Tüm mp3 player fırsatları için tıklayın !

<

Farabi ve Erdemli Şehir – Kitap inceleme

Farabi ve Erdemli Şehir  – Kitap inceleme

 

Farabi ve Erdemli Şehir

Farabi
 

İnsanlar hayatlarını devam ettirebilmek için ve en üstün yetkinliklere ulaşmak için ta-mamını yalnız temin etmesi mümkün olmayan birçok şeye muhtaç olarak yaratılmıştır . Bu se-beple insan başkalarının yardımına ihtiyaç duyar , kendi ihtiyaçlarını tek başına karşılayamaz . Dolayısıyla insanlar ihtiyaçlarını karşılamak için topluluklar oluşturur ve bu topluluklar daha büyük ihtiyaçlar için bir araya gelir ve daha büyük toplulukları oluşturur .

 
Erdemli şehir , organları tam ve sağlıklı olan , bütün organları canlı varlığın hayatını sağlayıp korumak için birbirleriyle yardımlaşan bir be­dene benzemektedir . Nitekim bedenin organları farklı yaratılışta olduğu gibi sahip oldukları güçler açısından da organlar arasında bir derece­lenme söz konusudur . Bedende tek idareci organ olan Kalp ile kalbe yakın konumdaki organlar bulunmaktadır . Bu organlardan her birinin , idareci organın amacına uygun olarak kendi işlevlerini gerçekleştirmele­rini sağlayan tabiî güçleri vardır . Bu organlar dışında ise , idareci organ ile alalarında herhangi bir aracı olmayan organların amaçlarına uygun olarak işlevlerini gerçekleştirdikleri güçleri vardır , ki bu organlar mertebe bakımından ikinci sıradadır . Diğer bazı organlar ise bu ikinci mertebedeki organların amaçlarına göre Hareket et­mektedirler . Bu durum , organa hizmet eden , ancak idare edeceği hiçbir organ bulunma­yan organlara kadar böyle devam eder .
 
Şehir de aynı beden gibi farklı yaratılışta ve yapıları bakımın­dan aralarında bir derecelenmenin söz konusu olduğu bölümlere sahiptir . Şehirde bir insan idareci konumunda-dır ve bu idareciye yakın durumda başka insanlar bulunmaktadır , idareciye yakın konum­daki bu insanların her birinin , idarecinin amacına uygun olarak hareket etmelerini sağlayan bir ya-pısı ve yeteneği vardır . Bunlar ilk mertebedeki insanlardır . Bunların altında ise , bu bilinci mertebedeki insanların amaçlarına göre hareket eden ikinci mertebedeki insanlar; bunların al­tında da ikinci mertebedekilerin amaçlarına göre hareket eden başka in­sanlar bulunmaktadır . Devletin bütün unsurları , başkalarının amaçlarına göre hareket eden , başkalarına hizmet edip , kendilerine hiz­met eden hiç kimse bulunmayan insanlara kadar bu şekilde sıralanır . Bunlar en aşağı mertebedeki insanlardır; ancak bedenin organları gibi bu organlara ait güçleri sağlayan yapılar da tabiîdir . Halbuki şehrin unsurları tabiî olsa da , bunların şehir için iş­levlerini gerçekleştirmelerini sağlayan yapı ve kabiliyetleri tabiî değil , ira­dîdir Buna göre şehrin unsurları tabiî olarak , insanların birbirleriyle olan ilişkilerinde şunu değil de bunu yapmalarını uygun kılacak farklı özellik­lerde yaratılmışlardır . Ancak insanlar sadece sahip oldukları bu yaratılış­tan gelen özellikler dolayısıyla değil , sanatlar ve benzeri beceriler gibi ira­dî kabiliyetlerle elde edilebilen şeyler sayesinde de şehrin bir unsuru du­rumundadırlar . Bedendeki organların sahip oldukları tabiî güçlerin şeh­rin unsurlarındaki karşılığı , iradî kabiliyet ve yapılardır .
 
