Tüm mp3 player fırsatları için tıklayın !

<

Nietzsche’nin şiirlerinden Örnekler

Nietzsche’nin şiirlerinden Örnekler

 

 

*Köprünün üstünde*



Köprünün üstünde durmuşum geçende

Karanlık geceye bürünmüşüm.

Bir türkü duyulur uzaklardan

Altın damlalar yağardı bir de

Ürperen aynasında suyun

Gondollar, ışıklar, bir de müzik

Geçmiş kendinden, yüzdüler alaca karanlığa doğru

Ruhum, şu görünmez parmakların dokunduğu çalgı,

Bir venedik türküsü söyledi gizlice,

Boyam boyam mutluluk içinde ürpererek.

__Bir duyan varmı dersin?



Nietzsche

————————————————————-



*ŞAİRİN ÇAĞRISI*

Gençken serinletmek için kendimi,

Oturdum ben bir dumanlı ormanda,

Tik sesi duydum, uzak bir tik sesi,

Zarif, ölçülü, uygun “tak” ardında.

Çıldıracaktım neydi bu ses neydi,

Aradım hep aradım da vazgeçtim,

Sonunda karşısında şair gibi,

Tiktaklarla konuşmayı seçtim.

Ben de ne dizeler düzdüm anlayın,

Hece hece dans ettiler az sonra.

Bir güldüm bir güldüm ki sormayın

Gülmem sürdü tam on beş dakika.

Sen bir şair ha? Şair, böyle sessiz?

Üşüttün mü kafayı yoksa bir an?

– “Evet efendim, bir şairsiniz siz”

Omuz silkip, söylendi ağaçkakan.

Kimi bekliyorum bu çalılıkta?

Soyup ta kaçacağım birini mi?

Bir sözü, bir imgeyi karanlıkta,

Sessizce uyağımın yerini mi?

Koşan hoplayan ne varsa seçimsiz,

Gönderiliyor şiire doğrudan.

-”Evet efendim, bir şairsiniz siz”

Omuz silkip, söylendi ağaçkakan.

Uyaklar, oklar mı onlar, öldüren?

Nasıl da oynatırlar ne de titrek!

Gösterirler tüm güçlerini girerek!

Ah! Ölüyorsun, bil işte çaresiz,

Sensin bu sersem sersem yalpalayan!

-”Evet efendim, bir şairsiniz siz”

Omuz silkip söylendi ağaçkakan.

Çarpık söz kırıntısı çok acele,

Şiir sarhoş sözcükler kumkuması!

Satırdan satıra uçuyor hele

Tik taklar zincirinde uyak dansı.

Serserilerden misin, merhametsiz?

Kötü müdür bu şairler her zaman?

-”Evet efendim, bir şairsiniz siz”

Omuz silkip, söylendi ağaçkakan.

Şaka mı bu, kuş? Ettiğin alay mı?

Kafamı beğenmedin, kötüledin.

Kalbim daha da fena, kolay mı?

Köpür, coş, ey öfkem şiirle geldin.

Şair, uyaklar bul, sen, bitimsiz

Ey sen kızgın, kötü ve haklı olan.

-”Evet efendim, bir şairsiniz siz”

Omuz silkip, söylendi ağaçkakan.



Nietzsche

————————————————————-

*ECCE HOMO*

Evet, bilirim nereden geldiğimi

Alev gibi doymamış, aç

Yanar, tüketirim kendimi.

Işık olur, ne tutarsam,

Küldür arkamda kalan.

Ben ateşim besbelli.



    Friedrich NİETZSCHE

————————————————————-



*SOFUCA DİLEKLER*



“Tüm anahtarlar birdenbire

Uçup ortadan kaybolmalı

Ve her anahtar deliğine

Bir maymuncuk uydurulmalı!”

Hep böyle düşünür kesinkes

Herkes – maymuncuk olan herkes.

 

Nietzsche



————————————————————-



*İŞARET ATEŞİ*

Burada, adanın denizlerin ortasında çıkıverdiği,

bir kurban taşı gibi birdenbire yükseldiği yerde,

burada, kara göklerin altında tutuşturuyor

Zerdüşt koca ateşini,

yollarını kaybetmiş gemicilere işaret ateşi,

bir cevap verebileceklere soru işareti…

Beyaz-gri karınlı bu alev

-arzulaması yalıyor soğuk uzaklıkları,

hep daha arı yüksekliklere uzatıyor boynunu-

sabırsızlıkla dikelmiş bir yılan:

bu işareti takıyorum kendi kendime.

Benim ruhumdur bu alev:

Kanmazca susuz hep yeni uzaklıklara,

durgun yalazını fırlatıyor, yukarlara.

Ne demeğe kaçtı Zerdüşt hayvandan da insandan da?

