Tüm mp3 player fırsatları için tıklayın !

<

12. Sınıf Dil ve Anlatım Etkinlikleri cevapları (2012-2013)

12. Sınıf Dil ve Anlatım Etkinlikleri cevapları (2012-2013)

 

1.ünite   Hikaye sayfa 36-46 arası
1.etkinlik 36. sayfa
1…
2…bu kişinin zevkine bağlı bir seçim. Ben olaya dayalı hikayeleri daha çok seviyorum. Olayın hareketli oluşu hikayeyi akıcı kılıyor.
3. Her olayı aşırı derecede büyütmek insan psikolojisini bozar. Bir olayın üzerine gittikçe sinirler gerilir, istenmeyen tutum ve davranışlar sergilenebilir. Bu yüzden olayları abartmamak, sakin olmaya çalışmak önemlidir.
43. sayfa
2.etkinlik.
Hepsinde de yapıyı oluşturan unsurlar ortaktır. Olay örgüsü, zaman, mekan, kişiler ve dil ve anlatım yapıyı oluşturan unsurlardır.
1 a..Anlatıcı , ilahi bakış açısı anlatıcı kullanılmış. Hikâyenin kahramanı Arzu ile Kamber, mekan, Antep veya Urfa civarı. Aş teması işlenmiş.
b.Kamber’i Arzu’nun babası evlatlık alır. Aruz ile Kamber büyüyünce birlerine aşık olur,sonra evlenirler.
c. Soyut olan tema kişi, zaman ve mekan unsurlarıyla somutlaştırılır. Olayın ortaya çıkmasında bu öğeler önemli bir rol oynar.
Ç.Hikaye İyi-kötü,  acı, ıstırap- mutluluk, ayrılık- kavuşma gibi çatışmalar üzerine kurulmuştur.
d. bu çatışmalar hikaye içerisine yerleştirilerek tema ortaya konur.
3. etkinlik.
a. temalar: ayrılık, gurbet, ölüm, ölümsüz aşk….olabilir.

 

b.  iyi bir yazar ile sıradan bir kişinin yazdığı hikaye bir olmaz. Bizim yazdığımız hikayeler gerek dil ve anlatım gerekse kurgu yönünden zayıftır.
c. ….
c. hikayelerin farklı olmasının sebebi, dilin kullanımı ve olaya bakış açısı ile ilgilidir. Herkes olaylara aynı pencereden bakmaz. Bu yüzden  aynı olayı farklı bakış açılarıyla yansıtırlar.
*  cevap evet olmalı.
Ç. Hikayede yapı öğeleri  olay örgüsü, zaman, mekan ve kişilerdir.
2.a.
*Kamberin babasının ailesini de alıp bir yolculuğa çıkması
* Yolculuk sırasında eşkiyaların baskınına uğrayıp kamber dışındakilerin öldürülmesi.
* Kamber’i bir Köylünün bulup evlat edinmesi.
* Arzu ile Kamber’in birlikte büyümeleri.
*Kamber’i seven bir kızın Arzu’ya  Kamber’in kardeşi olmadığını söylemesi
* Arzu’nun bunu Kamber’e söylemesi.
* Arzu’nun amcasının Arzuyu Babasından istemesi ve nişanlanması.
* kamber’in Arzu’nun  Kardeşi olmadığını öğrenmesi.
* Arzu’nun  Kamber’e kızıp yüz vermemesi , bu yüzden Kamber’in evden ayrılması
* Arzu’nun Kamber’i bulmak için Çöle gitmesi fakat Kamberden yüz bulamaması
* Arzu’nun hastalanması
* Arzu’nun sırdaşı vasıtasıyla Kamber’e ulaşması
* Kamber’in eve dönmesi.
*Amcasının Arzu’yu Almak için köye gelmesi ve Arzu’nun ona durumu anlatması
* Arzu ile kamber’in evlenmesi.
b. olay örgüsü , ana olayı oluşturan parçalardır. Bu parçalar, kişi zaman ve mekan unsurlarıyla birbirine bağlanırlar.
c. olay kronolojik bir sıra ile dizilmiştir.
Ç. bu sıralanış olayın başlangıcından sonuca kadar geçen zamanın ayarlanması ve heyecan un surunun yerleştirilmesi için önemlidir. Olaylar rast gele dizilmiş olsa hikaye bütünlüğünü kaybeder.
3. kişiler olayın yaşanmasında en önemli unsurdur. Bunlar olaya uygun tipler olarak seçilir. Arzu ile Kamber Önce kardeş gibi ele anlınmış temel çatışma başlamıştır. Birbirine ilgi duyan fakat kardeş oldukları için bunu açıklayamayan iki sevgili haline gelmişlerdir.
Kişiler
Özellikleri
Temsil ettikleri düşünce ve durum
Behram
Zengin biri, Kamber’ün babası, gezmeyi seven biri.
Kamber’in üvey  evlat alınması i için öldürülmüş.
Behram’ın karısı
Kamber’in annesi, zayıf bir kişilik, kocasına itaat ediyor.
Kamber’in üvey  evlat alınması i için öldürülmüş.
Han Ali
Kamber’in üvey babası. İyi biri erkek evladı olmamış.  Geleneklere bağlı. Arzu’ya sormadan Kardeşinin oğlu ilke nişanlıyor.
Arzu ile Kamber’in acı çekmesi ayrılık yaşamalarına sebep oluyor.
Han Ali’nin karısı
Zayıf bir kişilik. Erkek evladı olmadığı için üzülüyor.
Arzu ile Kamber’in acı çekmesi ayrılık yaşamalarına sebep oluyor.
Arzu
Dünyalar güzeli bir kız Kamber’i seviyor. Fedakar, sabırlı, akıllı
Ana kahramanlardan biri
Kamber
Arzuyu seviyor. Yakışıklı, sevgisine sadık biri.
Ana kahramanlardan biri
Arzu’nun amcası
İyi kalpli, akıllı biri.
Arzu ile Kamber’in acı çekmesi için oluşturulmuş, fakat kötü karakter değil.
Nine
İyi niyetli, yaşlı biri.
Olayın ortaya çıkması için uydurulmuş. İyi karakter
Arzu’nun arkadaşı
Sadık, sır tutmasını bilen, iyi biri. Arzuya yardım eden kişi olarak oluşturulmuş
. Arzuya yardım eden kişi olarak oluşturulmuş. İyi karakter
 
b. günlük hayatta bu gibi kilere rastlanabilir. Fakat hikayedeki şahısların günlük hayatta birebir aynısına rastlanmaz.
4.a.Evet , olay yeryüzünde var olan bir yerdir. Antep veya Urfa tarafları. Köy, çöl,
b. aşk. Bu temanın somutlaştırılmasında kişiler, zaman, mekan unsurları kullanılır. Mekan kişilerin özelliklerinin ortay çıkmasında  rol oynuyor.
5. etkinlik. Sayfa 45.
a. başlangıçta geçen ifadelerden de anlaşılacağı üzere tam belirgin bir zaman kullanılmamış. Gün başka gün dem başka dem, …, o zamanlar, aradan yıllar geçti, günün birinde ifadeleri bunu veriyor.
b. Gün başka gün dem başka dem, o zamanlar, aradan yıllar geçti, günün birinde..
c. Miladın başlangıcı ile 2010 arasında geçen bilinmeyen bir zaman. Eski tarihte yaşanmış bir olay.
5.a. aşk ve kavuşma  teması işlenmiş.
b. evrensel bir temadır.
c…
6.  Evet seven sevdiğine kavuşmalı. Bu tema günümüzde de buna benzer olaylar yaşanmaktadır.
6. etkinlik.
a.Metin bir halk hikayesidir. Halk hikayeleri  aşk ve kahramanlık konularını işler. Manzum ve mensurdurlar. Bu hikayede de bunarlı görüyoruz.
b….
7.a. Anlatıcı olayın dışında biri.
b. Olayları bilen fakat olaya karışmayan olanları tepeden seyreden biri.  ilahi bakış açısı anlatıcı kullanılmış. Anlatıcı olayın başından sonuna kadar her şeye hakim biri.
c.  Anlatıcının ağzından verilmektedir. Arzu’nun, kamber’in  ve diğerlerinin konuşmalarını  “dedi,diye gibi ifadelerle aktarıyor.
Ç.Gözlemci bakış açısı kullanılmış. Özellikle tasvir cümleleri bu anlatımla oluşturulmuş. Hikayede mekan ve kişiler anlatılırken gözlemden yaralanılır.
8. a. Öyküleyici, betimleyici anlatım türleri kullanılmış.
  b. Hikayede mekan ve kişiler anlatılırken gözlemden yaralanılır. Burada betimleyici anlatım kullanılır. Olay ağırlıklı bölümler anlatılırken de öyküleyici anlatım kullanılır.
….




8.etkinlik
a.
* Evet, hakim anlatıcı vardır.
*Evet, olaylar dizisi mevcuttur.
* zaman belirsiz bir başlangıçta oluşmaya başlar kronolojik bir sıralama ile devam eder.
*Evet, olabilir.
* yansıtır, çünkü her eser yazıldığı dönemin zihniyetinden izler taşır.
*Evet, taşır.
b. Halk hikayesinin özellikleri :
* Aşıklar tarafından anlatılan manzum ve mensur bölümlerden oluşan sonraki dönemlerde yazıya geçirilen anonim ürünlerdir
* Aşk ve kahramanlık konuları işlenir
* hikayelerde olağanüstü özellikler dikkati çeker
* Hikayelerin yapısı masal ve destanlarda olduğu gibi olay örgüsü,kişiler,zaman ve mekan unsurlarından oluşur
* Belirsiz bir zaman ifadesi ve mekan anlatımı söz konusudur
HALK HİKAYESİ
-Tarihi bir vakanın olması şart değildir
-Nazım-Nesir karışıktır Zamanla nesir nazıma üstünlük kazanmıştır
- Şahısları ve olayların anlatılmasında realist, çizgilere daha çok yer verilmiştir
-Kahramanlıktan çok aşk maceraları konunun ağırlığını teşkil etmektedir.
c. Hikayedeki tipler günlük hayatta karşılaşabileceğimiz tiplerdir.
18 Aralık 2012
Okunma
bosluk

11.sınıf dil ve anlatım kitabı etkinlikleri (2012-2013)

11.sınıf dil ve anlatım kitabı etkinlikleri (2012-2013)