Erdemli şehrin yöneticisinin sıradan bir insan olması mümkün değil­dir; çünkü yöne-ticilik şu iki şeyden birisiyle gerçekleşir:
 
1- Kişinin yara­tılışı ve yapısı bakımından yöneticiliğe hazırlanmış olması;
 
2- İradî yapı ve kabiliyet , ki bu da tabiat olarak yöneticiliğe yatkın olarak yaratılmış bir kimse için söz konusudur .
 
İdareci organı yönetecek başka bir organın bulunması nasıl mümkün değilse , ilk yöneticinin ait olduğu cinste , onu yönetecek başka birisinin bulunması da o derecede imkânsızdır . Aslında bu , genel olarak bütün yö­neticiler için geçerlidir . Erdemli şehrin ilk yöneticisinin sanatının , asla başka sanatlara hizmet etmeyen ve başka sanatlar tarafından yönetilme­yen bir Sanat olması gerekmektedir . Aksine ilk yöneticinin sanatı , tüm sa­natların onun amacım gerçekleştirmek için hareket ettiği ve erdemli şehrin bütün fiillerinin kendisine yöneldiği bir sanat olmalıdır . Bu durumda söz konusu insan , başka bir insanın yönetimi altına asla giremez .
 
İnsanı insan yapan ilk mertebe , insanın bilfiil akıl haline gelmesini sağlayacak tabiî yapının oluşmasıdır . Bu bütün insanlarda or­taktır . Bununla faal akıl arasında şu iki aşama bulunmaktadır: Edilgin aklın bilfiil akıl , kazanılmış akıl haline gelmesi . İlk aşama­sına ait bu noktaya ulaşan insan ile faal akıl arasında da iki aşama bulun­maktadır . Yetkin edilgin akıl ve tabiî yapı , Madde ve suretin bir araya gelmesiyle oluşan şeyin tek bir şey olması gibi bir şey halinde kabul edilecek olursa ve bu insan , bilfiil hale gelmiş edilgin akılla olan insanlık sureti olarak değerlendirilirse onunla faal akıl arasında sa­dece bir aşama kalır . Tabiî yapı , bilfiil akla dönüşmüş edilgin aklın , edil­gin akıl kazanılmış aklın , müstefâd ( kazanılmış ) akıl da faal aklın maddesi olarak ele alınıp hepsi birden tek bir şeymiş gibi değerlendirildiğinde bu insan , faal aklın kendisiyle özdeşleştiği insan olur .
 
Bu durum , öncelikle akıl gücünün her iki kısmında yani te­orik ve pratik kısımlarında , ardından da muhayyile gücünde gerçekleşti­ği takdirde bu insan , artık kendisine vahyolunan bir insandır . Sânı yüce Allah ona faal akıl vasıtasıyla vahyeder . Yüce Allah”ın faal akla feyz ettiği şeyleri , faal akıl o insanın müstefâd aklı aracılığıyla önce edilgin aklına sonra da muhayyile gücüne feyzeder . Faal aklın edilgin aklıma feyzettiği şeyler sayesinde o insan tam manasıyla bir bilge , filozof ve akıl sahibi; faal akim muhayyile gücüne feyzettiği şeyler saye­sinde ise ilâhî âlemi akleden varlığıyla , gelecekte olacakları bildiren/uya­ran bir nebi , tikel varlıkların o andaki durumları hakkında bilgi veren bir haberci haline gelir . İşte bu insan , insanlığın en üstün mertebesinde ve mutluluğun en yüksek derecesindedir . Onun nefsi , yuka-rıda belirt­tiğimiz gibi , faal akılla tam anlamıyla birleşmiştir . Bu insan , mutluluğa götürmesi mümkün olan her fiilden haberdardır . İşte bu , yöneticiliğin ilk şartıdır . Ayrıca bu yöneticinin tüm bildiklerini , karşısındakinin hayal gü­cünde en iyi şekilde canlandırabileceği bir dil ye-teneğine; bunun yanın­da insanları mutluluğa ve mutluluğa ulaştıracak fiillere en iyi şekilde yönlendirme yeteneğine sahip olması gerekmektedir . Bütün bun­lara ilaveten bu yönetici , dünya işleriyle ilgilenmesi­ni sağlayacak sağlıklı bir bedene de sahip olmalıdır .
 