Ne demeğe bıraktı sağlam karaları?

altı yalnızlığı tanımıştı bile

ama yetmedi ona denizin yalnızlığı,

ada bıraktı tırmansın, tepe bıraktı yansın, alev olsun,

bir yedinci yalnızlığı, yukarıya,

attı şimdi oltasını arayışla,

Ey yollarını kaybetmiş denizciler! Ey sönmüş yıldızların artıkları!

Siz ey geleceğin denizcileri! Ey keşfedilmemiş gökler!

İşte atıyorum bütün yalnızlara oltamı:

bir cevap verin alevin sabırsızlığına,

yakalayın bana, yüksek dağlarda bekleyen balıkçıya

yedinci, sonuncu yalnızlığımı!



    Friedrich NİETZSCHE



————————————————————-

*YENİ DENİZLERE DOĞRU*

Oraya gitmek istiyorum, oraya

Artık güvenim var koluma, kendime

Önümde uzanan açık deniz

Bir gemi taşıyor beni engine.

Her şey pırıl pırıl, daha yeni

Uyur mekânda, zamanda öğle vakti

Yalnız senin gözlerin, ey sonsuz!

Senin bakışın seyreder beni.



    Friedrich NİETZSCHE



————————————————————-



*YURTSUZ*

Dört nala koşan atlar

Uzaklara götürür beni,

Korkmadan, doludizgin.

Gören tanır beni,

Ve tanıyan

Yurtsuz Adam diye seslenir.

Haydi, haydi!

Asla bırakma beni,

Yazgım, ey parlak yıldız!

Kimse bana soramaz,

Nerelisin diye.

Asla bağlanmadım bir yere

Ve geçip giden zamana.

Özgürüm kartallar gibi.

Haydi, haydi!

Asla bırakma beni,

Yazgım, ey tatlı Mayıs!

Neden inanayım ki?

Bir gün öleceğime,

Kekre ölümü öpeceğime.

Mezara mı düşeyim,

Bir daha içmeyeyim mi

Yaşamın nazenin köpüğünü?

Haydi, haydi!

Asla bırakma beni,

Yazgım, ey renkli düş!

(1859)



   

ÖYLE BİR HAYAT YAŞIYORUM Kİ*



Öyle bir hayat yaşıyorum ki,

Cenneti de gördüm, cehennemi de

Öyle bir aşk yaşadım ki

Tutkuyu da gördüm ,pes etmeyi de.

Bazıları seyrederken hayati en önden,

Kendime bir sahne buldum oynadım.

Öyle bir rol vermişler ki,

Okudum okudum anlamadım.

Kendi kendime konuştum bazen evimde,

Hem kızdım hem güldüm halime,

Sonra dedim ki “söz ver kendine”

Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin,

Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin,

Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin.

Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayati seyredersin.

Öyle bir hayat yaşadım ki,

son yolculukları erken tanıdım

Öyle çok değerliymiş ki zaman,

Hep acele etmem bundan, anladım…



Nietzsche



————————————————————-







*Türküler*



öylesine geniş ki yüreğim bir deniz gibi,

güler yüzün bir güneş ışığınca

tatlı ve derin yalnızlığında,

dalganın dalgaya sessiz karıştığı yerde.

gece mi bastırdı? gün mü yoksa? bilmiyorum.

güler bana o tatlı o sevimli

güneş ışıltılı yüzün,

ben bir çocuk gibi mutluyum. gece yarısı bir de rüzgar

yavaştan yavaştan pencereme çarpar.

bir sağnak baslamış inceden

damlar odama yavaşça.

mutluluğumun düşüdür benim,

rüzgar gibi yalar geçer yüreğimi.

bir buğudur o bakışında senin.

bir yağmur tadıyla sarar yüreğimi.



Nietzsche



————————————————————-





*Yalnız*



Haykırışan kargalar

Darmadağın uçuşuyor kente doğru.

Neredeyse yağacak kar

Yeri yurdu olana ne mutlu!



Donmuş kalakaldın,

Hanidir gözlerin arkada!

Boşuna kaçışın, ey çılgın,

Kıştan uzaklara!



Dilsiz ve soğuktur binlerce çöle

Açılan bir kapıdır dünya!

İnsan senin yitirdiğini yitirse

Bir yerlerde duramaz bir daha!



Sen şimdi solgun, sarı

Kış gurbetlerine lânetli,

Hep soğuk gök katlarını

Arayan bir duman gibi.



Uç git, kuş, söyle ezgini

Issız çöl kuşlarının sesiyle!

Göm, gizle, ey çılgın, kanayan kalbini

Buzların, alayların içine!



Haykırışan kargalar

Uçuşuyor kentten yana, dağınık;

Neredeyse yağacak kar

Yeri yurdu olmayana çok yazık!



