Tüm mp3 player fırsatları için tıklayın !

<

Schumann Rezonansı nedir – Dünya dönüş hızı – Zamanın kısalması

Schumann Rezonansı nedir – Dünya dönüş hızı – Zamanın kısalması

 

SIFIR NOKTASI ve SCHUMANN REZONANSI

 

Gregg Braden son günlerde Amerika eyaletlerini ve medyayı gezerek Dünya’nın Foton Kuşağı’ndan

 

geçtiğine ve Dünya’nın ratasyonunun yavaşladığına dair bilimsel kanıtlarını anlatıyor. Aynı zamanda

 

Dünya’nın rezonans frekansında bir artış bulunmaktadır. (Schumann Rezonansı) Dünya dönüşünü

 

durdurduğunda ve rezonans frekansı 13’e ulaştığında sıfır noktası manyetik alanında olacağız. Dünya

 

durduktan sonra 2 ya da 3 gün içinde ters yöne doğru tekrar dönmeye başlayacak. Bu durum

 

Dünya’nın etrafındaki manyetik alan içinde ters yönde ani bir değişikliğe sebep olacak.

 

Jeofiziksel Durum #1: Dünya’nın Yükselen Temel Frekansı

 

Dünya’nın zemin temel frekansı, ya da “kalp atışı” (Schumann Rezonansı, SR, olarak adlandırılır) hızla

 

artmaktadır. Coğrafi bölgelere göre değişkenlik göstermesine rağmen, onlarca yıldır toplam ölçüm 7.8

 

devir / saniye’yi göstermekteydi. Bu değerin sabit olduğu düşünülüyordu ve global askeri haberleşme

 

sistemi bu frekans üzerine geliştirilmişti. Son raporlar oranın 11 devire ulaştığını ve yükselmeye devam

 

ettiğini söylüyor. Bilim bu oranın neden yükseldiğini ya da yükselişe neden olanın ne olduğunu

 

bilemiyor. Gregg Braden verileri bu konu üzerinde çalışan Norveçli ve Rus araştırmacılardan aldı;

 

Amerika’da çok geniş çapta raporlama yapılmıyor. (SR üzerine tek referans hava ile ilgili ve sadece

 

Seattle Kütüphanesinde referans bölümünde bulunmaktadır. 

 

 

 

Bilim SR’yi sıcaklık değişkenlerinin ve

 

dünya çapında hava durumlarının hassas göstergesi olarak kabul etmektedir. Braden değişen SR’nin son

 

zamanlardaki şiddetli fırtınaların, sellerin ve havanın bir faktörü olduğuna inanıyor.)

 

Jeofiziksel Durum #2: Dünya’nın Azalan Manyetik Alanı

 

Bir yandan dünyanın “puls” oranı yükselirken diğer yandan manyetik alan kuvveti azalmaktadır. New

 

Mexico Üniversitesi Profesörü Bannerjee’ye göre, son 4000 yıl içinde manyetik alan yoğunluğunun

 

yarısı kaybetti. Manyetik alan kuvveti, manyetik kutupların tersine dönmesinin bir habercisi olduğu için,

 

Prof. Bannerjee, başka bir değişimin gelmekte olduğuna inanıyor. Braden, devirsel “Yer değiştirmeler”

 

ters dönmeyle birleşik olduğu için manyetik dönüşümün belirtisi olan dünyanın jeolojik kayıtları ayrıca

 

tarihte daha önceki “Yer değiştirmeler”i de işaret etmektedir. Zaman ölçüsünün büyüklüğü

 

düşünüldüğünde, bunlardan sadece bir kaç tane mevcuttur.

 

Schumann Rezonansı Nedir?

 

İster inanın, ister inanmayın, Dünya dev bir elektrik devresi gibi davranmaktadır. Aslında atmosfer

 

zayıf bir iletkendir ve eğer hiçbir şarj kaynağı olmasaydı varolan elektrik yükü yaklaşık 10 dakika içinde

 

dağılırdı. Dünya’nın yüzeyi ve iyonosferin iç kısmı arasında 55km’lik bir boşluk bulunmaktadır.

 

 

Herhangi bir anda bu boşluk içindeki toplam yük 500,000 Clombtur. Yeryüzü ile iyonosfer arasında 1-

 

3×10-12 Amper / m2’lik bir dikey akım akışı vardır. Atmosferin rezistansı (direnci) 200 Ohm’dur.

 

Potansiyel voltaj 200,000 Volt’tur. Dünya çapında herhangi bir anda yaklaşık 1000 şimşek çakmaktadır.

 

Bunların her biri 0,5 ila 1 Amper üretmektedir ve Dünya’nın elektromanyetik boşluğundaki akım

 

akışının ölçümü için hesaplanmaktadır.

 

Schumann Rezonansları bu boşlukta varolan ve aralarında az da olsa benzerlik gösteren

 

elektromanyetik dalgalardır. Yaydaki dalgaların da olduğu gibi, her zaman mevcut değildirler, fakat

 

incelenebilirliğin olması için reaktif olmak zorundadırlar. Dünyanın içsel faktörleri, kabuk ya da

 

çekirdek tarafından oluşturulmamaktadır. Atmosferdeki elektriksel faaliyetlere ait gibi görünmekteler,

 

özellikle şiddetli şimşek faaliyetlerinin oluştuğu zamanlarda. 6 ila 50 devir / saniye arasındaki frekans

 

değerlerinde meydana gelmektedir; özellikle 7.8, 14, 20, 26, 33, 39 ve 45 Hertz’de, +/-0.5 Hertz’lik

 

varyasyon ile. Sonuç olarak Dünya’nın elektromanyetik alan özellikleri aynı kalırsa bu frekanslarda aynı

 

kalır. Tahminen Dünya’nın iyonosferi, Güneşin 11 yıllık macula? devrinin sonucunda bu duruma

 

cevaben değişime uğramaktadır. Çoğunlukla SR 2000 ile 2200 birim zaman aralığında daha kolay

 

görülebilmektedir.