 

sayfa 64
 
6.
Haldun Bey ağırbaşlıydı, ölçülüydü, zarifti.
Kişi adı ile birlikte kullanılan unvanlar büyük harfle başlar.
……aktörlük için yazılmış bir başyapıttır.
Baş ile başlayan sıfat tamlaması yoluyla yapılan birleşik isimler bitişik yazılır.
Haldun Bey tiyatroyu galiba yazı sanatları içinden en yakını hissediyordu kendine.
Ses türemesi olan birleşik sözcükler bitişik yazılır.
Kendisi de duygusallığına matematiğin sıkı düzenini denek taşı yaptı
Bazı birleşik sözcükler bitişik yazılır.
Galatasaray Lisesinde Parasız yatılı okudum
Kurum ve kuruluş isimleri büyük harfle başlar, sununa getirilen ekler kesme işareti ile ayrılmaz.
Ardından Almanya’da ekonomi ve siyasal bilimler konusunda yükseköğrenim çabası
Öğretim ve öğrenim sözcükleri ile yapılan birleşik isimler bitişik yazılır.
Olumsuzlukları elbette göz ardı etmiyordu.
Göz ardı, kulak ardı gibi kalıplaşmış ifadeler ayrın yazılır.
Yirmi altı yaşındaydım
Sayı isimleri ayrı yazılır.
Bir gün Elmadağ’da Divan’ın önünde karşılaşmıştık.
Kurum ve kuruluş adları büyük harfle başlar, sonuna getirilen ekler kesme işareti ile ayrılır.
“Zilli Zarife”yi Elhamra’da…
Lakaplar büyük harfle yazılır.
16 Mart 1916’da dünyaya gelmiş, İstanbul’da
Belirli bir tarihi belirten ay ve gün isimleri büyük harfle başlar.
…maneviyatı kalmamış birtakım insanlardan başka, kuvvet denecek kimse kalmamış.
 Birtakım, birkaç, birçok gibi belgisiz sıfatlar bitişik yazılır.
Malumunuzdur ki Misak-ı Milli’yi en nihayet Ankara ‘da tespit ettim
Kongre isimleri büyük harfle başlar.
Kazım Paşa derhal Limon Von Sonders’le…
Özel isme bağlı unvanlar büyük harfle başlar
Bunlar askeri kıyafet taşıyan urban ve Bedevilerdi
Topluluk isimleri büyük harfle başlar.
Gayriihtiyari çekildiler, emrettim.
Kalıplaşmış bazı sözcükler bitişik yazılır
 65 .SAYFA
ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME
A. Aşağıdaki cümlelerde yargı doğru ise yay ayraç içerisine “D”, yanlış ise “Y” yazınız.
• Anılarda anlatıcı ile yazar aynı kişidir. (D )
• Anılarda dil göndergesel işleviyle kullanılır. (D )
• Anı yazılarında yazar nesnel olmak zorundadır. ( Y)
• Anı yazarı anlattıklarını belgelemek zorundadır. ( Y)
B. Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları yanıtlayınız.
1. Yaşanmakta olanı değil, yaşanılmışı anlatır anıcılar. İster istemez belleklerinde kalanı yansıtırlar. Bunun için de geçmişin tanıklığını yapar anılarını yazan kişiler. Anılarla tarih kesişir. Yalnız tarih değil anıların yaşam öyküleriyle günlüklerle de iç içe girdiği durumlar vardır. Ancak bu türlerden belirleyici yönleriyle ayrılır anı. Söz gelimi tarihlerde gördüğümüz nesnellik, bilimsel doğruluk, anlatılan yer, zaman ve tarih göstererek yüzde yüz kanıtlama gibi bir kaygı yoktur anılarda. Salt anlatıcısının yaşam serüveni içine sıkışıp kalmamış, onun dışına çıkıp o dönemi yansıtmasıyla da yaşam öyküsü ve öz yaşam öyküsünden ayrılır. Güncelere gelince günlüğün oluşması; günü gününe saptanan olaylara, düşüncelere duygulara bağlıdır.
Bu parçada aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
A) Günlüklerin günü gününe yazıldığına
B) Anı yazarının geçmişe tanıklık yaptığına
C) Anılarda anlatılanların belgelenmek zorunda olmadığına
D) Anıların yaşanılan dönemi yansıttıklarına
E) Anı yazarının farklı kaynaklardan yararlandığına
2. (I) Hep pencereden içeri bakıyorum. (II) Duvarda resimler. (III) Resimler eni konu etkiliyor. (IV) Aslında resimler mi renkler mi? (V) Renkler fırtına gibi esiyor.
Yukarıdaki cümlelerin hangisinde mecazlı anlatım vardır?
A) I    B)  II      C)  III      D) IV        E) V
3. Üstadı başında lacivert bir bere, sırtında kaşmir bir ceket, elinde makas, bahçesinde bulurduk. Bir dal, bir gül keserken… Telaşsız, yumuşak adımlarla gelir, pek ölçülü bir nezaketle misafirlerini karşılardı. Birinci katta pencerelerine yapraklar değen büyük bir odada toplanırdık. Hayal ötesi bir çay masası kurulurdu. Fakir mahallelerin sulh günlerinde bile tatmadığı, zengin konakların artık unutmaya başladığı dünya nimetlerine kavuşurduk burada. Çay, süt, sütlü kahve, kakao… Sonra peynirlerin her çeşidi. Reçeller, reçeller, reçeller… Çilek, muz, menekşe kokulu fondanlar… Pastalar, şokolalı, kremli, meyveli pastalar…
Yukarıdaki parçada kullanılan anlatım türleri seçeneklerin hangisinde doğru verilmiştir?
A) Öyküleyici anlatım- betimleyici anlatım
B) Öğretici anlatım- betimleyici anlatım
C) Açıklayıcı anlatım- öğretici anlatım
D) Öyküleyici anlatım- öğretici anlatım
E) Tartışmacı anlatım- açıklayıcı anlatım
C. Aşağıdaki soruları sözlü olarak yanıtlayınız.
1. Anı ve günce türleri arasındaki farklılıkları açıklayınız.
2. Anı türünde anlatıcının kim olduğunu belirtiniz.
3. Anı yazarı anlattıklarını belgelerle kanıtlamak zorunda mıdır? Niçin?
CEVAPLAR:
1. Anıda yaşananlar aradan belli bir zaman geçtikten sonra yazılır. Günlüklerde ise yaşananlar sıcağı sıcağına aktarılır.
Anıda, yaşananlar sıcağı sıcağına anlatılmadığı için yazar, duygusallıktan uzak bir tavır alır. Olayları daha geniş boyutuyla değerlendirir. Bu bakımdan gerçeğe daha yakındır. Anıda ise anlatılan olayların üzerinden fazla bir zaman geçmediği için yazar, duygusal bir tavır takınır. Anlattıklarına kişisel yargılarını fazlaca yansıtabilir.
2. Anı türünde anlatıcı yazarın kendisidir.
3. Yazar, anlattıklarını belgelerle kanıtlamak zorunda değildir. Yazar, belgelere, canlı tanıklara başvurur ancak anlattıklarını kanıtlamak zorunda değildir. Kendi gözlem ve izlenimlerini yansıtır.

 Sayfa 94-95

Evliya Çelebi‘nin yazdığı Seyahatname adlı eser Türk edebiyatında gezi türünde yazılan ilk eserdir.



• Gezi yazılarında ağırlıklı olarak açıklayıcı, öyküleyici, betimleyici anlatım türleri kullanılır.



B. Aşağıdaki cümlelerde yargı doğru ise yay ayraç içerisine “D”, yanlış ise “Y” yazınız.



• Gezi yazılanlarında yazar gördükleriyle ilgili izlenimlerini de aktarır. ( D )



• Gezi yazarı, gezisinde gördüğü her şeyi aktarmalıdır. ( Y )



• Gezi yazarı, yazısında öznel ifadeler kullanmaktan kaçınmalıdır. ( Y ) (Gezi yazarı, yazısına kendi görüş ve düşüncelerini de katacaktır. Bir gezi yazısı tamamen nesnel olamaz.)



• Gezi yazıları, gezilen yerle ilgili sorunları tanıtmayı amaçlar. ( Y )



• Gezi yazıları günlükler şeklinde yazılabilir. ( D )



C. Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları yanıtlayınız.



1. Gezi yazarları özellikle ilginç şeyleri araştırmalı, ayrıntıları görmesini bilmeli, gördüklerini ilgi çekici bir dille biçimlendirmelidir. Gerektikçe izlenimlerini, yorumlarını da katmalıdır. Okuyucunun gezip görme özlemini karşılarken bir yandan da eğlenceli bir anlatımla daha doğrusu asık suratlı olmayan, bilimsel bir görünüşe bürünmeyen bir anlatımla kimi gerçekleri de aktarmalıdır.



Bu paragraftan aşağıdaki yargılardan hangisi çıkarılamaz?



A) Gezi yazıları okuyucuda gezme, görme isteği uyandırmalıdır.



B) Gezi yazarı bölgeyle ilgili ilgi çekici şeylerden söz etmelidir.



C) Gezi yazarı güzel, ilgi çekici bir dil ve anlatım kullanmalıdır.



D) Gezi yazarı gördükleriyle ilgili yorumlar yapmalıdır.



E) Gezi yazısında anlatılanlar gerçek olmalıdır.



2. Aşağıda verilen yazar – eser eşleştirmelerinden hangisi yanlıştır?



A) Yurttan Yazılar – İsmail Habib Sevük



B) Anadolu Notları – Reşat Nuri Güntekin



C) Mavi Yolculuk – Cevat Şakir Kabaağaçlı



D) Hac Yolunda – Cenap Şahabettin



E) Denizaşırı – Falih Rıfkı Atay



3. Burası, sahiden Amasra’nın büyük ağabeyi. Orada ince kumlu bir berzah vardı, buradaki berzah da öyle. Oranın iki limanından vapurların demirlenmesine elverişli olan şarktakiydi, burada da öyle. Daha tuhafı Amasra yarımadasının önünde ayrı bir ada vardı, burada da var. Yalnız oradakinin adına Dış Liman deniyordu, buradakinin adı Ak Liman.



Yukarıdaki parçada düşünceyi geliştirme yollarından hangisine başvurulmuştur?



A) Benzetme B) Karşılaştırma C) Tanımlama D) Öyküleme E)Örnekleme



4. Ayasofya kaba bir tanımla büyük bir orta mekân, iki yan mekân, apsis, iç ve dış narteksler-den oluşan bölümleriyle kareye yakın dikdörtgen bir plan üstüne oturur. Kubbesi 55 metre yükseklikte, ortalama 30-31 metre çapıyla devrinin bir mucizesi olarak nitelendirilir. Göğü kapatan bu genişlikte bir kütlenin oluşturacağı karanlık, kubbeyi çerçeveleyen pencerelerle önlenmiştir. Kubbe 1.1 metre aralıklarla 40 kaburgaya dayanıyor. İçeriyi aydınlatan 40 pencere işte bu kırk kaburganın arasında ve alt kısımlarında yer alır.



Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerin hangisine başvurulmuştur?



A) Sanatsal betimleme B) Açıklayıcı betimleme C) Öyküleme



D) Tanımlama E) Örnekleme



5. (I) Amasra’yı içeriden görmek için aşağı iniyoruz. (II) Dalı a oraya varmadan sağda, şoseden biraz ileride büyük bir harabe görülüyor. (III) Yerlilerin bedesten dediği yer. (IV) Hâlbuki orası kral sarayıdır. (V) Dehlizler, avlular, yabani otlar… Şurada beş altı metrelik, kapkalın bir duvarın altı açılmış, havada duruyor gibi iki yandaki harcın kuvveti onu çökertmiyor.



Yukarıdaki cümlelerin hangisinde yazar anlattıklarına duygularını katmıştır?



A) I B) II C) III D) I E) V



6. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde anlatım bozukluğu vardır?



A) Yetkililer bu konuda uluslararası iş birliği yapılmasına karar verdiler.



B) Siyasi, askerî ve ekonomi alanlarında görüştüler.



C) Üye olan ülkelere toplantı konusunda bilgi verilmesini gerekli gördüler.