F. Nietzsche

(çev. Behçet Necatigil)

————————————————————-



*Sadece Deli! Sadece Şair!*



Kararan havayla,

çiyin avuntusu olmaktayken

yeryüzüne doğru,

görülmezce, işitilmeden

-çünkü yumuşacık patikler giyinir

avutucu çiy, bütün avuntuyla yumuşamışlar gibi-

anımsarsın sen, sıcak gönül, anımsarsın,

bir zamanlar nasıl susadığını,

kutsal gözyaşı ile çiy yağmurlarını özleyerek

yanıp tutuşurken, bitkinlikle susadığını,

kem gözlü akşamüstü güneşinin bakışları

sararmış otlu patikalar üzerinde

kararmış ağaçların içinden geçip dolaşırken

çevrende,

güneşin kör edici kor bakışları, acı vermekten haz

duyan.



“hakikatin yavuklusu -sen ha? diye alay ederlerdi-

hayır! bir şair sadece!

bir hayvan, kurnaz yırtıcı sürüngen,

yalan söylemesi gereken,

bilerek isteyerek yalan söylemek zorunda,

av arzusunda,

elvan elvan maskelenmiş,

kendine maske,

kendine av

buha -hakikatin yavuklusu?..

Sadece deli! Sadece şair!

Sadece parlak parlak laf eden,

deli maskelerinden dışarı renkli renkli konuşan,

yalancı söz köprülerine tırmanan,

yalandan gökkuşakları üstünde

kalp gökler arasında

dolanıp duran, sürünüp duran-

sadece deli! sadece şair!..



Bu ha -hakikatin yavuklusu?..

Durgun değil, dik donuk soğuk değil,

tasvirleşmemiş,

heykelleşmemiş,

tapınakların önüne dikili değil,

bir tanrıya kapı bekçisi değil:

hayır! bu çakılı erdem tasvirlerine düşman,

yabanlar ona daha rahat tapınaklardan,

kedi haylazlığıyla dolu

her pencereden zıplayıp

hop! her rastlantının peşinden

koklaya koklaya her yabanıl ormana dalansın sen,

yabanıl ormanlarda

renkli tüylü yırtıcı hayvanlar arasında

günahkarca sağlıklı, güzel, elvan gezinirsin,

arzulu dudaklarınla, kutluca alaycı, kutluca şeytani, kutluca kan emici

yırtıcı yırtıcı, sinsi sinsi, yalancı yalancı gezinirsin…



Ya da kartal gibi, uzun,

Uzun dikdik uçuruma,

Kendi uçurumuna bakan kartal gibi…



-nasıl da yukarıya,

aşağıya, içeriye,

hep daha derin derinliklere halkalanıyor uçurum!-

sonra,

ansızın,

düz uçuşla

aniden dalarak

kuzuların üzerine çullanmak,

birden aşağıya, yırtıcı açlıkla,

kuzu arzusunda,

bütün kuzu ruhlara kızgın,

öfkeli bütün erdemlice,

koyunca, kıvırcık kıvırcık

göz kırpıştıran, koyunsütü iyilikle alıklaşmışlara…



Böylesine

kartalcadır, parscadır.

şairin özlemleri,

senin özlemlerin,

binlerce maske altında,

sen ey deli! sen ey şair!..



Sen ki bakarken insana,

tanrı bakar gibidir koyuna-

insandaki tanrıyı paralamak

insandaki koyunu paralar gibi

paralarken de gülmek-



bu, işte senin kutluluğun,

bir parsın, bir kartalın kutluluğu,

bir şairin, bir delinin kutluluğu!..



kararan havayla,

ayın orağı

mor kızıllıklar arasında yeşil yeşil,

hasetle, sinsi sinsi dolanırken,

-güne düşman,

her dolanışta biçerken

gülden döşekleri gizlice,

çökertene dek,

gecenin derinliğine uçuk uçuk gömene dek:



ben de öyle düştüm bir kez

hakikat çılgınlığımdan aşağıya,

gün özlemimden aşağıya,

günden yorgun, ışıktan bıkkın

-aşağıya, akşama, gölgeye çöktüm

bir hakikatten

bağrı yanık, susamış

-anımsıyor musun hala, anımsıyor musun, sıcak gönül,

nasıl susadığını? -

sürülmüştüm tüm hakikatten!

Sadece deli! sadece şair!.. 

 
Friedrich Nietzsche
17 Şubat 2012
Okunma
bosluk

İnsanlığın Sınırları – Wolfgang Goethe

İnsanlığın Sınırları – Wolfgang Goethe

Eğer o eski

Mübarek Tanrı,

Devrilip dönen

Bulutlar üstünden

Mutlu şimşekler

Serperse yere;

Kalbimde çocuksu

Bir bağ ve korku,

Öperim sarılıp

Eteklerini.

 

Çünkü bir insan

Mutlu Tanrılarla

Ölçmesin kendini.