Bu kişi , başka birisinin kendisini yönetmesi söz konusu bile olmayan yöneticidir . O , erdemli şeh­rin önderi ve ilk yöneticisidir . O , erdemli mille­tin ve yeryüzündeki tüm Bayındır coğrafyanın yöneticisidir . Bu düzeye doğal olarak , ancak kendisinde doğuştan getirdiği on iki özellik bulu­nan kimse ulaşabilir ; kısaca bu on iki özelliğe değinelim .
 
Organlarının tam olması gerekmektedir . Kendisine söylenen her şeyi tabiî olarak iyice anlayıp kavrayabilmelidir . Anladığı , gördüğü , duyduğu ve idrâk ettiği şeyi hafızasında iyice tutmalıdır . Çok uyanık ve zeki olmalıdır . En ufak bir işaret gördüğünde bile , bu işaretin ne anlama geldiğinin derhal farkına varmalıdır . zihninden geçenleri tüm açıklığıyla ortaya koyabilecek derecede güzel konuşmalıdır . Öğrenmeyi ve öğretmeyi sevmeli , buna kendini verip kolayca kabul etmelidir . Yeme , içme ve cinsî ilişkiye düşkün olmamalı . Doğruluğu ve doğrulan sevmeli , yalandan ve yalancılardan nefret etmelidir . Izzet-i Nefis ( nefsine hakim ) sahibi ve cömertliği seven birisi olmalıdır . Dünyevî şeyleri basit görmelidir . Tabiatı gereği adaleti ve âdil kimseleri sevmeli , haksızlıktan , zu­lümden ve bunları işleyenlerden nefret etmelidir . Yapılması gerektiğini düşündüğü şey konusunda azimli ve kararlı davranmalı , korkmadan ve gevşeklik göstermeden cesur bir şekilde onu gerçekleştirmelidir . Bütün bu özelliklerin tek bir insanda bulunması zordur . Dolayısıyla insanlar arasında doğuştan bu özelliklere sahip sadece bir insan buluna­bilir . Eğer erdemli şehirde böyle bir kimse bulunur ve büyüdükten sonra yukarıda belirtilen şartlardan ilk altısı veya muhayyile gücü açısından bir denginin olması durumunda bu şartlardan ilk beşi kendisinde ger­çekleşirse , yönetici o kişi olur .
 
Erdemli şehrin zıtları şunlardır: Cehalet şehri , fâsık ( Allah’ın emrinden çıkan kimse-ler ) şehir , değişikliğe uğramış şehir ve sapkın şehir . Bu şehirlerde­ki insanların karşılaştıkları olumsuzluklar erdemli şehirde bulunma­maktadır .
22 Kasım 2012
Okunma
bosluk

Italo Calvino’nun altı ana teması – Amerika Dersleri

Italo Calvino’nun altı ana teması – Amerika Dersleri

 

 

 

Italo Calvino, 'Amerika Dersleri'nde geçmişin yapıtlarından yola çıkarak ikibinli yıllarda korunması gereken yazınsal değerlere odaklanıyor

 

 

