Tüm mp3 player fırsatları için tıklayın !

<

Don Kişot Romanının incelenmesi ve karakterler,Don Quixote kimdir


Sponsorlu Baglantilar

Tüm oto müzik sistemi fırsatları için tıklayın !

Hikaye

I. Kitap

On altıncı asır ispanya’sında La Mancha bölge­sindeki küçük bir köyde, başlıca zevki, genç kız ve hanımları, karşılaştıkları tehlikelerden kurtaran, devlerle çarpışan ve ejderhaları öldüren eski roman­tik çağların seyyar şövalyelerinin hayat hikâyelerini okumak olan Alonso Quijano adında bir centilmen yaşar. Kendisini, bu tür edebiyata öylesine verir ki, önceki çağların şövalyelik müessesesinin canlandırılması gerektiğine inanır. Böylece, kendisine eski bir zırhlı elbise, paslı bir kılıç, başına miğfer olarak ge­çirmek üzere bir berber tası alır, Rozinante adında­ki bitkin ve sarsak bir ata binerek, macera peşinde gitmeğe başlar. Ayrıca, okuduğu hikâyelerdeki bütün seyyar şövalyeler aynı zamanda âşık olarak da gös­terildiğinden, kendisine, bir iki defadan fazla gör­mediği ve hakkında hiç bir şey bilmediği, basit ve kaba bir köylü kızını seçer. Ona, diğerleri üzerinde izlenim bırakıcı Dulcinea del Toboso adım verir, onu, kendi muhayyilesinde, aristokratik bir ailede dünya­ya gelmiş güzel ve faziletli bir hanım olarak canlan­dırır. Kendisi için de Don Quixote (Don Kişot) is­mini seçer. Şimdi, yapılması gereken tek şey, ona resmen şövalye unvanının verilmesidir ki, bunu da, kendisi yapamayacağından, başka birinin yapması gerekecektir. Macera peşinde yola çıkan Don Quixote, muhayyilesinde büyük bir şato olarak canlandırdığı bir hana rastlar. Lord’dan yani, hanın sahibi ken­disini, resmî bir merasimle şövalye yapmasını ister. Yolcunun, zararsız bir çılgın olduğunu sanan han sa­hibi, bu rolünü, hanın diğer misafirlerini de eğlendi­rerek mükemmel bir şekilde yerine getirir. Köyüne dönen yeni şövalye yolda, Sancho Panza adında bir köylüye rastlar, ondan, kendisinin uşağı ve yardım­cısı olmasını ister ve şövalyelikle büyük servet ka­zandıkları zaman, Sancho’ya, mükâfat olarak bir ada bahşedeceğini ve bu adanın valisi yapacağını vaat eder.