Kalkıp yerinden

Değerse başıyla

Yıldızlı göklere,

Kurtulur ayağı

Bastığı topraktan

Eğlenir yel, bulut

Bu hevesiyle.



Fakat o, kemiği

Etiyle yiğitçe,

Durarak basarsa

Bu sağlam yapılı

Dünyanın böğrüne;

Yetişmez o zaman

Benzetmek kendini

Bir asma dalına

Yahut meşeye



Nedir ayıran

Tanrıyı kişiden?

Sayısız dalgalar,

Durmadan değişen,

Ölümsüz bir akış:

Bir dalga kaldırır,

Bir dalga yok eder

Ve bizi batırır.



Küçücük bir çember

Sınırlar bu ömrü.

Sayısız nesiller

Durmadan dizilir

Daima var olan

Bu sonsuz zincire.






Çeviri: Selâhattin BATU

8 Ocak 2012
Okunma
bosluk

Orhan Veli’nin edebi kişiliği – şair zihniyeti

Orhan Veli’nin edebi kişiliği – şair zihniyeti

ORHAN VELİNİ ŞİİRLERİNDE YER ALAN ZİHNİYET


Orhan Veli ,Varlık dergisinde yayımlanan ilk ürünlerinde, aslında “Saf Şiirciler “anlayışıyla yazar. Hatta hece vezni değil aruz vezniyle yazdığı bir iki şiir bile olur. Yani hem halk şiiri hem divan şiirine vakıftır.

Orhan Veli ,bu eski şiir anlayışını 1937 yılından itibaren bırakır ve gündelik yaşam sahnelerinin yer aldığı şiirler yazmaya başlar. Bu şiir anlayışı başta Yahya Kemal olmak üzere bir çok kurallı şiir yazan şairleri kızdırır.Bunun üzerine yazdıkları şiirin savunmasını yapacağı “Garip “adlı bir önsöz yazar ,burada “Garip Şiiri”nin ilkelerini de belirtir.

Ağlasam sesimi duyar mısınız,
Mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?
Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.
Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.

-Vezinli kafiyeli şiirde hayır.
-Edebi sanatlara hayır.
-Burjuvaziye hayır.
-Eski biçimlere hayır.
-Duygusallığa hayır
-Şairaneliğe hayır.

9 Kasım 2011
Okunma
bosluk

Friedrich Nietzsche’nin Şiirleri

Friedrich Nietzsche’nin Şiirleri

*Köprünün üstünde*


Köprünün üstünde durmuşum geçende
Karanlık geceye bürünmüşüm.
Bir türkü duyulur uzaklardan
Altın damlalar yağardı bir de

Ürperen aynasında suyun
Gondollar, ışıklar, bir de müzik
Geçmiş kendinden, yüzdüler alaca karanlığa doğru
Ruhum, şu görünmez parmakların dokunduğu çalgı,
Bir venedik türküsü söyledi gizlice,
Boyam boyam mutluluk içinde ürpererek.
__Bir duyan varmı dersin?


Nietzsche

————————————————————-


*ŞAİRİN ÇAĞRISI*

Gençken serinletmek için kendimi,

26 Ekim 2011
Okunma
bosluk

Andrei Tarkovsky’nin Nostalghia filmindeki son sahne

Andrei Tarkovsky’nin Nostalghia filmindeki son sahne

İnsanoğlu dinle!

Domenico burada, Bagno Vignoni’nin delisi.
Hayır, onun deli olmadığını biliyorum.
Öyleydi, bunu anlayacaksın.
O burada Roma’da, bir gösteri için.
Üç gündür konuşmalar yapıyor.

Nasıl gidiyor?
Kalbin nasıl?
Bilmiyorum, sınıra dayandım.
İçimde hangi atam konuşuyor?
Hem aklımda hem de bedenimde…
Aynı anda ayrılamam.
Bu yüzden tek kişi olamıyorum.
Kendimi aynı anda sayısız şey olarak hissedebiliyorum.
Fazla büyük usta kalmadı.
Zamanımızın gerçek kötülüğü budur.
Kalbin yolları gölgelerle kaplanmış.
Yararsız görünen seslere kulak vermeliyiz.
Okul duvarları, asfalt ve refah reklâmlarının
Uzun kanalizasyon boruları ile dolu beyinlere…
Böceklerin vızıltıları girmeli.

Her birimizin gözlerini ve kulaklarını…
Büyük bir rüyanın başlangıcı olan şeylerle doldurmalıyız.
Birisi piramitleri yapacağımızı haykırmalı.
Yapmamamızın bir önemi yok!
O isteği beslemeliyiz…
Ve ruhun köşelerini esnetmeliyiz…
Sınırsız bir çarşaf gibi.
Dünyanın ilerlemesini istiyorsanız…

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
21 Ekim 2011
Okunma
bosluk

içerik