Tüm mp3 player fırsatları için tıklayın !

<

Hayalperest tutkular


Sponsorlu Baglantilar

Tüm oto müzik sistemi fırsatları için tıklayın !

“küçük bir kızken bile kendimi geleceğin kariyer sahibi bir insanı, yani bir iç mimar ya da avukat falan gibi görmemi istediler hep. babama “yazar olmak istiyorum” derdim; o ise “gazeteci” derdi. ben “sahipsiz kediler için sığınak açmak istiyorum” derdim; “veteriner” derdi. ben “oyuncu olmak istiyorum” derdim; “televizyon spikeri” derdi. tüm hayalperest tutkularım pratik ve kazançlı birer atılıma dönüştürüldü sürekli”

böylesine acıklı,hüzünlü ve gariptir hayat.önce çocuk ruhunuz ve hayal gücünüzle anlamlandırmaya çalıştığınız kendinizin, kendinizce tasarladığı, içinde sizinle beraber yaşayan sizinle beraber yürüyen,koşan,ellerinizden tutan,sizinle uyuyan sevimli kahramanların ve bir sürü karakterin olduğu bir dünya yaratırsınız..sonra o dünyanın baş kahramanı da kendiniz olursunuz.küçük yüreğinize dışardan bakanların pek de ilgilenmedği çok şey sığdırırsınız.oyunlarınız bile kendinize aittir.kimsenin anlaması mana vermesi gerekmeyen oyunlarınız.başkaları ne düşünür ne tepki verir diye düşünmeden yaşanan pembe bir hayat.algılama biçiminiz en yalın en sade haliyle vardır zihninizde.hayal dünyanızın sevimli kahramanlarını gittiğiniz her yere götürürsünüz.onlar sizi asla terk etmeyen, yüzleri devamlı gülen, yoldaşlarınızdır.

sonra dışarı çıkarsınız.gerçek dünyanın yer yüzüne basarsınız ayaklarınızla.karışırsınız sokak çocuklarının arasına.başka küçük yüreklerin en içine.farklı renklerin,sınıfların,statülerin,kültürlerin çocuklarıdır onlar.siz çocukken fark etmezsiniz,bilmezsiniz incelemezsiniz böyle gereksizlikleri.siz onların sadece çocuk olduğunu bilirsiniz.onlar sadece başka küçük yüreklerdir.senin gibi… benim gibi… bizim gibi…..birini diğerinden farklı yapan gözleridir, yüzleridir, ağlamalarıdır gülmeleridir.başlarına gelen ufak aksiliklerde verdikler değişik reaksiyonlardır onları birbirinden ayıran. bizim için onlar sadece çocuktur.oyun dünyamızın sevimli üyeleridir sadece.heyecanla çarpan küçük yüreklerin eğlenceli birlikteliğidir oyunlarımız.sonunda kimsenin kazanmadığı oyunlar oynarız hep .bir kazananın olmadığı için kimsenin alkışlanmadığı.kimsenin kimseyi kayırmadığı komünal birliktelikler.hiyerarşinin olmadığı kozmopolit insan ilişkileri.düzen nedir, nasıl olmalıdır, sorularının sorulmadığı insanın kendi özüyle en yalın haliyle kurduğu etkileşim.insanı sarmalayan sahte kimliğiyle değil, tam anlamıyla yüreğiyle teması.

hiç sormadık, sen nesin neycisin, kimlerdensin, nerden geldin nelere sahipsin, diye.gereksiz sorularla bir sürü tanımlama kriterleri, bir profil çizmedik.yaftalamadık kimseyi sırf bizim gibi değiller diye.
başvurular,mülakatlar,ön eleme kalıplarıyla çizilmiş ilişkiler yumaklarının, yani benzer hayatların, başka denk sınıf tiplerinin sığ birliktelikleri gibi değildi ilişkilerimiz.ilk defa ortaya çıkan hiç tanımadığımız bir minik yüreğin bile bizle kaynaşması uzun sürmezdi.çocuklar büyükler gibi araya türlü mesafeler ulaşılmaz duvarlar inşa etmezler çünkü. çocuklar ucuz menfaatler,hile hurda ile değil sevgiyle kaynaşırlar. çoçuklar birbirine güvenirler; büyükler gibi formaliteler sahte ve klişe sözlerin, esiri olmazlar.maskeli baloya katılmaz çocuklar.birbirlerine yabancılaşmaz,birbirlerini ötekileştirmezler çünkü.

