Kapat !
Voltaire: Eflâtun’un Rüyası | Sevgiadası
Ana Sayfa » Anektod, Edebiyat, Kısa Hikayeler

Voltaire: Eflâtun’un Rüyası

7 AÄŸustos 2008 No Comment
Bunu Paylas

Eflâtun çok rüya görürdü; o zamandan beri de daha az rüya görmüş değiliz. Eflâtun insan yaradılışının eskiden ikiz olduğunu; işlediği günahların cezası olarak da erkek, dişi diye ikiye ayrıldığını düşünmüş.

Eflâtun matematikte yalnız beÅŸ muntazam cisim olduÄŸu için, ancak beÅŸ mükemmel dünya olabileceÄŸini ispat etmiÅŸti. Onun Devlet’i de büyük rüyalarından biri oldu. Bundan baÅŸka uykunun uykusuzluktan, uykusuzluÄŸun da uykudan geldiÄŸini, insanın ayın tutulmasına, bir su havuzundan baÅŸka bir yerde bakarsa kör olacağını da rüyasında görmüştü. O zamanlar, rüya görmek, insana büyük bir ün kazandırırdı.

İşte siz’e hiç de ‘kötü olmayan rüyalarından biri daha. Eflâtun’a öyle geldi ki, ilksiz matematikçi büyük Demiourgos, uçsuz bucaksız uzayı, sayısız kürelerle doldurduktan sonra, yaptığı iÅŸleri gözleriyle gören tanrıların bilgisini denemek istemiÅŸ. Küçük ÅŸeyleri büyük ÅŸeylere benzetmek caizse, çömezlerine heykel ve tablo yaptıran Phidias’la Zeuxis gibi o da tanrıların her birine ÅŸekil versinler diye birer parça çamur vermiÅŸ. Bu paylaÅŸmada Demogorgon’a, Dünya denen çamur parçası düşmüş; o da bu çamur parçasına bu ÅŸekli verdikten sonra bir ÅŸaheser getirdiÄŸini iddia etmiÅŸ. Kıskançlığa yol açacağını ,sanıyor,hatta meslek arkadaÅŸları tarafından bile övülmeyi bekliyormuÅŸ; onların kendisini yuhalarla karşıladıklarını görünce ÅŸaÅŸa kalmış.

Bu tanrılardan ÅŸakayı çok seven bir tanesi ona : “DoÄŸrusu ya, demiÅŸ; çok iyi iÅŸ gördünüz: dünyayı ikiye ayırdınız; sonra birinde oturanlarla diÄŸerinde oturanlar münasebette bulunamasınlar diye de iki yarım kürenin etrafını su ile kapladınız. Kutuplarda oturanlar soÄŸuktan donacaklar, Ekvator’da oturanlar ise sıcaktan ölecekler. Yolcular açlıktan, susuzluktan ölsünler diye çok tedbirli davranıp büyük kum çölleri meydana getirdiniz. Koyunlar, inekler, tavuklar şöyle böyle iyi ÅŸeyler ama, doÄŸrusunu isterseniz yılanlarla örümceklerden hiç hoÅŸlanmadım. SoÄŸanla enginar da çok iyi ÅŸeyler ama, yeryüzünü bir çok zehirli bitki ile kaplarken ne düşündüğünüzü anlayamadım; eÄŸer dünya da oturanları zehirlemek istiyorsanız o baÅŸka…

Öyle sanıyorum ki, otuz çeşit maymun bundan daha çok köpek, yalnız dört veya beş çeşit de insan yarattınız: sonuncu hayvana akıl dediğiniz şeyi vermekle de onu diğerlerinden ayırmak istediniz. Ama doğrusunu isterseniz, şu akıl hem gülünç, hem de deliliğe çok yakın bir şey. Zaten bana öyle geliyor ki, siz bu iki ayaklı hayvana pek öyle büyük bir değer vermiyorsunuz; çünkü kendisine bir sürü düşman, çok az savunma imkanı, bir sürü hastalık, çok az ilaç, bir sürü tutku, çok az bilgelik vermişsiniz.

Anlaşılıyor ki siz, yeryüzünde bu hayvanlardan çok fazla sayıda bulunmasını istemiyorsunuz: çünkü karşılarına çıkan tehlikeleri hesaba katmasak bile, iÅŸinizi o kadar iyi ayarlamışsınız ki, günün birinde çiçek hastalığı her yıl bu çeÅŸit hayvanların onda birini alıp götürecek, bu hastalığın kız kardeÅŸide geriye kalan onda dokuzun hayat kaynağını zehirleyecek; bu da yetmiyormuÅŸ gibi, ve hadiseleri öyle iyi düzenlemiÅŸsiniz ki, geri kalanların yarısı dava peÅŸinde koÅŸmakla, yarısı da birbirlerini öldürmekle uÄŸraÅŸacak; böylece onların size minnet duyguları ile baÄŸlanacaklarından emin olabilirsiniz; doÄŸrusu ya güzel bir ÅŸaheser meydana getirdiniz.”

Demogorgon kızardı: yaptığı iÅŸte hem maddi hem de manevi kötülük olduÄŸunu anlıyordu; ama kötülükten çok iyilik olduÄŸunu da iddia etmekten geri kalmıyordu; “Tenkid etmek kolay, dedi; ama elindeki hürriyeti kötülükle kullanmayacak, her zaman aklı başında hür bir hayvan yaratmak kolay mı sanıyorsunuz ? Dokuz bin çeÅŸit bitki dikmek gerektiÄŸi zaman bunlardan bir kaçının zararlı olmasına engel olmak kolay mı sanıyorsunuz? Bir parça su, kum, balçık ve ateÅŸ oldu mu, artık deniz ve çöl olmayacak mı sanıyorsunuz? Benimle alay eden sayın bay, siz de Merih yıldızını doÄŸurdunuz; iki büyük ÅŸeritle bu iÅŸin içinden nasıl çıktınız, hele bir görelim; aysız geceleriniz bakalım nasıl bir tesir bırakacak; yarattığınız insanlarda delilikten, hastalıktan eser var mı, yok mu ÅŸimdi göreceÄŸiz.”

Tanrılar hep beraber gidip Merih’i de incelediler; ve hep birden tanrının üzerine çullandılar. Zühal yıldızını doÄŸuran o ağır baÅŸlı tanrı da ellerinden kurtulamadı; İuppiter Mercuros Zühre adındaki yıldızları yaratanlar da bir sürü sitem ile karşılaÅŸtılar.

Ciltlerle kitap broşür yazıldı; nükteli sözler söylendi, ÅŸarkılar çıkarıldı; tanrılar ayıplarını birbirlerinin yüzlerine vurdular; herkes birbirine diÅŸ biledi; sonunda ilksiz Demiorgos hepsini susmaya mecbur etti; onlara: “İyi iÅŸler de gördünüz kötü iÅŸler de dedi; çünkü çok zekisiniz ama kusursuz da deÄŸilsiniz; eserleriniz ancak birkaç yüz milyon yıl sürecek; ondan sonra da daha bilgili olacağınız için daha iyi iÅŸler göreceksiniz: kusursuz, ölmez iÅŸ görmek yalnız bana mahsustur.”

İşte Eflatun’un çömezlerine anlattığı ÅŸeyler bunlardı. SustuÄŸu zaman bunlardan bir tanesi ona : “Sonra uyanıverdiniz deÄŸil mi üstat?” dedi.

Popularity: unranked [?]

Benzer Yazılar

EkleBunu Sosyal Paylaþým Butonu

Cevap Yaz!

You must be logged in to post a comment.