İkisinin başlarından geçen maceralar, genellikle tuhaf ve gülünçtür ve kötü neticeler verir. Don Quixote muhayyilesi, en gülünç durumları bile, yük­sek ölçüde romantik bir maceraya dönüştürür. Baş­larından, burada bahsedilemeyecek kadar çok sayı­da macera geçer. Bununla beraber, bazıları o kadar meşhurdur ki, herkesin bildiği bu maceralar atasözlerine kadar geçmiştir. Meselâ, değirmene saldır­mak sözü, döner kollu devler sandığı, bir dizi yel değirmenine mızrağı ile saldırmasını hatırlatır. Değirmenlere hücum eden Don Quixote değirmenin kollarının çarpmasıyla atından düşer. Başka bir zaman, büyük bir ordu sandığı bir sürü koyuna hücum ederek çobanlardan temiz bir dayak yer. Bir gece, Don Quixote ve Sancho, şato sandıkları ve içinden ürkütücü seslerin çıktığı bir binaya rastlarlar. Şatoya hücum etmek için günün ağarmasını bekler­ler, ama daha hücuma geçmeden, geceki ürkütücü sesleri, imalâthanedeki makinelerin çıkardığını an­larlar. Yine bir gün, bir handa kaldıkları sırada, Don Quixote şarap tulumlarından damlayan şarapların kan olduğunu sanarak, bu şarap tulumlarına hücum eder. Hataları kendisine gösterildiği vakit, Don Qui­xote, kendisini haklı çıkarmak için, kimsenin aksini iddia edemeyeceği tarzda cevaplar verir: Karşısına çıkan devler, değirmen veya şarap tulumları şeklinde görünüyorlar, çünkü kötü niyetli büyücüler, kahra­man düşmanlarını (yani Don Quixote’i) aldatmak için onların şekillerini değiştiriyorlar. Don Quixote ve Sancho’nun maceralarında, ikin­ci derecedekiler, günlük hayatta vuku bulabilecek hâdiseler olduklarından, daha inandırıcı. Bu tür baş­lıca maceralardan biri, iki genç âşığın kilisede res­men evlenebilmeleri için karşılaştıkları engellerle ilgilidir. Yine, ikinci derecedeki bir diğer macera da, Cezayir’deki Faslıların elinden kaçan bir İspanyol harp esirinin, beraberinde güzel bir Faslı kızı da ge­tirmesidir. Bu maceralar, romandaki karakterlerin birbirlerine anlattıkları eğlendirici hikâyelerle genişletildiğinden, hikâye içinde hikâyeler vardır. Bu arada Don Quixote’m ailesi ve dostları, onun güvenliğinden endişe etmeğe başlarlar. Kasaba ber­beri ve papazı, hanımı Dulcinea’nın, evine dönmesi­ni istediğini söyleyerek, Don Quixote’i bir kafese girmeğe ikna eder ve bir öküz arabası ile geri getirir­ler. Şövalye Don Quixote, şimdi şaşkın ve halsizdir; evindekiler ve yeğeni, onu tekrar aralarında görmek­ten sevinir ve iyileştirmeğe çalışırlar.