çocuklar yalan söylemezler.yalan söylemek öğretilir onlara.zamanla yalan söyleme derslerinin verildiği küçük yüreklerdir onlar..yalan ile büyürler.yalan ile yaşarlar.ne zaman bir sofra toplantısında en saf haliyle en özgürlükçü yanıyla çocuk ifşa etse bir ailenin sözde sırrını,anne ve babası bazen kardeşleri çatar kaşlarını.yemek bitince, misafirler gidince,çocuk derhal cezalandırılır.düzen dediğin yalan ile beslenen kokuşmuş bir sistemdir..susmanın erdem,doğru söyleyenin cezalandırıldığı yalan söyleyenin alkışlandığı.

zamanla yozlaşır her şey.otantik tatlar yerlerini yavanlığa bırakırlar.herkes alkışlanmak ister herkes takdir edilmek ister çünkü.işte bu yüzden sonraları bu küçük yürekler,büyüklerine yalan söylemeye başlar.yalan söyleme silahı kendilerine döndüğünde büyükler onlara bu sefer çok kızarlar.yalan söylemeyi öğretenler, kendilerine yalan söylemesini istemezler.çocuklar ahlaksız değildir.ahlak dersi verilerek aslında ahlaksızlık öğretilir onlara.çocuklar insan ayırt etmez, cinsiyet ayrımcılığı ile sahte dogmatik etik yasalarını bilmezler.kendi özlerinde var olan değerlerle yaşarlar.büyükler bundan rahatsız olur.onlara etik dersi vermeye kalkar.kendilerine benzetmeye çalışır.güzel yüreklerine kurt düşürür; ayrımcı sözlerle,saf yürekleri terbiye eder içlerine nifak tohumları eker.işte o gün ilk darbeyi alır iyilikler kötülükler karşısında.

okullara yollanır çocuklar.kurallarla kaidelerle yasalarla tanışsınlar diye.bir çocuğu okula yollamak bir çocuğu kiliseye yollamaktan farksızdır.okul kilisedir,öğretmenler rahipler müdür psikopos,milli eğitim kardinal,başbakan papa, anayasa (yönetmelikler) kutsal kitaplardır.öğretmenler sözde bizim iyiliğimizi isterler.bize ne yapmayacağımızı söylerler sürekli.şunu yapma bunu yapma bu yasak cümleleri eksik olmaz ağızlarından.söyleyecekleri her şey kutsal metinlerdeki tonlamalardadır.konuşmanın yasaklanması okullarda başlar.düşünce özgürlüğüne ket ilk kez okullarda vurulur.eğitim dediğiniz şey, devletin varlığını sürdürmesi için her türlü insanın bir potada eritilip bir kalıba sokulması amacı ile oluşturulmuş öğretiler ve kaideler bütünüdür.eninde sonunda herkes devletin varlığına hizmet eder.tek gerçek budur.devlet tanrıdır.devlet tanrının yer yüzündeki gölgesidir.

