibi psiÅŸik olaylar da psikolojik kategoÂrilerin üretilmesini gerektirir. Üstelik atom fiziÄŸinin sonuçlarının kimyasal, kategorilere doÄŸru uzanması da zaman içinde ve mantıksal olarak kimyasal kategorilerin üretilmesini izler. Fakat nasıl oluyor da aynı sorunun iki ayrı yanıtı olabiliyor? Nasıl oluyor da kimyasal olaylar hem ‘çözünürlük’, ‘uçuculuk’ vs. gibi nitel kimyasal kategoÂrilerle, hem de kuanta fiziÄŸinin nicel kategorileri çerçevesinde çöÂzüm buluyor? Ya da psiÅŸik olaylar hem fiziko-kimyasal hem de psiÂkolojik kategorilerde e1e alınabiliyor? Bu ancak sorunun birbirinden farklı olması ile olasıdır. Fiziko-kimyanın sorusu psikolojinin sorusu ile aynı deÄŸildir, nasıl ki kuanta fiziÄŸinin sorusu kimyanın sorusu deÄŸilse. Çünkü soruya biçimini veren üzerinde sorulduÄŸu temel sorunsaldır.
O halde Hartmann’ın koyduÄŸu fiziksel süreçlerin psiÅŸik süreçÂleri etkilemesi metafizik sorununun çözümüne gidebiliriz artık. HartÂmann’ın temel yanılgısı felsefesinin temelinde bulunan ampirist (görÂgülcü) kuramından kaynaklanır. Althusser’e göre tüm ampirist bilgi kuramının temeli bilgiyi gerçekliÄŸin içerisinde var olan, gerçek bir parça olarak görmesidir. Görgülcülüğe göre, «Bilmek, gerçek nesÂneden, (objet réel), özne, (sujet) tarafından nesnenin bilgi denen özünü soyutlamaktır… VerilmiÅŸ gerçek nesneden özünü çeken görÂgülcü soyutlama, özneyi gerçek özün sahibi yapan gerçek bir soÂyutlamadır. (Abstraction réelle). Bilgi soyutlamadır. Yani özün, onu içeren « gerçek»ten çekilmesi, özün onu içeren ve onu gizleyerek örten «gerçek»ten ayrılmasıdır.»
Gerçek adeta, özsel ve özsel olmayan iki parçadan oluÅŸmuÅŸtur. «(Özsel, yani özden baÅŸka birÅŸey olmayan) bilgi, gerçeÄŸin içinde, bölümlerinden biri olarak gerçekçe içerilmiÅŸtir.» Bilgiyi elde etmek için yapılacak ÅŸey özsel olanı kaplayan özsel olmayan ‘kabuÄŸu’ soyÂmaktır. Böylece bilgi gerçek olan bir ögedir. Yani bir anlamda bilinin nesnesi (objet de la connesaissance) gerçek nesneye (objet réel) özdeÅŸtir.
Hartmann’ın köklendiÄŸi fenomenoloji tipik bir görgülcü bilgi kuÂramını içerir. Burada özsel olmayan herÅŸeyin parantez içine alınÂması (rediksiyon) ve böylece elde edilen özsel fenomenin betimÂlenmesi sözkonusudur.
