| Yazar |
İleti |
Pamuk Prenses
Eğitimci


Yaş: 22
Kayıt: 02.07.2006
İleti: 2426

|
|
Ve Konuşma sırası onda...Söz savunmanın.Bilinmeyen yönleriyle ilk kez konuştu:
"Biz sevgiadasında birlikte yaşayabilmeyi başardık.ve bir aile gibi olduk.Hiç birimiz diğeri sanal olarak görmedi.Olduğumuz gibiyiz çünkü.Samimiyiz.Ve geçici değiliz.Ciddiyiz.Beraber yaşıyoruz ayrı yerlerden ortak bir amaç için biraradayız.Şekil farkli sadece ama yüreklerimiz bir."
"aşk fedakarlik,özveri,sadakattir bencilliktir...BENCİLLİKTİR ÇÜNKÜ...."
"Beni tanımak demek burda gördüklerinizle verdiğiniz kararlar değil.Onlar okyanusda birer damla.Davranişlar kişilikler zaman yere duruma göre değişkenlik gösterir.Bu ortamdan çıkmami isteyenler önce kendisi burdan çıkmali ve bu ortamın dışında benimle konuşmali."
adamızın yeni etkinliği ve ilk röportaj...
Ada sakinlerinin hepsi birbirini az çok tanır..Herkesin tanıdığı ya da tanımayı istediği bir isim..Adanın "OLMAZSA OLMAZ"ı...sevgiadasının adminlerinden:
OnuR
Bu fikri ilk sunduğumda beklemediğim şekilde bana destek çıktı..Ve ben de ilk röportaj teklifimi ona sundum...sağolsun yine desteğini eksik etmedi ve kabul etti... ;)
ilk olarak tanıyalım dedim adminimizi...Sanal hakkında ne düşünüyor,reeldeki hayatı,ada hakkında ve bikaç özel soru..;)
OnuR kim?Bizlere OnuR'u anlatır mısın?
-Onur reel olarak tabir ettiğimiz dünyada umduklarını çoğu kez bulamamış bir insan.
Yaşadığı yerin imkan ve koşullarının kısıtlı olmasi çok aktif bir hayatının olmaması kalabalıkları sevmemesi gibi
nedenlerin kuşkusuz çok büyük payı var bu durumda.Bunun için daha geniş kitlelere aynı anda ve daha kolay ulaşabilmek
için internet yolunu seçtim aslında.
İçime kapanık bir çocukluğum oldu diyebilirim.Bunda aileninde önemli bir payı var tabi.Dar bir çevrede büyüdüm
Bazı şeylerin sizde yanlış gittiğini bilsenizde bunu değiştirmek kolay değil.Bir nevi kendinizle kavganız
onun için kalabalık arkadaş gruplarım olmamıştır benim.Daha ziyade ikili birebir kendime yakın bulduğum kişilerle dostluklarım gelişmiştir.Aslında böyle olmasından da şikayetçi değilim.
Doğruluğu yanlışlığı tartışılır ama sonuçta kendimi böyle rahat hissediyorsam yapılacak çok fazla birşey de yok diye
düşünüyorum.Ben kendini ifade etmek için reel dünyada gerekli koşulları sağlayamamış gerekli imkanı bulamamış insanların interneti kendileri için bir fırsat olarak gördüklerine inanıyorum.
Burası çok geniş bir yelpaze kim olursanız olun mutlaka size göre birileri olacaktir.Yıllardır sizi kimsenin anlamadığından yada dinlemediğinden şikayetçiyseniz bir gün burda birinin sizin söylediklerini söylmesi muhakkak hoşunuza gidecektir.
Reelde ve sanalda farklı kişilik özellikleri gösterebiliyoruz...Sanalda ve reelde farklı karakter özellikleri gösterdiğin oluyor mu peki?
Reel dünya ile sanal dünya ne kadar birbirinden çok farklı olarak tanımlanıyor olursa olsun benzer yönleride çok fazla.
Böyle olmak zorunda zaten.Bana göre reel dünya ile sanal dünyayı birbirinden farklı hale getiren yine insanın kendisi.
