Tüm mp3 player fırsatları için tıklayın !

<

Bir Baba Hindi Seha


Sponsorlu Baglantilar

Tüm oto müzik sistemi fırsatları için tıklayın !

 seha erge

Türk futbol sahalarının ilk Amigosu Seha Erge’yi tanıtmak istiyoruz. Bırakın genç kuşakları yaşı 40’ın altında olan orta yaş kuşaklar bile onu tanımazlar. Ancak öyle sanıyoruz ki ismini hemen herkes duymuştur. Asıl adı Seha olmasına karşın tribünler ona “Bir baba hindi Süha” ya da kısaca “Süha Baba” diye hitap ederdi. Baba Seha Türk futbol sahalarında görülen Fenerbahçe’nin ilk tribün amigosudur. Onunla Şükrü Saracoğlu’nda ki Fenerium Mağazası’nın kafesinde keyifli bir söyleşi yapmıştık 2003 yılında. Bir sene sonra 2004 yılında aramızdan ayrıldı. Şimdi o röpörtajı yayınlıyoruz. Çünkü bugünlerde çok manidar…

 

Seha Baba sizin Türk sporuna mal olmuş tezahüratlar yarattığınız da biliniyor. Bunların en ünlüsü “Bir Baba Hindi” sloganıdır. Bu nasıl oluştu?
O şöyle bir şey oldu. Ben 1939 – 40’da İstanbul Erkek Lisesi’nde izciydim. Oymak beyi, Ankara’ya gittik. Ankara Lisesi’nde kalacaktık Kız Lisesi’nde mi Erkek Lisesi’nde mi ne… Bu bir halk tevatürü aşağı yukarı, hani içinden gelir ya…Bir çokları da öyle konuşurlar. Öğlen yemeğinde hindi geldi. Ne yemek var hocam? “Hindi ve pilav.” “Bir baba hindi” dedim. Baktım bizim arkadaşlar “Heey de yallah” dediler. Arkasından o çorap söküğü gibi geldi. Pilavla zerde heey de yallah ; kaşıkta da nerde heeey de yallah… Biz bunu kaptık maçlara adapte ettik.
1939 – 40’larda mı?
Evet 1939 – 40’da maçlara adapte ettik.
O zaman ki kelimeler ne idi?
Yine aynı, en sonunda da gidiyoruz billah heeey de yallah, nereye de billah, heey de yallah şampiyonluğa billah heey de yallah ya da Galatasaray’a billah heeey de yallah… Hala Anadolu’da çekiyorlar Baba Hindi’yi. Ben Harbiye Marşı’nı Fenerbahçe’ye adapte ettim tutmadı. (Burada gür bir ses tonuyla onu da söylemeye başlıyor.) Gündüz’üyle Osman’ıyla gelseler dahi, Fırtına ve Bora sükun bulacak, Gündüz Cihat’a selam duracak, sana yıldırımlar sana yıldırımlar selam duracak. Ben bunu adapte etmiştim.
Yanılmıyorsak sizden önce tribünlerde toplu ya da şarkılı tezahüratlar pek yoktu?
Yoktu. Taraftarlar öyle bireysel olarak bastır, saldır, vur diye bağırırlardı. Bir de 30’larda benim maçlara gitmeye başladığım yıllar, toplu söylenen Galatasaraylılar’ın şu ünlü Re re re.. Ra ra ra’sı vardı.
Peki Fenerliler’in Ya Ya Ya… Şa Şa Şa, Fenerbahçe Çok Yaşa sloganı ne zaman söylenmeye başladı?
Bilmiyorum, çünkü onu ben bulmadım. Maçlara başladığımda bu söyleniyordu. Onu da aşağı yukarı Re re re.. Ra ra ra ile aynı zamanlarda söylemeye başlamışlar.