D) Toplantıda herkesin tartışmalara katılması gerektiğini söylediler.



E) Gelecek toplantıda ele alınacak konuyu belirlediler.



D. Aşağıdaki sorulan sözlü olarak yanıtlayınız.



1. Gezip görmek ölümlü insanoğlunun gerçekleştirmek istediği büyük bir özlem bir bakıma. Gidip gezdiği yerlerde bir şeyler görebilene elbette. Gördüklerinden güçler kazanmasını bilene. Ama derinliği zorlamayanlar, okyanuslar aşıp yıllar yılı dolaşsa yine de kupkuru ve tamtakır dönüp gelirler. Gösterişli yapılardan, tadına doyulmayan yemeklerden, cicili bicili giysilerden gayrisini görememişlerdir. İnsanları insan yapan iç yanlarını da, insanoğlunun en tükenmez mutluluk kaynağı tabiat anayı da görememişlerdir.



Yukarıdaki parçada yazar gezi yazılarında bulunması gereken hangi özellikler üzerinde durmaktadır?

1. İnsanoğlunun gezip görme merakını gidermek amacıyla yazılan gezi yazıları

Bir yerin tarihi ve kültürel özelliklerini yansıtmalıdır.

İnsanda merak duygusu uyandırmalı

Gezi yazıları sadece görünenleri değil gezilip görülen yerlerin kültürünü, folklorünü, coğrafi, tarihi özellklerini de yansıtmalıdır.

Herkesin görmediği bazı ayrıntıları da anlatmalıdır.

Bilgi, deneyim ve anlatımın birleşmesiyle sağlam bir üslupla yazılmalıdır.

2. Gezi yazısını anı türünden ayıran özellikler nelerdir?

Anı ile gezi yazılarının karşılaştırılması, benzerlikleri ve farklılıkları

Gezi yazıları anlatım özellikleri bakımından anılara benzer. İki türde de 1. tekil kişili anlatım vardır. Kullanılan anlatım biçimleri aynıdır. (açıklayıcı, öyküleyici, betimleyici) İkisinde de anlatım açık, duru, yalındır.

Gezi yazısı gezilip görülen yerlerle ilgili gözlemlere, bilgilere yer verilirken yazar hep ikinci plandadır. Gezilen yerler dikkat çeken yönleriyle anlatılır. Anılarda çevrey ait bilgiler gezi yazısı kadar ayrıntılı değildir.. Anılarda olaylar ve olaylarda rol alan kişiler ön plandadır.

Anıda yazar yaşadığı ya da tanık olduğu olayın kendi üzerinde bıraktığı etkileri anlatırken gezi yazarı gözlemlerini ve izlenimlerini aktarır.

18 Aralık 2012
Okunma
bosluk

10.sınıf dil ve anlatım kitabı etkinlikleri (Ekoyay 2012-2013)

10.sınıf dil ve anlatım kitabı etkinlikleri (Ekoyay 2012-2013)

SAYFA 80 DEKİ ÖN HAZIRLIK VE HAZIRLIK

1- aKILCILIK uNSURLARI

*Uyumlu sözcükler

*açık anlamlı ,kolay söylenen sözcükler seçimi

*aynı sözcüklerin sık sık tekrarlanmaması

*iç kafiyelerden yararlanma



HAZIRLIK

1-

2-Konuşamının değil anlaşılır ve açık konuşmanının önemini vurgalayan bir söz. KARŞINIZDAKİ KİŞİNİN SEVİYESİ NEYSE ONA GÖRE İLETİŞİME GEÇİLMELİ.



81 SAYFA ETKİNLİKLERİNİ CEVAPLANDIRIYORUM

1- Analaşılmayan ifade yok.Yazar açık bir uslupla düşüncelerini aktarmıştır

2-Ses yapısının birbirine yakın olması yazarın içinde gelidği gibi yazması bu özelliği ortaya çıkarmıştır

3-Bu mertinde zaman zaman kullanılan eş zamanlı sözckler anlatımın akışında kesintilere neden olamkta

4-Metin kurgulanış ve seçilen kelimeler nedeniyle anlaşılma özelliği taşımamkata. Yazılış amacı greği bazı kavramların tekrar edilmediği görülmekte bu durum ise akılcılığı etkilemektedir.



83 TEKİ ETKİNLİKLER

5- Bu kelimler günümüz türkçesinde pek kullanılmayan sözcükler oldularından bu sözcüklerin telafuzuda zordur.

6-Geldiği gibi metni daha kısa ve kesin iafadelerle dile getirilmiştir.

"Bu yaprak teşekkül eder etmez ………….. ile başlayan bölüm örnek verilebilir.



7-Yapı bakımında birleşik yapılı cümleler kullanılmış.Cümlerde kullanılan kelimler dönemi yansıtacak şekildedir.

86.SAYFADAKİ ETKİNLİKLER

1-Bu metinde kişileştirme ve intak sanatları kullanılmış .bunların kullanılmış olması metne bir canlılık kazandırmış metnin duruluğunu ve yalınlığını etkilemiştir.

2-Öznel bir anlatıma ağırlık verilmiştir. 

Metinden örnek verirsem "Muratın ileri sürdüğü bütün bu gibi delilleri …………."(başlayan paragraf)

3-Siz cevaplayınız.

4-Bu metin karasu ve murat nehri hakkında bilgi vermek amacıyla yazılmıştır. Yazarın kulllandığı uslup gerçek bir uslup olmayıp kurgulama yöntemi kullanarak metni öykü türüne yaklaştırmıştır.



87 ölçme ve değerlendirme

 





1-Bu metinlerde açıklık ve yalınlık ilkesi kesinlikle aranmaz. Çünkü sanatçı öznel düşüncesi ile okuyucunun karşınsa çıkar.

2-Açıklık: Açıklık, bir yazıda belirtilmek istenen duygu ve düşüncelerin kolay anlaşılır, herhangi bir ek yoruma açıklamaya gerek duymadan kavranabilir olmasıdır

Akıcılık: Anlatımın önemli özelliklerinden birisidir. Cümlenin anlam ve ses bakımından pürüzsüz olması demektir. Akıcılığı engelleyen ses ve ahenk kusurlarının başlıcaları tekrarlama, zincirlenme ve tenafür(kakofoni)dür.



konunun akıcı olma durumu. konu birden bire kesilmeyip konuya okuyan veya dinleyen kişinin dikkatini çekebilmesi.



Yalınlık: Söylenmek istenilenin gereksiz süsleme ve özentilerden arındırılarak, herkesin bildiği kelimelerle en kısa yoldan fakat tam olarak ifade edilmesine yalınlık denir. Anlatımda yalınlığı engelleyen hususların başında garabet gelir Açık, süsten ve zorlamadan uzak, kolayca anlaşılabilen anlatım, sadelik:



Açıklık: Cümlede anlatılmak istenenin dinleyen veya okuyan tarafından kolayca anlaşılmasına açıklık denir. Açık olmayan cümlelerde anlatılmak istenenler bazen az çok anlaşılır fakat çoğu zaman cümlede ne söylenmek istendiği belli değildir



Kısaca Gönderici ile alıcı arasındaki sağlıklı bir iletişimin sağlanması ve iletilmek istenen düşüncenin net olması açısında anlatımda yalın,açık,duru,akıcı olması önemlidir.

18 Aralık 2012
Okunma
bosluk

9.Sınıf Dil Ve Anlatım Kitabı soruları cevapları (2012-2013)

9.Sınıf Dil Ve Anlatım Kitabı soruları cevapları (2012-2013)

 

 

 

Sayfa 43 

1.soru
üçüncü şahsın şiirinde noktalama işaretleri yok bu yüzden vurgu ve tonlamaya önem verilmez düz yazı gibi okunur ötekisinde ise vurgu ve tonlamya önem verilir çünkü nerde durup nerde sesimizi yükseltçeğimizi biliriz
2.soru
duraklama yerleri noktaların olduğu cümleler
3.soru
duraklamalar anlamı etkiler

Sayfa 45

1)perili köşk hikayesinde diyalog bölümleri farklı ses tonları ile söylenir.
2)farklı ses tonlarıyla ses tonları ile söylendikleri zaman değişlikler olur
3)arkasındaki:
parlıyordu=küçük ünlü uyumuna uymaz. ünlü daralması vardır.
gösterdiğim= yumuşama vardır.söyleyişiyi kolaylaştırır
tavuğu=küçük ünlü uyumunu bozar. yumuşama vardır söyleyişiyi kolaylaştırır
gözüyle=ünlü düşmesi,takılaşma,”y” kaynaştırma harfidir
hissetmeyince=ünsüz türemesi vardır söyleyişiyi kolaylaştırır.
hükmetmezdi=ünlü düşmesi vardır söyleyişiyi kolaylaştırır
görünüyor=büyük ünlü uyumuna ve küçük ünlü uyumuna uymaz !

Sayfa 47
5. etkinlik
Bir solukta okumaya çalıştığımız metinde noktalama işaretleri yok.Bu yüzden duraklamadan,vurguya dikkat etmeden okuyoruz. Bu da metinden hiç birşey anlamamamıza sebep oluyor.
Diğer metinde ise noktalama işaretleri var. Noktalama işaretlerine,vurguya,tonlamaya dikkat ettiğimiz için metin rahatlıkla anlaşılabiliyor.
6.etkinlik
noktalama işaretlerine ve anlama dikkat ederim
7. etkinlik
1. zorlaştırıyor
2. eder özellikle tutukluk kusuruna sahip olan kişilerde
3. evet çünkü okuması güçlü olmayan bir kişi ikinci okumada bazı boğumlama kusurlarını düzeltebilir
4. duraklardaki nefesi göstermektedir

4.soRuuu = O = yuvarlak-kalın-geniş
U =yuvarlak-kalın-dar
A =geniş-kalın-düz
Ö=yuvarlak-ince-geniş
E=düz-geniş-ince
I=kalın-dar-düz
İ=ince-dar-düz

ölçme değerlendirme
1.tonlama
durak
2.d/y
3.gi/yok/iz/tah/şak/dan/ba/du/şim/çık/lan/çü/miş/bak/bak/bek/daş/ter

sayfa:48
anlam ayorumlama
2)vurgu ve tonlamaya dikkkat etmeliyiz.kelimeleri doğru telaffuz etmeliyiz.
4) söyleyişi zorlandıran ses, ''koşullandırılmıştık''

SAYFA:49
12.ETKİNLİK
verdiğin budur gayretim
bundan başka uyamıyorsun doktor bey,
üç sepet yumurta sabah kahvaltım,
teker teker sayamıyorsun doktor bey

iki tabak pilav bir yanık ayran,
ister yağlı olsun isterse yayvan,
yanına kesiyorsun beş kilo soğan,
yiyosun yiyosun doyamıyorsun doktor bey.
AŞIK KARAMEHMET

***A:49
**ÇME DEĞERLENDİRME
1)şiiri okurken sesin yükselip alçalmasına tonlama denir.
şiiri okurken nefes alıp verdiğimiz yere durak denir.
2)D,Y
3)yokmuş -muş açıkgöz -göz
izmir -iz aslanağzı -na
kütahya -ta gözlükçü -lük
uşak -şak incelmiş -miş
makedonya -don bakkal -kal
babaeski -ki kelebek -le
anadolu -do vatandaş -tan
şimdi -di gerçekten -ten
kapatıyordu -tıyordu

 

Sayfa 78

Sayfa 78 Hazırlık
1-)Tas:içine sulu şeyler konan kap
2-)Tam olarak yazamayız.Ancak yakın bir şekilde yazabiliriz.
3-)t.a.s seslerini duyduğumuzda zihnimizde tasın görüntüsü oluşur.
4-)Örneğin bir varlık olan bardak b,a,r,d,a,k seslerinden oluşur aklımıza bardak gelir.Bu söze katlıyoruz.
5-)Bir kelime bir iletişimde gösteren vazifesi görü.Bir kelime duyulduğu vakit kelimeyi oluşturan sesler kelimenin görüntüyle zihinde birşleşir ve böylece iletişim gerçekleşmiş olur.