Nitekim karşıdakini mimiklerini hal ve hareketlerini görmediğiniz için onu aldatma duygusu sizde beliriyorsa kişiliğinizi önce işe kişiliğinizi sorgulamktan başlamalisiniz.
İnsanda yalan söyleme eğilimi ve neti oyuncak gibi görme alışkanlığı varsa bu durumda neti kendini tatmin etmek yada kendini
olduğundan farklı göstermek için bir araç olarak görebiliyor maalesef.Hırsız olmamak sadece hiç hayatında bu eylemi yapmamiş olamk değil bence.Fırsatını bulduğunda yapmıyosan sen dürüst insansın demektir.Yoksa her zaman potansiyel tehlike ve teorik üç kağıtçisin.
Bence sanal dünya tıpkı Freud'un rüyalarımız için yaptığı yorum gibi
sanal dünya bastırılmış ve ortaya çıkmamış duyguların yeteneklerin yada eğilimlerin doğrudan yansıdığı bir yer.
Bu durumu kendime uygulacak olursam
reel dünyada yapamadığım şeyleri burda yapıyorum çünkü gerekli ortam burda oluşmuş vaziyette.
Eğer aynı ortam başka yerde oluşursa aynı davranışları sergileyeceğimden kimsenin şüphesi olmasın.
Ama inkar edilemez bir gerçek var
sanal dünyada bir çok şeyi yapmak çok daha basit.İnsanın herhangi bir şeyi söylemesi yazı dilinde ifade edebilmesi daha kolay.
En basitinden sevdiğiniz bir kızın yada yakın bir arkadaşınızın gözlerinin içine baka baka
bazı şeyleri söylemek çok daha zor.
Yalan konusuna gelince yalan benim hassas olduğum bir konu çeşitli olaylar yaşadım
bu konuda.Zaten nefret ettiğim yalandan tiksinme noktasına geldim. Yalan benim için en hassas olduğum konu haline geldi
Bu konuda asla affım yok yalan olarak kast ettiğim; ciddi şekilde insanı kandırmak olayıdır.Kesinlikle taviz vermiyorum.
Böyle olunca reel veya sanal asla ama asla benim için fark etmiyor.
Yalan söylememeyi doğru bir insan olmayı ilke haline getirdim.son derece istisnai ve kimseyi
rencide etmeyecek zarar vermeyecek durumlar dışında yalan söylemem söz konusu olamaz
sanal da değilde gerçekte de olmasını istediğim bir ortam SEVGİADASI...Eminim hepimiz için birşeyler ifade ediyor ada...peki senin için ne ifade ediyor ?Sen sitenin olmazsa olmazlarındansın
Teşekkür ederim öncelikle..
Sevgiadasının gerçekten ilginç bir hikayesi ve anlatması zor bir anlamı var benim için.
Başlarda itiraf etmem gerekirse sevgiadası benim insanları yönetme duygumun bir sonucuydu.Çıkış amaçlarından biri.Bu bir temel sebepti.Bazı insanlar vardır doğuştan elinde ipleri bulundurma iç güdüsüyle doğar.Ben böyleyim.Önemsedeğim konularda kontrolun bende olmasi çok önemli benim için.
Tabi yalnız bu değil internet dünyasında bir çok konunun tartışıldığı konuşulduğu bunu yaparken de seviyenin bozulmadan kavga gürültü olmadan
medenice herkesin birbirinin kişilik haklarına tecavüz etmeden fikirlerini duygularını serbestçe ortaya koyabildiği bir ortamın eksikliğini hissettim.
Bir çok ortamda bulundum ama keyif alamadım.
Bunun önemli bir sebebi beklentilerimin gerçekleşmemiş olmasıydı.İinsanlara uygulanan çifte standart ve seviyesizliğin
almış başını gitmiş olması beni baya üzmüştür.
Yönetilmek çıkmazıda beni bu yola itti.Çünkü biliyordumki aslında orda olmayı hak etmeyenlerin altında yönetiliyorduk.