Sponsorlu Baglantilar

Tüm kadın aksesuar fırsatları için tıklayın !

saf iyilikten güzellikten vazgeçmeyi masal kahramanlarını terk etmenizi,oyuncaklarınızı bir kenara atmanızı,hayallerinize ihanet etmenizi söylerler.en cılız sesinizle “hayır ben hayallerimi geri istiyorum” diye bağırdığınızda.. şöyle bir ilahi ses gelir:

-sen artık büyüdün kocaman çocuk oldun

ve bu diyalog şöyle devam eder:

+ ben hayal etmek istiyorum
– hayır artık aklın başında sen artık bir günahkar adayısın
+doğru yanlış bilmem ben
– ben sana doğruyu yanlışı öğrettim
+ben kendi tutkularımla kendi zihnimde yaşamak istiyorum hayatı
– sen kafasına vurula vurula gerçekleri görecek olan bir ahmaksın
+ büyümek istemiyorum, büyük adam
– dinle küçük adam
+ dinlemek istemiyor küçük adam

ne vakit pratikte maddi getirisi yüksek olmayan bir iş hayal etseniz kendinize, karşınızda bunu yapmamanız gerektiğini,aksi halde hayatınızı mahvedeceğinizi söyleyen birini bulursunuz.yapacağınız her işin doğrudan size maddi karşılığı olmasını isteyenler size baskı yaparlar.hayallerinizden peşinde gitmenizi istemezler.destek vereceklerine köstek olurlar.özel ilgi alanlarınız, karşılık beklemeden yapmak istediklerinizi pratikte maddi karşılığı olan bir alana yönlendirirler.inat ederseniz yalnız bırakırlar sizi.en sevdikleriniz bile düşman olurlar.terk edilmekle tehdit ederler.sizin özünüzü sevmiyor onlar.sadece sizin konumunuzla ilgileniyorlar.size baskı yapıyorlar görmüyor musunuz?

bu baskılar genellikle sonuç verir ve vazgeçersiniz.hayallerinizi ya erteler ya da sonsuza kadar bırakırsınız.şimdi istemediğiniz bir hayatın istemediğiniz bir oyuncusu olacaksınız.suratınız her sabah yeniden aynı ifade ile asılacak.her gün şikayet edecek ama yine yapmaya devam edeceksiniz.sırf başkalarını memnun etmek için.o başkaları da başkalarını memnun etmek için yapmıştı bunları.mutsuzluklar başka mutsuzluklar üretti.bu kısır döngü sürdü gitti.

gerçek diye bir şey atarlar ortaya.acımasız dünya gerçekleri.şu büyüklerin kurduğu realist sistem.şu savaşların,kavgaların,çatışmaların neden var olmak zorunda olduğunu güzel insanların iyilikten yana olan insanların hiç bir zaman anlayamayacağı türden gerçekler.

bu gerçek zincirlerle sardılar bedenlerimizi.onların izin verdiği ölçüde hareket edebiliyoruz.tasmalı köpeklerden farkımız yok.çağırıyorlar,gezdiriyorlar dışarı çıkarıyorlar,,kemiğimizi veriyorlar,kulübemizi yapıyorlar, göstermelik bir yudum hürriyet veriyorlar bize. boynumuzda tasma sahibimizin bulunduğu çemberin yarı çapı, bir de ipin uzunluğuyla doğru orantılı özgürlükler yaşıyoruz.

bir kurumun bir öğretinin bir fabrikasyon insan üretme projesinin içine dahil olduğunuz andan itibaren etrafınızdaki kalabalıklar sürekli artmaya başlar ve kural koyucular boş durmazlar. size neyin doğru neyin yanlış olduğunu öğretirler her an.neyi nasıl düşüneceğinizi,neyin neyden önemli olduğunu.kimlerle arkadaşlık etmeyeceğinizi söylerler size.hangi insanın kimin çocuğu hangi cinsiyetin ne özellikleri olduğu,ahlaksızca bir ahlak öğretilir size.çalışmanızı söylerler,toplum için yararlı birey olmayı,falancayı örnek almanızı,filancadan ders çıkarmanızı,yarış atı gibi sürekli koşmanızı. hayatın güzelliklerden çekip alırlar sizi.önünüze sözde bir hedef koyarlar.ömrünüz o hedefi vurmaya çalışmakla geçer.o hedefi vurduğunuzda yenisini.o nu da vurunca yenisini.size öyle güzel sözler söylerler ki yaşam sanırsınız bir hedeftir onu vurmaya gelmişsinizdir dünyaya.hedefler bir bir vurulmaya çalışılırken yorgunluktan hasta olanlar çürüğe çıkar ve çöpe atılırlar.geri kalanlar hedefleri vurmaya devam eder.ta ki mecalleri kalmayıncaya kadar.o vakit artık yaşlanmışlardır.koca bir ömür yok olup gitmiştir.yaşamaya fırsat bulamadan zaman tükenmiştir.