II. Kitap

Don Quixote, sıhhatini yeniden kazanırsa da, akli hâlâ yerinde değildir. Bir müddet sonra, Don Quixote ve Sancho, tekrar yola çıkarlar. ilkin, ne onun ne de Sancho’nun gördüğü, güzel hanım Dulcinea’yı bulmak üzere Toboso’ya giderler. Sancho, artık, efendisinin, her şeye inanacak kadar çılgın olduğunu sandığından, rastladıkları ilk köylü kızın Dulcinea olduğunu söyler. Don Quixote, bir köylü kızını aristokratik bir hanımdan hâlâ ayırabildiğin­den, Sancho’ya, eğer bu köylü kızı, muhayyilesindeki hanımefendi ise, kötü niyetli büyücülerin ona büyü yaptıklarını ve şeklini değiştirdiklerini söyler. Daha sonraki bölümlerde, Sancho, bu aldatışını pahalı bir şekilde öder. Don Quixote, bir sürü maceradan sonra, onun, hayret uyandırıcı maceralarını işiten ve kendisine kaba şakalar yapmağa karar veren Dük ve Düşesin şatosuna ulaşır. Oynanacak oyuna göre, Don Quixote’ m söyledikleri gayet ciddiye alınacak, kendisi Sir Lancelot veya Sir Rolan imiş cesine eğlendirilecek, hürmet edilecek, sıkıntı ve ümitsizlik içindeki hanım­ların dertlerine çare bulması için Don Quixote’tan yardım istenecek; kısacası, Dük’ün komik rolünü oy­nayacağı fakat Don Quixote için gayet ciddi görüne­ceği bir piyes sergilenecek. Dük’ün şatosundaki de­likanlıların ve hizmetçilerin de yer aldığı bu oyunda, fevkalâde güzel periler ve korkunç cadılar da vardır. Oyun sırasında, Don Quixote’a Sancho’nun poposu­na üç bin üç yüz kırbaç vurulmasına müsaade ettiği takdirde, Dulcinea’nın büyüden kurtulacağı söylenir. Don Quixote, Sancho’yu derhal kırbaçlamağa hazır­dır; fakat Sancho, zamanı geldiğinde, bu cezayı ken­disinin uygulayacağını söyleyerek, kırbaçtan kurtul­masını bilir. Dük, Don Quixote’in, Sancho’ya yaptığı bir vaa­di de yerine getirerek, Sancho’ya, yönetmesi için bir ada verir. Barataria denen bu ada Dük’ün mali­kânesinin sınırları içinde bir köydür. Köy halkına, yeni valilerine itaat etmeleri söylenir. Sancho, okuma-yazması olmayan basit bir insan ise de, aptal de­ğildir, görevini, dürüst ve akıllıca yürütür. Bununla beraber, sevdiği yemeklerden hiç birisini yemesine müsaade etmeyen, resmî doktoru kendisine ıstırap çektirir. Köye sahte bir hücum düzenlenir ve Sancho, iena halde dövülür. Sonunda, Sancho, on iki günlük yönetimden sonra, görevinden istifa eder; namusluca yönettiğini ispat etmek için de, valiliğe başlamadan önce cebinde beş parası bulunmadığını ve ayrıldığı zaman da meteliksiz olduğunu söyler. Nihayet, Don Quixote, kendi köyünden Sanson Carrasco adındaki bir genç sayesinde aklî durumu­nu düzeltir. Bir şövalye gibi giyinen Sanson, mağlûp olan, galip gelenin emirlerine riayet etmeğe söz ver­diği takdirde, Don Quixote’u bir düelloya davet eder. Düelloyu Sanson kazanır ve Don Quixote’a evine dö­nerek bir sene silâh taşımamasını emreder. Don Quixote, üzülürse de sözünde durur ve hatta, artık çobanlık yapacağını, kır hayatı ile ilgili şiirlerde an­latıldığı tarzda bir hayat süreceğini söyler. Fakat hastalık, bu projesini uygulamasına imkân vermez. Don Quixote, yatağa düşer, çevresindekileri hayrette bırakarak birdenbire tamamen normal bir insan ha­lini alır. Sancho, efendisine beraberce çobanlık yap­malarını ve Lady Dulcinea’nın tekrar peşinde gitmek için iyileşmesini söylerse de, Don Quixote artık ye­niden Senyor Alonso Quijano olmuştur. Sancho’yu tersler, bütün hayallerini reddeder, vasiyetini söyler ve aklı başında bir Hıristiyan olarak son nefesini verir.