Bu durumda yapılabilecek tek şey vardı onlar sana uymuyorsa sen başkalarını uydur düşüncesinden yola çıkıp kendi işinin patronu olmak ve
yeni bir ortam oluşturmak.Başlarda bu düşüncelerde ve realist bir yaklaşımla sevgiadası için uğraş verdim.
Daha sonra çok şeyler yaşandı yeni insanlar türlü çeşitli düşünceler duygular ve karmaşık bir yapı..
Bütün bunlar sevgiadasının bendeki değerini arttırdı sevgiadası sadece benim bir şeyler yaptığım bir yer değildi.
O artık insanların dertlerini unuttuğu kendilerini ifade ettikleri bir yer haline gelmiş;kısacası herkese mal olmuştu.Sevgiadasının bir site olmaktan çok bir mekan olmasi düşüncesi yerleşti kafama.
Artık hiç bir zaman sevgiadasını sadece bir site olarak görmüyorum.
Sanki hahiki bir ada sanki dostlarımın bulunduğu bir yerleşim birimi gibi.
Çoğu kezde sölediğim gibi sevgiadası için sürekli emek veren onu başlangıcından bugününe getiren kişilerden biri olarak
onu KIZIM gibi görüyorum.
Babası için kızının ne anlam ifade ettiğiniz bilirsiniz işte sevgiadasının değeride benim için böylesine sonsuz..
Sitede adanın merkezi gibisin...Sitenin yöneticisisin...Ama ulaşılmaz,soğuk ve diktatör bir yapın var gibi görünüyor..sence bunun nedeni nedir??
-Bence bunun nedeni sevgiadasının ve benzer bir çok ortamın bir ortak özelliği.Bu tür yerlerde insanların kuralların
dışına çıkmaması için, ipin ucu kaçmaması için kurallar vardır,
sevgiadasının bir çok yerden farkı biraz benden kaynaklanan bir şekilde bu konuda son derece hassas olması.
Ben bu konularda verilecek tavizlerin insanlar tarafından yanlış anlaşılıp istemediğimiz bir takım durumlara sebebiyet
vereceğini düşünüyorum.Yani demem o ki insanlara elinizi verirseniz çoğu kez kolunu kaptırıyorsunuz.
-Bu bakımdan aşırı kuralcı bir yapım var doğrusu söylemek gerekirse
kullandığım dil yazı dilim oldukça resmi ve ürkütücü olduğunu kabul ediyorum.Buda insanlarda antipatik bir hava oluşturuyor.Ama madem ben yöneticiysem öncelikle ben yazdıklarıma kelimelerime kullandığım laflara dikkat etmeliyim diye düşünüyorum.
Belkide kullanıcılarla herkesin önünde samimi olmanın olumsuz bir takım sonuçlar doğuracağına inanıyorum.Bu yersiz bir korkuda olabilir belki gereksiz bir saplantı..
Ama bu düşüncem de hafife alınır,yabana atılır bir şey değil bence. Herkesle samimi olan herkesin önünde şakalar yapan ve artık sözü de çok fazla dinlenmeyen bir yönetici olmaktansa antipatik olmayı tercih ediyorum.Zamanla bu antipatikliğin zorunlu saygıya dönüştüğüne inanıyorum.
Burası bir işyeri gibi benim için bir anlamda beraber çaliştığınız arkadaşlarınıza sizden mevki olarak statü olarak alttaysa
onlarla samimi olmanızın onları olumsuz yönde cesaretlendireceğine inanıyorum.
Onun için beni tanımak demek burda gördüklerinizle verdiğiniz kararlar değil.Onlar okyanusda bir damla.Davranişlar kişilikler zaman yere duruma göre değişkenlik gösterir.Bu ortamdan çıkmami isteyenler önce kendisi burdan çıkmali ve bu ortamın dışında benimle konuşmali.