Sayfa 78 1.etkinlik
Kavram:Bir nesnenin zihindeki genel tasarımıdır
Kavramlaştırma:Zihinde yapılan somutlaştırmadır.
Terim:Bilim,sanat,meslek dalıyla veya bir konu ile ilgili özel ve belirli bir kavramı karşılayan kelimeye denir.
İmge:1-)zihinde tasarlanan ve gerçekleşmesi özlenen şey.
2-)Duyu organlarının dıştan algıladığı nesnenin bilince yansıyan benzeri.

Sayfa 78 İnceleme
1-)hayaletler:soyut
bahar:somut
tepeden:somut
yıldızlar:somut
gece:somut
hayal:soyut
düşünce:soyut
2-)Somut:Beş duyu organıyla algılayabildiğimiz kavramlar somuttur.Somut kavramlar dış dünyaya bağlı olan kavramlardır.öncelikle göze hitap eder
Soyut:Beş duyu organımızla algılanamaz .Şiire derinlik zenginlik katar.
5-)somutlaşırarak.

Sayfa 79 2.etkinlik
*trombositler,kemik iliği,damar çeperleri =Terim
Parçanın bütünü tıp

*estetik,zevk,zeka,irade,olgu= Terim
Parçanın bütünü felsefe

*Billur bir kadehe benziyırun sen =İmge

olmazsa olmaz.

Sayfa 79 3.etkinlik
ev=yuva,villa,yalı,kulübe,şato ,konut,daire,gecekon du,hane,daire.

Sayfa79 anlama yorumlama
at:yolla
ışıklarla:nurla
kalbimin:yüreğimin
geldim:vardım
kapına:eşiğine
yollardan:diyarlardan
uzak:ırak
şarkı:türkü
.
.
.
Anlam bozukluğu olur.

 

Sayfa 92-94

 

c. Kelimelerde Anlam Değişmeleri

 

Hazırlık

1. Türkçenin en eski metinlerinde “ülke, memleket” anlamında kullanılan “il” kelimesinin günümüzde “vilayet” kelimesinin yerine kullanılması dilin hangi özelliği ile ifade edilebilir? Tartışınız. Sonucu sözlü olarak ifade ediniz.

1. Dilin sürekli değişebilirliğini gösterir. Türkçe bir kelime doğar, sıklıkla kullanılmaya başlar ve zaman içerisinde de unutularak kaybolur.

2. Aşağıdaki bilgilere göre “araba” ve “kalem” dil göstergeleri karşıladıkları varlıklarla ilgili nasıl bir değişim göstermiştir? Tartışınız. Sonuçları defterinize yazınız.

2. Dil göstergeleri aynı kalsa da zaman içerisinde o göstergeleri karşılayan nesneler çağa ve topluma göre değişir. Bu değişimde esas olan şey zamanının farklı olmasıdır.

 

İnceleme

1. Metin

BİLGE KAĞAN ABİDESİ

Doğu Yüzü

 

1. Orhun Abideleri’nden alınan metinde ve Yunus Emre ile Faruk Nafiz ÇAMLIBEL’in şiirlerinde geçen “tün/dün” kelimesinin anlamındaki değişiklikler dikkate alındığında bir dilde kelimelerin anlamlarının zaman içinde alabileceği durum ile ilgili neler söylenebilir?

1. Dilde kullanılan kelimeler yüzyıllardır aynı kullanılacak diye bir kaide yoktur. Bu değişim dilin olağan yapısı içinde olabilen bir şeydir. Bazen sözcüklerdeki sesler değişir , bazen sözcüklerin anlamında değişim olur.

 

2. a. “Yemiş” ve “yıldız” kelimelerinin zaman içinde karşıladığı kavramlardaki değişiklikler şekillerle aşağıda gösterilmiştir. “Yemiş” ve “yıldız” kelimelerinin anlamında daralma mı genişleme mi olduğunu tespit ederek nok­talı yerlere yazınız.

a. Yemiş kelimesinde anlam daralması olmuşken yıldız kelimesinde anlam genişlemesi olmuştur.

b. Orhun Abidelerinde “ton” ve yandaki İlahi’de “don” şeklinde söylenen kelimenin anlamı “giysi, elbise”dir. Günümüzde ise bu kelimelerin anlamı farklılaşmıştır. “Don” kelimesinin anlamında meydana gelen değişiklik “yıldız” ve “yemiş” kelimelerinde meydana gelen anlam değişikliklerin­den hangisiyle benzeşmektedir?

b. Ton/don değişmesinde anlam daralması vardır.

 

4. Metin

İLAHİ (2)

 

Etkinlik

“Dün/tün, ton/don, yemiş, yıldız” kelimelerinde meydana gelen anlam değişmesi, daralması ve genişleme­sinden hareketle anlam değişmesi, daralması ve genişlemesinin ne olduğu, bu kavramların farklı-benzer yönler soru-cevap yöntemi ile belirlenir.

ANLAM DARALMASI

Bir sözcüğün anlamını zamanla yitirmesidir.

Örnek: Erik eskiden bütün meyveler için kullanılırken artık bir tek erik meyvesi için kullanılıyor.

ANLAM GENİŞLEMESİ

Bazı sözcükler eski anlamları yanında yeni anlamlar da kazanabilirler. Çok anlamlı olurlar.

Örnek: Kol – organ Dal – Ağacın uzantısı

Kol – bölüm Dal – Bölüm, Kısım

 

3. Yunus Emre’nin İlahi lerinde bulunan “geç-“ fiillerinin arasındaki çok anlamlılık ilişkisi ile “yıldız” kelimesinde meydana gelen anlam genişlemesi aşağıda gösterilmiştir. Buna göre çok anlamlılık ile anlam genişlemesi arasında ne gibi bir fark söz konusudur? Sözlü olarak ifade ediniz.

3. Anlam genişlemesinde kelimenin zamanla yeni anlam kazanması varken çok anlamlılık da kelimenin temel anlamla ilgisi vardır. Buna göre anlam genişlemesinin temel anlamla ilgisi yok ama çok anlamlılığı temel anlamla ilgisi vardır.

4. Orhun Abideleri metnindeki “İçre aşsız taşra tonsuz yabız yablak budunda üze olurtum.” (İçte aşsız, dışta elbisesiz; düşkün, perişan millet üzerine oturdum.) cümlesinde geçen “taşra” kelimesinin geçmişteki anlamıyla, günümüzdeki anlamını karşılaştırarak nasıl bir anlam değişmesi olduğunu söyleyiniz.

4. Taşra kelimesi dışarıda anlamında kullanırken şimdi ise şehrin dışarısında olan yer için kullanılmıştır. Anlam daralması olmuştur.

5. I. Ünitede işlediğimiz “Dil-Kültür İlişkisi” konusundan da hareketle kelimelerdeki anlam değişmelerinin nedenleri neler olabilir? Tartışınız. Sonuçları maddeler hâlinde tahtaya yazınız.

5. Dilin kültür taşıyıcısı olması ve dilin zaman içerisinde değişmeye, bozulmaya ya da farklılaşma müsait olması anlam değişmelerine yol açar.

 

Anlama – Yorumlama

 

KELİMELER ESKİ ANLAMI ŞİMDİKİ ANLAMI ANLAM OLAYI
İl Ülke Vilayet Anlam Daralması
Erik Şeftali, kayısı, zerdali, armut gibi meyvelerin ortak adı. Mayhoş veya tatlı, etli sulu, tek ve sert çekirdekli meyve. Anlam Daralması
Oğul, Oğlan 1. Kız evlat, erkek evlat.2. Kız çocuğu, erkek çocuğu. 1. Erkek evlat.2. Erkek çocuğu. Anlam Daralması
Em(g)ek Zahmet, eziyet. (Emek) Bir işin yapılması için harcanan beden ve kafa gücü. Anlam Genişlemesi

 

a. Yukarıdaki tabloda kelimelerin eski ve günümüzdeki anlamı verilmiştir. Kelimelerin zaman içinde kazandık­ları bu anlamlardan hareketle kelimelerde meydana gelen anlam olaylarını tespit ederek noktalı yerlere yazınız.

a.

b. Bu anlam olaylarını dikkate aldığınızda genel olarak dil-anlam ilişkisi ile ilgili neler söyleyebilirsiniz? Tartışınız. Sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.

b.

 

Ölçme – Değerlendirme

1. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde “takılmak” kelimesi, “Kalabalığın arkasına takıldım.” cüm­lesindeki anlamıyla kullanılmıştır?

A) Her akşam kahveye takılırdı.

B) Ona böyle takılıp onu kızdırmayı severdik.

C) Bozuk plak gibi yine aynı yerde takıldı.

D) Konvoyun arkasına biz de takıldık.

E) Kendisine takılan lakaptan hiç de rahatsız olmuşa benzemiyordu.

CEVAP: D

 

2. Aşağıdaki cümlelerde boş bırakılan yerlere uygun kelimeleri yazınız.

Bir kelimenin tarihî süreç içinde yansıttığı kavramdan az çok uzaklaşması ya da yeni bir kavramı yansıtması ANLAM GENİŞLEMESİ olarak nitelendirilebilir.

Bir kelimenin eskiden daha geniş bir anlam alanı varken zamanla bu anlamın bir kısmını ifade eder hâle gelmesine ANLAM DARALMASI denir.

