Tüm mp3 player fırsatları için tıklayın !

<

Bir Bilim Adamının Romanı – Oğuz Atay


Sponsorlu Baglantilar

Tüm oto müzik sistemi fırsatları için tıklayın !

Bir Bilim Adamının Romanı – Oğuz Atay

Yazar :

Oğuz Atay 1934’te İnebolu’da doğdu. 1957’de İ.T.Ü İnşaat mühendisliği bölümünü bitirdi. Bir yandan mesleğini, inşaat mühendisliği bölümünde öğretim üyesi olarak sürdürürken diğer yandan edebiyata olan ilgisini sürdürdü.

İlk romanı “Tutunamayanlar” ile 1971’de TRT ödülünü kazandı. 1973’te “Tehlikeli Oyunlar” adlı romanı, 1975’te “Korkuyu Beklerken” adlı öykü kitabı yayınlandı. Aynı yıl biyografik nitelikli “Bir Bilim Adamının Romanı” adlı kitabını da tamamladı. Kırk üç yaşında beyin rahatsızlığı nedeniyle yitirdiğimiz yazarın “Oyunlarla Yaşayanlar” isimli tiyatro oyunu da öldükten sonra sahnelendi.

 

Kitap:


Bu yazıda tanıtacağım kitap, Oğuz Atay tarafından yazılan, ilk basımı 1975 yılında yapılmış “bir Bilim adamının Romanı” adlı eser. Kitap İletişim Yayınları Tarafından basılmış. Oğuz Atay’ın “Bütün Eserleri serisinin beşinci kitabı. Okuduğum on birinci baskı 2000 yılında piyasaya çıkmış. Şu anda 23. baskısı satılmakta. Biyografik roman türündeki bu kitapta Oğuz Atay, kendi üniversite hocası olan Mustafa İnan’ın hayatını 270 sayfa ve 19 bölümde incelemiş. Oğuz Atay, kitabının sonuna Mustafa İnan’a ait bir de fotoğraf albümü koymuş.

 

Özet:

 

Mustafa İnan Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli isimlerden biridir. Tam bir bilim adamıdır. 1911’de Adana’da doğdu. Ailenin erkek çocukları hep ölüyordu. Bu yüzden ailesi Mustafa’ya okula gidene kadar küpe taktı, ölümü kandırmaya çalıştılar. Fakirlerdi. Adana’nın sıcağında zenginler gibi yaylaya çıkamıyorlardı. Bu yüzden evin damında yatıyorlardı. Mustafa 4 yaşında damdan düştü. Hayatından ümit kesilmişti. Sonra iyileşti fakat hiçbir zaman tam sağlıklı olamadı.1.Dünya Savaşı sırasında Konya’ya göç ettiler.Mustafa Konya’yı çok sevdi. Fransızca vaazlar dinliyordu. Camileri dolaşıyordu. Divan edebiyatını çok severdi. Mevlevi ayinlerinden çok etkilenmişti. Ailesi de çok dindardı. Soyadı kanunu çıkınca “mümin” kelimesinin Türkçe karşılığı olan “inan” soyadını aldılar. Bir ruh temizliği olan inanç meselesi Mustafa’yı çok ilgilendiriyordu.

Adana’ya döndüler. Mustafa hiç ders çalışmıyordu. Babası da bir sanat öğrensin diye O’nu kuyumcunun yanına verdi. Onun olağanüstü hafızasından kimsenin haberi yoktu. Mustafa mesleğini çok sevmişti, bir gördüğünü bir daha unutmuyordu. Orta okula giderken hiç defter tutmamıştı. Babası “Bu çocuk adam olmaz” diyordu. Ders kitabı da yoktu. Ustası babasına “Beyim bu çocuk çok akıllı, okut” diyordu. Kitap defter masrafı olmadığından okuması sorun değildi. Mustafa erkenden yatıyor, sabah erken kalkıp okuldaki yatılı çocuklar uyanana kadar onların kitaplarından çalışıyordu. Kazanılması çok zor olan Adana Lisesi’nin parasız yatılı sınavını kazandı

 

 

Çok sosyaldi. Matematik hocası gelmediği zaman tahtada problemleri O çözerdi.Boş zamanlarında üst sınıftakilere ders veriyordu.Baştan aşağı pekiyi olan karnesini babasına göstermedi ,O’nun mührünü basıp geri verdi. Hem çok çalışkan,hem çok espriliydi. Herkes O’nu çok severdi. Herkese bir şeyler öğretmek istiyordu. Öğretmeden önce onlarla dost oluyor, nasıl öğreteceğini hesaplıyor, sohbet eder gibi öğretiyordu. İnsanlar farkında olmadan bir şeyler öğreniyordu. Liseyi birincilikle bitirdi. Adana Fen Fakültesi’ne kaydoldu.

Sponsorlu Baglantilar

Tüm kadın aksesuar fırsatları için tıklayın !

Tek gayesi öğretmen olmaktı. Babası ölmüştü, ailesine bakmak için biran önce hayata atılmalıydı. Ailesini babasının emekli maaşıyla geçindirmek istemiyordu. Fakat arkadaşlarının ısrarıyla mühendis mektebine başvurmak üzere İstanbul’a gitti. Başvuru bürosun önünde İstanbullu gençler Mustafa’nın şivesi ile alay ettiler. “Sınava girme sen, yapamazsın” dediler. O da onlara “deneyeh bahah” dedi. Sınav günü geldi. Mustafa kısa bir süre sonra sınavdan çıktı. Hoca çok şaşırmıştı. Bütün cevaplar doğruydu. Deneyeh bahah Mustafa, İstanbulluları mat etmişti.