Önyargılı olmasınlar her yerin kuralları farklıdır her yerde göstereceğiniz tavır ve tutumlarda
diktatör olarak konusunda ise kurallar konusunda fazla esneklik göstermemem ve çoğu kez gülmeyen bir yapıda insanların gözünde imaj çizmem sanırım insanları bu düşünceye sevk ediyor
Bir de çoğu konuda tek adamlık misyonu gösterdiğim doğrudur.Bir çok olayda insiyatifi alıyorum üzerime ve sorumlulukları..
Sanırım bunlar birleşince ortaya böyle bir tablo çıkıyor...
birazda reeldeki hayatından söz edelim...En yakınların kimler?
En yakınlarım kimler...Aslında ailemi saymazsam burdakinden farklı değil
En yakın arkadaşlarımla burdayız aynı zamanda.Birde sınıf arkadaşlarım tabi...
Reel hayatımla burdaki hayat arasında çok fazla fark olmayan ender kişilerden biriyim ben,dediğim gibi kalabalık yada grup ortamları bana hep uzaktır. Onun için benim çok sayıda dostum,arkadaşım yoktur
İki elin parmaklarını geçmez ki bundan da memnunum açıkçası..Gerekli zamanda gerekli desteği görmediğim zor zamanlarda yanımda bulamadığım,beni anlamayan düşünce ve fikirler bakımından çok uzak olan insanlarla ve de vefayıİstanbul'da bir semt olarak gören, kişilerle arkadaş olmamın anlamlı olmadığını düşünüyorum...
Gözlem yapar mısın??Gözlemlediğin insanlar hakkında hikayeler senaryolar üretir misin?
Gözlem yaparım.Aslında gözlem benim için hayatımın anlamı...Hatta bu konuda yetenekli olduğumu düşünüyorum duyarlılığım son derece gelişmiştir.Bu bakımdan insanları anlamaya çalışırım
Kendimi onların yerine koyarım onları anlamaya çalışırım...
İnsan davranışlarını ne yapmaya çalıştıklarını az sonra ne yapacaklarını tahmin ederim.
Bunun önemli bir faydası var böylelikle insanları daha iyi anlayabiliyorsunuz.
Böyle olunca hemen bir çok olayda kendisi açısından karşı tarafın da haklı olduğunu görüyorsunuz.
Bu bir insan için önemli bir durum diye düşünüyorum.
Gözlem sadece izlemek değildir..Hayatı anlamak kavramaktır.Herşeyi gözlerim.Doğayı,hayvanları,hayata dair ne varsa...
Ama öncelikle insan.
Öncelikle insan dedin peki neden?
İnsan olmadan herşey anlamsız çünkü herşey insan için var.Düşünebilen doğayı kontrol edebilen tek canlı insan.
Tabiatin büyük güzellikleri hayata dair ne varsa herşey insan için...Bunun farkında olmalıyız.Dünyayı güzelleştirende bşizi yaşanmaz hale getirende.Daha güzel daha yaşanabilir bir dünya için insanlar kndilerine ve birbirlerine saygı duymalı.Empati yeteneğimiz olması lazım söylediğim gibi öyle olmazsa birbirini anlamayan birbirine sürekli bağıran insanlar oluyoruz...Daha yaşanabilir bir dünya için sanırım bunlar gerekli...
bu soruyu sorup sormamakta tereddüt ettim biraz..
sorabilirsin bunun için burdasın...
soruyorum:) hiç ağladın mı??
Aslında ağlama noktasına çok geldim.Sinirleri aşırı sağlam biri değilim.Ama güçlü olmasınıda bilirim.
Geçen seneye kadar bu konuda güçlü olduğumuda söylebilirdim.Bu son 6 ayda oldukça değişiklik oldu bende olmadık
şeylerden duygulanan biri haline geldim.Buna rağmen bir defa dışında ağlamadım.Aslında ağlayınca çok üzülünür ya da daha
çok acı çekiliyor sanılır. Bence çok doğru değil bu tanım.Daha doğrusu mutlak doğru değil eksik bir tanım.Ağlayınca insan rahatlar ve acılarından bir nebze kurtulur sadece gözyaşınızı akıtmazsınız
o göz yaşları kimi zaman sızınız kimi zaman kininiz kimi zaman nefretinizdir.