Hakemlere de o zamanlar gönderme yapılır mıydı?
En büyük küfür , “Hakeme de maşallah, “Ooo ooo ooo ooo ooo ooo gelin olur inşallah… Ooo ooo ooo ooo ooo ooo… Bir de; “Arabacı Hakkı yuh Hakkı, arabacı Hakkı yuh Hakkı…” diye Baba Hakkı’yı kızdırırdık. Bir Beşiktaş maçında burada, biz bir başladık arabacı Hakkı yuh Hakkı, arabacı hakkı yuh Hakkı ilk haftayım 0 – 0 deli oluyor baba. Bana böyle yapıyor (Elinin işaret parmağını yüzünün hizasında sallayarak Baba Hakkı’nın ona yaptığı hareketi gösteriyor. ) Ulan diyor ben sana sorarım. İkinci yarıya çıktılar kardeşim. Rahmetli Şükrü hiç unutmam tramvay yolu tarafındaki kaleye bir orta yaptı. Baba bir çaktı 90’a 1 – 0. Geldi önümüze pat şortunu indirdi, avuçlayıverdi apış arasını. Rahmetli Şükrü Saracoğlu’da başbakan şeref tribününde…
Hiç unutmam Baba Hakkı bir gün bana dedi ki, Florya Kulübü’nde yemek yiyoruz. Himmet Ünlü, o Arap Sadri filan “Baba” dedi, “Ben hatırlamıyorum sen hatırlıyorsun ulan benim maçları. Eeeee hatırlıyoruz tabii ya… 1936 Berlin Olimpiyatlarını kim biliyor?

Önce kendinizden biraz söz eder misiniz?

Ben İstanbul Lisesi’ni 1943 – 44’de bitirdim. Ondan sonra Yüksek Ticaret’e gittim. Yüksek Ticarette İktisat profesörü Şükrü Sina vardı. Onu imtihan odasında kovaladım ve çıktım. Babama dedim ki, “Beni İsviçre’ye gönderir misin?” Bana dedi ki, “Gönderirim ama bir şartla, evleneceksin” dedi. “Niye” dedim. “Oradan alır bir gavur kızı gelirsin sen.” dedi bana. Velhasıl okumadım ve ticaret hayatına atıldım. Gömlekçilik yaptım. Piyasa beni çok iyi tanır. Hiç bankalarla çalışmadım. Selanik göçmeniyiz. Annemin babası Atatürk ile rahmetli kapı komşusu. Annemin babası Komiser Ömer Efendi. Babamın babası hattat Yusuf Efendi.
Eski futbolcularla bugünküler arasındaki farktan söz ederek başlayalım. Biraz riyakarlık mı var bu günkü futbolcularda, bu işlerde?
Yok riyakarlık değil bunlar hepsi ben profesyonelim diye bir kelime çıkartmışlar ben profesyonelim diyerek karşı tarafa geçiyorlar. Hadi oradan ya profesyonelsen git Unkapanı’nda oyna! Bana gelme. Bana gelme kardeşim yahu… Fenerbahçe Türkiye’nin çok önemli bir spor kulübüdür. Bu kulübün içinde bulunacak sporcu hangi dalda olursa olsun o renklerin hakkını vermek zorundadır. O renklerin ağırlığını hissetmek zorundadır. Bütün bunlara rağmen ben profesyonelim. Paramı alırım oyunumu oynarım diyorlarsa bu adamlar bize gelmesin. Yöneticiler de bu adamları barındırmasın. Rahmetli Donanma Kamil hasta Arap Sadri geliyor transfere, hasta yatağında şu kadar para diyor. Kamil kaldırıyor yastığının altında Fenerbahçe forması var. “Sadri Baba” diyor “Senin gücün yeter mi bu formayı satın almaya” diyor. Yaaa! Bizim Murat kulakları çınlasın sağbek tifüslü, tifüslü Galatasaray maçına çıkıyor. Doktor Fuat aptallaşmış. Ekrem Ağabey rahmetli doçent bir hafta on gün 40 – 41 derece ateş…