 

Atmosferin bir yük, bir akım ve bir voltaj taşıdığı göz önünde bulundurulursa böylesine

 

elektromanyetik dalgaların bulunması hiç de şaşırtıcı değil. Dünyadaki bu boşluğun rezonans özellikleri

 

ilk defa 1952 ve 1957 yılları arasında Alman fizikçi W. O. Schumann tarafından ortaya atılmış ve 1957

 

yılında Schumann ve König tarafından kanıtlanmıştır. Bu fenomenin ilk spiritüel tasviri 1960 yılında

 

Balser ve Wagner tarafından hazırlanmıştır. Son 20 yıl içindeki incelemeler, denizaltlarıyla Ekstrem

 

Düşük Frekanslı haberleşme araştırmalarını yürüten Deniz Kuvvetleri Bölümü tarafından

 

yönetilmektedir.

 

Daha fazla bilgi için: “Handbook of Atmospheric Electrodynamics, vol. 1”, Hans Volland, 1995, CRC

 

Press. 2. Bölüm tamamıyla Schumann Rezonansları üzerinedir ve Davis Campbell tarafından

 

yazılmıştır. (Geophysical Institute, University of Alaska, Fairbanks AK, 99775) Ayrıca bu araştırmanın

 

tarihçesi ve geniş bir bibliografisi de bulunmaktadır.

 

MUHTEMEL SONUÇLAR

 

1. Sıfır noktasına yaklaştığımızda zaman hızlanmış olarak tezahür edecek. Buna göre 24 saatlik zaman

 

dilimi, 16 ya da daha az saatte yaşanmış olacak. Binlerce yıldır SR’nın 7.8 devirde olduğunu, fakat

 

1980 yılından beri artmakta olduğunu hatırlayın. Bugün bu değer yaklaşık 12 devirdir. Ve 13 devire

 

ulaştığında duracak.

 

© 2012 LimitSiz | http://2012.8m.com

 

2. Sıfır noktası ya da Çağların Değişimi, kadim insanlar tarafından binlerce yıl önce bildirilmişti. Bir

 

çok değişimler meydana gelmiştir; her 26000 yıllık Ekinoks geçişi sürecinin yarısı olan 13000 yılda

 

3. Sıfır Noktası ya da manyetik kutupların ters dönüşü muhtemelen yakında, birkaç yıl içinde, belki de

 

her 20 yılda bir 12 Ağustos tarihinde gerçekleşen Dünyanın dört devir bioritmi ile eşzamanlı olarak

 

gerçekleşecek.

 

4. Sıfır Noktasından sonra Güneşin batıdan doğup, doğudan batacağı da söylenmektedir. Bunun

 

daha önce gerçekleştiğine dair çok eski kayıtlar bulunmaktadır.

 

5. İlginçtir ki Yeni Dünya Düzeninin 2003 yılında hayata geçeceği planlanmıştır. Bu, bir çok etkene

 

ve gündeme bağlı olarak olabilir de olmayabilir de. Fakat merkezde kalın ve sezgilerinizi takip edin.

 

6. Sıfır Noktası değişimi muhtemelen bizi 4. boyuta sokacak. Burada, düşündüğümüz ve istediğimiz

 

her şey hemen tezahür edecek. Bu Sevgi’yi ve Korku’yu içermektedir. NİYETİMİZ en yüksek

 

öneme sahip olacak.

 

7. Bildiğimiz bir çok teknoloji işlemez hale gelecek. İstisnalar Sıfır Noktası ya da serbest enerjiye

 

dayalı olan teknolojiler olabilir.

 

8. Sıfır Noktasına yaklaştıkça fiziksel bedenlerimiz değişmektedir. DNA’larımız 12 sarmallı yapıya

 

yükseltilmekte. Yeni bir ışık beden yaratılmakta. Daha sezgisel bir hale bürünüyoruz.

 

9. Maya Takvimi şu anda gerçekleşmekte olan bütün değişimleri önceden bildirmiştir. Buna göre biz

 

teknolojinin ötesine doğru ilerlemekte, Doğanın ve Evrenin natürel devirlerine dönmekteyiz.

 

2012’de 5. Boyuta gireceğiz. (Sıfır Noktasında 4. Boyuta geçtikten sonra)

 

10. Bütün bu bilgiler korkutucu nitelikte değildir. Yeni Işık Çağını getirecek olan bu değişimlere

 

hazırlanın. Paranın ve zamanın ötesine geçiş yapıyoruz; Korkuya dayalı kavramların tamamen

 

ortadan kalkacağı…

 

8 Eylül 2012
Okunma
bosluk

Leonardo Fibonacci Kimdir – Fibonacci Sayıları ve Altın Oran

Leonardo Fibonacci Kimdir – Fibonacci Sayıları ve Altın Oran

İtalyan matematikçi Fibonacci yazdığı matematik kitaplarından birinde tavşan çiftliği olan bir arkadaşıyla ilgili olduğunu iddia ettiği bir problem sorar. Bu probleme göre arkadaşının çiftliğindeki tavşanlar doğdukları ilk iki ay yavru yapmazlar. Üçüncü aydan itibaren her çift her ay bir çift yavru yapar. Buna göre Fibonacci'nin arkadaşı bir çift tavşanla başlarsa kaç ay sonra kaç çift tavşanı olur?

21 Şubat 2012
Okunma
bosluk

Valenzetti Denklemi nedir – Enzo Valenzetti kimdir – Hayatın Sırları

Valenzetti Denklemi nedir – Enzo Valenzetti kimdir – Hayatın Sırları

 

lost_valenzetti_denklemi01.jpg

İnsanoğlu binlerce yıldır “kıyamet” kavramına inanıyor ve “kıyamet”in ne zaman kopacağına dair tahminlerde bulunmaya çalışıyor. Bu yazıyı okuyabildiğinize göre, bugüne kadar öne sürülen tüm tahminlerin boşa çıktığını rahatlıkla söyleyebiliriz ki birçoğuna göre “kıyamet”i çoktan yaşamış olmalıydık. Fakat şimdi sıkı durun, sizlere insanlığın sonunun ne zaman geleceğini söyleyeceğiz, hem de hiç kehanetlere sapmadan, tamamen bilimsel yöntemlere dayanarak… Hazır mısınız?

lost_valenzetti1.jpg

Aslında her şey 1920′li yılların sonuna doğru italya’da başladı. O tarihte Valenzetti ailesine bir erkek bebek katıldı ve adını da enzo koydular. Küçük enzo, daha bebekliğinden itibaren deha derecesinde zeki olduğunu belli etmeye başlamıştı. Nitekim özellikle matematiğe olan yatkınlığı ortaya çıktığında ülkenin en yetkin bilim enstitülerinden fibonacci yüksek bilim enstitüsü’ne davet edildi ve 16 yaşında da doktorasını tamamladı. Onun en büyük çalışmasının, bulduğu denklem olduğu söylenir ki bu denkleme “valenzetti denklemi” adı verilmiştir.