Italo Calvino, büyük İtalyan yazar 1985 yılında öldü. Onun ölümü edebiyat dünyası ve özellikle Harvard Üniversitesi öğrencileri için büyük bir talihsizlikti. Çünkü tam da öldüğü yıl, 1985-86 eğitim döneminde bu üniversitede edebiyat üzerine konferanslar verecekti. Altı tane tema seçmişti, okuyucu ve yazar için temel altı değer. Hafiflik, hızlılık, kesinlik, görünürlük, çoğulluk ve tutarlılık. İşte Calvino'nun gelecek bin yıla bırakmak isteği değerler bunlardı. Ama maalesef zaman Calvino'nun bu altı değerlik metnini kaleme alarak bunlar üzerine konferans vermesine izin vermedi. 
Calvino, Amerika Dersleri'ni yazdığında edebiyatta söz oyunları üzerine yaratıcı örnekler üretmek için François Le Lionnais ve Raymond Queneau tarafından kurulan Oulipo grubunun üyelerinden biriydi. Bir eserinin tutarlı ve çokbiçemli olması gerektiğini savunuyordu. Dolayısıyla öngörülü ve metodlu çalışmaya benimseyen Calvino'ya; notlarını çalakalem almadığı, yani notları anlaşılabilir olduğu, çalışmalarını temize geçirdiği, tasnif ettiği ve okura neredeyse eksiksiz okuma imkânı verdiği için teşekkür etmek gerekiyor.

Edebiyattan felsefeye göndermeler 
Calvino kitabında edebiyattan söz ederken şiir ile romanı, İtalyan edebiyatı ile dünya edebiyatını, Antik eserlerle çağdaş yapıtları harmanlıyor. Edebiyatın mitolojiden ve daha çok felsefeden esinlendiğini savunuyor. Edebiyat üzerine fikrini metinlerin orijinal versiyonlarına göndermeler yaparak ve fikrini destekleyen metinleri belirterek açılıyor Calvino, Amerika Dersleri'nde. Yapıtını dönemler arasında yolculuğa çıkararak hem okuma hem de yazma konusunda bireysel tecrübelerini de işin içine katıyor. Dolayısıyla Calvino'nun anlattıklarında keşif pistinden daha önce bulup çıkartılmış ya da ödünç alınmış güzel fikirler olmaması imkânsız. 
Calvino'nun Amerika Dersleri'nin amacı edebiyatı yeniden keşfetmek ve acemilere öğütler vermek değil. Edebiyatı yeniden ve en baştan didik didik incelemek ve geleceğin seyrini değiştirebilecek öncü fikirler bulmak. Calvino bu kitabıyla bizi, edebiyat üstüne, kendisiyle birlikte düşünmeye ve onun sunduğu çözümlerle kendi anlayışımızı karşılaştırmaya davet ediyor. Hiç kuşku yok ki Calvino'nun başvuru metinleri, alıntıları ve düşüncelerini serpiştirdiği yol oldukça ilginç. İlginç olduğu kadar da çetin ve sarp çünkü her şeyden önce düşüncelerini anlatma tutkusu Calvino'yu zayıf bir sözlük dağarcığı kullanmaya itmiyor. Dolayısıyla da Calvino'yu anlamak için okurun payına hem sözcük dağarcığı hem fikir açısından fazlaca uyanık olmayı becermek düşüyor.

AMERİKA DERSLERİ 
Italo Calvino, Çeviren: Kemal Atakay, Yapı Kredi Yayınları, 2007, 155 sayfa, 9 YTL.

8 Eylül 2012
Okunma
bosluk

Mezarlarınıza Tüküreceğim – Boris Vian – Kitabın Konusu

Mezarlarınıza Tüküreceğim – Boris Vian – Kitabın Konusu

Bu roman ilk kez 1946'da Vernon Sulivan takma adıyla yazıldı. Ve 1949'da 'ahlaki değerlere hakaret' ettiği gereçeksiyle yasaklandı. 