Oysa ağlamadığınızda o sizin içinizde bir yara olarak kalır ve öyle çok rahatsız ederki ve bu acıyla yaşamak
o kadar zor o kadar zor gelirki...
Ağlamak kurtuluştur...Bence ağlayamamak çok daha zor ve daha kötü...
Ben bir kere ağladım sadece ama ağlama noktasına çok geldim.
Bazı şeylerden aşırı etkilenir ve yaşadığınız birtakım olaylar sizin karekteriniz üzerinde etki
yapmışsa duygusal biri haline gelmişseniz ağlama noktasına çok geliyor insan ve ağlayamazsada
bu acıyla yaşamak zorunda kalıyor,çok daha zor bir haliyle yaşıyor bu acıyı.Ağlamak güzeldir diyorum ben...
aşk hakkındaki düşüncelerini merak ediyorum...OnuR'a göre nedir aşk?
Tolstoy aşkı geçirilmesi gereken bir hastalık olarak tanımlıyor.Bu bir nevi pratik bir tanım.Ama çok basit bir tanım.
Aşkı sadece hastalık olarak görmek onu basitleştirmektir kanımca.Aşk tüm soyut kavramlar gibi tanımlaması
göreceli olarak değişen bir kavram.Kişiye yere ve zamana göre aşk hakkındaki tanımlarımız değişebiliyor.Günümüzde
her önüne gelenin her yaşadığı duyguyu aşk olarak nitelendirmeside
kavram karmaşasına aşka olan inanca gölge düşürmüştür.Kanımca aşk tek bir cümleyle özetlenebilecek bir olgu değildir.
Ama bir kaç şey söyleyecek olursam bu konuda aşk fedakarlik,özveri,sadakattir bencilliktir...
BENCİLLİKTİR çünkü aşık olduğunuz insanın hep yanınızda olmasını istersiniz sadece sizinle olmasını
bu bir sahiplenme duygusunun uyanışıdır...Bu sahiplenme duygusu bencilliğe yol açar.
AŞK gözünüzün ondan başka kimseyi görmemesisidir...AŞK mantıklı hareket etmek istememektir..
AŞK onun kusurlarını görmemektir AŞK sevgilinin çarpık bacaklarını doğru görmektir.
ilkler unutulmaz..özeldir ve önemlidir..ilk aşkını anlatır mısın??
Tam olarak birine aşık olduğuma inanmakta zorlanıyorum yada belki bu konuda emin değilim belkide.Çünkü benim aşırı derecede birinden hoşlanma eğilimi gösterdiğimde bunu karşı tarafa söylemeyeceksem bu bende sineye çekip yok etme sürecine dönüştü gerçek bir aşk olsa acaba yok edilebilirmiydi bu tartışılır.Benim bir aşka gerçekten aşk diyebilmem için gerçek anlamda ve benim istediğim anlamda birşeyler
yaşayabilmiş olmam lazım.Geriye dönüp baktığımda bunun tam olarak yaşadığımı ve hayatımda işte şu benim aşkımdı deyip yad edebileceğim biri olduğuna inanmıyorum.Bence bu tür geçici hoşlanmaları aşk diye nitelendirmek gerçek aşklara saygısızlık ve haksızlık diye düşünüyorum
son olarak...hayat bir filmden ibaret olsaydı..senin rolün ne olurdu??
Öncelikle hayatın bir filmden çok farkli olduğunu düşünmüyorum.
Hayat belkide bir film senaryosu kimin yazdığı belli olmayan.
Bu filmin yönetmeni kimilerine göre (dinci bir yaklaşımla) yüce yaratıcı kimine göre ise yönetmende oyuncularda hepimiziz.
Hayatı kısmi olarak bir film olarak görüyorum.Hayattan beklentilerinizi alamamişsanız keyif alarak yaşamıyorsanız hayat uzun metrajlı sıkıcı bir filmdir sizin için.Tersi durumda asla bitmesini istemediğiniz o anı tekrar yaşamak isteyeceğiniz gülen gözlerle derinden çektiğiniz bir içle hatırlaycağınız bir filmdir.