Tenkid

Don Kişot’un diğer özellikleri ne olursa olsun, şövalyeliği alaylı bir tarzda hicveden bir eser oldu­ğundan şüphe edilemez. Bu kitapları, günümüzde, bilginler ve uzmanlar dışında, okuyan pek bulunmadığından ve Kral Arthur gibi bir kimse dahi artık çocukların muhayyilelerini harekete getirmediğin­den, Cervantes’i bugün okuyan biri, yazarın, ölmüş eşeği kamçıladığını sanabilir. Ama on altıncı asırda, bu tür kitaplar popülerdi. Bunlar arasında en fazla okunanı, Aristo’nun, 1532’de yayınlanan Orlando Fu­riosi (öfkeli Orlando) adlı kitabı idi. Tabii, şövalye­lik artık kaybolmuştu, fakat yine de, karakterleri eski idealle geliştirilen insanlar hâlâ görülüyordu veya kısa bir müddet öncesine kadar vardı. Le che­valier sans peur et sans reproche (kusursuz ve kor­kusuz şövalye) diye bilinen Bayard 1524’te öldü ve Cervantes’in patron ve hâmisi Avusturyalı Don John da, haçlı seferlerine katılan en son şövalyelerdendi. Cervantes’ten bazen, alayları ve hicivleriyle, Orta çağların ideallerine ölüm darbesini indiren adam di­ye bahs olunur. Fakat onu bu açıdan görmek, onun görüşünü çok basitleştirmek olur. Gerçi Don Quixote, şövalyeliğin romantik gelenekleriyle alay ederse de, Cervantes’in kendi karakterinde de, hiç de küçümsenemeyecek ölçüde şövalyelik vardı. Cervantes, şö­valyelerin başlarından geçtiği söylenen maceraların hakikatten son derece uzak olduğunu idrak etti ise de, onlara karşı sempatisini de devam ettirdi. Cervantes’in, kahramanı karşısındaki mutlak tu­tumunu anlamağa çalışırken, onun bu kararsızlığını da göz önünde bulundurmak mecburiyetindeyiz. Ki­tabın bazı bölümlerinde, Don Quixote, sadece gülünç bir insan. Böylece kendisinin hazırladığı oyunlarla kendisini gülünç durumlara soktuğu zamanlarda, ona pek az sempati duyuyoruz: Bu gibi hallerde, ahmak ve ihtiyar bir adamdır ve başına gelenlerden tama­men kendisi mesuldür. Bu bölümler, ekseriya, hikâ­yenin başlarında. Roman geliştikçe, Don Quixote’m, bütün çılgınlıklarına rağmen, yaradılıştan vakur ve haysiyet sahibi bir insan olduğu anlaşılır. Bilhassa II. Kitapta, kendisine saygısı olan, ağır başlı, nazik, vakur ve hürmete değer bir insan olarak yücelir. Öte yandan, çevresindeki, Dük ve Düşes gibi aklı başın­da insanlar, zalim ve bayağı görünürler. Don Qui­xote, Dük’ün şatosuna geldiği sırada, artık okuyucu kendisini tamamen benimsemiş, sevmiştir. Biz şim­di bu eski şövalyeyi, şövalyelik taslamasına rağmen değil, kapıldığı hayallerden ötürü sevmeğe başlıyo­ruz. Bu kitap, şu halde, bir komedi olmasına rağmen, aşağı seviyede bir komedi veya sahtekârlık değil; ala­yın, şefkat ve anlayışla yumuşatıldığı, mizahın sevgi ve merhamete çok yaklaştığı, gayet insanî ve öğre­tici bir komedidir.

En ciddî bir noktadan ele alındığı takdirde, Don Quixote, realite ve hayalin mahiyetinin felsefî bir araştırılması olarak düşünülebilir. Her bölümde bu mesele ile karşı karşıyayız. İlkin (kolaylıkla görmemezliğe gelinecek), tahayyülî Arap tarihçisi Cid Hameta Ben engeli meselesi vardır ki, Cervantes, Ben Engeli’nin güvenilir bir tarihçi olamayacağını ikaz etmesine rağmen, hikâyenin kaynağı olarak onu gösterir; böylece, kahramanın gerçek şaşaasını kıs­kançlıkla küçültmek istemiş olabilir. Sonra, Don Qui­xote hakkında, Avellaneda tarafından yazılmış uydurma hikâyeler var. Cervantes, bize, bunların ma­sal olarak reddedilmesi gerektiğini söylüyor. Kısa­cası, Cervantes, diğerlerinin gerçek olmayan hikâye­lerine karşı bizi ikaz ederek, kendi hikâyelerine bile tamamiyle güvenilemeyeceğini söylemesine rağmen, kendi anlattığı hikâyelerin doğru olduğuna okuyucu­yu hemen hemen inandırır.

Sponsorlu Baglantilar

Tüm kadın aksesuar fırsatları için tıklayın !