Nedeni, erotizmin 'aşırı' gerçekçi bir biçimde betimlenmesiydi.1940'lı yılların başında Amerika'da yaşanan ırkçılık, şiddet ve hoşgörüsüzlükle dalgasını geçen Mezarlarınıza Tüküreceğim, döneminin ve 20. yüzyılın en ünlü ve çarpıcı romanlarından biridir. Boris Vian, pek çok yazardan beklenen 'duyuları ateşleyici' bir üsluba sahip değildir. Vian'ın üslubu, romanlarında alçak sesle duyulabilen bir müziğin içinde gizlidir. Mezarlarınıza Tüküreceğim, bu müziğin seslendirildiği bir kara roman pastişidir.

1949'da ahlaki değerlere hakaret ve erotizmin aşırı gerçekçi betimlenmesi nedeniyle Amerika Birleşik Devletleri'nde yasaklanmıştır. Kitap genel olarak, 1940'lı yıllarda ABD'de yaşanan ırkçılık ve şiddeti, alaycı bir üslupla eleştirmiştir.

Roman, Afrika kökenli ABD vatandaşı Anderson'ın intikamının hikayesi. Erkek kardeşinin beyazlar tarafından linç edilerek öldürülmesinin intikamını yine beyazlardan alıyor Lee Anderson. Siyahlara eğitim veren bir okulda öğretmenlik yapan dindar bir kardeşi vardır. Anderson'un, kardeşini düşünürken aklından geçenler, onun intikam adına yaptıklarının arka planını da özetliyor

29 Kasım 2011
Okunma
bosluk

İtham Ediyorum – Emile Zola – Suçluyorum

İtham Ediyorum – Emile Zola – Suçluyorum

 

Fransız yazar Emile Zola'nın faşizme ırkçılığa baskılara hukuksuzluğa meydan okuyuşu,siyasi iradeye açık mektup olarak nitelendirilebilecek baş kaldırısı niteliğinde makalesidir. 

"Benim görevim konuşmak, suç ortağı olmak istemiyorum. yoksa gecelerim orada, işkencelerin en korkuncu içinde, işlemediği bir suçun cezasını çekmekte olan suçsuzun hayaletiyle dolup taşacak’

"Banane" deyip susmayı alçaklık buluyorum. bundan böyle başıma gelebilecek şeyler hiç umurumda değil: yeterince güçlüyüm ve bu haksızlığa meydan okuyorum 

Emile Zola o gün o koşullarda bu baş kaldırıyı yapmış aleyhinde başlatılan zola'ya ölüm kamyanlarına rağmen yılmamış nihayetinde evinde zehirlenerek öldürülmüştür.ama her zaman saygıyla hatırlanacak,gerçek bir aydı.

22 Kasım 2011
Okunma
bosluk

Albert Camus’un Başkaldıran İnsan adlı eseri

Albert Camus’un Başkaldıran İnsan adlı eseri

1-politik özgürlük kavrmı;insanda,insan kavramının gelişmesini saglar.



2-özgürlük olgusu,insanın özgürlük bilincine oranla gelişmemeiştir.başkaldırı haklarının bilincine varmış kişinin işidir.



3-kutsal,dinsel yapı başkaldıran insanın önüne bir engel olarak çıkmıştır.



4-başkaldıran insan,kutsalın öncesinde yada sonrasında yer alan,bütün yanıtların insansal,yani akla uygun olarak belirlenmiş oldugu bir düzen isteyen insandır.



5-kutsalın ve salt degerlerin ötesinde bir davranış kuralı bulunabilir mi? başkaldırının getirdigi soru budur.



6-insanların birbirine baglılıgı başkaldırı edimine dayanır.



7-insan varolmak için başkaldırmak zorundadır ama başkaldırının kendi kendinde bulundugu,insanların üzerinde birleştikçe varolmaya başladıkları sınıra saygı göstermesi gerekir.öyleyse başkaldırmış düşünce belleksiz edemez: o sürekli bir gerilimdir.



8-başkaldırı anlayışında dünyanın uyumsuzlugu ve görünüşteki kısırlıgı vardır.uyumsuz deneyimde,acı çekme bireyseldir.



9-başkaldırıyoruz,öyleyse varız.



