Tüm mp3 player fırsatları için tıklayın !

<

Hümanizm Nedir – Sosyolojik Sorunlara Hümanist Çözümler


Sponsorlu Baglantilar

Tüm oto müzik sistemi fırsatları için tıklayın !

 

Milenyumun henüz başlarında, sadece içinde bulunduğumuz coğrafyada değil tüm dünya genelinde yaşayan tüm insanlar ve insanlık ciddi sorunlarla karşı karşıyadır. Yaşanan sorunları iktisadi, siyasi, çevrebilimle ilgili ve manevi olmak üzere ana başlıklar altında toplamamız mümkündür.  Tüm bu sorunların temelinde ise ideolojik ve felsefi sorunlar yatmaktadır.

                Büyük dinler, insanlığın karşılaştığı sorunları çözmede yetersiz, eksik ve güçsüzdür. İnsanlık tarihinde çözmüş oldukları tek bir sosyal olay mevcut değildir. Üstelik sorunları çözmeye kalktıklarında ise terörize edilmekte ya da bizzat teröre karşı terör ile cevap vermektedir.  İslam coğrafyasında yaşanan işgallerin ve terör saldırılarının karşısında tüm İslam dünyası çaresiz kalmış, hareket edememiş ve münferit örgütlenmeler dışında direnç sergileyememiştir. Tarihin kanlı sayfaları karıştırıldığında Hıristiyan dünyasının daha fazla sermaye ve güç uğruna gerçekleştirdiği tüm işgallere din payesini sergilediği aşikâr olduğu kadar aynı durum İslam dünyası içinde geçerli olmakta ve sık sık Hıristiyan toprakları fethedilirken cihat söylemleri kullanıldığı bilinmektedir. Binlerce yıldır süren Hıristiyan-İslam, İslam-Yahudi savaşlarının hepsinde de din olgusunun ardına sığınılarak öne sürülen çözümler birer çözümsüzlük yumağı haline gelmiş ve din kavramı bugün tüm insanlığın karşısında ‘köktenci, yobaz, barbar’ çözümler sunabilmektedir. 

                Öte yandan her şeyi bir kenara itmemizi sağlayarak insanlığın en büyük sorunu olarak karşımıza çıkan iktisadi sorunlara baktığımızda ise en çarpıcı ve dikkat çekici sorunun ‘küreselleşme’ olduğu görülmektedir.  Kapitalizm, ‘Yeni Dünya Düzeni’ adını da alarak, tüm yeni teknik olanaklara sırtını vererek insanlığın karşısına çıkmakta, dünyanın tüm noktalarına sızmayı başarmaktadır. Alternatifsiz ve mutlak hâkim olmanın verdiği cesaretle tüm dünya yurttaşlarına ‘rekabet, piyasa, tüketim’ kavramlarını pompalamakta; tüm dünya devletlerine de ‘dışa açılım, dış ticaret, serbest pazar, verimlilik’ olgularını ileri gitmenin ve refaha ulaşmanın çözümü olarak göstermektedir. Arkasına medya gücünü de alarak (ki kapitalizmin hüküm sürdüğü her alanda tüm erkler kapitalizme hizmet eder.) beş duyu organı ile algılanabilen her şeyi metalaştırmaktadır. Her şey, kelimeler, nesneler, doğa, kültür, bedenler ve fikirler dahi alınıp satılabilen birer ticari meta olarak görülmektedir. 

                Bilim ve tekniğin uygulanışındaki sapmalar, aşırı tüketime dayanan aşırı çöp ve çeşitli kimyevi maddelerin doğaya gelişigüzel salınması ile içinde yaşadığımız gezegenin karşılaştığı çevresel sorunlar kimi teorisyene göre sadece insanlığın değil gezegenin sonunu getirecek düzeydedir. Yüzlerce olay göstermektedir ki dünyamızın doğal dokusu hızla yok olmaktadır. Bizzat doğadan gelen olaylar binlerce canlının (içlerinde türümüzde mevcuttur) yok olmasına neden olmaktadır. Oysa insan, tahrip olan doğanın dışında ya da üstünde değil tam tersine içinde ve parçasıdır. Yaşam alanını sadece doğadan almaktadır ve o doğayla beraber yaşamını sürdürecektir. Dolayısıyla çevresel sorunlar, tüm insanlığın ve toplumların gelişme sorunuyla iç içedir. İnsanüstüne düşünmek artık çevre üstüne düşünmekle eşdeğerdir.

                Tüm bunların ışığında, yeni bir yabancılaşma çağında ‘Hümanizm’i hatırlamamak olanaksızdır. İnsan aklını yeniden kullanmaktan ve insana tekrar dönmekten başka çare yoktur. Ne var ki bu dönüş klasik anlamda bir dönüşten ziyade eskisinden daha farkı bir içerik taşımak zorundadır.