Realite ve hayal meselesi, şu soruda, daha da ıs­rarlı bir şekilde ortaya çıkıyor: Don Quixote ne dere­ce çılgın bir adam? Gerçekten, psikiyatrik standartlara göre, realite dünyasından sıyrılarak bir hayal dün­yasına daldığı zamanlar var. Diğer zamanlarda, onun tek saplantısıyla ilişkili olmayan bütün konularda, aklı başında bir insan. Mark Van Doren, onun, belki bir rol yaptığını, tıpkı Süpermen oynayan bir çocu­ğun, kendi oyununun kendisini aldatmadığını bildiği gibi, o da ne yaptığını tamamen biliyor. Üstelik onun bu rolü, boşuna giden bir hareket değildir; zira böylece, taklit ettiği şeyi yaratmış oluyor. Kendisinin bir şair olduğunu sanan bir kimse, eğer fevkalâde şiirler yazabilirse, artık âdeta şairmiş gibi hareket etmez. Don Quixote’m şövalyelik karşısındaki tutu­mu bu. Kendi yaşadığı soysuzlaşmış çağda, şöval­yeliğin artık hemen hemen hiç kalmadığını söyle­mekle beraber, insanlar, şövalyeler gibi düşünür, hisseder ve hareket ederlerse, realitede de bir şö­valye olacaklarını anlatıyor. Böylece, neyin hayal, neyin realite olduğunu ayırmak zorlaşıyor; realite, insanların yaşadıkları hayal dünyasıdır. Don Quixote’un realitesinin, kendisini, herkese kabul ettirmesi gerçekten hayret uyandırıyor. Mese­lâ, Don Quixote’un, kendisine sadakatle hizmet etti­ği takdirde, Sancho’yu, bir adanın valiliği ile mükâ­fatlandıracağı vaadini ele alalım. Sancho, şüphesiz, pek inanmıyor, şüphe içinde; fakat gayet samimî bir şekilde yapılan bir teklifi de reddetmiyor, temkinli ve zarif hareket ediyor. Ardından, Sancho’nun bu ha­yali, inanılmayacak şekilde gerçekleşiyor. Gayet kö­tü bir şaka yapmayı düşünen Dük, çevresindekilere ve bir kaç bin kişinin yaşadığı bir köy halkına, Don Quixote’in çılgın hayalinin âdeta gerçekleşmişçesine hareket etmelerini emreder. Böylece, Don Quixote, istediğini yapar ve diğerleri birer aptal rolünde gö­rünürler. Sancho’ya gelince, görevini öylesine ciddi­ye alır ve adayı o kadar iyi yönetir ki, mevkiini terk ettikten sonra dahi, uzun müddet iyi bir insan olarak hatırlanır. Artık, alay edilen insan Dük’tür. Romanın nihai istihzası, son bölümde ortaya çıkıyor. Ölüm yatağındaki Don Quixote, uyumadan önce bütün oyuncaklarını bir kenara koyan bir çocuk gibi, bütün hayallerini reddediyor. Belki, bütün bu hayal­lerinin birer oyuncak olduğunu biliyordu. Fakat şim­di Sancho, oyuna devam etmesi için ona yalvarıyor: İyileştiği takdirde, beraberce güzel Dulcinea’yı ye­niden aramağa koyulacaklarını söylüyor. Artık oyun tamamen tersine dönmüş durumda, kimin akıllı adam ve kimin aptal olduğunu şimdi bilemiyoruz.