10-bazen insan kendi durumu içerisinde kendine biçilene karşı çıkarken bazı insanlar insan olarak kendisine verilene karşı çıkar yani ikincisinde insanı degersiz kılan herşeye başkaldırı sözkonusudur.birincisinde bireysellik,ikincisinde ise evrensellik söz konusudur.



11-insanlar,herkeste herkesce benimsenen ortak bir degere dayanamıyorsa,insan için insan anlaşılamaz kalıyor demektir.ayaklanmış insan,bu degerin açıkça benimsenmesini ister,çünkü sezer yada bilir ki,bu ilke olmazsa yeryüzünde karışıklık ve cinayet egemen olacaktır.



12-dogaya başkaldırmak,kendi kendimize başkaldırmakla birdir.başını duvarlara vurmaktır.



13-tutarlı olan biricik başkaldırı intihardır.



14-insanın karşı çıkışına anlam veren tek şey,her şeyin yaratıcısı,dolaysıyla herşeyden sorumlu olan kişisel tanrı kavramıdır.böylece çelişkiye düşülmeden başkaldırının tarihinin batı dünyasında,hristiyanlık tarihinden ayrılamayacagı söylenebilir.gerçektande başkaldırının geçiş düşünürlerinden,hepsinden daha derin bir biçimdede Epikuros ile Lukretius'ta dile gelmeye başladıgını görmek için ilk çag düşüncesinin son anlarını beklemek gerekir.



15-insanların bütün mutsuzlugu,kendilerini kalenin sessizliginden koparan,kurtuluş bekleyişi içinde surlara atan umuttan gelmektedir.



16-tanrıları unutalım,hiç düşünmeyelim onları,o zaman " ne günün düşünceleri,nede geceki düşleriniz sıkıntı verir size."





———————–





1-en çok kuşkuyu duyan ruh,en büyük yazgıcılaga sarılacaktır.



2-tanrının bir insan olması için,umudunu kesmesi gerekir.



3-dinler tarihinde, öldürmenin bir tanrı ayrıcalıgı oldugu görülür.



4-doga,yaratmak için yoketmek gerekir ilkesine göre işler.



5-sınırsızca arzulamak,sınırsızca arzulanmayıda benimsemek demektir.yok etme serbestligi,yok edeninde yokedilebilmesini içerir.öyleyse çarpışmak ve buyruk altına almak gerekecektir.gücün yasasından başka bir şey degildir bu.dünyanın yasası,dünyayı güç istemi yönetir.



6-hiçbir şey yokedilemez,bir kalıntı mutlaka kalır.



7-cellatlar,gözleriyle birbirini tartarlar.



8-başkaldıran insan,kendini suçsuz buldugundan kötülükle savaşmak için iyilikten vazgeçer ve kötülügü yeniden yaratır.



9-romantikler,yanlızlıkta böyle güzel söz etmişlerse;yanlızlık gerçek acıları oldugu,katlanılamıyacak acı oldugu için sözetmişlerdir.



10-faşizm ile Rus komünizminin ereklerini özdeşleştirmek dogru olmaz.birincisi celladı celladın kendisinin göklere çıkarışını simgeler;ikincisi,daha acıklı bir biçimde celladı,kurbanların göklere çıkarışını.birincisi,bütün insanları kurtarmayı hiçbir zaman düşlememiş,ancak geri kalanları boyunduruk altına alarak birkaçını kurtarmayı düşünmüştür.ikinci,en derin ilkesiyle bütün insanları geçici olarak köleleştirerek hepsini kurtarma eregini güder.yönelimindeki büyüklügü kabul etmek gerekir.buna karşılık,ikisininde seçtigi yolları siyasal aldırmazlıkla özdeşleştirmek yerinde olur.her ikiside aynı kaynaktan aktöre yoksayıcılıgından çıkarmışlardır bu aldırmazlıgı.