21 Şubat 2012
Okunma
bosluk

Zamanda Yolculuk Mümkün mü – Zamanda yolculuk nasıl yapılır

Zamanda Yolculuk Mümkün mü – Zamanda yolculuk nasıl yapılır

Sevgili zaman yolculuğu araştırmacıları uzun yıllardır bu konuları araştıran bir amatör bilim insanı olarak genelde bilimin uç noktalarında gezen ve UFO olayları ve parapsişik hadiselerin kıyısında dolaşan araştırma çizğimden dolayı akademik çevrelerde pek dikkate alınacağım kanaatinde olmasamda bilmenizi istediğim şey gerçek anlamda bir ışınlama fenomeni, zaman yolculuğu fenomeni, üstboyutlara geçme hadisesi, görünmezlik fenomeni, antiçekim (Antigravitasyon fenomeni ) fenomeni aslında bir UFO teknolojisinin(elektro-gravitik sevk) yapısında birleşen fenomenler dizisidir. Araştımalarım ve bulgularımın beni getirdiği nokta UFO ' yu çevreleyen güç alanı aslında çok bilinen elektromanyetik güç alanıdır.Tüm bu bahsetiğim fenomenleri yaratan şey bu elektromanyetik alan gücünün yoğunluk ve frekans kriterleri yanında henüz ışık enerjisinin tam çözülememiş '' iç titreşim döngüleri ve biçimleri '' üzerinde tam bir yapay kontrole ( ışığın hız yapısının ayarlanması) dayanır. Ve bu kontrol bizi kendi uzay-zaman sürecimizin dışına doğru bir geçit açarak diğer boyutlara taşıyacaktır.Bir aralar Bilim ve Teknik dergisi karadelik hakkında en gerçekçi açıklamaya yer vermiştir. Ki bu benimde hemfikir olduğum bir açıklamadır.Bu açıklamaya göre : Karadelik Nedir ? … peki karadelikler gerçekten delik mi ? Bunu yanıtlamak için deliğin ne anlama geldiğine bakmak lazım. Sözlükteki bir tanıma göre delik katı bir kütle içinde boş bir alan ; bir kovuk. Pek çok kimse zihinlerinde karadelikleri buna uyan bir biçimde , yani uzay içinde bir bir oyuk , bir boşluk biçiminde canlandırıyorlar. Oysa karadelikler boş değil. İçleri son derece yogun maddeyle tıka basa dolu. İçine eğer – başarabilirseniz – parmagınızı sokup sağa sola oynatabileceğiniz bir delik delik değil. Bu anlamıyla da delik, bir şey içinde uzanan bir yol , bir geçit. Bazılarımızda karadelikleri bu anlamıyla algılayıp, evrenin değişik bölgelerini birleştiren , içinde ışık hızının kat kat ötesinde hızlarla zaman içinde ileriye yada geriye yolculuk yapılabilecek koridorlar olarak düşünüyorlar. Einstein' ın denklemleri bu konuda kesin bir şey söylemiyorsa da , bilim adamları bu bilim kurgusal ''kurtdeliği'' modelinin geçerli olmadığı görüşünde birleşiyorlar.Sonuçta bu fikrin ben, olgun bir bilimsel anlayışın ürünü olarak ''bu böyledir'' denen kesin bir düşünce olduğunu sanmıyorum. Zira Stephan Hawking ve Kip Thorne gibi akademik kariyer sahibi kuramsal bilimcilerin bu uç noktalarda yürüttükleri fikirler, bu karadelik modelinin bir versiyonu olan solucan deliklerini kuantum vakumu düzeyinde aramaya kadar gitmiştir.Ve bu büyük beyinler zaman yolculuğunun bu solucan delikleri, kurtdelikleri yada diğer ismiyle bu tırtıl yollarının sayesinde olası olabileceğini vurgulamaktadırlar. Ve yine bu saygın bilimsel kişilikler arasında dünyaca tanınan Türk asıllı bilim adamı Ulvi Yurtsever 'de uzay-zamanda böyle kestirme yollar olabileceğini olası görmektedir. Aslına bakarsanız tüm bu kuramsal düşüncelerin altında yatan temel fizik karadelik fiziğidir. Ve bu fiziğinde dayandığı sütun Einstein 'ın genel görecelik kuramındaki yoğun kütleler çevresinde eğrilen uzay-zaman 'ın fiziği dir. Benim kendi özgün araştırmalarım zaman yolculuğunun bir çeşit uzay-zaman eğriliği yöntemiyle olduğunu ortaya koymuştur. Fakat bilimin bu eğrilikten neyi kast ettiği bilimciler açısından bile tam olarak anlaşılmış değildir. Ama ortada olan ve dilden dile gezen bir eğrilik kavramı vardır. Einstein 'ın klasik demeçleri dahilinde..! Kesin olan bir şey var ki ışıktan hızlı yolculuğun anahtarı bir HYPERSAPACE denen hiper uzay yada üst uzay kavramında saklıdır. Ve ''karadelik fiziği'' – bugünkü solucan deliği fiziği- anlayışıyla doğrudan böyle bir seyahate çıkamayız. solucan delikleri ve karadelikler aslında bir tür geçit vermeyen kapalı uzay çukurlarıdır. Fakat bu çukur, kendi boyutumuz içerisinde yoğun enerji girdapları çevresinde doğan hafif bir zaman kayması etkisidir. Yani uzay-zaman çizgileri dokusunda bir eğrilik ! Uzaya bağlı eşzamanlılık örtüsündeki hafif zaman kaymaları etkisiyle meydana gelen kırışıklıkları biz salt uzay çizğilerinde bir burulma ve eğrileşerek çukurlaşıp inişli – çıkışlı tepecikler oluşturan düzlüğünü yitirmiş( eşzamanlılığı bozulmuş) bir uzay zemini olarak algılarız. Derin öngörülerim dahilinde bugünün bilim anlayışı içerisinde arkası tam olarak anlaşılmadan söylenen bazı fikirler gelecegin dünyasında ki nihai gerçek sistemlere yakın modellerdir. Bunlardan biri Wales üniversitesinden fizikçi Miguel Alcubierre 'nin sunduğu bir uzay aracı modelidir.Aşağıda Alcubierrenin ifade ettiği tarzda  uzay aracının çevresindeki uzay/zaman çizğilerinin bükülmesi açıkca görülmektedir.