Gerçekte, bu hikâyenin göz alıcı noktalarından Diri, şövalye ve uşak rollerini oynayanların, bir tek adam haline gelinceye kadar beraberce büyüdükleri, geliştirdikleridir. Başlangıçta, bu iki insan, biri birinden kutuplar kadar uzaktalar. Efendisinin çılgın biri olduğuna inanan Sancho, onunla devamlıca münaka­şa eder veya nasihat etmeğe çalışır. Bazen kavga ederler. Aylarca aynı tecrübeleri paylaştıktan sonra, şahsiyetleri birikirininki ile karışıyor, her biri diğe­rinin konuşma üslubunun bir kısmını benimsiyor. Sancho, şövalyeliğin gerektirdiği saray konuşma tarzının bazı kısımlarını öğrenirken, Don Quixote de, halk ağzı ile atasözleri ile konuşmağa başlıyor. İki­sinin ortaklığı, âdeta, vücut ve ruh arasındaki bir ilişki gibi görülüyor, tartışmaları da, orta çağların sonlarında, edebî türde sık sık başvurulan bir diya­log şeklini, débat du corps et coeur’u (ruh ve vücut arasındaki diyalog) akla getiriyor. Aynı şekilde, biz bu iki kişiyi, hepimizde mevcut olan akıl ve hayal, veya pragmatizm ve idealizm arasındaki gerginliği temsil eden insanlar olarak da ele alabiliriz. işte, Don Quixote’un, asırlar boyunca sağladığı popülaritesinin ve ölmezliğe hak kazanışının sırrını burada aramalıyız. Roman, çürümekte olan bir mü­essese ile alay etmiyor. Ele aldığı tez, daimi ve ev­rensel. Parlak zırhlı elbisesi içinde dünyayı dolaşan ve kahramanca işler yapan şövalye, insan hayalinin daimî ve ilk örneğidir. Bazen ona, Herkül veya Per­seus, Amadis veya Roland, Davy Crockett veya Süpermen veya Batman da denir, insan hayali, bu kah­ramanlık numuneleri yanında bir anti-kahraman ya­ratır ki, onun, pratik ve günlük hayata yönelik şah­siyeti, adaşında bulunmayan yönleri ve parçaları tamamlar. Böylece, Prens Hal’m Falstaff’ı Sherlock Holmes’m Doktor Watson’u vardır. Her biri, diğeri için gerekli ve her biri kendi hayatımızın bir par­çasıdır.

Yazar

Zaman ve efsane, Cervantes’in hayatını oldukça karanlıklaştırdı İse de, esas çizgiler hâlâ açık ve kesin. Hiç de başarılı ol­mayan bir eczacının oğlu olan Cervantes, Alcalá de Henares’te 1547’de doğdu. Babası, mesleğini yürütmek için, sık sık bir şe­hirden diğerine gitmek zorunda kaldığından, sistematik bir eği­tim yapamadı. Cervantes’in, yaşadığı zaman, İspanyol tarihinin heyecanlı bir çağı idi. ispanya, Avusturya’yı, günümüzün Belçika ve Hollanda’sını, Napoli’yi, Sicilya’yı, Sardinya’yı, Burgundy’yi ve Almanya’nın bazı kısımlarını içine alan Hapsburg İmparatorlu­ğunun bir parçası idi. ispanya, aynı zamanda, büyük bir dünya imparatorluğunun da merkezi idi. Amerika kıtasından ülkeye ge­len zenginlik, edebiyat ve güzel sanatların hızla gelişmesine hiz­met ediyordu. Bu, İspanya’nın Altın Çağının başlangıcı idi. Cervantes, yirmi yaşlarında iken, İspanya’nın, Papalıktaki temsilcisi ile İtalya’ya gitti. Henüz tanınmış bir edebî şahsiyet ol­mamakla beraber, Don Carlos ve Kraliçe Isabelle’in ölümlerinden sonra yazdığı bir kaç şiir ilgi toplamıştı. Cervantes, daha sonra 1570’de, İspanyol ordusuna er olarak girdi. Fakat 157o’te, Tunus’­tan İspanya’ya giderken, gemisi, Cezayirli Türklerin eline geçti ve Cervantes Cezayir’e getirildi. Yanında, Avusturyalı General Don Juan’dan, onun subay olmasını isteyen bir mektup vardı. Böyle­ce, kendisinin tanınmış bir kimse olduğu anlaşıldı ve iade edil­mesi için, İspanyol hükümetinin büyük bir fidye ödemesi istendi. Cervantes, Cezayir’de beş sene kaldı, defalarca kaçmağa çalıştı, yakalandı ve nerede ise öldürülmesine dahi karar verildi. Nihayet, İspanyol hükümeti, beş yüz duka altın ödemeyi ka­bul ettiğinden, Cervantes ülkesine döndü. Kısa bir müddet Porte­kiz’de görev yaptıktan sonra, 1582’den itibaren kendisini edebiyata verdi. Bir çok kitap yazdı ise de, sadece bir kitabı, Don Quixote, kendisine şöhret sağladı. Çok sayıdaki piyesleri, şöhre­tine hiç bir şey ilâve etmedi; şiirleri, bir şair olmadığını gösterdi ve La Galatea adlı pastoral romanı da artık okunmuyor. Gayri meşru dünyaya gelmiş bir kızı vardı, fakat kızın annesinin kim olduğu bilinmiyor. Cervantes, 1584’te, kendisinden onsekiz yaş küçük olan Catalina Salazary Palacios adında bir kızla evlendi; kız, kendisine bir miktar başlık vermişti. Fakat bu çift, birbiri ile anlaşamadı ve çok defa biri birinden ayrı yaşadılar. Cervantes, uzun müddet, bir devlet memuriyeti peşinde gitti. 1587’de, İngiltere’yi istilâ etmeyi düşünen ispanya ordusunun ik­mal şubesine tayin olundu. Bu, kimsenin takdir etmediği zor bir işti. Bir defasında, kendisine verilen emirlere, uyarak, bir kiliseye ait eşyayı aldı ve kısa bir müddet için aforoz edildi. 1590’da, is­panya’nın, Amerika’daki müstemlekelerinde bir iş almak istedi ise de, verilmedi. Cervantes’in şuurlu fakat düzensiz bir yönetici olduğu anlaşılıyor. Hesapları o kadar kötü idi ki, 1597’de, devlet memurluğundan atıldı ve kısa bir süre için Seville’de hapsedildi.