 

3. Aşağıdaki cümlelerin karşısına yargılar doğru ise “D”, yanlış ise “Y” yazınız.

Bir kelimenin ifade ettiği anlamın zamanla artmasına anlam genişlemesi denmektedir. ( D )

Bir kelimenin farklı anlamlarının birbiriyle ilişkisinden hareketle çok anlamlılığın nasıl oluştuğu belirlenebilir. ( D )

Kelimelerin çeşitli anlam değişmelerine uğrayarak kullanıldıkları ortamlarda farklılık göstermesi, anlam­larının sabit olmadığını, değişken olduğunu gösterir. ( D )

 

4. Aşağıdaki gönderge-gösterge ilişkisini karşıladığı anlam olayıyla eşleştiriniz.

4. 1.TABLO= ANLAM DARALMASI

2.TABLO = ANLAM DARALMASI

3. TABLO = ANLAM DEĞİŞMESİ

5. Bir dilde meydana gelen anlam değişmelerinin nedenleri nelerdir?

5. Dilin değişken olması, zamanla değişebilmesi….


18 Aralık 2012
Okunma
bosluk

12. Sınıf Edebiyat Etkinlikleri Cevapları (2012-2013)

12. Sınıf Edebiyat Etkinlikleri Cevapları (2012-2013)

 

Sayfa 40  fıkra

1.       "Ben Ne Biçim Adamım" adlı metnin teması: İnsanın kendini tanımaması
1.Etkinlik
a)giriş: Kendini anlamaya çalışanın olup olmadığı sorulmuş
  Gelişme:  geçmişte kendini tanım adına yapılmış uygulamalar ve insanın dış dünyayı anlamak için yaptığı çalışmalar, kendini tanımamanın doğurduğu sonuçlar  anlatılmış.
Son uç : İnsanın kendini bilmesiyle birçok sorunun cevabını bulacağı anlatılmış.
b) Her birim metnin temasını ortay koyan  bir özellik taşımaktadır.
2. Sokrates, eski Greklerin Delf Mabedinde yazılı olan  “Ey insan kendini bil” sözünü çok tekrar edermiş.
Saint Augustin: insanlar dağarlın zirvelerini, denizlerin dalgalarını, büyük nehirleri ve engin okyanusları temaşa etmek için seyahat ederler fakat en büyük mucize olan kendi kendilerini görmeden gelip geçerler.
Gustave Flabert : Kimse kimseyi anlamıyor.
Bu görüşler insanın kendini tanımada yeterli adımı atmadığını dile getiriyor. Bu düşünceler günümüzde de güncelliğini korumaktadır.
3.Hasta, muayene,dost medihleri, düşman hükümleri, temaşa etmek, ıcığını cıcığını çıkarmak, insan muamması…..bu kelime türleri ve kavramlar metnin türü ve temasıyla ilgilidir. Fıkrada günlük dilin sadeliğini görürüz.
4.  bu sayılan anlatım biçimleri metinde kullanılmıştır. Hem öğretici hem duygusal hem de mizahi anlatım unsurları görülmektedir.

5.
 Peyami  Safa’nın Edebi Kişiliği
Yazın yaşamına 20. Asır'daki öyküleriyle başlayan Peyami Safa, tam 43 yıl, hemen hiç ara vermeden Türkiye'de yayımlanan hemen tüm gazete ve dergilerde çeşitli zamanlarda fıkra, makale ve romanlarını yayımlamış, son derece verimli bir yazar olmuştur. Kendi kendini yetiştirmiş bir kişi olan Peyami Safa, çağın düşünce akımlarıyla ilgilenmiş, siyasal sorunlar karşısında tavır almış, bu yüzden Türk basınında derin izler bırakan polemiklere girişmiştir. Bunlar arasında en ünlüleri Nâzım Hikmet, Nurullah Ataç, Sabiha ve Zekeriya Sertel ve Aziz Nesin'le yaptığı kalem kavgalarıdır.
İlk uzun öyküsü Gençliğimizi 1922 yılında Peyami Safa, para kazanmak amacıyla yazdığı kimi yapıtlarında, ilk defa ağabeyi İlhami Safa'nın takma ad olarak kullandığı annesinin Server Bedi adını benimsemiş, bu takma adla 80'e yakın ün vermiştir. Bunlar arasında en sevilenler Cingöz Recai macera romanları ile Cumbadan Rumba'ya adlı romanı olmuştur.
Peyami Safa, Türk kültür yaşamında yayımlandığı yıllarda hayli etkili olmuş Hafta, Kültür Haftası (1936 – 21 sayı) ve Türk Düşüncesi (1953 – 1960, 63 sayı) dergilerini çıkarmıştır.
6. Yazar, eserlerinde psikolojik tahlillere  yer verir.  İnsanın iç dünyasını yansıtmada  başarılı bir yazardır. Bu metin de insan psikolojisi ile ilgili bir metindir.
 
2.       ETKİNLİK.
A.
  ANA DÜŞÜNCE
DİL VE KÜLTÜR DİL VE KÜLTÜRÜN TOPLUM AÇISINDAN ÖNEMİ
ÜSKÜP’TE TÜRK EVLERİ ÜSKÜP’TE TÜRK KÜLTÜRÜNÜ YANSITAN ESERLERİN ÖNEMİ
BİR HATIRA ATATÜRK’ÜN  TÜRK TARİHİNİN ARAŞTIRILMASINA VERDİĞİ ÖNEM
BEN NE BİÇİM ADAMIM? İNSANIN KENDİNİ TANIMADIĞI
 
B.Bu temalar günümüz metinlerinde de ele alınıp işlenen kon ular arasındadır.
c. metinlerdeki düşünceler başka iletişim araçlarıyla da ifade edilebilir.
 
Cumhuriyet Döneminin sosyal, siyasi, kültürel ve Tarihi Unsurlarıyla ilişkisi
Dil ve Kültür Cumhuriyet döneminde Türk kültürünün araştırılması için ciddi çalışmalar yapılmıştır.
Üsküp’te Türk Evleri  Tarih ve kültür alanındaki çalışmaları yansıtıyor
Bir hatıra Atatürk2ün Türk  tarihine verdiği önemi yansıtıyor.
Ben Ne Biçim insanım? Sosyoloji ve psikoloji alanındaki çalışmaları destekliyor.
 
7. metinlerin her biri farklı bir türün özelliklerini gösteriyor. Dolayısıyla metnin türü ile  metnin anlatımı arsında direk bir ilişki vardır.
                                   Anlatım Özellikleri( Açıklık, duruluk, akıcılık ve tutarlılık)
 
Dil ve Kültür
Açık, yabancı kelime ve kavramlar az, akıcı bir anlatım kullanılmış, düşünceler tutarlı bir şekilde ortaya konmuştur.
 
Üsküp’te Türk Evleri
Açık, yabancı kelime ve kavramlar az, akıcı bir anlatım kullanılmış, düşünceler tutarlı bir şekilde ortaya konmuştur.
 
Bir Hatıra
Açık, yabancı kelime ve kavramlar az, akıcı bir anlatım kullanılmış, düşünceler tutarlı bir şekilde ortaya konmuştur.
 
Ben ne Biçin Adamım?
Açık, yabancı kelime ve kavramlar az, akıcı bir anlatım kullanılmış, düşünceler tutarlı bir şekilde ortaya konmuştur.
 
                                                    Metnin bağlı olduğu gelenek
Bir Gece Yarısı
Cumhuriyet dönemi deneme geleneği
Dil ve kültür
Cumhuriyet dönemi makale geleneği
Üsküp’te Türk Evleri
Cumhuriyet dönemi gezi yazısı geleneği
Bir Hatıra
Cumhuriyet dönemi hatıra geleneği
Ben Ne Biçim Adamım?
Cumhuriyet dönemi fıkra  geleneği
 
 
Deneme
Ø  İnsanı ilgilendiren her şey denemenin konusu olabilir.Konu sınırlaması yoktur.
Ø  Denemeci bilgiçce bir tutum takınmaz,okuyucu ile sıcak bir iletişime geçer.
Ø  Deneme yazarı ,yazısını konuşma havası içinde yazar.
Ø  Deneme makalede olduğu gibi öne sürülen bir görüşü ,bir düşünceyi kesin ve değişmez bir sonuca bağlamaz.
Ø  Deneme yazarı konusunu işlerken bir düşünceden diğerine geçer
Makale
• Düşünsel plânla yazılır.
• Yazar anlattıklarının doğruluğuna güvenmeli, anlattıklarını bir mantık çerçevesine oturtabilmelidir. Her anlattığı, önceki anlattıklarıyla çelişmemelidir.
• İşlenen konu kendinden önceki söylenmişlerden, yazılmışlardan ayrı olmalıdır.
• Okuyucuya konunun önemini kavratabilmek için örnekleme, karşılaştırma, tanık gösterme gibi nesnel verilerden yararlanmalıdır.
Gezi Yazısı
Ø  İnsanı ilgilendiren her şey denemenin konusu olabilir.Konu sınırlaması yoktur.
Ø  Denemeci bilgiçce bir tutum takınmaz,okuyucu ile sıcak bir iletişime geçer.
Ø  Deneme yazarı ,yazısını konuşma havası içinde yazar.
Ø  Deneme makalede olduğu gibi öne sürülen bir görüşü ,bir düşünceyi kesin ve değişmez bir sonuca bağlamaz.
Ø  Deneme yazarı konusunu işlerken bir düşünceden diğerine geçer.
Hatıra
1 – Yaşanmakta olanı değil, yaşanmış bir konuyu anlatır.
2 – İnsan belleğinde iz bırakan olay ve olguları anlatır
3 – Tarihsel gerçeklerin öğrenilmesine katkı yaptığı için tarihçilere ışık tutar.
4 – Tanınmış, bilim, sanat ve politika adamlarının yaşamlarını çalışma ve
araştırmalarını anlatır.
5 – Yazarın unutulmasını istemediği gerçekleri kalıcı kılar.
6 – Geçmiş birinci kişinin ağzından kişisel yargılar ve yorumlarla verilir.
Fıkra
Düşünce yazılarıdır. Giriş, gelişme ve sonuç şeklinde bölümleri vardır.
Toplumu yakından ilgilendiren günlük olaylar işlenir.Konu kısa, yüzeysel; ama ustaca bir üslupla işlenir.Konu hakkında bilgi vermek değil, okuru düşündürmek esastır.Yazar kişisel görüşlerini ileri sürdüğü için ispatlama gereği duymaz.Serbest bir üslubu vardır, okuyucuyla içten bir bağ kurularak rahat bir anlatım yolu izlenir.Etkileyici bir anlatım kullanılır.Kolay anlaşılan ve okunan gazete yazılarıdır.Örneklemeden olabildiğince yararlanılır.
 
 
 
sayfa 46. ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME
A 1. Öğretici metinlerde günlük konuşma dilindeki Türkçe sözcükler, halk söyleyişlerindeki tamlamalar kullanılır; Arapça ve Farsça sözcüklere fazla yer verilmez.
2. Bu dönem yazarları, öğretici metinlerde terim ve kavramları, gündelik hayata ait sözcük ve sözcük gruplarını kullanarak edebi bakımdan güçlü bir anlatıma ulaşmayı amaçlarlar.

Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatı öğretici metinlerinde yazı dilinin konuşma diline yaklaştırılması, açık ve sade bir dilin kullanılması daha fazla okura ulaşılması amaçlanmıştır.
 