——————-



1-bugün yoksayıcılar tahtlarda,devrim adına dünyamızı yönetmeye kalkan düşünceler,boyun egiş ülküleri oldu,başkaldırı düşüngüleri degil.işte bu nedenle çagımız,kişileri ve kitleleri yoketme tekniklerinin çagıdır.



2-devrim,yoksayıcılıga boyun egerken,başkaldırı kaynaklarının karşısına geçti.ölümden ve ölüm tanrısından nefret eden kişi olarak,ölümden sonra yaşamdan umudunu kesen insan,insan türünün ölümsüzlügünde kurtuluşa ermek istedi.ama topluluk dünyaya egemen olmadıkça,yine ölmek gerekir.



3-yaşamın yüzü igrençse,ölümsüzlügün geregi ne?



4-yıldırı,kin dolu yanlızların insan kardeşligine sundukları saygıdır.



5-her devrimci ya ezen kişi yada sapkın olur sonunda.seçtikleri tümüyle tarihsel evrende ,başkaldırıda,devrimde aynı ikileme çıkar;ya polislik ya çılgınlık.



6-başkaldırı ilk gerçekliginde,tümüyle tarihsel hiçbir düşünceyi dogrulamaz.başkaldırı birlik ister,tarihsel devrimde tümlük.birincisi bir "evete" dayanan "hayır"dan yola çıkar,ikincisi salt yoksamadan yola çıkarak çagların sonuna atılmış bir "evet"i yaratabilmek için bütün köleleikleri bagrına basar.biri yaratıcıdır,öteki yoksayıcı.birincisi gittikçe daha çok varolmak için yaratmaya adanmıştır,ikincisi daha iyi yoksaymak için üretmek zorundadır.tarihsel devrim durmamacasına yıkılan şu bir gün varolma umudu içinde eyleme yönelir.



7-bütün başkaldırmış düşünceler bir söz sanatı yada kapalı bir evren içinde belirlenir.



8-sanatçı kendi hesabına tekrar tekrar yeniden kurar dünyayı.sanatçı,doga kargaşalıgından kafa ve yürek için yeterli bir birlik çıkarır.her sanatçı bu dünya taslagını yeniden yapmaya eksigini tamamlayarak ona bir "biçem" katmaya çalışır.



9-sanat gerçege karşı çıkabilir ama gerçekten kaçamaz.



10-sanat tüm çagların sanatı olamaz,tam tersine çagıyla belirlenir o.





———————-





1-tarih her türlü ilkenin dışında,devrimle-karşı devrim arasında bir savaştan başka bir şey degilse,bu iki degerden birsini benimsemekten başka çıkar yol yoktur,ölümde buradadır dirilişte.



2-adalet istegi yüzyıllar boyunca devrim tutkusunu haklı çıkaran tek istek degildir devrim aynı zamanda herkese karşı bir acılı dostlık geregine dayanır.adalet için ölenler,bütün çaglarda,birbirlerine "kardeş" demişlerdir.şiddet,hepsi için ezilmişler toplulugu adına,yararına,düşmana yöneltilir.ama devrim tek degerse,her şeyi ister,hatta hafiyeligi,dolaysıyla dostlugun kurban edilmesini bile.bundan böyle şiddet,soyut bir düşünce yararına,dost-düşman demeden herkese yönelecektir.



3-iki insan ırkı.biri yanlız öldürür ve bunu canıyla öder.öteki binlerce cinayeti dogrular,buna karşılık onurlandırılmayı benimser.



4-artık ne köleleik nede güç erişebilecek mutuluga,efendiler hırçın,köleler asık suratlı olacak.



5-eylem adamları inançsız olunca,eylem devinisinden başka hiçbir şeye inanmamışlardı Hitler'in savunulamaz çelişkiside sürekli bir devinim ve bir yadsıma üzerine degişmez bir düzen kurmak istemiş olmasıdır.