          

 

Bu modele göre ortada bir karadelik yada solucan deliği diye uzay aracının içinden geçip gideceği bir kapı geçit yok ! fakat Alcubierre 'nin aracı bir UFO modeli gibi kendi çevresindeki uzayı bir şekilde bükerek uzay-zaman ilintisinde bir kabarcık gibi kendisini ileriye doğru yerçekimsel bir itişle yada (çekişle demek daha doğru olur) kaydırırarak kendi uzay-zamanı içinde duruyormuş gibi algılansada dış bir gözlemçi için ışıktan daha hızlı bir biçimde uzayı atlayarak giden bir uzay gemisi modeline dönüşmüş olur. Alcubierre sonuçta bu modeliyle hedefi tam tutturamasada bence bilimin ışıktan hızlı yolculuk kuramları içerisinde en kayda değer olan ve benim kuramsal öngörülerimlede örtüşen bir uzay aracı modelidir.Ki bu araç bir ''Zaman Makinesi'' gibide kullanılabilir. Alcubierre bu kuramında solucan deliğini bir tüp gibi uzay -zamanın diğer noktalarına uzanan bir kanal gibi düşünmüyor. Bu 'solucan deliği ağzını' aracı çevreleyen bir güç alanı biçiminde düşünüyor. Yani aracı hafif bir uzay-zaman eğriliği içerisine gizliyerek aracın içerisinde bulunduğu yerel uzay-zaman çizğilerini araç çevresinde bozarak ve aracı çevreleyen güçlü yerçekimsel bir kuvvet etkisini bir yöne doğru dağıtarak ve ayarlayarak istenilen yönde yerçekimsel bir potansiyel yaratımı altında Alcubierre aracı hareket ettiriyor. Alcubierre hareket gücü olarak yine bozulan uzay- zaman ' ın kendisini kullanıyor. Ve Alcubierre kuramındaki en büyük sorun olan ''güçlü yerçekimsel kuvvet yaratımı altında aracın ezilmesini engellemek'' için aracın içine girdiği solucan deliği ağzını yerçekimsel çökmeye karşı koyabilecek negatif bir enerji dağılımıyla (egzotik madde) dengeleyerek bir çeşit antiçekim kuvveti yaratmayı düşünmüştür. Araç çevresindeki bu negatif enerji dağılımı aracı kendi yerçekimsel potansiyeli altında ezilmekten koruyacak ve bir çeşit tampon görevi görecek. Aslına bakarsanız

                   

font-size: medium; ">Ulvi Yurtseverinde ışıktan hızlı yolculuk konusunda düşündüğü şey hemen hemen benzer bir yaklaşımdır. Ve sonuç olarak ev ödevini iyi yapan bir araştırmacı olarak diyebilirim ki bu türde 'uzay-zamanda kestirme yolculukların' iki temel sorunu görünmektedir. Birincisi eğer bu kuramların temel de doğru bir yaklaşım üstüne kurulduğunu varsayarsak oluşturulacak yapay solucan deliği girişlerini sürekli açık tutmak ve kendi üstüne kapanmasını engellemek için bahsi geçen 'negatif kütle' veya ''eksi kütle yoğunluğuna sahip egzotik madde'' nin tam olarak nasıl üretileceği ve negatif maddenin tam bir bilimsel anlayışına ulaşmak gerekir. Ve ikinci sorun bu uzayda yada zamanda iki nokta arasında geçiş tüp geçitsel bir kanal bağlantısı boyunca iç uzaydan yol alarak -çekimsel bir tünel boyunca yol alınarak- yapılıyor ise biz kendi istediğimiz yere değil tünel ucunun çıktığı yere gideceğiz demektir. Bu tüp geçitsel bağlantı bizi uzay-zaman da eski çağlara yada gelecek zamanda bir yere yada şimdiki zamanda uzak bir noktaya da taşıyabilir. Bu hareketin mekanizması tam olarak anlaşılmış değildir. Evet okurlarım bugünün bilimsel ufku içinde '' uzayda yerçekimsel bir eğrilik '' evrenimizde iki ayrı zaman/uzay noktasını birleştirecek bir tüp geçitsel köprü olarak düşünülmektedir. 'Köprü' tek bir yerçekimsel sapmayı ifade eden uzay-zaman' sal bir eğrilik olarak öngörülüyor. Fakat bu yerçekimsel sapma –uzay/zaman eğrileşmesi– bizi uzay ve zamanın hangi noktasıyla irtibatlar ? …görünürde bizi istenilen uzay/zaman noktasına sevk edecek-nakledecek yada yürütecek bir yerçekimsel tünel ağzı kontrolünün bilimsel anlayışı henüz mevcut değildir. Bu yerçekimsel sapmayı yönlendirebilmek nasıl mümkün olabilir ? İşte sevgili okurlarım bilimin burda durup düşünmesi lazım ! bilimin geldiği nokta burda fikirsel bir yol ayrımının başına gelmiştir. Bu nokta, ya uygarlıgımızın derin uzay yolculuğunun sırlarını çözdüğü bir gelecek olacak yada yanlış kanılar içinde hala güneş sisteminde atalarımızdan kalma iyon itimli roketlerle dolaşılan bir gelecek olacak ..!