B. boşluk doldurma
.1….. gezi yazısı….
  2. ……makale….. 
 C.1. E,
     2.A,

Sayfa 47
                                             ÖLÇME    VE  DEĞERLENDİRME
1. Öğretici metinlerde günlük konuşma dilindeki Türkçe sözcükler, halk söyleyişlerindeki tamlamalar kullanılır; Arapça ve Farsça sözcüklere fazla yer verilmez.
Bu dönem yazarları, öğretici metinlerde terim ve kavramları, gündelik hayata ait sözcük ve sözcük gruplarını kullanarak edebi bakımdan güçlü bir anlatıma ulaşmayı amaçlarlar.
Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatı öğretici metinlerinde yazı dilinin konuşma diline yaklaştırılması, açık ve sade bir dilin kullanılması daha fazla okura ulaşılmasını sağlamıştır.
2.AÇIKLIK: Bir cümlenin ya da metnin kolayca anlaşılabilir olmasına açıklık denir. Açık metin, anlatıcının anlatmak istediğini eksiksiz ileten metindir. Açık olamayan bir anlatım, anlatıcının anlatmak istediklerinin ya hiç anlaşılmamasına ya da eksik ve yanlış anlaşılmasına neden olur. Bir cümleden, birbirinden farklı iki anlam çıkıyorsa ya da o cümle hiç anlaşılamıyorsa bunun nedeni, anlatıcının, açıklık ilkesine uymamasıdır.
DURULUK: Duruluk anlatımda gereksiz sözcük, söz grubu ve eklere yer verilmemesidir. Sözlü ve yazılı bir anlatımda cümleden herhangi bir sözcük çıkarıldığında cümlenin anlamında daralma olmuyorsa  o sözcük gereksiz kullanılmış demektir. Duru cümle, anlatılmak istenenleri en az sözcükle anlatan cümledir.
Tutarlılık: Tutarlılık, duygu ve düşüncelerin aralarında herhangi bir çelişkiye yer vermeyecek şekilde, birbiriyle uyumlu bir şekilde verilmesidir. Bu açıdan iyi bir metinde cümleler birbirini destekler, daha anlaşılır hâle getirir. Tutarlılık, yazarla okur arasındaki iletişimde temel öğelerdendir. Çünkü metnin okur tarafından kabul edilmesi, düşüncelerin tutarlılığıyla doğru orantılıdır.
3…
B.
 1. TEMA
2. FIKRA
3.D,D,Y
Ç
1..C HİKAYE
2. A SADE BİR DİL KULLANILMIŞTIR
3. E TEVFİK FİKRET
4. C. DENEME
5. C ELEŞTİRİ
6. D
 
 
HAZIRLIK  sayfa 50
 
* Milli edebiyat Dönemi şiiri ve dil anlayışı hakkında  araştırma yapınız.
* MİLLİ EDEBİYAT AKIMINDA ŞİİR
Edebiyatımızda halkın anlayabileceği bir dille, halk için yazmak ilkesi Tanzimat döneminde Şinasi ile başla­mıştır, Şinasi'nin, daha çok düzyazı dili üzerinde dur­makla birlikte şiirlerinde de elinden geldiğince Türkçe sözcükler kullanmaya çaba gösterdiği görülür.Ziya Pa­şa ise şiirimizin halk diliyle ve hece ölçüsüyle yazılma­sı gerektiğine dikkatleri çekmiştir. Ancak, sanat yapma kaygısının ağır basması bu girişimlerin sürdürülmesini engellemiştir. Servet-i Fünun ve Fecr-i Ati dönemlerin­de ise şiir dili konuşma dilinden iyice uzaklaşmış, aruz ölçüsü egemenliğini sürdürmüştür. Tanzimat'ta ortaya konulan, halk için yazma ilkesini ye­niden canlandıran halk içinden yetişmiş bir şair olarak Mehmet Emin Yurdakul olmuştur.

Ancak Servet-i Fü­nun şiirinin tutunduğu, sevildiği sırada halkın anlayabi­leceği bir dille ve halk şiiri ölçüsüyle şiir yazmayı be­nimsetebilmesi oldukça güç bir iş olmakla birlikte bu güçlükten yılmayan Mehmet Emin, "Türkçe Şiirler" adlı kitabıyla edebiyatımızdaki yerini sağlamlaştırmış, ko­nuşma Türkçesini ve hece ölçüsünü savunanlarca des­teklenmiştir.

 

Mehmet Emin'den sonra 1911'de Genç Kalemler dergi­sinde Turan adlı şiirini yayımlayarak "Bütün Türkçülük" düşüncesini benimsediğini duyuran Ziya Gökalp (1876-1924), şiirde hece ölçüsünü ve Türkçeyi yerleş­tirmekte Mehmet Emin'den daha etkili olmuştur. Milli Edebiyat hareketinin kendini benimsettiği yıllar olan 1911 ile 1917 yılları arasında ise değişik eğilimle­rin bir arada olduğu göze çarpmaktadır. Milli edebiyat şairleri kendilerini kabul ettirmeye çalışırken, Fecr-i Ati şairleri ünlerini sürdürdükleri gibi, Servet-i Fünun şiirini yaratanTevfik Fikret veCenap Sahabettin in de şair­lik güçlerini ellerinde tuttukları dikkati çekiyor. Ayrıca Fecr-i Ati topluluğunun dağılmasıyla, topluluk şairlerin­den kimileriyle, genç kuşak şairlerinden kimilerinin Mil­li Edebiyat anlayışı dışında yeni hareketler yaratma gi­rişiminde bulundukları görülmektedir. Bazı genç şairler, Nayiler adı altında, yeni bir edebi ha­reket yaratmak için ortaya çıktılar. Bunlar, edebiyatta millilik ayrıcalığını Genç Kalemler'e bırakmamak için, edebiyatın milli oluşunu "milli geçmişe bağlanış"ta gö­rerek, Anadolu'daki Türk edebiyatının ilk devirlerine in­meyi ve böylece, XIII. asrın büyük mutasavvıfları olan Mevlana Celaleddin-i Rumi ile Yunus Emre'nin şiirlerin-deki samimi ifadeli, lirik ve mistik atmosferi kendi şiirle­rinde de yaşatmayı denediler. Onlara göre, estetik he­yecan ile dili ve üslubu tabii bir şekilde birleştirmek, sa­de ve samimi bir ifade tarzı bulmak ve bundan doğan iç ahengi değerlendirmek gerekir. Bu topluluğun ömrü çok kısa sürmüş, düşüncelerini gerçekleştirebilecek değerde eserler veremeden dağılmıştır.
Aynı yıl ortaya çıkmış olan bir edebi eğilim de, yabancı bir geçmişin bir kaynağına yönelerek, Türk edebiyatını esasından batılılaştırmak için, doğrudan doğruya "Eski Yunan edebiyatını örnek edinmek" eğilimidir. Yahya Kemal ile Yakup Kadri'nin temsile çalıştıkları ve Eski Ak Deniz Havzası (bölgesi) Medeniyeti ile ilgili olduğu için "Havza Edebiyatı" veya "Nevyunanîlik" adını verdik­leri ve ilk örneklerini Yahya Kemal'in "Sicilya Kızları" ve "Biblos Kadınları" adlı şiirleri ile Yakup Kadri'nin "Siyah Saçlı Yabancı ile Berrak Gözlü Genç Kızın Sözleri" ad­lı nesrinde bulan bu eğilim de, devrini etkileyecek bir gelişme gösterememiştir.
Yine aynı yıllarda, şiirin genel durumundaki bu karar­sızlıktan başka, milli bir edebiyata taraftar şairlerin şiir anlayışında da tam bir birlik görülmez. Milli Edebiyat hareketince şiirin şahsi bir mesele olarak sayılması üzerine, Milli Edebiyat deyiminden bazı şairler konuca "eski Türk tarihine, efsane ve geleneklerine bağlanma­yı" anlayarak bu tarzda şiirler yazarken (Mehmet Emin, Ziya Gökalp); bazıları "Osmanlı İmparatorluğu'nun par­lak devirlerini yaşatmaya" çalışıyor (Yahya Kemal, Enis Behiç); bazıları da, millileşmeyi "halk şiirine bir dönüş" sayarak, halk nazım şekilleri ile şiirler yazıyor (Rıza Tevfik, Faruk Nafiz, Orhan Seyfi, Yusuf Ziya) ve hemen hepsi, (Mehmet Emin, Ziya Gökalp hariç) ferdiyetçi bir sanat anlayışı içinde, yalnız kendi duygu ve hayal dün­yalarını işliyorlardı.
Nihayet, milli bir edebiyata taraftar şairlerin bu dağınık yönlerdeki çalışmalarını birleştirmek gayesi ile 1917 yı­lı haziranında, "Şairler Derneği" adlı bir dernek kurul­du. Fakat üyeleri arasında tam bir anlaşmaya varılama­dı. Nitekim dernek, "istedikleri sanat anlayışını benim­semekte" üyelerini serbest bırakarak, onlardan, sade­ce, "konuşma dilinin ve hece vezninin kullanılması­nı" isteme kararını alabildi. Kuruluşundan başlayarak bütün edebi hareketlere sayfalarını açık tutan Servet-i Fünun'un da bu harekete katılması ve Yeni Mecmua (1917), Büyük Mecmua (1919) ve Dergâh (1921) der­gilerinin sürekli yayınları ile şiirde dil ve ölçünün milli­leştirilmesi meselesi (Y. Kemal gibi bazı istisnalarla), Cumhuriyetin ilanından önce, tamamıyla gerçekleşti. İlk şiirlerinde Osmanlıcayı ve aruzu kullanıp konuşulan Türkçeye ve heceye sonradan bağlananlar çoğunlukta olduğu için, bu devrin şairlerinin şiirlerindeki dil ve ve­zin ikiliği belirli ve ortak bir özelliktir. Ancak, 1917 tari­hinden sonra, genç şairlerin şiirlerinde konuşulan Türkçenin en güzel örnekleri verilmiştir. Birkaç yıl gibi çok kısa bir süre içinde elde edilen bu büyük başarıda, "He­cenin Beş Şairi" olarak adlandırılan şairlerin (Halit Fah­ri, Enis Behiç, Orhan Seyfi, Yusuf Ziya, Faruk Nafiz) geniş payları vardır.
Şiirlerini 1918'den sonra yayımlamaya başlayan Yahya Kemal ise daha değişik bir çizgide görülür. Milli Edebi­yat hareketinin ilkelerine tam olarak uymamakla birlikte konferanslarıyla hareketi desteklemiştir. Tarihte Os­manlı imparatorluğu'nu temel alan Yahya Kemal, Birin­ci Dünya Savaşı sonlarındaki yenilginin çöküntüsünü yaşayan Türkleri güçlendirmek için ulusal tarihi tema alan şiirler yazmıştır. Tarihe yönelik temaların yanında sonsuzluk, aşk ve ölüm en çok işlediği konulardır. Özel­likle tarihsel temalı şiirlerinde Divan şiiri koşuk biçimini kullanan Yahya Kemal "Ok" şiiri dışında hep aruz ölçü­sü kullanmıştır. Koşuk biçimleri gibi dili de şiirlerin te­masına göre değişir. Tarihsel temalı şiirlerinde, yansıt­tığı döneme uygun bir dil kullanırken, konuşma Türkçesinin güzel örneklerini verdiği şiirleri de vardır. Dile olan egemenliğiyle şiirimize değişik bir söyleyiş getirmiştir.
 
Milli Edebiyat şairlerinin eserlerinde aşağıdaki özellikler görülür:
1. "Halka doğru" ilkesi gereğince ilk kez ulusal kay­naklara dönülmüştür.
2. Yalın bir dil kullanılmıştır.
3. Hece ölçüsü esas alınmıştır.
4. Halk şiiri nazım biçimlerinden yararlanma yoluna gidilmiştir.
5. Şiirlerde doğa ve yurt güzellikleriyle birlikte yurtse­verlik, kahramanlık konuları işlenmiştir.
6. Şiire romantik bir söyleyiş egemen olmuş, toplum­sal sorunlara pek yer verilmemiştir.
7. "Beş Hececiler" topluluğu önemli bir çıkış olmuştur.
 