Oysa «Bilgiyi üretim olarak, anlamak gerekir». ( «Kafanın dıÂşında bağımsızlık içinde» varolan gerçek nesne ile «düşüncenin ürüÂnü olan bilinin nesnesi farklıdır». Bunların «kendi öz üretim süreçÂleri» de farklıdır. «…Gerçek nesnenin üretim süreci, bütünüyle gerÂçekte yer alır ve gerçek geliÅŸimin (genése réelle) gerçek düzenine (l’ordre réel) göre meydana gelirken bilinin nesnesinin üretimi büÂtünüyle bilide (connaissence) yer alır ve gerçek kategorileri ‘yanÂsıtan’ düşünce kategorilerinin gerçek tarihi geliÅŸim düzenindeki ayÂnı yeri deÄŸil, fakat bilinin nesnesinin üretim sürecindeki iÅŸlevleri tarafından onlara saÄŸlanan bütünüyle farklı yerleri iÅŸgal ettikleri bir baÅŸka düzene göre oluÅŸur»
Öte yandan bir sorunu sorun olarak belirleyen, temel sorunsalÂdır. Bilim «ancak belirlenmiÅŸ kuramsal bir yapının … alanında, tüm problem biçimlerinin mutlak belirlenimini oluÅŸturan sorunsalın alaÂnında soru sorabilir.» … «Bir kuramsal sorunsal tarafından belirlenÂmiÅŸ alanda var olan ÅŸeyi gören, bir öznenin gözü deÄŸildir, tanımladığı sorulara da ve nesnelere de görünen alanın kendisidir.»
Böylece bir kuramın sorunsalı kendi nesnesini üretir. Ve bir kuram için görünmez olan, kuramsal sorunsalının görünmezi, görünmez olarak dışarıda bırakmasına dayanır. DoÄŸa bilimlerinde bu durum açıklıkla görünür. «Nedensellik» fiziÄŸin öteden beri deÄŸiÅŸmez bir kategorisidir. Ancak bugün atom düzeyinde «nedenseilik» kategorisi ile olaylar açıklanamamaktadır. ÖrneÄŸin radyoaktif eleÂmentlerin yarılanma ömürleri kesinlikle bilinmekte ve formüle edilmektedir. Buna dayanarak da çok kısa bir zaman aralığında dahi kaç atomun parçalanacağı kesinlikle söylenebilinmektedir. Fakat atom fiziÄŸi sorunsalında durum tam anlamıyla deÄŸiÅŸir. Çünkü buÂrada artık hangi atomun ne zaman parçalanacağı söylenememekÂtedir, böylece giderek bir «istatistik» fiziÄŸi anlayışı yerleÅŸmektedir. «Nedensellik» ve « İstatistik» farklı teorik pratiklerin farklı sorunsalları içinde anlam kazanır. Åžu nokta açıklıkla görünüyor ki bilinin nesnesi gerçek nesne deÄŸildir. Gerçek kategorilerle kendisi olmaÂyan düşünce kategorileri bir kuramsal sorunsalda, sorunsal taraÂfından üretilir. «Nedensellik» baÅŸlı başına doÄŸada var olan ve görÂgülcü soyutlama ile görülebilir olmuÅŸ bir nesne deÄŸildir. O, ait olduÄŸu temel sorunsalda temel sorunsal tarafından belirlenmiÅŸ ve böylece üretilmiÅŸ bir kategoridir. Temel sorumuza dönersek, fizikoÂkimyasal süreçler ile psiÅŸik süreçler arasındaki iliÅŸki, yani psiÅŸik sürecin fiziko-kimyasal süreç tarafından etkilenmesi epistomolojik bir sorun oluÅŸturuyordu. Çünkü artık fiziÄŸin sınırlarının dışında bir nedensellik söz konusu gibi görünüyordu. Oysa ki psikolojinin «bili nesnesi» ile fiziko-kimya-biyolojinin «bili nesnesi» birbirinden farklı olmakla birlikte farklı birer «gerçek nesne»ye özdeÅŸ deÄŸildirler. PsiÂkolojik kategoriler belli bir sorunsal içerisinde üretilmiÅŸ, dolayısı ile bu sorunsal içinde anlamı olan kategorilerdir ve gerçek nesnenin kategorilerinden farklıdır. Aynı ÅŸeyler fiziko-kimyasal-biyolojik kategoriler için de söylenebilir.