                Ortaçağın karanlık dönemlerine bakıldığında insanlığın karşılaştığı sorunların çözümünde insan aklını, en yüce ve en saygın değer olarak gören fikir akımı olarak gören ‘hümanizm’ kiliseye ve despotluğa karşı insanın fikir özgürlüğü ve bağımsızlığı uğruna ortaya çıkmıştır. Hoşgörüsüzlüğe karşı hoşgörüyü, dinsel-ilahi kavramlar yerine felsefe ve aklı, mevcut durum yerine ilerlemeciliği savunmuş ve ortaya koymuştur. İnsan yeteneğinin gelişiminde kültür ve eğitim savunulmuştur. Bu şekilde kilisenin otoritesi parçalanmış ve eleştirilmiştir.

                XVI. yüzyılda gelişmeye başlayan hümanizm, aynı zamanda laik bir dünya görüşünün de temellerini de atmıştır. O çağların yükselen sınıfı burjuvazinin hümanist akımın arkasında olduğunu hatırlatmaya da gerek yoktur.  XVIII. yüzyılın Aydınlanma Felsefesi de insana güven duyarken, karanlığa, yobazlığa ve Bağnazlığa karşı insan aydınlanmasını, insan haklarını savunmayı ön planda tutmuş ve büyük ölçüde klasik hümanist felsefe ile tekrar buluşmuştur. Tam anlamıyla burjuva hümanizması adını alarak ‘özgürlük eşitlik, kardeşlik sloganları bir çağın kapanmasına bir diğer çağın başlamasına nede olan olaylara neden olmuştur; Fransız Devrimi.

Sponsorlu Baglantilar

Tüm kadın aksesuar fırsatları için tıklayın !

                Hümanizmin ortaya koyduğu değerler ve düşüncenin ete kemiğe bürünen eylemlerine ve sonuçlarına bakarak çok rahat ifade edebiliriz ki; hümanizm, insanı en yüce değer olarak ortaya koymakta, insan saygınlığını dinsel, ideolojik, siyasal ya da iktisadi olsun her türlü açıdan korunması gerektiğini ifade etmiştir. Tüm bunlara rağmen, bu düşünce tarzı en güzel ve en kitlesel ifade edildiği anlarda bile burjuvazi özellikleri sergilemekteydi. Özel mülkiyet ve bireyciliğe dayanmaktaydı.  Böyle olunca da daha ciddi sorunların doğmasına neden olan ve kendi özüyle çelişen bir sistemin başlangıcına vesile olmuştur.  Hatta başını Thomas More’un çektiği ütopyacı düşünürler, ütopyacı sosyalistler kapitalist toplumların anti hümanist yönlerine işaret etmişler ancak alternatifini koymada yetersiz kalmışlardır. İşte, onların eksik kaldığı yeri Marksist felsefe tamamlamıştır.

                Marksist felsefenin içeriğinden burada uzun uzadıya bahsetmeye gerek yoktur;  sosyalizm, özel mülkiyeti ortadan kaldırırken insanın sömürülmesine son vermiş olur. Bu da insanlar arası gerçek ilişkilerin kurulmasına yol açacaktır ki bu da hümanizmin en kutsal değerinin insana saygı ve insan aklının geliştirilmesini doğurmaktadır. Dolayısıyla gerçek hümanizm sosyalist hümanizmdir. Kapitalist burjuva düzeni insanın kendi kendisinden kopmasına neden olmakta, bilinç yanılmasına düşürmekte, onu başkalaştırmakta, hümanist bakış açısıyla onu evrenin en kutsal varlığı olmaktan çıkararak bir üretim faktörü haline getirmektedir. Kendi yarattıklarından uzaklaştırıp, onları soyut birer varlık gibi algılamasına, bunların dışında kendi kişiliğinden ve insanlığından uzaklaşmasına ve bilinen ifadeyle ‘kendi sahip olduğu eşyaların boyunduruğu altına girmesine’ neden olmaktadır. Kısaca yabancılaştırmaktadır. Bütün bunların temelinde de egemen sınıfın ideolojileri, onlara hizmet eden dinler bulunmaktadır. Dolayısıyla gerek dinler, gerekse de siyasi erkler hem araç hem de amaç olmakta ve zamanla iç içe girerek insanın kendi bilincinden uzaklaşmasına hizmet etmektedir.