 

; font-size: medium; ">Solucan deliği modelleri kendi içinde kısmen doğrudur. Bu model bizi daha gerçekçi bir modele götürecek olan ön bir model olarak algılanmalıdır. Ve belki bu konuyu araştıran ve görüşme imkanı bulamayacağımız arkadaşlara çalışmalarımda ulaştığım nihai bir sonuçtan bahsetmek istiyorum; bakın bu zaman aracı tipik bir küresel bilya gibi düşünülebilir. Bu küresel araç kendi içinde ki plazmatik enerji akımlarını ayarlayarak kendisini küresel bir alan gücü şeklinde saran manyetik bir güç alanı üretecektir. Bu araç kendi ürettiği enerji alanları içerisinde kendi uzay/zaman düzlüğünü 'çukurlaştırıp -eğerek' kendisini bu eğrilik içerisine gizler. Bunun daha açık ifadesi; araç kendi doğal zaman akışını kendi çevresinde hafifçe değiştirir. Aracın ürettiği alan gücü uzay/zaman geometrisini hafifçe çarpıtarak bozar. Burda dikkat edilmesi gereken nokta kendi uzay-zaman çizğilerimizi bükerek bizi uzay çizgilerimiz boyunca yer – zaman ilintisinde kaydıran bu yönlendirilmiş yerçekimsel potansiyel etkisi altında ışık hızını asla aşamayacagımız gerçeğidir. Eğer zaman yolculuğundan ve ışık hızını aşamaktan söz edeceksek bu uzay/zaman eğriligini yaratan alansal enerjinin E = h . f değerindeki f = dalgaboyu x ışıkhızı (C ) bağıntısında gizlenen C sabitesini  ''Işık Frekanlarını 12,3 x 10* (22) değerinin üstüne çıkararak'' aşmalısınız. Bu, UFO içindeki dairesel olarak döşenmiş helezonik tüpler ( manyetik tüp ) içerisinde yer alan elektron plazmasının yüksek güçteki döner alanlar altında ışık hızı ve daha üstü hızlara çıkarılıp sinkrotron ışıma denen ısıl nitelikte olmayan bir soguk ışıma alanının üretilmesi sayesinde mümkündür. Boyutlar bize ait C (ışık hızı) değerinin katları oranında yükselir. C , 2C , 3C , 4C, 8C , ….. gibi boyutsal katlar yükselir. Ve boyutları aşmanın sırrı ; Uzay/zamanı eğip- büken enerji alanının kütlesel yoğunlugu uzayı büken etken faktör olarak düşünülüyor..! Bu yanlış bir kanıdır.Böyle bir genel göreceliksel düşünce, yaratılan eğriliğin yüksek çekimsel bir ezici cazibesi proplemini ortaya çıkarır. Ve bu ise kitaptaki yasalara şartlanmış bilim akademisyenlerini bu eğriligin kendi üstüne kapanmasını engelleyecek yollar aramaya iter ( içsel bir negatif enerji dağılımı ). Bilim adamları sadece enerjiye ait kütle yoğunlugundan doğan parçacık kaynaklı yerçekimsel uzay/zaman eğriliğini tanımlayabiliyorlar. Ama yoğun enerji alanlarından kaynaklanan uzay/zaman eğriliği çok farklı bir şeydir.

 

; font-size: medium; ">Dikkat ederseniz bir karadelik kendi eğriliği içinde tümüyle fiziksel olarak ortadan kaybolup gitmez ..? eğer bilinen anlamda kütlesel bir yoğunluğun neden olduğu 'kütle çekimsel uzayzaman eğriliği' gerçek anlamda fiziksel bir yok oluşa neden olan bir boyutsal faz değişimine karşılık gelseydi kendi güçlü yerçekimi altında ezilen bir yıldız kütlesinin kendi yerçekimsel etki alanıyla birlikte uzay-zaman çerçevesinden silinmesi gerekirdi ama öyle olmuyor..! Öyleyse kendinize şunu sorun ne türde bir boyutsal faz değişimi fiziksel bir yok oluşa karşılık gelir ? Uzayı büken aslında nedir ? Yada bükülen şey nedir ? Gerçekte olan sadece birbiriyle çakışan enerji alanlarıdır. Sonuçta madde ve parçacıkta bir enerji yoğunluğudur. Ve uzayın bükülmesi yada maddi kütlenin uzayı bükmesi derken kastedilen şey kendini hem yoğunlaşmış madde parçası olarak gösteren hem salt uzay alanı olarak gösteren bir enerji alanı fenomeninin kendi içinde farklı rolleri oynamasından başka bir şey değildir. İşte burda devreye Birleşik Alan Kuramı girer. Aslında herşey tek bir şeydir. Ve bu şey salt bir elektromanyetik enerji alanının kendisidir. Ve elektromanyetik enerji bir zaman akımı dır. Bir zaman çerçevesidir. Ve 'enerjinin' enerjiyi kendi içinde etkilemesi denen şey 'zaman enerji akımının' zaman enerji akımını etkileyerek kendi içinde bir faz farkı yaratmasından başka bir şey değildir. Zaman, enerjinin iç hız frekansları şeklinde kendini gizleyen bir çeşit akım yada ritmik bir sarkaç hareketini andıran bir 'titreşimsel sayım' dır. Ve hafif bir zaman sapması kendi boyutumuzu ifade eden temel titreşim modunda bir harmonik sapmadır. Bu ise uzay/zaman çerçevesinin bir parcası olan maddenin hafifçe silinerek transparan bir saydamlığa dönüşmesi demektir. Ve sonuçta uzay/zamanın geometrik çerçevesinin çizğilerinde bir eğrileşmeyi yaratan enerji alanları etkisi bizi kendi uzayımız içinde ışık hızında yerçekimsel bir sevkle nakledebilse de bu sevk kendi zaman akış hızımızla paralel bir hıza sahip ışık hızı limitinde bir hız sağlar.Yani kendi zaman akımlarımız bizi ışık hızında yürütürken kendimizi üst uzayın üstzaman akımlarına bağlarsak ışıktan daha hızlı bir biçimde yol alırız. Ve kendimizi üst uzayın 'zaman enerji akımlarına' bağlayıp üst ışık hızıyla üst uzayda yol almakla kendi uzayımızda daha kısa sürede daha büyük mesafeleri kat edebiliriz.

 

); font-size: medium; ">Dikkat edin şimdi zaten uzay içinde uzay gemimizi yerçekimsel bir hızla gravitik bir dalga peşine takarak kendimizi bir ışık dalgası hızında sevk etmek olasıdır. Ve yerçekimsel bir dalga yaratımı uzay aracı çevresindeki uzay -zamanın çizğilerinde bir çeşit dalgalanma yaratmakla mümkündür. Dikkat ederseniz yerçekimini yaratan süreç zaman akış hızından bağımsız değildir. Ve zaman akımındaki bir ayarlama yerçekimi üstünde bir değişiklik yaratırken yine bunun tersi bir süreçte geçerlidir. Sonuçta zaman fenomenide hız ve enerji ile kontrol edilebilir. Hız , enerji ,zaman ve yerçekimi birbirine bağlı süreçlerdir.