BEŞ HECECİLER
Şiire aruzla başlayan, Ziya Gökalp'ın etkisiyle Milli Ede­biyat akımına bağlanan ve 1917'den sonra ortaya çı­kan, bir topluluk oluşturmayan, aynı özellikleri taşıdık­ları için "Beş Hececiler" adıyla adlandırılan "Hecenin Beş Şairi" şu sanatçılardan oluşmaktadır: Orhan Seyfi Orhon Faruk Nafiz Çamlıbel Halit Fahri Ozansoy Enis Behiç Koryürek Yusuf Ziya Ortaç
Bu şairler 1917'de Selanik'te "Genç Kalemlerle başla­yan Milli Edebiyat akımının ilkelerine bağlı olarak, halk şiirimizin özelliklerinden, yerli kaynaklarımızdan yarar­lanarak, şiirimizin aruzdan heceye geçişinde önemli rol oynamışlardır. "Beş Hececiler" adıyla tanınan bu sa­natçılar, Milli Edebiyat döneminde sanat hayatlarına başlamıştır; ancak asıl ürünlerini Cumhuriyet dönemin­de vermişlerdir.
"Beş Hececiler" olarak tanınan bu şairlerin eserlerin­de özetle şu özellikler görülür:
1. Bireysel konuları ve yurt güzelliklerini anlatma
2. Anadolu'ya romantik bir tutumla yaklaşma
3. Sade bir dille yazma
4. Hece ölçüsünü kullanma ve Halk şiiri geleneğinden yararlanma
* Derste kullanılmak üzere bir gazel örneği getiriniz.
Gazel
Ağyâre nigâh etmediğin nâz sanırdım
Çok lutf imiş ol âşıka ben az sanırdım
 
Gamzen dili rüsvâ-yı cihân eyledi
Billâh ben ol âfeti hem-râz sanırdım
 
Seyr eylemesem âyînede aks-i cemâlin
Hüsn ile seni meh gibi mümtâz sanırdım
 
Ma'mûr idügin bilmez idim böyle harâbât
Mestâneleri hâne-ber-endâz sanırdım
 
Sihr etdiğini senden işitdim yine Nef'î
Yoksa sözünü hep senin i'câz sanırdım
                                          Nef’i
AÇIKLAMA
 
Yabancıya bakmadığından ben nazlı sanırdım
Ama çok alakalıymış aşığa ben az sanırdım
 
Gülümsenle cihana beni rezil eyledin
Oysa ben seni en yakın arkadaşım sanırdım
 
Yüzünün aynadaki yansımsını görmesem
Güzellikde seni ay gibi seçkin sanırdım
 
Yapıcı olduğunu bilmezdim böyle harap olmuş
Sarhoşları seni ev yıkıcı sanırdım
 
Sihir yaptığı yeni senden işittim
Nef'i yoksa sözünü hep icaz* sanardım
 
*Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Muhip Dranas, Necip Fazıl Kısakürek, Ziya Osman Saba, Cahit Sıtkı Tarancı’nın hayatları, edebi kişiliği ve fikirleri hakkında araştırma yapınız.
Ahmet Hamdi Tanpınar
Ahmet Hamdi Tanpınar, 23 Haziran 1901 tarihinde İstanbul'da doğdu.İstanbul'da Ravaz-i Maarif İbtidaisi'nde, Sinop ve Siirt rüşdiyelerinde, Vefa, Kerkük ve Antalya sultanilerinde öğrenim gördü. Baytar mektebini bırakarak girdiği İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi'nden 1923 yılında mezun oldu. Erzurum, Konya ve Ankara liseleriyle, Gazi Eğitim Enstitüsü ve Güzel Sanatlar Akademisi'nde edebiyat öğretmenliği yaptı, aynı akademide estetik ve sanat tarihi dersleri verdi (1932 – 1939). 1939 yılında İstanbul Üniversitesi'ne Yeni Türk Edebiyatı Profesörü olarak atandı.
Maraş Milletvekili olarak 1942-1946 yıllarında Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde bulundu. Bir süre Milli Eğitim Müfettişliği yaptıktan ve Güzel Sanatlar Akademisinde eski görevinde çalıştıktan sonra 1949 yılında İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'ne yeniden döndü ve bu görevde iken 24 Ocak 1962 tarihinde İstanbul'da öldü.
Öykü Kitapları
Abdullah Efendi'nin Rüyaları (1943), Yaz Yağmuru (1955), Hik(yeler (Kitaplaşmayan iki hikâyesiyle birlikte tüm öyküleri, 1983).
 
Ahmet Muhip Dranas
909 yılında Sinop'un Salı köyünde dünyaya geldi. Ankara Erkek Lisesi'ni bitirdi. Lisedeki edebiyat öğretmenleri Faruk Nafiz Çamlıbel ve Ahmet Hamdi Tanpınar, şiir sevgisinin gelişmesinde etkili oldular. Ankara Erkek Lisesi'ni bitirdikten sonra Hâkimiyet-i Milliye gazetesinde çalıştı(1930-1935). Ankara Hukuk Fakültesi'ne iki yıl devam ettikten sonra İstanbul'a gitti, Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'ne girdi ve burayı bitirdi. Güzel Sanatlar Akademisi Kütüphane müdürlüğü yaptı. Dolmabahçe Resim ve Heykel Müzesi resim yardımcılığında bulundu.
1938'de Ankara'ya döndü ve CHP Genel Merkezi'nde Halkevleri Kültür ve Sanat Yayınları'nı yönetti. Ağrı dolaylarında askerlik görevini yaptıktan sonra, Ankara'da Çocuk Esirgeme Kurumu Yayın Müdürü, Kurum Başkanı (1957-1960), daha sonra İş Bankası Yönetim Kurulu üyesi oldu. Devlet Tiyatrosu Edebî Kurul Başkanlığı, Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu üyeliği yaptı. Politikaya atılarak Zafer gazetesinde yazılar yazdı.
Birkaç kez DP'den milletvekili adayı olduysa da seçilemedi. Yayımlanan ilk şiiri, Ankara Lisesi'nden Muhip Atalay imzasıyla Milli Mecmua'da çıkan "Bir Kadına" adlı şiirdir 15 Eylül 1926. Sonra kendi imzası ile çeşitli dergilerde şiirler yayımladı.
Çeşitli dergilerde yayımlanan şiirleri, 1974 yılında İş Bankası Kültür Yayınları arasında, "Şiirler" adı ile çıktı. Ayrıca "Kırık Saz" adlı eseri de çıkmıştır.
21 Haziran 1980'de Ankara'da öldü. Vasiyeti üzerine Sinop'un Salı köyünde toprağa verildi.
Ahmet Muhip, Cahit Sıtkı Tarancı ile şiirde ahenge ve sese önem vermişlerdir. Örneğin Kar şiirinde Ahmet Muhip sesi ön plana çıkarırken Olvido adlı şiirinde ne sesi anlama ne de anlamı sese baskın kılmıştır.
Hece şiirinin son kuşağı denilebilecek şairler arasında Ahmet Muhip Dıranas, çağcıl Batı şiirine (Baudelaire, Verlaine) en yakın, kendinden bir iki kuşak sonrası şairler üzerinde, az sayıda şiirle bile olsa, uzun süre etkili olan bir şairdir. O da hocası Tanpınar gibi az yazmış, seyrek yayımlamış, şiirlerini şiire başladıktan nerdeyse elli yıl sonra (1974) kitaplaştırmıştır. Gerek Fransız şiiri, gerekse kendinden önceki kuşaktan ustaları Ahmet Haşim ve Ahmet Hamdi Tanpınar'dan aldığı etkileri sanatına yedirerek özgün bir şiire ulaşmıştır. Hece ölçüsü sınırlarında kalarak ama durak ve vurgu yerlerini değiştirerek gelenekselde çağdaşlığı yakalayan, çağrışım gücü yüksek, yurdu, insanı ve doğası ile barışık, alışılmadık deyiş örgüsüyle unutulmaz şiirler yazmıştır. Şiirlerinde aşk, tabiat, ölüm, hatıralar, sığ olmayan bir anlatımla ve düşündürücü boyutlar içinde verilmiştir.
Yayımlanmış kitapları
Yazılar. Adam Yayınları, Haziran 1994.
Oyunlar Gölgeler, Çıkmaz, Finten. Adam Yayınları 1995, İstanbul
Yazılar, Toplu Yazıları. YKY 2000, İstanbul
Şiirler. YKY Kasım 2006.
Eserleri:
Şiir
Şiirler (1974)
Kırık Saz (1975 T. Fikret'ten).
Oyun
Gölgeler (1947)
O Böyle İstemezdi(1948 – Bu iki oyun Devlet Tiyatrosu ile İstanbul Şehir Tiyatrosu'nda oynanmıştır).
Çeviri Oyun
Aptal (1940 – Dostoyevski'den uyarlayanlar F. Neziere / S.W. Bienstock).
İnceleme
Fransa'da Müstakil Resim (1937 – İki Cilt C. Sıtkı ile birlikte).
Şiir çevirileri
Çalar Saat – Charles BAUDELAIRE 1
Cahit Sıtkı Tarancı – (1910-1956)
Diyarbakır'da doğdu. Galatasaray Lisesi'ni bitirdi. Mülkiye Mektebi'nde okudu. Paris'e gitti. ikinci Dünya Savaşı çıkınca geri döndü. Çevirmenlik yaptı. Ağır bir hastalığa yakalandı. Viyana'ya götürüldü. Orada öldü. Ankara'ya getirilip toprağa verildi. Otuz Beş Yaş şiiriyle ün yaptı. Hayat, aşk ve ölüm, şiirlerinin başlıca temalarını oluşturmaktadır. Ömrümde Sükût, Otuz Beş Yaş, Düşten Güzel ve Sonrası adlı şiir kitapları bulunmaktadır.
Ziya Osman Saba
Ziya Osman Saba, cumhuriyet dönemi şair ve yazarı (30 Mart 1910, İstanbul-29 Ocak 1957, İstanbul).
Yedi Meşaleciler Hareketi'nin kurucularındandır. Şair olarak ün kazanan edebiyatçı, küçük hikâye türünde de eserler verdi.
Hayatı
30 Mart 1910 tarihinde İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Binbaşı Osman Bey, Paris askeri ateşesi idi. Sekiz yaşında iken annesini kaybetti. Bu kaybın hüznünü hep hisseti ve eserlerine yansıttı. Ziya Osman, dokuz yaşında yatılı öğrenci olarak kaydedildiği Galatasaray Lisesi'nden 1931'de mezun oldu.
İlk şiiri 1927'de, lise öğrencisi iken Servet-i Fünun'da Ziya imzasıyla yayımlandı. Lisede bir yıl sınıfta kalınca bir alt sınıftaki Cahit Sıtkı ile tanışma fırsatı bulması, edebiyat dünyasında ender görülen bir dostluğun oluşmasını sağladı. Dostu Cahit Sıtkı'nın öğrencilik yıllarından itibaren kendisine yazdığı mektupları biraraya getirmesi ile ilk basımı 1957'de yapılan Ziya'ya Mektuplar adlı ünlü kitap oluşmuştur.
1928'de altı lise arkadaşı ile birlikte (Yaşar Nabi, Sabri Esat, Cevdet Kudret, Vasfi Mahir, Muammer Lütfi, Kenan Hulusi) Yedi Meşale isimli ortak kitap yayımladılar. Ziya Osman, kitabın başarısı üzerine Yusuf Ziya'nın desteğiyle çıkarılan ve yayımı sekiz ay süren aynı isimdeki derginin kurucu yazarları arasında yer aldı. Ömrü boyunca topluluğun şiir anlayışına bağlı kalan tek Yedi Meşaleci oldu. Derginin kapanmasından sonra şiirlerini Milliyet ve İçtihat'ta yayımlattı. Varlık Dergisi'nin kurulmasından sonra ise metinlerini orada yayımlatmaya başladı.
 