                Tüm bunların ışığında gerçek hümanist düşüncenin burjuva kapitalist sistemin yerine sosyalist düzenin kurulması ile amacına ulaşacağını belirtmek gerekmektedir. Sosyalist devletlerin yıkılması düşüncelerimizin önüne koyulabilecek birer tez örneği olabilir, ancak bu noktada şu hususu hatırlatma da fayda vardır ki, Marksist felsefenin öne sürdüğü yabancılaşma kavramı hala geçerliliğini korumaktadır ve diyalektiksel açıdan bakarak milenyumun başında çağımızı kavramak daha akıllıca olacaktır.

                Bilim ve teknikteki gelişmeler beraberinde insanlığa hizmetten ziyade uygulanışta ciddi sapmalar olduğunu göstermektedir. Bu durum sadece insanlığı değil gezegenimizi de ciddi sorunlarla baş başa bırakmıştır. Son yıllardaki bilimdeki gelişmeler incelendiğinde DNA kopyalanması, başlı başına biyolojik ve genetik bir devrimdir. Lakin üzerinde düşünülmesi gereken husus söz konusu gelişmelerin ve bilimsel devrimlerin insanlığa ne kadar hizmet ettiği ile ilgili olmalıdır. Araştırmacılar, insan DNA’da bulunan genlerin araştırılmasına koyulmuş ve bunların haritalarını çıkarmaya başlamıştır. Kamuoyu ile paylaşılan bilgiler bile gelecekteki tıbbın temelinin atıldığını ortaya koymaktadır. Şimdiden geleceği kestirmek zor değildir;  genleri çözülmüş insan yeni bir pazarın doğmasına neden olacaktır. Ahlaksal ve etiksel açıdan tartışıla gelen bu süreç bu genleri okuyanlar tarafından korkunç bir kazancın kapısını şimdiden açmış durumdadır. Daha da açık ifadeyle; bilimsel devrimlerden ticari amaçlara yararlanmalar kapitalizmin daha da semirmesi için yeni olanakların kapısını açmaktadır. İnsan yaşamına ve doğaya ilişkin yeni özelleştirme alanları hazırlanmaktadır. Dolayısıyla tarih bugüne kadar gördüğü siyasi iradelerden daha mutlak bir siyasi iktidara doğru ilerlemektedir.

SONUÇ

Tüm bu tespitlerin ışığında kabaca ne yapmalı sorusuna cevap vermek sadece bu makale ile kısıtlı olamayacaktır. Ancak, hümanist felsefenin ışığında yeniden akılcı ve insana değer veren bir düşünce akımının canlandırılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Küreselleşmenin ve onun yanıltıcı kanıtlarının etkisinden uzak yeni bir birleşme çağının başlatılması gerekmektedir.

Bir gelecek ahlakı kurulmak zorunluluğu mevcuttur. Bu da yine yeni ve yeniden hümanizmin etkisi altında olmak zorundadır. Yeni bir toplum, daha insanca bir dünya kurmayı hedef edinecek ve kapitalist sistemin vahşi çarklarını yok edecek bir düşünce sistemi içinde birleştirici olmak zorundadır. Kapitalist sistemin sürdürülebilirliğini sağlayan Dünya Bankası, Uluslar arası Para Fonu, Dünya Ticaret Örgütü ve bunlara bağlı tüm ulus ve uluslar arası kurumların bağlayıcı, zorlayıcı ve tehditkâr unsurlarını yok etmek zorunluluğu bulunmaktadır. Söz konusu kurumlara karşı bilinçlendirme ve aydınlanma çalışmaları başlatılmalı ve nihai mücadelenin kapitalist sistem olduğu gerçeği yadsınmamalıdır. Bu mücadele içinde ortaya konulan örgütleniş tarzı sermayenin kendi örgütlenişine karşı kendi birleşmesini sağlamak zorundadır. Yeni bir ekonomi anlayışı, yeni bir toplum anlayışı yerleştirmek tüm insanlığın ortak özlemi durumdadır. Hümanizm, bu noktada bu amaca ve bekleyişe hizmet etmek zorunluluğu içindedir. Dolayısıyla yeni gelecek ahlakı oluşturmak ve küreselleşmeye, çevresel sorunlara, bilim ve teknikteki sapmalara ve uygulanıştaki yanlışlıklara cevap vermek zorundadır.

Çünkü pusulasız kalmış dünya karşısında görevimiz  ‘yaşadığımız dünyayı sadece anlayıp yorumlama değil aynı zamanda onun değişmesini de sağlamak’ olmalıdır.  

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Hümanizm Nedir – Sosyolojik Sorunlara Hümanist Çözümler ile Benzer Yazılar:

Paylas
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
23 Şubat 2012 Saat : 5:50

Hümanizm Nedir – Sosyolojik Sorunlara Hümanist Çözümler Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

Yorum yapmak için giriş yapmak zorundasın. Gİriş

Tüm erkek giyim modası fırsatları için tıklayın !

içerik