Bu bakımdan benim rolüm mücadeleci, idealleri fazla rağbet görmeyen, beklentileri ile hayatın
kendi gerçekleri örtüşmeyen, bu yüzden hayatın aslında istemediği kendi sistemine uymak zorunda bırakılan bir adam.
Bunu bir filmden örnek verecek olursak benimkisi fazla izlenmeyen filmlerin başrolü çok izlenen filmlerin figürani...
Benim filmim belki hiç bir zaman izlenmeyecek.Belkide benim filmim çekilmedi.Ama beni yaşatanda bu işte filmin izlenmesi için uğraşmak yada çekilmesi için.
Olmayana karşı koymak olana inat.Bu benim kişiliğim bu rolü bana kim verdi ister
yaradılışçı olun ister tesadüfçü bir gerçek var bu rolü ben kendi kendime vermedim.
Ben yazmadım sadece oynuyorum Kendimde bir şeyler katarak.Ümitle umutla...
çok güzel...
ada hakkında konuştuk..senin için önemini nasıl bugünlere geldiğini...ada sakinleri hakkında neler düşünüyorsun??..onlara söylemek istediklerin neler?
-Bizim adamızın diğer yerlerden farklı olduğunu düşünüyorum öncelikle.
Biz kendimize has birçoklarına tuhaf veya anlamsız gelebilecek değerlerimizle varız.
Burda bizimle birlikte olan her kişi benim için çok değerli.Çünkü onlar fikirleri ne olursa olsun
insan olmanın gereklerini saygıyı sevgiyi maneviyatı yaşıyor yaşatıyorlar bizlere.Bizim değerlerimizi anlayıp
benimseyen ve kimi zaman kendinde
taviz vererek bir takım özveride bulunan herkese tekrar teşekkür ediyorum.Bizler neti hiçbir zaman
sanal olarak görmüyoruz...İnsan isterse dürüst ve samimi olursa her yer güzel sıcak ve samimi olur.Önemli olan BİZİZ...
İnsan faktörü herşeyi belirleyen tek faktör.Unutmayalım neti sanal ortamları yozlaştıran istenmeyen ve damgalanan yer
haline getiren internet değil İNSANLAR.Buna inanan insanlarla beraber
bu ortamı paylaşmak çok hoş.Kalite seviye dürüstlük samimiyetin bulunduğu her yer güzeldir neresi olursa olsun.
Onlara söylemek istediğim bulunduğumuz yerin kıymetini bilelim ilke ve değerlerimizden taviz vermeyelim.Elbette
mutlaka çürük elmalar olacaktır...Önemli olan onları eleyebilmek inandığımız emin olduğumuz değerlerden gerekli gücü alacağız
bundan kimsenin şüphesi olmasin.
Yeterki ilk günkü duyduğumuz heyecanı kaybetmeyelim.Bu bizi hedeflerimize götürecektir.
OnuR'u daha iyi tanımaya yönelik bu sorulardan sonra ondan istediği,kendinin seçmiş olduğu iki konu hakkında yorum yapmasını istedim...
Bakalım neler hakkında yorum yapmış? ;)
Biz büyüdük kirlendi dünya;
(Sanal alem mi insanlar mı kirli?)
Çokça rastladığım bir çok kişinin söz birliği etmişcesine üzerinde fikir birliğine vardığı bir konu var.Sanal dünyanın yalancı düzenbaz ciddiye alınmaması gerektiği konusunda genel bir kanı hakim.Bu son derece yanlış.Evet net ortamı gerçekten çığrından çıkmış vaziyette.Fakat her zamanki gibi yanlış sorular soruyoruz bunun için yanlış yada eksik cevaplar çıkıyor karşımıza..Burda bu sorun varsa bunu bu hale getiren biziz.Şu soruyu kendimize soralım aramızdan kaçı nette olduğu gibi davranıyor?Sorunun kökeninde yatan gerçek bu.İmkanı bulduğumuzda yalan söylemeyi marifet saymamız.Oysa biz suçu net ortamının kendisine atma kolaycılığını seçiyoruz.Neresi olursa olsun dürüstlük,açıksözlülük vasıflarını üzerimizde taşıyosak sammimiysek orası yaşanılır aranılan yerdir.Sen bu nitelikleri taşımıyorsan mekan neresi olursa olsun ilk fırsatını bulduğunda yapacağın öncelikli şey yalan söylemek olacaktır...