 

; font-size: medium; ">Dikkat edin şimdi eğer Rezonans Frekansları ile uzay/zamanın devirsel ana titreşimini kontrol altına alabilirseniz uzay aracının hemen az ilerisinde aracı çeken karadelik gücünde bir yerçekimsel asılım ve sevk potansiyeli elde edebilirsiniz. Bu tanım BobLazar 'ın sözde uzaylılara ait disk biçimli araçların sözde çalışma prensipleriylede benzeşen bir sevk ve itim modelidir. Ve bu benzerlik ilginç olduğu kadar düşündürücüdürde. Son olarak diyebilirim ki yerçekiminin elektroçekimsel ( electro-gravitational) yoldan ortadan kaldırılmasını ve kendi zaman ve uzay levhamızı eğip bükerek bir çeşit solucan deliği yaratımı altında ışık hızının üstünde bir hızla hiper uzayda yol almamızı temin eden şey bir tür ''elektrogravitasyonel sevk motoru'' dur. Bu yönteme -Kuvvet Alanıyla İtici Güç- yöntemi denir. Temelde '' Alan vasıtasıyla itici güç projeleri elektriksel veya manyetik tesirle çevreye doğrudan doğruya etki etmeyi, iyonize olmuş bir akışkanı bir manyetik tüp içerisinde dairesel olarak hızlandırmayı öngörmektedir.Ve bu tüp içerisinden yayılan plazmatik enerji akımları zaman enerji akımına rezonans prensipleri uyarınca bağlanarak uzay-zaman levhasını kontrol edebilme fırsatını verir.

 

Zaten UFO motoru bir karşıt çekim motorudur.Yerçekimini kontrol altına almak ve boyutlar arasında yer değiştirmek için uzay gemimiz içerisinde dairesel olarak döşenmiş helezonik tüpler denen bir sisteme ihtiyacamız vardır.Bu tenik donanın çalışmaya başladığında yer çekiminin tüm etkileri oluşan güç alanları sayesinde nötralize edilir.Aslında bu son derece basit bir ilkedir.Bu teknik donanım simit şeklinde  içi elektron plazması dolu manyetik bir tüp esasına dayanır. Kuramsal olarak bu tüp içerisinde iyonize olmuş bir akışkanı hızlandırmak suretiyle yüksek frekanslı döner alanlar elde edilir.Bu alan frekansları ışık hızının üstünde bir hız frekansı enerjisine sahip ''takyon enerjisi'' seviyesinde bir hız ve enerji düzeyine dek yükseltilir.Bu yüksek boyutun enerji alanıyla kaplanan uzay aracı artık bir üst boyutun frekansları içerisine girerek ortadan kaybolur.Böylece zaman ve uzay sürekliliğinde sapmalar yaratarak bir üst boyuta geçeriz ve aynı kanaldan hareketle zaman içerisnde ileri ve geri hareket edebilme olanağına kavuşuruz. Bilimin popüler anlayışına göre bu yüksek frekanslı enerji alanları ile yoğunluk kriterini baz almaktan öte enerjinin frekans ve rezonans(manyetik rezonans) kriterlerini kullanarak bir boyuttan diğerine atlayabiliyor ve yerçekimini ortadan kaldırabiliyoruz.Yani Kip Thorne gibi bilim akademisyenlerinin öngördüğü şekilde dev bir elektromanyetik yoğunluk kriteri ile solucan deliği yaratma fikrinden ziyade biz aynı solucan deliği etkisinin elektromanyetik enerjinin titreşim hızındaki sapmalarla ve rezonans etkileri ile yaratılabileceğini öngörüyoruz.Aşağıda bir Zaman Makinesi Motoru denebilecek üst uzay aracını boyutlar arasında hareket ettiren güç ve itme sisteminin basit bir taslağını ilginize sunuyorum:

                                    

Bizi üst boyutlara taşıyacak olan enerji FOTON enerjisidir.Foton enerji alanı üçüncü ve dördüncü boyut realitesinde iş gören bir enerjidir.O kendini değiştirip- dönüştüren ve boyutsal zaman kapıları açabilen bir enerjidir.Elekromanyetik enerjinin işlevi sonucu yapay zaman kaymaları yaratarak bir zaman dan diğerine geçebileceğiz.Dördüncü boyut dediğimiz şey bir zaman kapısıdır.Dördüncü boyut, hızlanmakta olan ışık titreşimlerinin içine girmekte oldukları bir sonraki boyuttur.İnsanlık ''ışık enerjisi'' hakkındaki derin araştırmaları sonucunda boyutlar arasında ve yıldızlar arasında yolculuk yapabilecekler.Madde dediğimiz şey kapana kısılmış ışık enerji formudur.Sonuçta tüm madde evreni bir temel titreşim hızında(ışık hızı) tek bir bütün halini alır.Bu titreşimler dünyasını aşmak için alan frekansı üreten sistemlere ihtiyaç duyarız. Bu sistemler dairesel döşenmiş manyetik iyon tüpleri sistemidir.Dairesel enerji akımları yaratarak bu plazmatik akımları yönlendirerek ışık hızının ötesindeki hızlara ulaşmak ve hız duvarı olan zamanın lineer akışını aşmak mümkündür.Aslında bana eğer gelecek yüzyılda inşa edilecek bir UFO motorunun neye benziyeceğini sorarsanız günümüzde bu motorun en ilkel örneği olan böyle bir motorun atası sayılabilecek cihazlar Betatron ve sinkrotron makineleri denen tonlarca ağırlıktaki bu dev parçacık hızlandırıcılarıdır.Gelecekte avuç içine sığabilecek ve çok güçlü alansal etkileri olan mini parçacık hızlandırıcı helezonik tüpler yapılacaktır.Bu  ''yüksek frekanslı enerji akımı alanları yaratan cihazlar'' doğrudan bir yüklü plazmanın akışı sonucu dairesel olarak dönen ve yüksek frekanslı manyetik akımlar yaratan sistemler olacaktır.Fakat daha ileri bir aşamada bu ''UFO motoru'' uzay/zaman enerji alanına doğrudan bağlanarak uzay/zaman alanını etkilemek için yine aynı alanın kendisinden enerji çeken ''Kristal Prizmalar'' teknolojisi olarak gündeme gelecektir.Bu kristal pirizmalardaki ışık frekansları denetimi sonucu, varolan boşluk enerjisinin odaklanıp yönlendirilmesi ve yansıtılması sayesinde korkunç güçte dev enerji girdapları ve güç alanları yaratılabilecektir.Bu dev manyetik güçler sayesinde zaman ve uzay üzerinde de tam bir denetim sahibi olabileceğiz.Evren zaten milyonlarca ışık frekanslarının kaynaştığı   elektromanyetik bir enerji okyanusudur.Bir ışık havuzudur.O enerji içerisinde yüzüyoruz ama onu denizde dolaşıp duran balıklar gibi göremiyor ve kullanamıyoruz.''Kristal prizmalar'' bu varolan ışık havuzuyla bağlantı kurup o dev enerji okyanusunu kendi amaçlarımız doğrultusunda kullanılabilir bir elektriksel aktiviteye çevirebilir.Yani evren denen bu enerji havuzunu bir tür elektrik santrali gibi kullanabileceğimiz ''kristal enerji merkezleri'' inşa edebiliriz.Sonuçta evrende her şey elektrikten, elektromanyetik enerjinin nabız atışlarından oluşur.Zaman akımı bile bu enerjinin nabız atışlarından doğar.Eğer bu evrensel enerji okyanusu kristal prizma teknolojisi sayesinde kontrol edilebilirse enerjiye bağlı olan zaman akım hızıda kristal teknolojisi sayesinde kontrol edilebilir bir akışa dönüşmüş olur. Kristal prizmalarla enerji kontrolü ve enerjinin kontrol altına alınmasıyla da ona bağlı zaman akımı kontrol altına alınarak denetlenebilir bir fizik yapıya bürünmüş olur.Böylelikle evrendeki zaman akım hızına bağlı olan ışık hızı ile ölçülen mesafe ve uzaklıklarda ''zaman akım hızının denetlenmesiyle'' bir anda aşılabilir ve atlanabilir bir adımlık mesafelere dönüştürülebilir.Zaman denetimiyle evrendeki dev uzaklıklar bir anda atlanarak geçilebilir.Dev uzaklıklar bir dördüncü boyutta bükülerek bir adımlık mesafede bitiştirilir.