Daha sonraki hayatı hakkında pek az bilgi var. Sadece, son de­rece fakir bir hayat sürdü ve işte bu sıralarda da Don Quixote’u yazdı. Onu ölmezliğe kavuşturan bu kitap (I. Kitap) 1605’te basıldı ve devrin tanınmış edebî şahsiyetlerinin kıskançlık ve nefret dolu yorumlarına rağmen, derhal ülke çapında tutundu. Şövalye ve uşağı şimdi atasözlerine geçti ve Don Kişotvârî sıfatı İspanyolcaya ve ardından diğer dillere geçti. Kitap, Cervantes hayatta iken, müteaddid baskı yaptı ise de, yazarı kitabı ile zengin olmadı. Hatta Alonzo Fernandez de Avellaneda adlı (muhtemelen takma bir ad) biri, 1614’te, bu kitabın, kendisine göre devamını da yaz­mamış olsa idi, Cervantes, belki kitabın ikinci kısmını da yazma­yacaktı. Cervantes, derhal işe koyuldu ve ertesi yıl, II. Kitabı yazdı. Kitabın son kısımlarında, edebî çevrelerdeki düşmanlarına hücumlar da vardır. Hayatının son yıllarında yazdıkları arasında, bilhassa bir ta­nesi, Novelas exemplares (İbret Alınacak Hikâyeler), Don Quixote’un yazarına lâyık bir eser. Cervantes, 1616’da Madrid’te öldü. Mezarı, kesin olarak bilinmiyor.