Hepimizin bildiği gibi aktif hayatta yalan söyleme fırsatlarını elimize geçirmemiz daha zor.Bunun için yalan söylememiz en azından bazı konularda imkansiz.Özellikle kimliğimiz konusunda.Bu imkanımız olmuyor diye yalan söylemeyen insanda aslında yalancı insandır.Sadece fırsat bulamadı diye kimse bu insanın bu kişiliksizliğini mazur görmemeli.Net dünyası bastırılmış duyguların ortaya çıktığı bir yer kanımca.Bu bir test bir bakıma bastırılmış saklanmış duyguların vasıfların burada açığa çıkıyor.Aslında internet ortamı kimin ne olduğu konusunda ciddi ip uçlari veriyor bize.Burda baskı yok.Tercihlerden dolayı yargılanma durumu çok daha düşük bir olasılık.Bu rahatlık içinde aslında gizli belki kimsenin bilmediği toplumun değerleri baskısı altında çıkartmaya cesaret edemediğin tarafını çıkarmak için bir fırsat bu.Kullanabilene..
Teknolojiler, yaşamımızı kolaylaştıran herşey aslında iyi yönde kullanılabildiği gibi olumsuz yönde de kullanılabiliyor.İnternet bunun en populer örneği.Amacı türdeş olan insanların bir arada öenmli bir gaye için toplanması aynı yöne bakabilmeleri çok önemli.Bunu sağladığınızda kafanızdaki ön yargılar tamamen silinecektir.
Biz sevgiadasında birlikte yaşayabilmeyi başardık.ve bir aile gibi olduk.Hiç birimiz diğeri sanal olarak görmedi.Olduğumuz gibiyiz çünkü.Samimiyiz.Ve geçici değiliz.Ciddiyiz.Beraber yaşıyoruz ayrı yerlerden ortak bir amaç için biraradayız.Şekil farkli sadece ama yüreklerimiz bir..
Sözün özü;hiçbir yer kötü yada iyi değildir.Onu o hale getiren insandır.Sorun mekanlarda,zamanda değil.Her yerde var olan insan.Bunlar bizim dışımızda değil.Görünen tarafıyla ilgilenmeyelim olayların.O zaman göremiyoruz çünkü ....
Manevi değerler ve gelişmişlik üstüne. Neyin gelişmesi?(Balon hikayesi)] İktisatta bir kural vardır.Enflasyon,faiz,işsizlik,büyüme bunlarla aynı anda az gelişmiş bir ülke baş edemez.Bu bir balon gibidir.Şişirilmiş balonu düşünün bir yerinden sıkarsanız diğeri taraftan patlama noktasına gelir.
Yani ekonomide kabaca bir hedefe ulaşmak için az gelişmiş ülke bir hedeften vazgeçmek zorundadır.Bu sadece iktisatın konusu değil sanırım.Bu hayatın değişmez bir kuralı.Zeyneple evleniyorsam diğerlerinden vazgeçiyorum.Dolar alıyorsam eurodan vazgeçiyorum.Kamu personeli oluyosam özel sektörden vazgeçiyorum.İnternete giriyorsam televizyondan vazgeçiyorum. Emma Shaplin konserine gidiyorsam Sertap Erenerden vazgeçiyorum.