Buna rağmen sahaya mı çıkıyor ?
Ya beyim bunlar nedir omzuna vuruyorsun yıkılıyor kalkmıyor. Adam yok arka adelesiymiş şuymuş buymuş… Yok kardeşim yok böyle şey olmaz ya… Kabahat yine, medyayla idarecilerde. Tabii dolaylı olarak da futbolcularda. Sen bu kadar milyarlarca lira para al, ananın babanın görmediği otellerde kal, ye, iç, yat, kalk, eeee… Göt çalkala. Beşiktaş maçını oynuyoruz 1 – 0 mağlubuz. Maçın ilk yarı Mithatpaşa’da Mikro ile Lefter göt çalkalıyorlar. İndik aşağıya Ahmet ile beraber, hayvan Ahmet’le Lefter’e kaptı takunyayı Ahmet dedi ki : “Gavur” dedi. “Öldürürüm seni bu maçı almazsanız.”dedi. 3 – 1 hah, var mı öyle boktan iş ya…
Eskiden kadromuzun çoğunluğu alt yapıdan gelen futbolculardan oluşurdu. Takımda ki futbolcularımızın bazıları yine 60 – 70 yıl önce olduğu gibi öz kaynak düzeninden yetişse daha iyi olmaz mı?
Evet, evet… Her zaman söylüyorum. Başkasından sana kötülük gelir. Oğlundan ne kadar kötülük gelse o kadar gelir. Fenerbahçe’nin 5 tane genç takımı vardı.
Türkiye’de ilk genç takımı kuran kulüp olan Fenerbahçe yıllarca niye ihmal etti bunu?
Grupçular, dışardan hazır transferler grupçuların işine geldi. Para girdi işin içine para konuşulmaya başladı.
Dış transferlerde bazıları bu işten menfaat filan mı sağlıyordu?
Yahu konuşturmayın beni Allah aşkına. Konuşursam çok fena konuşurum. Kapayalım bunu. Sana bir Fenerbahçe genç takımı sayayım. İnan şu günkü çok takımı götürür. Kaleci Sabri, sağbek göbek Ali, solbek kırmızı Sadi, sağhaf Kemal Atakul, santrhaf K. Halil , solhaf Rıfkı, sağaçık Ayva Erol, sağiç Hilmi, santrfor Adnan, soliç Konuralp, solaçık Keçi Faruk sonra Beşiktaş’a gitti. Faruk Sağnak. Neden mi? Kadroya giremeyecekti adam, gitmekte haklı. B. Fikret oynuyor Halit oynuyor üçüncü Faruk. O arada da Şükrü askere gitmiş Beşiktaş’ta sol açık yok alıverdiler keçiyi….
Grupçulardan söz açılınca şunu da kabul etmek gerekiyor, Aziz Yıldırım döneminde grupçuların sanki eski güçleri kalmadı gibi. Sen yakından yaşadın bu grupçuluğu Seha Baba biraz söz eder misiniz?
Tabii bak, bu işin müsebbibleri rahmetli Şambaba Semih ile Muhittin’dir. Bunlar kulübün ağzına sıçtılar. Parayla iş yapmaya başladılar. Ve tadını aldıkları için de bugünlere getirdiler.