Başlıca Karakterler

  • I. Kitap
    • Don Quixote (Alonso Quijano’nun ki bu soyadı muhtelif şekillerde telâffuz edilir takma adı) Romanın kahramanıdır; kendisinin, seyyar silahşörlerin sonuncusu olduğuna inanan bu yaşlı centilmenin âdeta açlıktan ve hastalıktan zayıfla­mış bir görünümü vardır.
    • Sancho Panza (Panza karın veya göbek) Don Quixote’in uşa­ğı; hayata pratik açıdan bakan bu köylü, efendisinin roman­tik idealizminin karşı kutbunda yer alır; basitlik ve kurnaz­lığın karışımından oluşan bir karakteri vardır.
    • Dulcinea del Toboso (Don Quixote’in Aldonza Lorenzo’ya verdiği isim) İriyarı bir köylü kızı; Don Quixote, muhayyilesin­de, kadını, aristokratik bir ailede dünyaya gelmiş asil bir hanım olarak görür.
    • Juana Panza (II. Kitapta kendisinden Terasa diye bahsi geçer) Sancho’nun karısı; kocası gibi basit, yapmacık nedir bil­meyen bir kadın.
    • Pero Pârez Don Quixote’un köyünün papazı; Don Quixote’un akıl bozukluğunu düzeltmeğe çalışır.
    • Master Nicholas Köy berberi.
    • Maritornes Köy otelinde garsonluk yapan bir kız.
    • Gines de Passamonte Don Quixote’un kurtardığı bir kadırga kölesi; II. Kitapta gezici bir kuklacı olarak görünür.
    • Fernando Kadınların güvenemeyecekleri genç bir asilzade.
    • Cardenio Luscinda’ya âşık centilmen bir delikanlı.
    • Luscinda Cardenio’yu seviyor, fakat ebeveynlerinin zoru ile Fer­nando ile nişanlandı.
    • Dorotea (Don Quixote’ın Prenses Micomicona diye bildiği kız) Fernando tarafından aldatıldı.
    • Anselmo, Lotario ve Camila Cardenio’nun, Kendi Yararını Dü­şünmeyecek Kadar Meraklı Bir Adamın Hikâyesindeki ka­rakterler.
    • Zoraida Faslı bir kız; Ruy Perez’e âşık; onunla Cezayir’de ay­rıldı, Hıristiyan olmak istiyor.
    • Juan Perez de Viedma Şimdi bir hâkim olan Kaptanın erkek kardeşi.
    • Clara Juan’ın kızı.
    • Luis Clara’ya âşık genç bir centilmen
    • Rozinante Don Quixote’un zayıf, sarsak atı.
    • Cid Hamete Benengali Cervantes’in, bilgisinin kaynağı olarak gösterdiği tahayyül bir Arap tarihçisi.
  • II. Kitap
    • Sanson CarrascoSalamanca Üniversitesi’nin yirmi dört yaşında bekâr bir öğrencisi; kaba şakalardan hoşlanır.
    • Don Diego de Mirando Zengin bir köy ağası, nazik ve sevimli.
    • Don Lorenzo Don Diego’nun oğlu; üniversite talebesi; bütün emeli bir şair olmak.
    • Camacho Zengin bir köylü.
    • Ouiteria Camacho ile nişanlı bir kız.
    • Basilio Ouiteria’ya âşık fakir bir köylü.
    • Dük ve Düşes Don’un ev sahipleri; Don’a, oldukça acı ve kaba şakalar yapıyorlar
    • Dona Rodriguez de Frijalba Düşes’e refakat eden dadı.
    • Dertli Duenna Dük’ün hizmetçilerinden birinin takma adı; Don’a yapılan büyük bir oyunda rol alır.
    • Altisodora Don Quixote’a aşıkmış gibi hareket eden bir kız.
    • Doktor Pedro Recio Tirteafuera Sancho’nun Barataria valiliğini yaptığı sıradaki özel doktoru.
    • Ricote Morisco’lu bir mülteci; kendisini bir Alman hacısı diye tanıtır.
    • Roque Guinart Katalonya’lı bir eşkıya.
    • Don Antonia Moreno Barcelona’lı zengin bir centilmen.
    • Anna Felix Ricote’nin kızı; kendisini bir Arap kaptanı diye ta­nıtır.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Don Kişot Romanının incelenmesi ve karakterler,Don Quixote kimdir ile Benzer Yazılar:

Paylas
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
23 Eylül 2010 Saat : 11:36

Don Kişot Romanının incelenmesi ve karakterler,Don Quixote kimdir Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

Yorum yapmak için giriş yapmak zorundasın. Gİriş

Tüm erkek giyim modası fırsatları için tıklayın !

içerik