büyüdükçe umutlarınızı hayallerinizi elinizden alırlar.kendi saf,naif dünyanızda yaşamınızı pembe gözlüklerle hayata bakmanızı istemezler.kendi kendinize uydurduğunuz oyunlar cansız varlıklara verdiğiniz isimler arkadaşlık ettiğiniz eşyalar.canınızın istediği zaman,istediğinizi yapabilme hürriyeti hepsinden vazgeçersiniz.eskiden size hiç yalan söylemeyen hiç bir şeyi saklayamayan küçük bedenli arkadaşlarınız da artık iki ayaklı bir canavara dönüşmüşlerdir.büyüdükçe akıllanacaktık.zihnimiz geliştikçe daha hakim olacaktık hayata.oysa aciz bıraktıklarımızın,zalimce zulüm ettiklerimizin umutlarına hayatlarına kaderlerine hakim olduk.etrafımızda olan bitenleri daha iyi anlayacak en ücra köşelerde olup bitenlerden haberdar olacaktık.oysa büyüdükçe kirlendi dünya.temiz saf hayallerimiz hiç bir zaman gerçekleşmeyecek,duyulmaya dahi tahammül edilmeyen hatta alay konusu olan çok bilmişlerin birer komedi malzemesine dönüştü.bütün bunlara rağmen yılmayıp hayalperest tutkularının peşinde koşanlar ya tımarhanelerde ya hapishanelere ya da ıslahevlerinde rehabilite edilmeye başlandı.bütün bunlardan kaçabilenler evsiz barksız sokaklarda yaşadılar.sefalete,yalnızlığa mahkumdu hayalperest tutkuları olanlar. çoğunun ömrü kendisi gibi hayatta kalabilen fırtınadan dalgalardan kurtulup karaya sağ salim çıkabilen diğer kader ortaklarını bulmakla geçti.çoğu bunu bile başaramadan sessizce ayrıldı aramızdan.

daha fazla direnemeyip hayalperest tutkularına ihanet ederek topluma uyum sağlama yolunu seçenlere gelince..onlar da hiç bir zaman mutlu olmadı.nedensiz yere canları sıkıldı.sebebini bilmedikleri bir var olma problemi yaşadılar hep. ne kadar servete sahip olurlarsa olsunlar,ne kadar makamları mevkileri olursa olsun,kendi içlerinde huzursuz mutsuz daima sıkıntılı oldular.her zaman sahte bir gülümsemeyle iyi görünmeye çalışan bir oyuncuya dönüştüler.asıl problemleri kendi olamamak; özgür olamamak, istediklerini yapamamaktı. özgürlük daha fazla ekmekle,daha fazla parayla daha fazla konforla aşılabilecek bir sorun değildi.kendin olabilmek özgür olabilmek,başkaları için değil kendin için yaşayabilmek insanın iç huzurunu sağlayacak yegane şeydi.bir zamanlar kendi hayallerini bir kenara atıp başkası olmaya çalışanlar yaşadıkları mutsuzluğun acısını başkalarından almak istediler.kendi korkaklıklarının bedelini başkalarına ödetmeliydiler.aksi halde bu ızdıraba katlanamazlardı. işte bu yüzden hayalperest tutkulara kurşun sıkan eski hayalperestler daha yaşanası bir dünyanın katilleri oldular.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Hayalperest tutkular ile Benzer Yazılar:

Paylas
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
11 Temmuz 2011 Saat : 3:48

Hayalperest tutkular Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

Yorum yapmak için giriş yapmak zorundasın. Gİriş

Tüm erkek giyim modası fırsatları için tıklayın !

içerik