Sponsorlu Baglantilar

Tüm kadın aksesuar fırsatları için tıklayın !

Rüştü Dağlaroğlu gibi gerçek Fenerlilerin bu nedenle onlara karşı mücadele bayrağı açtıkları da biliniyor…
Rüştü’de gitti, okkanın altına oda Kemal’le gitti rahmetliyle…
Hangi Kemal bu ?
Kemal Aksur, atlet…Yahu bunlar benim bile ismimi silmişler ya… Benim numaram 971 idi. En az benim 65 senem var orda be… Haberim yoktu, beni rahmetli Rüştü Dağlaroğlu üye yapmış.
Ne yazık ki onlar kendilerine muhalif olanlara gelip oy kullanmasın diye bunu yapabiliyorlardı…
Ben ondan sonra tekrar kaydoldum kulübe. 40 yıllık üyelere plaket verildi. Teyzemin oğlu 45 yılı doldurmuş oda aldı. Bana, “Sen hala 40 yıllık değil misin” dedi. “Değilim 39.5 yıl olmuş” dedim. Adnan Bey’e söyledim Divan Heyeti Başkanı, “Ya plaketimi verin yahut da mezarımın başına koyun.” dedim.
Yeni stadı Yıldırım Yönetimi yaptı. Bu konuda ne düşünüyorsun?
Evet eseri büyük, buyur eseri büyük kabul. İyi ama senin değil.
Onun da tapusunu almak için uğraşıyor şimdi Başkan…
Fevkalade, yani yok, üstüne konuşacak bir kelime yok. Sen eşeği sağlam kazığa bağla… Birde geçen gün yengen dedi ki, “Ya ben bu idarecilere kızıyorum” dedi. “Hem parasınla hem şerefinle rezil oluyor ne işi var orda onların.” Doğru söylüyor. Ben Aziz Yıldırım olayım. Trilyonlar harcayayım. Bir de bir alay küfür yiyeyim. Hadi oradan be, hadi oradan …
Peki ara sıra da olsa Amigolarla bir araya gelmez miydiniz ?
Hemen, hemen hiç gelmezdik ama mesela ne bileyim ben rahmetli Karıncaezmez Şevki Galatasaray maçında yer bulamadı benim yanımda oturdu. Bir de Fenerbahçe – Beşiktaş maçında ben kızdım. 1 – 0 mağluptuk. Fırladım Beşiktaş tribününe, Kafa Sebahattin yakaladı. “Baba ne olacak?”dedi. “Küfür edeceğim” dedim. “Et Baba” dedi. “Çocuklar Baba geldi küfür edecekmiş!…” dedi. Ama küfürde ana avrat değil, “Eşşioğlu eşekler, piçler, namussuzlar…” Beşiktaşlılardan el cevap : “Aramızda kaz var ördek var, aramızda kaz var ördek var…” Buydu kardeşim en büyük küfür buydu… Ben maçtan çıkardım, rahmetli çengel Hüseyin ile beraber içmeğe giderdim. Vefa’lı piç Mehmet ile beraber içmeğe giderdim.
Şimdi ki taraftarlık, amigoluk filan o döneme göre farklı mı ?
Ben bunlara amigo demem kardeşim. Bunlar serseri ya kardeşim. Bana bunları tartıştırtma. Ben bunları odunla döverim vallahi hepsini… Bana böyle Fenerbahçelilik istemez. Bana böyle Fenerbahçelilik yaramaz. Şu anda ki futbol seyircisi benim gördüğüm kadarıyla biz her şeyi aldık Avrupa’dan bunu da aldık. Bizde de İngiliz holiganları gibi holiganlar çıktı yani. Yalnız dikkat ederseniz İngiltere’de ki maçlara tribünlere şık, lüks şapkalı kadınlar da geliyor.
Fener tribünlerindeki bu yolculuğun sırasında çok şeyler yaşamış olmalısın ?
Yazsam bunun gibi iki üç cilt olur. (Öz Fenerbahçe dergisi cildini havaya kaldırıyor.) Şeref sahasında Beşiktaş’la maç yapıyoruz. 0 – 0 rahmetli İskeçe İbrahim’e Rebii Erkal bi top verdi havuz tarafında ki kaleye affedersin s…iyle vursa gol. Avut oldu. 10 saniye kala sağaçık Sabri aldı topu bize yerleştirdi. Millet birbirini yiyor. Rebii böyle yaptı. Yarım konuşurdu o, “vö vö vö” diye… “Ne bağırıyorsun sen?” dedi, “Müdafaa gol yemez diye bir kural var mı yani ? “ dedi. “Adama verdik” dedi. “Şeyiyle vursa gol olacak atamazsan atarlar” dedi. Aynı şey bizde oldu Fener sahasında oldu. Baba Hakkı bir top verdi Cahit’e atamadı. Biz attık aldık maçı. Öldürüyordu takunyayla duşta Cahit’i baba hakkı…