 

Kip Thorne'un kuantum boşluğunda   uzay-zamanın farklı noktalarını birbirine bağlayan ''kurtdelikleri'' kuramıyla ve RicharFeynman'ın zaman tersinirliğine sahip karşıt parçacık kuramlarıyla ve hatta Feinberg'in ışıktan hızlı hareket eden takyon parçacıkları kuramıyla ve EPR (Einstein-Podolsky-Rosen) etkisi denen ışık hızını aşan anlık iletişimin mümkün olduğu kuramlar bağlamında ve yine paralel evrenler bağlamında ifade edilen ''zaman yolculuğu'' kavramı bu kuramlarla bilimsel alanda tartışılır bir zemine otursada ben kendi adıma tüm bu kuramlara karşıyım. Zaman yolculuğu gerçekten çok daha basit ve derin bir bilginin uygulanmasıyla mümkündür.Zaman yolculuğunu yapabilmek için odaklanılması gereken temel bilgi ''maddenin bir enerji yoğunluğu olduğu ve bu enerjinin belirli bir titreşim yapısına sahip olduğu'' bilgisidir.Görünmezliğin, antigravitasyonun, boyut değiştirmenin, zaman yolculuğunun hatta teleportasyonun bile anahtarı ''bahsedilen enerjinin titreşim hızını kontrol edebilmek ve bu titreşimleri yönlendirebilmek'' te gizlidir.Gerçi kuantum denklemlerinin sunduğu enerjinin titreşimsel yapısıyla açıklanabilecek düz uzaydan eğri uzaya geçiş formülü geometrik bir tasvire çevrildiğinde kısmende olsa Einstein'ın genel görecelik denklemleriyle uyuşan bir motife sahiptir.Bu açıdan   ışıktan hızlı takyon parçacıkları kuramı ve uzay-zamanda kestirme yollar kuramı olan ''kurt delikleri'' kuramları benim zaman yolculuğu düşünceme daha yakın olan kuramlardır. Max Planck'tan beridir frekansla enerjilerin orantılı olduğunu biliyoruz, buna göre kesikli bir enerji spektrumu karşımıza çıkmaktadır.Aslında benim kuramımda burda ortaya çıkıyor.Frekansa sahip bir enerji dediğimizde ve zaman'ıda enerjiye bağlı titreşimsel bir ritim olarak ele alırsak zaman'ında kesikli bir yapıya sahip bir tür enerji ya da 4.boyutta asılı bir frekans bandı olduğunu söyleyebiliriz.Peki zaman hangi titreşim düzeyi ve modunda enerjiye nasıl bağlanır.Elektomanyetik alan denklemleri ile serbest enerji alanlarına ait dalga atmalarını zaman'ın ışık hızıyla paralel olan akışına nasıl bağlayabiliriz…? Bir zaman kayması enerji'ye bağlı nasıl  bir kuntum faz değişimidir.?  Enerjinin kendi içerisindeki ışıması, enerjinin kendisini bir zaman yapısı olarak bir süreklilik olarak ortaya koymasından dolayıdır. Elektromanyetik enerji zaman fenomenini de yansıtan yapısı itibariyle bir zaman kayması etkisiyle bizi paralel boyutlara ve başka zamanlara nasıl bir kuantum faz değişimi yaratarak taşıyabilir.Enerji ve Zaman ilintisi uzayda iki yıldızın ya da evimizin içerisindeki iki eşya arasındaki uzaklığı yaratan ve mesafeyi yansıtan şeyin ne olduğunuda kendi içerisinde saklayan birbirine bağlı iki kavramdır.Enerji, Zaman ve Mesafe!