Mühendislik mektebine birincilikle girdi. Mustafa matematik ve fiziğin hayatı anlattığını görebiliyordu. Bu yüzden çalışmalarının amacı sınıf geçmek değil, hayatı daha iyi anlamlandırmaktı.Tabiatta matematiksel bir düzen vardı ve Mustafa bunu çözmek istiyordu.Üniversitede hocası hastalandı ve hocasının yerine ders vermeye başladı. Yeni harfler kabul edilince ithal bilime ihtiyaç duyuldu. İngiltere’den gelen profesörün dersine Mustafa hiç not almıyordu. Profesör bir gün çok sinirlendi ve Mustafa’yı kaldırdı. Mustafa hocanın anlattıklarını eksiksiz tekrarlayınca hocası istifa etti.

Mustafa hiç ders çalışmadan mühendislik mektebini de birincilikle bitirdi. O artık efsaneleşmişti. Mühendislik yerine hocalık yapacaktı. Üniversitede kaldı, bütün hocalarla arkadaştı. İngilizce öğrendi. Almanca’yı kendi kendine söktü. Zürich’te doktora yapıp döndü. Hocalar da öğrenciler de O’nu çok seviyordu. Düşünme tembelliğine çok kızıyordu.

Mustafa İnan, bilime ülkede bir ekol olarak devam edecekti. İsviçre Üniversitesi’nde kalmayı teklif ettiler ama o, memleketi için çalışmayı tercih etti. Çok büyük imkanları tepti, beyin göçüne karşıydı. Dünya barışının sağlanması için geleneklerden taviz vermeden,doğuyu batıya yaklaştırma düşüncesindeydi.

Üniversite üçüncü sınıfta evlendi, çocuğu oldu. 2 eve birden bakıyordu. Maddi durumu çok kötüydü. Mezun olduktan yedi sene sonra profesör oldu. Dünyaca ünlü bir matematikçi ve mekanikçiydi. Daha sonra rektör oldu, fakat yöneticilik bilimsel çalışmalarını engellediğinden 1960’da bıraktı.Yöneticilik O’nu çok yormuştu. Kimseye “hayır” diyemediği için çeşitli ek işlere koşturmuştu. Cemal Gürsel o’na bayındırlık bakanlığı teklif etti, Fakat o hocalık için yaratılmıştı, kabul etmedi. TÜBİTAK’ın kurucuları arasındaydı. Demirel, İnan’ın öğrencileri arsındaydı. Bir yemekte Mustafa İnan o’na “Süleyman, duydum ki siyasete atılıyormuşsun, sakın ha, ben seni akıllı bir adam sanıyordum” dedi. Demirel: “Böyle bir şeyi benden bekler misiniz” dedi.

Mustafa İnan ömrünün son yıllarında bir kat sahibi olmak istedi, ama borçlanmaktan korkuyordu. Jale Hanım’ın ısrarlarıyla Ortaköy’de bir apartman yapımına ortak oldu. Mustafa İnan kış aylarında birden hastalandı. 4 yaşında damdan düştüğünden beri zayıf bünyeliydi. Lösemi olmuştu. Avrupa’da tedavisi için çok ısrar ettiler, kabul etmedi, eve borcu vardı. Sonra devlet Almanya’ya gönderdi. Çok sancısı vardı. Devamlı morfin veriliyordu. 1967’de 60 yaşında öldü.

 

Yorum :

 

Bir Bilim Adamının Romanı’nda Oğuz Atay’ın hedefi, bir halk çocuğunun uluslar arası ün sahibi bir bilim adamı oluşunun zorlu macerasını sergilemek. Mustafa İnan, aynı zamanda kendisinin de çok sevdiği üniversite hocası olduğu için, bu iş onun için ayrı bir önem de taşımakta. Oğuz Atay, Mustafa İnan’ın hayatını anlatırken bir çok toplumsal eleştiriye de yer veriyor. Mustafa İnan her zaman insanların sevgilisi olarak yaşamış bir kişi. Çok zeki ve yardımsever. Aynı zamanda da çok eğlenceli bir kişiliği var. Üstüne üstük bir de dünyaca tanınmış çok önemli bir insan olmasına rağmen hayatı boyunca hep geçim sıkıntısı çekmiş. Yaptığı tüm önemli keşiflere, oluşturduğu ekole rağmen başını sokacak bir evi bile olmuyor. Kitapta söz konusu olan, bir bilim adamı olmasına rağmen çok duygu yüklü bir kitap. Okumuş veya okuyacak olan herkese birçok şey kazandıracağından eminim.hiç sıkılmadan kısa sürede okumayı başardığım bu kitabı herkesin okumasını samimiyetle tavsiye ediyorum.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Bir Bilim Adamının Romanı – Oğuz Atay ile Benzer Yazılar:

Paylas
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
4 Ekim 2008 Saat : 11:00

Bir Bilim Adamının Romanı – Oğuz Atay Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

Yorum yapmak için giriş yapmak zorundasın. Gİriş

Tüm erkek giyim modası fırsatları için tıklayın !

içerik