Süha Baba Fenerbahçe ilklerin takımıdır. Seninde ilk Türk amigosu olduğunu biliyoruz. Birazda nasıl Fenerli olduğundan, amigoluğa ne zaman başladığından bahseder misin ?
5 yaşında filan idim. Babam bir gün beni karşısına aldı dedi ki, “ İstanbul işgal altındayken Fenerbahçe düşman takımlarını hep yeniyordu. Ezilmiş, gururu incinmiş halka moral aşılıyordu. “Bunun gibi bir şeyler söyledi. Sonra, “Bundan böyle sen de artık Fenerli olacaksın.” dedi. Böyle Fenerli oldum. Ben 1940’da amigoluğa başladım. Ondan öncede tabii maça gidiyordum. Ama 1940’da taraftar beni tribüne çıkarttı. İlk maçıma 7 –8 yaşında gittim. 70 küsur sene evvel. Taksim sahasına 5 bin kişi 6 bin kişi girdiğinde gırtlağına kadar dolardı. 5 kuruş 7.5 kuruş verirdik Taksim sahasının arkasında otomobil tamircileri vardı. Oradan girerdik. Tribün filan yok. Topraklar üzerinde saha kenarında maç seyrederdik ve orada Hungaria’yı Macarların Hungaria’yı 3 –2 yendiğimiz maçta Büyük Fikret 2 – 2 iken mektep tarafındaki kaleye yapıştırıverdi 3 – 2 aldık maçı. Birde Peşte Karması ile burada karşılaşıyoruz. Salosi Kardeşler filan falan. Bizde de Cihat, Faruk Sağhaf, Mehmet Yaşar santrhaf, Rasih santrafor, Büyük Fikret solaçık oynuyor. Harbiye tarafında ki kaleye Büyük Fikret geldi. Bir patlattılar yerde çamur içinde kaldı. Kalktı yine topu aldı, geldi. Korner çizgisinden valla bir çaktı öteki direğe vurdurdu. Oradan pat içeriye… Böyle futbolcular vardı ya… Kim kardeşim bu adamlar ya kim bu başıbozuklar, başıbozuk diyorum ben bunlara ya. Ben bunlara futbolcu demem kardeşim ya… Faruk Ilgaz kulakları çınlasın oda zavallı hasta ya, ondan sonra o anlatırdı. Bir Galatasaray maçından evvel bu gitmiş bir yurda galiba yetiştirme yurduna mı ne, orada ağlamış bir çocuk demiş ki, “Söyle Fenerbahçeliler’e benim için oynasınlar.” Bu gidiyor soyunma odasına bunu anlatıyor. Bak saçlarım çekiliyor.
Canavar gibi almışlar maçı. Kardeşim o adamlar böyleydi. Kardeşim eski maçları göstereceksin böyle, o 1960 senesindeki Cemal Gürsel kupasında 1 – 0 aldığımız maçı göstereceksin.
Birde aynı Cemal Gürsel Kupası’nda 2 – 0 yenilgiden 6 – 2 aldığımız Beşiktaş maçı var…
2 –0 olunca dalga geçiyorlardı, dalga geçiyorlardı. 6 –2, 4 – 1’den 4 – 4, ondan sonra 3 – 0’dan 4 – 3 ya… İzmir’den geliyor takım Aydın Ağabey Bakanoğlu cezalı, K. Halil’in filan genç takımdan A Takımı’na çıktıkları ilk maç… Milli Küme’de şampiyonluk maçı beyim. Sene 1943 Berabere kalsa Galatasaray şampiyon, Zeki Rıza rahmetli K. Halil’i santrhafa koydu. Millet birbirinin yüzüne baktı böyle. Çıktılar, dakika 3 korner oldu sağdan Küçük Fikret yaptı ortayı. Rahmetli Taka Naci sol ayağı ile bir çaktı 90’a; 1 – 0. Ben, Cem Atabeyoğlu, Melih Eczacıbaşı, Necmi Tanyolaç, Namık Sevik filan birlikte izliyoruz. 87 dakika o takım dayandı. 87 dakika dayandı da şampiyon olduk. Paralı başkanlık geldi. Bu ruh kayboldu. Hacı Bekir’le rahmetli Müslüm Bağcılar ne verdiler biliyor musun prim olarak? 150 lira ile bir takım elbise, Galatasaray’ı yendik, şampiyon olduk. 150’şer lira verdi Hacı Bekir. Birer takım elbiseyi de Müslüm Baba verdi.
Hazır takım elbise mi, elbiselik kumaş mı?
Birer takım elbiselik kumaş yahu… Birde İzmir’de 7 – 0 galibiyet almamız lazım. İlk gün Göztepe’yle oynadık 3 – 0 İkinci gün Altay’la oynuyoruz 3 – 0 maçın bitmesine 10 saniye 20 saniye var yok. Galatasaraylılar şampiyonluk naraları atıyor. Korner oldu. Halit korneri atamıyor. Bursalı Cemal, rahmetli kasap Cemal o attı. Donanma Kamil ile Arap Samim ikisi birden kafaya çıktılar ve topla beraber içeri girdiler. 4 – 0 Galatasaray’ın elinden şampiyonluğu aldı bu takım.

Kulüp sizlerle nasıl ilgiliydi. Sizlere para pul verir miydi amigoluk yaparken?
Yok kardeşim, biz verirdik.
Peki maça da mı çağırmadılar hiç, bilet verilmez miydi ?
Hayır. Zaten benim aklım ermez. Taraftar yaptı beni amigo kulüple alakam yoktu.