                                                                



Maddenin çok küçük enerji kuantumlarından(foton) meydana geldiğini ve bu kuantların  belli vektörel açılarda salınma ve dönme hareketleri yaptıklarını ve bu hareketlerin(salınım hızı ve biçimlerinin) onlara kütle, polarite, ve boyutsal bir yapı kazandırdığını söyleyebiliriz.Kuantum mekanik bir ifadeyle bu parçacık hareketleri ya da bu atom-altı kuantların salınım hareketleri bir nesnenin yoğunluğunu ve o nesnenin zaman çerçevesini yaratır.Kütle denen şey aslında elektriksel bir titreşimdir.Titreşimleri istenen sonucu verecek ölçüde değiştirdiğinizde kütlenin bağlı olduğu zaman ve uzay sürekliliğinide değiştirmiş olursunuz.Bir maddenin enerji yoğunluğuna ait titreşim yapısını değiştirmek ve maddenin içinde yer aldığı uzay-zaman sürekliliğini çarpıtmak için anahtar teknoloji ''Manyetik Rezonans Alanları'' tekniğidir.

font-size: medium; ">

 

Zaman yolculuğunun sırrı ise zaman makinesinin motoru denebilecek(UFO motoru) bir tür minyatürleştirilmiş parçacık hızlandırıcı akselatörde saklıdır.Manyetik bir vakum tüpü içerisinde iyonize bir akışkan ışık hızı ve daha üstü hızlarda hızlandırılabilir.(Albert Einstein ustanın kulakları cınlasın ama böyle bir dehanın ''ışık hızına yaklaşan cisimlerin kütlesi artar'' demesi ve özel izafiyet kuramında buna yer vermesi doğrusu ilgiçtir.Her ne kadar parçacık hızlandırıcı akselatörler bu kurama bağlı olarak inşa edilselerde bu kuram yanlıştır.Ben yinede Albert Einstein'ın denklemin bu noktasını pek derin düşünmediğini sanıyorum.)Bu süreçte dairesel manyetik helozonlar içinde ışık hızında ve üstü hızlarda dönen elektronların saldıkları ısıl nitelikli olmayan yüksek enerji fotonlarının maddeyi(zaman aracının) oluşturan enerji fotonlarıyla reaksiyona girmesiyle bizim maddesel yapımızı bu boyutta gösteren kendi enerji yoğunluğumuza ait kuantların vektörel salınma hareketlerini değiştirebiliriz.Böylece ışık hızını aşan bir titreşim hızıyla kendimizi uzay/zaman sürekliliğinin daha üst açılımları içerisine doğru kaydırarak kendi zaman boyutu frekanslarımızın farklı frekans dilimleri arasında yerdeğiştirebiliriz.Gördüğünüz gibi zaman yolculuğu yaparken ne karadelikleri, ne solucan deliklerini, ne takyonları  ne de korkunç güçte enerji yıldırımlarını kullandık.Sadece bir enerji yoğunluğu olan maddenin titreşim hızını değiştirdik.Bilim adamlarının bunu bugüne kadar düşünmemiş olması belkide görünürde çok basit olduğu içindir!Basit görünen ama içine girildiğinde çok zor olan bir sistem bu.Aslında bilim akademisyenlerinin sandığı gibi zaman yolculuğu tüm dünyanın ortak olacağı yıldızlar arası medeniyetlerin yapabileceği korkunç büyüklükte sistemler gerektiren bir yapı değildir.Tam aksine evinizin   bodrum katında yapabileceğiniz bir sistem.Bu sistemle evinizin bodrum katından yola çıkıp milyonlarca ışık yılı  uzaktaki VEGA  yıldızının çevresinde dolanan bir gezegene bir anda kayıp gitmek olasıdır.Çünkü mesafe denen uzaysal aralığı yaratan şey zamanın sonsuza uzanan frekanslarıdır(Şimdi ben ne demek istedim gelde anlayın! tabi bunu anlayabilirseniz?).Zaman kayması denen şey bizim, uzayın sonsuz mesafelerini bir anda atlamamıza olanak sağlar.

Kaynak:http://www.zamandayolculuk.com (çetin bal)

19 Şubat 2012
Okunma
bosluk

Schrödinger’in Kedisi – Zaman Yolculuğu – Kuantum Fiziği

Schrödinger’in Kedisi – Zaman Yolculuğu  – Kuantum Fiziği

 

Kuantum mekaniğinin temel dalga denklemini yazan Erwin Schrödinger (1887 – 1961) de sonraki yorumları kabullenmeyenler arasındadır…Schrödinger, sonuçta kuramdan (gelişmesine katkıda bulunduğuna pişman olduğunu söyleyecek kadar!) soğudu. Bundan sonra o da Einstein  gibi kuramın “mantıksızlığını” çarpıcı biçimde ortaya koyacak örnekler aramaya koyuldu. 1935'te ortaya koyduğu “Schrödinger’in Kedisi” adı ile anılan düşünce deneyi bunların en ünlüsüdür.  Aynı yıl Einstein,Podolski ve Rosen, " EPR Deneyi" adıyla bir düşünsel deneyle kuantum kuramının aldığı biçimi eleştirmeye çalıştılar. Ama zaman Schrödinger'i ve Einstein'i değil, kuantum kuramını haklı çıkardı. Şimdi Schrödinger'in düşünce deneyini görelim.

Sağlıklı bir kediyi hava alabilen bir kutu içine koyalım. Kutuda zehirli bir gaz şişesi bulunsun ve bu gazın şişeden salınmasını sağlayacak mekanizma, bozunma yarı ömrü 1 saat olan bir radyoaktif parçacık ile kontrol edilsin. Bu mikroskobik parçacığın davranışını ancak kuantum mekaniği ile ifade edebiliriz, fakat şimdi makroskobik bir sistem olan kedinin kaderi de artık parçacığın davranışına bağlanmış oluyor. Schrödinger’in iddiasına göre 1 saat sonunda kedinin canlı ve ölü olma olasılıkları eşit. Dalga fonksiyonunun anlamı ‘ya bozunma oldu ve kedi öldü ya da olmadı ve kedi hayatta’ gibi uç iki olasılığı anlatmaktan ibaret değil. Schrödinger’in analizi doğru ise kuantum kuramı, (birisi bakıp durumu bu iki seçenekten birine indirgeyene kadar) kedinin iki durumunun yan yana bulunduğunu söylüyor.Yarı ölü-yarı diri. Schrödinger, bu kadar mantığa zıt bir kuramın düzeltilmeye muhtaç olduğu sonucuna varıyor. Buna karşılık birçok fizikçi (Hawking, Gell-Mann ve başkaları) bu problemin yapay olduğu görüşündeler.”(1)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
19 Şubat 2012
Okunma
bosluk

içerik