Hartmann belli bir teorik sorunsal çerçevesinde üretilmiÅŸ kaÂtegori sistemlerini varlığa yansıtıyor. Böylece biribirinden ayrı « fiÂzik», «organik», «psiÅŸik», «geist» varlık tabakalarını görüyor. Oysaki bunlar gerçek nesneler deÄŸil, bilinin nesneleridir. Bunlar belli bir soÂrunsalın nesnesi olarak; bu sorunsal çerçevesinde olanaklı sorunÂların nesneleridir. Ontoloji varlık tabakalarını birbirinden ayırırken aslında gerçek nesne deÄŸil, fakat bilginin nesnesi olan nesneleri ayrı ayrı koyuyor. Oysa bunlar gerçek bir varlığa denk düşmezler, bilinin nesneleri belli bir teorik sorunsal içerisinde üretilmiÅŸ nesneÂlerdir Ontoloji, varlık tabakalarını bir fenomen olarak bulup «betimÂlediÄŸini» söylüyor. Fakat, onun bir «betimleme» olması, belli bir kriÂtikten yoksunluÄŸunu da birlikte getiriyor.
Psikolojik kategorilerle tanımlanan psiÅŸik süreçler nasıl oluyor da fiziko-kimyasal kategorilerle tanımlanan fiziko-kimyasal-biyolojik süreçlerden etkileniyor? Åžimdi bu durumu epistomolojik bir sorun olarak ortaya koyan, ya da «metafizik bir irrasyonal» olarak belirleÂyen psiÅŸik süreçlerin ve fizik süreçlerin ayrı ayrı gerçek nesneler olarak kabul edilmesidir. Gerçeklik insan aklının dışında kendi baÂğımsızlığında biliden önce ve sonra varlığını sürdürüyor. Bu gerçek nesne, salt belli bir kuramsal sorunsalda üretilen bilinin nesnelerinÂden farklıdır. PsiÅŸik olaylar, fiziko-kimyasal-biyolojik kuramsal soÂrunsalda fiziko-kimyasal bir nesne olarak üretilir. Oysa ki psiÅŸik olayÂlar bir baÅŸka sorunsal oluÅŸturan psikoloji disiplini içinde, psikolojik kategorilerle kendini ortaya koyan bir bili nesnesi oluÅŸturur. Fizik disiplini içerisinde kalınarak ancak fiziksel olaylar arasında iliÅŸki kuÂrulabilir. Fiziko-kimyasal-biyolojik kuramsal sorunsal çerçevesinde, bir bili nesnesi olarak üretilmiÅŸ süreçler bir baÅŸka teorik sorunsal oluÅŸturan psikoloji içinde bir baÅŸka bili nesnesidir.
Yukarıda «anlam» ve «deÄŸerlendirme»nin iki yalıtık varlığa saÂhipmiÅŸ gibi göründüğünü söylemiÅŸtik. «Anlam» fizik dışı bir kategori olmakla beraber fizik bir etkili olarak devreye giriyor, «deÄŸerlendirÂme» bütünüyle fiziko-kimyasal süreçlerden oluÅŸsa da kategori olaÂrak fizik dışı bir kategori oluÅŸturuyordu. Åžimdi bir mesajda iki ayrı varlık «fiziksel bir süreç» ve «anlam» görünmesini, ele alalım. BunÂlar özünde birbirinin üzerine binmiÅŸ iki gerçek nesne deÄŸil, onu kenÂdi kuramsal sorunsalı çerçevesinde fiziksel bir süreç olarak ele alan ve böylece bir bili nesnesi olarak üreten fiziko-kimya-biyoloji ve ayni gerçek nesnesi kendi sorunsalı çerçevesinde ele alıp «anlam» ve «deÄŸerlendirme» kategorileriyle bir bili nesnesi olarak üreten psiÂkolojidir. «Akıl hastalığının kökeni beynin belli bir yöresindeki fizikoÂkimyasal bir süreçtir» önermesi de benzer bir epistomolojik karışıklık oluÅŸturuyordu. Fiziko-kimyasal süreçler, fizik içinde kalınarak anÂcak fiziko-kimyasal süreçleri etkiler. Olay fiziko-kimya-biyoloji teorik sorunsalı düzeyinde fiziko-kimyasal bir bili nesnesi olarak üretilir. Oysa ki akıl hastası psikoloji laboratuarında ya da klinik gözlemde bir baÅŸka sorunsalın çerçevesinde, bu sorunsalın kategorileriyle bir baÅŸka bili nesnesi olarak üretilir. Demek ki sözkonusu olan bir ve aynı gerçek nesnenin iki ayrı kuramsal sorunsalda iki ayrı dille iki ayrı bili nesnesi olarak üretiminden kaynaklanıyor. Demek ki HartÂmann’ın koyduÄŸu «metafizik irrasyonel» aslında olmayan bir sorudur.
