Tüm mp3 player fırsatları için tıklayın !

<

I Am Love (Benim Adım Aşk) filmi incelemesi


Sponsorlu Baglantilar

Tüm oto müzik sistemi fırsatları için tıklayın !

Fragmanı izlerken “evet, işte sonunda La Dolce Vita’dan (Frederico Fellini, 1960) beri derin uykudaki İtalyan sineması büyük bir gürültü ile uyanıyor” dedim kendi kendime ve ciddi şekilde gaza geldim.

Milano’nun mimari şatafatı, Sanremo’nun göz kamastırıcı doğası , Tilda Swinton’un heykelsi guzelliği, besteci John Adams’in güclü minimalist kompozisyonlari ile kusursuzlastırılmış; kompleks karakterlerle dolu, nükteli bir drama, bir sinema epiği geliyor diye heyecan yaptım.

Film, Milano’da zegin bir burjuva malikanesinde, ailenin büyük babasının doğum günü için verilmiş yemekte, Türk dizilerinde rastlanan besbellilikteki bir aile içi iktidar ve para husumeti sahnesi ile başlıyor. Emma (Tilda Swinton) bu ailenin Ruz asıllı güzel annesi. Emma, bütün bu şatafat, para, asalet içinde ideal denebilecek bir hayat sürerken, birden bire kendini bütün bunlardan çok uzak olan bir yasak aşkın icinde buluyor. Yasak aşk sanki Emman’nin kontrolünün dışında sihirli bir şekilde birden bire başlıyor. Film, Emma’nin şöyle bir oturup, ne yapıyorum ben diye düşünecek, veya gerekirse suçlu hissedecek zamanı olamadan ve henüz bu aşkın inandırıcılığı da seyirciye tam ulaşamadan, trajik sonuyla bitiyor.

Sponsorlu Baglantilar

Tüm kadın aksesuar fırsatları için tıklayın !

“Benim adim ask”, hikayesindeki karakterlerin kimliklerini oturtmak ve anlatımına derinlik katmak yerine; global endüstrielleşme, aile şirketlerinin geleneksel ve ahlaki yapısının yeni global pazar düzeni ile çelişmesi, köklü bir gelenekten gelen İtalyan tüccarların dünya pazarında vermek zorunda kaldığı ödünler gibi konulara şöyle bir girip çıkarak hem zaman kaybediyor, hem de o önemli konulara da çok yüzeysel değinmiş oluyor. Kenarından bir globalizasyon eleştirisi yaparken, yarım asırlık globalizasyon’un filmdeki şeytani mümessili olarak da, garibim bir Sih’i (Hindistandaki Sihizm dinine mensup kişi) gösteriyor. 60 yıldır mallarını tüm dünyaya satıp, doğunun da parasını almak için bin takla atan batı, şimdi globalizasyona “tü kaka” deme lüksüne erişti diye, bu kendi icadı olan globalizasyonu, şurada 10 senedir cebi iki kuruş para gören Hintlilerin işi gibi gösteriyor. Asil İtalyanlar bu kurtlar sofrasını fazla vahşi buluyor. Burada filmin küçük ama miğde bulandıran bir politik hata yaptığını düşünüyorum.

Bütününde stil ve görsellik olarak filme kusur bulmak mümkün değil. Kostümler ve mekanlar açısından film, yüksek sınıf Milano hayatını tasvir etmekteki başarısı ile tam anlamıyla birinci sınıf bir prodüksüyon. Buna mukabil dramatizasyondaki boşluklar ve hikayenin sığlığının izleyiciye yasattığı hayal kırıklığı; kollarını açıp, gerine gerine atlama tahtasından bir kaşık suya atlayan bir yüzücünün yaşadığı hayal kırıklığına yakın.
John Adams’in yaylılarıyla gelen muzikal orgazımlar, sevişme sahnelerine eşlik etmekten ziyade, daha çok filmin tamamı John Adams’ın muhteşem kompozisyonlarına başarılı bir video klip olmuş denebilir. Bir müzik, resim ve kamera saheseri, “I Am love” (Benim Adım Ask) ismi kadar iddialı ama bizati aşk kadar sanrılı.

 

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

I Am Love (Benim Adım Aşk) filmi incelemesi ile Benzer Yazılar:

Paylas
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
22 Mart 2011 Saat : 12:57
  Sinema

I Am Love (Benim Adım Aşk) filmi incelemesi Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

Yorum yapmak için giriş yapmak zorundasın. Gİriş

Tüm erkek giyim modası fırsatları için tıklayın !

içerik