Ama eskiden sizin gibi kulübün ileri gelen taraftarlarına yeri geldi mi sahip çıkıldığını da duymuşluğumuz var ?
O başka… Gençlerbirliği maçı vardı. İhtilalden hemen sonra lig maçı…. Maçtan öncede Orhan Şeref Apak rahmetli dedi ki, “Fenerbahçe yenerse ben göğsümde ki rozeti çıkartıp Fenerbahçe rozeti takacağım” Bunlar beni fena halde tahrik etti. Ramazanın da birinci günü hiç unutmuyorum. Maç başladı. Nejat yan hakem. Küçük Fikret te o zaman Futbol Şube Sorumlusu. Mikro Mustafa’yı kapalı tribün önünde bunlar sakatladı. Küçük Fikret içeri girdi sahaya Nejat bunu laysmen bayrağı ile kovaladı. Orada şuurumu kaybettim ne ana ne avrat hiçbir şey bırakmıyorum. Ben numaralıdayım yalnız. Yani kendimi kaybettim. Eniştem de yanımda. “Ne yapıyorsun” diyor. “Sus konuşma” diyorum. O sırada Sulhi Garan da geldi. “Ne yapıyorsun” dedi. Senin de ulan dedim. Senin de, seninde döşüyorum. İlk yarı bitti. Dedim ki “Bunlar beni nasılsa yakalayacak. Ben kendim ineyim aşağıya”. Aşağıya girdim, baktım Doğan Babacan raporunu yazıyor. “Yahu Seha nedir bu küfürler baba” diyor. Senin de ulan dedim. Onun üzerine polis diyor ki, “Sarhoş musun?”. “Senin de dedim. “Ne demek?” dedi. “Ben ramazanda oruçluyum. Oruçlu adam sarhoş olmaz.” dedim. Maç bitti. Futbolcularla, hakemlerle kapıştılar ve Beşiktaş emniyet amirliğine biz konvoy halinde gidiyoruz. Hakemler diyorlar ki, “Biz Seha Baba’dan davacıyız. Futbolcular da o zamanlar Yüksel, Kadri filan biz de sizden davacıyız diyorlar. Rahmetli kayınpeder o akşam bizde iftara davetli ona bunu gelin alın diye haber vermişler geldi. Kayınpeder de Fenerbahçeli ve ecza deposu sahibi. İri yarı bir adamdı. Büyük Fikret görüyor. “Hayrola sen niye geldin?” diyor. “Bizim damadı almaya geldim.”diyor. “Kim?” “Seha” diyor. “Başka damat bulamadınız mı yahu? Bütün kulüp bunun bokuna burada” diyor.
Bizim başımızdan neler geçti. Kılım kıpırdamadı kardeşim. “Benim pilim değişecek paran var mı?” diye de soran olmadı. İkinci pilimi mesela profesörler değiştirdi. Benim cebimde param yoktu. Profesörler arkadaşım. “Karışma sen” dediler. Onlar değiştirdi. Şimdi yine yenilenmesi lazım. Ne olacağını bilmiyorum. Olsa da olur olmasa da fark etmez bu yaştan sonra. Mesela ben check up’dan geçmek istiyorum. Kulübe söylesem Acıbadem hastanesinde orada bir check up yaptırsınlar bana diye. Ama ben söylemem, ben minnet etmem.

Maçlara artık gitmediğini biliyoruz. Nedenini açıklar mısın ?
Kalp krizi geçirdim. Kalbime pil takıldı. O zamandan beri gidemiyorum. 1975 – 76’ dan sonra gitmiyorum. Sarıyer maçı vardı İnönü’de, geliyorum. Gümüşsuyu’ndan aşağı inerken Halit Deringör ile karşılaştık “Baba dedi nereye? “Maça gidiyorum” dedim. “Geri dön.” dedi. Döndüm. Ben televizyondan seyredemiyorum. Maçta seyredebilirim. “Niye?” Pozisyonu takip edersiniz. Televizyonda takip edemiyorsun. Arada kaçamaklar yapıp, maçlara gittim…

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Bir Baba Hindi Seha ile Benzer Yazılar:

Paylas
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
29 Haziran 2009 Saat : 9:48

Bir Baba Hindi Seha Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

Yorum yapmak için giriş yapmak zorundasın. Gİriş

Tüm erkek giyim modası fırsatları için tıklayın !

içerik