Bu yazı çerçevesinde, tüm karmaÅŸanın kökeninde organik psiÂkiyatrinin iki ayrı kuramsal sorunsalın, iki ayrı dilini kullanmakta olduÄŸunu gördük: Bunlardan biri klinik gözlem ve psikoloji laboratuarının dilidir. DiÄŸeri fiziko-kimya-biyoloji ya da özgün terimiyle nörofizyolojinin dilidir. Oysa her kuramsal sorunsal kendisini kuramsal soÂrunsal olarak belirlerken kendi «uygun» (adequcte) kategorilerini de üretmek zorundadır. Bu baÄŸlamda psikiyatri de kendi sorunsalına uygun bir dil üretmek durumundadır. Çünkü «eski kavramlar adsız bir olmayanın rolünü umutsuzca oynarlar». Ve bu durumda «rollerle kiÅŸiler arasında uygunsuzluk»tan baÅŸka birÅŸeyin sözkonusu olmadığı gerçek bir dram oynanır. İşte psikiyatrinin dramı budur ve belki de daima sürecek bir dramdır bu.
Hasta öteden beri hekiminin en iyi öğreticisi olmuÅŸtur. En iyi okul hastadır der hekimler. Ancak bugün psikiyatri «HASTA»sından günlük klinik uygulamasının deÄŸil, fakat kendi derinliklerini, kendi kuramsal sorunsalını öğrenmek durumunda. Psikiyatrinin tutsağı ve belki temel sorunsalının aydınlatıcısı büyük filozofu…
Bu noktada. Hartmann’ın ontolojisinin akıl hastalıklarının organik kökeÂni ile uyuÅŸmayan bir ontoloji olduÄŸunu söylemek istemiyorum. aksine bazı, psikiyatrlar bu ontolojide insanın organo-psiÅŸik bütünlüğünün en iyi bir anlatımını buluyor. Burada Hartmann’ın söz konusu edilmesinin nedeni dayandığı epistomolojik çerçevenin akıl hastalığının organik kökeninin ortaya koyduÄŸu epistomolojik sorunda sonuca gitmeyi kolaylaÅŸtıracak bir eleÅŸtiri nesnesi olarak ele alınabilirliÄŸindedir. Durum ileride daha da belirginleÅŸecek.
Nitekim Hartmann şöyle diyor: …Ruhi ve organik tabakaların üstüste gelÂmesindeki iliÅŸkiden canlı ve cansız tabiat tabakaları arasında mevcut olan aynı iliÅŸkiden baÅŸka olan bir iliÅŸkidir. Organik varlık maddi olan ÅŸeylerin unsurlarını bünvesine aldığı ve onlara ÅŸekil kazandırdığı halde ruhi varlık organik ÅŸekilleri ve süreçleri olduÄŸu gibi bırakır ve baÅŸka kaÂrakterde olan olay ve içeriklerin alanı olarak (yani mekânsız ve gayrı maddi) onların üstüne çıkar.
Popularity: unranked [?]
Cevap Yaz!
You must be logged in to post a comment.