6-herşeyden umut kesmiş olanlara inanç verebilecek olan şey uslamlar degil,yanlız tutkudur.



7-tek deger devrim oldumu hak yoktur,görevler vardır yanlız.



8-gelecek,ateistlerin biricik aşkınlıgıdır.



9-çagdaş nihilizmin iki ayrı yüzü;biri burjuva,biri devrimci.



10-yirminci yüzyılın gerçek tutkusu köleliktir.

1-gerçek başkaldırı,degerler yaratmada başarılı oldugu zaman başarılı ve anlamlıdır.



2-başkaldırı ya herşeyi ister yada hiçbir şeyi.



3-dünyanın bütün bilimleri çocukların gözyaşlarına degmez.



4-ayaklanma tüm rahatlıkları yadsıyan bir çiledir.



5-ayaklanan insan ancak bencillikleri kendi bencilligi ile birleştigi ölçüde yada birleştigi sürece uyacaktır öteki insanlara.



6-ister yükselsin ister alçalsın başkaldıran adam gerçek varlıgının tanınması için ayaklanmış olmakla birlikte her iki durumda da oldugundan başka olmak ister.



7-yaşam,üstü kapanmamış bir yaradır.



8-kendine ve insana yapılmış adaletsizlige başkaldırır kişi.



9-tarihi,bireylerin alçaklıgının koşullandırdıgı yasalar yönetir.



10-devrim,daha varolmayan insanı sevmek demektir.



 

————–





1-başkaldıran insan yaşamı degil,yaşamın nedenlerini ister.ölümün getirdigi sonucu yadsır.



2-hiçbir şey dogrulanmamışsa,ölen anlamdan yoksundur.



3-ölüme karşı savaşmak,yaşamın anlamını istemek,kural ve birlik için çarpışmak anlamına gelir.



4-başkaldırı körde olsa bir çiledir.



5-başkaldıran insan kutsala saldırıda bulunsa bile,bunu yeni bir tanrı umuduyla yapar.



6-başkaldırının kendisi degildir soylu olan,istegidir,elde ettigi daha igrenç bile olsa.



7-bir ilkeyi başarıya ulaştırmak için bir başka ilkeyi yıkmak gerekir.



8-her ahlaki bozukluk aynı zamanda siyasal bir bozulmadır,her siyasal bozulmada aynı zamanda bir ahlaki bozulmadır.



9-ahlak sadece biçimsel olunca ve belli bir içerikten uzak durunca,kemirir insanı.



 

—————-





1-hükümet degişikligine başvurulmadan yapılan bir mülk yönetimi degişikligi devrim degil düzeltmedir.



2-başvurdugu yollar ister kanlı,ister barışçıl olsun aynı zamanda politik olarakta belirmeyen ekonomik devrim yoktur.



3-başkaldırı,yanlızca bireysel deneyimden düşünceye götüren devinimler,devrim ise tarihsel deneyime düşüncenin girişidir.



4-bir başkaldırı hareketinin tarihi her zaman için bir daha dönmemesiye olaylara baglanmanın bir ögretide,bir neden gerektirmeyen,karanlık bir karşı gelmenin tarihidir.



5-devrim,bir eylemi düşünceye göre biçimlendirme,dünyayı kuramsal bir çerçeveye uydurma çabasıdır.



6-başkaldırı insanları öldürür,devrimse hem insanları hem ilkeleri yokeder.



7-devrim ne denli genişsse,varsaydıgı savaş payıda o denli büyüktür.



8-1789'da çıkan toplum,Avrupa için dövüşmek ister;1917'de dogan devrim de dünya egemenligi için dögüşür.tümcü devrim dünya egemenligini ister sonunda.



9-kural erdemdir ve halktan geliyorsa anlamlıdır;halk gevşeyince kural bulanıklaşır,baskı büyür.



10-erdem bile kargaşa zamanlarında cinayetle birleşir.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
19 Kasım 2011
Okunma
bosluk

içerik