Sinir hastası olan kuzenine aşık olan Ziya Osman, ailesinin itirazlarına rağmen liseyi bitirdiği yıl onunla evlendi. 12 yıl süren bu evlilik mutsuz ve karamsar olmasına yol açtı. Yüksek öğrenimini 1936'da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde tamamladı, aynı yıl İstanbul'da askerliğini yaptı.
Hukuk eğitimi sırasında bir yandan da Cumhuriyet Gazetesi muhasebe servisinde çalışan Ziya Osman Saba, çalışma hayatına 1938 yılında girdiği Emlak ve Eytam Bankası'nda uzun yıllar devam etti. 1943 yılında ilk eşinden ayrıldı. Aynı yıl, Yedi Meşale'den sonra ilk kitabı olan Sebil ve Güvercinler adlı kitabı yayımlandı. ABC Kitabevi'nin yayımladığı kitapta 66 şiiri yer almaktaydı. Ertesi yıl, çalıştığı bankada tanıştığı Rezzan Hanım ile evlenerek yavaş yavaş karamsarlığından kurtuldu. Bu evlilikten Orhan ve Osman isimli iki oğlu oldu.
Ziya Osman Saba, bankası tarafından Ankara'ya tayin edilmesi üzerine bir süre bu kentte yaşadıysa da İstanbul özlemi nedeniyle 1945 yılında bankadaki görevinden ayrıldı. İstanbul'da Milli Eğitim Bakanlığı Basımevi'nde tashih şefi (düzeltmen) olarak çalıştı. 1947'de ikinci kitabı Geçen Zaman yayımlandı. Varlık Yayınları tarafından basılan bu kitap, şairin "Sebil ve Güvercinler" kitabındaki şiirlerle 1943-1946 arasında yazdığı şiirlerin biraraya getirilmesinden oluşuyordu. 1950'de geçirdiği bir kalp krizi nedeniyle bu işi de bırakmak zorunda kalan Saba, yaşamının geri kalanında arkadaşı Yaşar Nabi'nin sahibi olduğu Varlık Yayınları'nın kitaplarını evinde basıma hazırlayarak geçimini sağladı.
İlk hikâye kitabı Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi 1952'de yayımlandı. 29 Ocak 1957 günü İstanbul'da bir kalp krizi sonucu Kadıköy'deki evinde hayatını kaybeden şairin Nefes Almak adlı şiir kitabı ile Değişen İstanbul adlı hikâye kitabı ölümünden sonra basıldı.
Eyüp Sultan'daki aile mezarına defnedilmiştir; ancak mezar bugün kayıptır.
Necip Fazıl Kısakürek    Şair-Yazar
1904 yılında İstanbul’da doğdu. Çeşitli okullarda, bu arada Amerikan Koleji'nde okudu ve orta öğrenimini Bahriye Mektebi'nde yaptı(1922). Bu askeri okulda, din derslerini, Aksekili Ahmed Hamdi, tarih derslerini Yahya Kemal'den görmüş, ama asıl anlamda "edebiyat ve felsefeden riyaziyeye ve fiziğe kadar iç ve dış bir çok ilimde derin ve mahrem mıntıkalara kadar nüfuz edebilmiş" dediği İbrahim Aşkî'nin etkisinde kalmıştır.İbrahim Aşkî, verdiği kitaplarla onun "deri üstü deri bir plânda da olsa" tasavvufla ilk temasını sağlamıştır.
Kısakürek Bahriye Mektebi'nin "namzet ve harp sınıflarını bitirdikten sonra" Darülfünun Felsefe Bölümü'ne girmiş ve oradan mezun olmuştur (1921-1924). Felsefedeki en yakın arkadaşlarından biri Hasan Ali Yücel'dir. Milli Eğitim Bakanlığı bursu ile bir yıl  Paris'te gitmiştir. (1924-1925). Yurda döndükten sonra Hollanda, Osmanlı ve İş Bankalarında memurluk ve müfettişlik gibi görevlerde bulunmuş (1926-1939), Ankara'da Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Devlet Konservatuvarı ile İstanbul'da Güzel Sanatlar Akademisi'nde dersler vermiştir (1939-1942). Daha gençlik yıllarında basınla ilişkiye geçen Kısakürek, bu tarihten sonra memurlukla ilişkisini kesmiş, hayatını yazarlık ve dergicilikten kazanmaya başlamıştır.Necip Fazıl Kısakürek  25 Mayıs 1983 tarihinde  Erenköy'deki evinde öldü.Naşı, Eyüp sırtlarındaki kabristana defnedilmiştir.
Ödülleri
Necip Fazıl Sabır Taşı adlı oyunuyla 1947 yılında C.H.P. Piyes Yarışmacı Birincilik Ödülü'nü almıştır. Kısakürek'e doğumunun 75. yıldönümü dolayısıyla Kültür Bakanlığı'nca "Büyük Kültür Armağanı" (25 Mayıs 1980) ve Türk Edebiyatı Vakfı'nca "Türkçenin Yaşayan En Büyük Şairi" ünvanını vermiştir.
Yazı Hayatı
Necip Fazıl'ın yayınlanan ilk şiiri Örümcek Ağı adlı kitabına "Bir Mezar Taşı" başlığıyla alacağı "Kitabe" şiiridir ve 1 Temmuz 1923 tarihli Yeni Mecmua'da çıkmıştır. Necip Fazıl hatıralarında "benim de yerim bu el oldu yâhu/ Gençlik bahçesinde sel oldu yâhu" dizeleriyle başlayan bu şiir dolayısıyla Ahmet Haşim'in "Çocuk Bu Sesi nerden buldun sen?" dediğini yazmaktadır. Kısakürek bu tarihten itibaren 1939 yılına kadar Yeni Mecmua, Milli Mecmua, Anadolu, Hayat, Varlık gibi dergilerle Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan şiir ve yazılarıyla ününü genişletmiştir.Necip Fazıl 1925 yılında Paris'ten yurda döndükten sonra, aralıklı şekilde ama uzun sürelerle Ankara'da kalmış, üçüncü gelişinde, bazı bankaların da desteğini sağlayarak 14 Mart 1936 tarihinde Ağaç adlı bir dergi çıkarmıştır. Yazarları arasında Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Kutsi Tecer, Mustafa Şekip Tunç'un da bulunduğu Ağaç, yeni kapanmış olan Yakup Kadri'nin sahipliğindeki Kadro dergisinin Burhan Belge, Vedat Nedim Tör, Şevket Süreyya Aydemir ve İsmail Husrev Tökin gibi yazarlarının savunduğu ve dönemin etellektüellerini hayli etkilemiş bulunan materyalist ve marksizan düşüncelerine karşı spiritüalist ve idealist bir çizgi izlemeyi öngörmüştür. Ankara'da altı sayı çıkan Ağaç dergisini Kısakürek daha sonra İstanbul'a nakletmiş, ancak dergi 17'nci sayıda kapanmıştır.Ve Büyük Doğu Necip Fazıl, 1943 yılında bu defa, dini ve siyasi kimliği de olan Büyük Doğu dergisini çıkarmış, 1978 yılına kadar aralıklarla haftalık, günlük ve aylık olarak çıkardığı Büyük Doğu'da iktidarlara cephe almış, yazı ve yayınları yüzünden mahkemelere düşmüş, dergi birçok kez kapatılmıştır. Özellikle İslam medeniyetini ve tarihini savunan Necip Fazıl giderek milletimizin sevdiği bir insan olmuştur. Necip Fazıl 1947 yılında Büyük Doğu'nun toplatılması üzerine ayrıca Borazan diye bir siyasi mizah dergisi de çıkarmıştır.
ESERLERİ
Şiir: Örümcek Ağı, Kaldırımlar, Ben ve Ötesi, Sonsuzluk Kervanı, Çile, Şiirlerim, Esselâm, Çile Oyun: Tohum, Bir Adam Yaratmak ,Künye, Sabır Taşı, Para, Nami Diğer Parmaksız Salih, Reis Bey, Ahşap Konak, Siyah Pelerinli Adam, Ulu Hakan Abdülhamit, Yunus Emre.
Roman: Aynadaki Yalan, Kafa Kağıdı
Hikaye: Birkaç Hikâye Birkaç Tahlil, Ruh Burkuntularından Hikâyeler, HikâyelerimHatırat: Cinnet Mustatili, Hac, O ve Ben, Bâbıâli.
·         Sembolizm akımı hakkında bir araştırma yapınız.
SEMBOLİZM (SİMGECİLİK)
19.yüzyılın ikinci yarısında parnasizme tepki olarak ortaya çıkmış bir akımdır. Parnasyenler insan duygularına, izlenimlere önem vermiyorlardı Onalr için önemli olan gerçekti, düşüncelerdi.Sembolistler bu anlayışa karşı çıkmış, duygusallığa, insanın iç dünyasına yönelmişlerdir. Onalra göre somut varlıklar, dış dünya ile insanın duyuları arasında köprü kurmaya yarayan birer simgedir. Çünkü dış gerçek ancak insanın algılayış biçimiyle var olur. Yani insan onu nasıl algılıyorsa öyle değerlendirilir. Sembolistler, semboller aracılığıyla dış çevrenin insan üzerindeki etkilerini ve izlenimlerini anlatmışlardır.
Şiiri sessiz bir şarkı olarak tanımlamışlar ve müziği şiirin amacı durumuna getirmişlerdir. Onlara göre şiir düşüncelere değil duygulara seslenmelidir; çünkü şiir bir şey anlatmak için yazılmaz.
Şiirde anlam kapalı olmalıdır ve herkes kendince yorum getirebilmelidir. Sözcüğün anlam değerinden çok müzikal değeri önemlidir. Anlam kapanıklığı ve farklı çağrışımlar yaratabilme amacı, bol bol mecaz ve istiarelerin kullanılmasına yol açmış, dolayısıyla dil de ağırlaşmıştır.
Gerçeklerden kaçma, hayale sığınma, çirkinlikleri hayal yardımıyla güzelleştirme, bunlara bağlı olarak ortaya çıkan karamsarlık, sembolizmin en belirgin özelliklerindendir.
Durgun sular, ay ışığı, alacakaranlık, tan ağartısı, perdede gezinen gölgeler ve ölüm başlıca temalarıdır. Lirizm, bu anlayışın en önemli ögesi durumundadır.
Parnasyenlerin genellikle “sone” nazım biçimini kullanmalarına karşın, sembolistler daha çok serbest nazım biçimlerine yönelmişlerdir.
Başlıca temsilcileri:
            Baudelaire , Rimbaud,     Mallarme, Verlaine, Puşkin
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
18 Aralık 2012
Okunma
bosluk

içerik