Bireysel ve toplumsal tercihler aslında farklı değil.Bir noktada toplumu oluşturan olduğuna göre toplumsal olarak ülkelerin bulunduğu sistem itibariylede bu durum aynı.Bireysel özgürlüklerin yaşandığı herkesin daha hür olduğu bireysel özgürlüklere müdahaleyi hukukla koruyan bir ülke yapısını düşünelim.Bu ülkemiz aslında şu anda bütün dünyanın gelişmiş olarak nitelendirdiği ülkelerin ortak özelliği kabaca.Bu yapıda başlangıçta her şey güzel görünebilir.Özgürlükler çekici ve albenisi yüksek.Peki bu özgürlükler kimin için düzenlenmiş bu soruyu soruyoruz.Ve neyin özgürlüğü? Öncelikle ekonomik olarak tüketim ekonomisinden yola çıkarak serbest piyasa ve istediğini alabilme serbestçe ekonomik eylem yapabilme özgürlüğü.Giriş ve çıkışlar serbest.Bir diğeri işin sosyal boyutu.Tercihler cinsel tercihlerden fikir ve düşünce özgürlüğüne dayanan geniş bir yelpazede.Peki bunlar kime hizmet ediyor.Acaba asgari geçim standartlarında yaşam standartlarında yaşamını sürdüren birisi için bunlar ne kadar önemli.Hukuk kimin için?Bu hukuk yapısı servet düşmanliğinin önüne geçmek için hazırlanmamiş mi zaten? Hayatını kıt kanaat sürdüren birisi için tüketim çılgınlığı ne ifade eder yada bunun sonsuz esnek olması.
İktisat insanların daha güzel daha müreffeh daha rahat bir toplumda yaşaması için ortaya çıkmış bir bilimdir.Kit kaynakların en etkin şekilde kullanilmasindan çıktı iktisat çünkü bunu kullananlar bunu herkes için kullanırlar.Batı toplumlarında iktisat daha doğrusu kapitalizm elit sınıf oluşturmaktan başka bir şeye yaramadı.
Kabaca öncüsü İngiltere olmak üzere Sanayi devrimi yapıldı üretimi artırmak için makineleşmaya gidildi.Bunlar insan hayatını kolaylaştırmak için insanların daha rahat bir hayat sürdürmeleri için yapıldı.Üretim arttikça hasılat arttı hasila arttıkça üretim yapıldi.Makinayı kullanan gelirine gelir kattı.Makinasi olmadığı için çalişmak zorunda olan ise hayatı boyunca çalişmak zorunda kaldi.
İktisat insanların daha mutlu olmasi için mi var yoksa elit sınıf yaratmak içinmi? Her şey insan içinse her şey insanların daha mutlu olmasi içinse burada yaman bir çelişki çıkıyor karşimiza.Kapitalist ülkelerde mutlu değil çünkü…
Gelişen aslinda ülkenin kimse için çok da anlam ifade etmeyen sayısal olarak milli geliri. Bu sistemde toplumda herkesin çok rahatlıkla gözleyebileceği bir sınıf farkı çıktı.Birisi zengindi.Birisi daha zengindi.Elit sınıf oluşmuştu.Sınıf farklarının bu denli açik olduğu ülkelerde mutluluk olmasi söz konusu değil.Bu rakam Amerikada en zenginle en fakir arasındaki ucurum inanilmaz boyutlarda.
Fakirlik dediğimiz şey ülkeye yere zamana göre değişen bir kavram.A ülkesinin fakiri açlik sınırında iken b ülkesinin fakiri bi kaç tane gayri menkule sahip olabilir.Zaten toplumda kişilerin mutsuzluğunu sağlayan huzursuzluk sağlayan şey neye sahip olduğunuz değil başkalarına göre neye sahip olduğunuz.
Mutluluk beklentiler-elde edilen ise bu denklemden göreceğimiz şey şudur.İmkanlari kısıtlı olan ülkelerde beklentiler düşüktür oysa gelişmiş ülkelerde beklentiler yüksektir.Azla yetinilmez.Serbestlik özgürlük insanları kitla yetinmeyen menfatçi bencil bizim iktisatçilar olarak homus economicus,olarak adlandirdiğimiz iktisadi adam haline getirmiştir.
Sosyal alana da bu özgürlükler kaçinilmaz biçimde yansimiştir.İnsanlar özgürlüğe aliştikları zaman bunu sınırınıda hukuki boşluklardanda yararlanarak sınırsız hale getiriyorlar.Herşeyi istedikleri hale dönştürüp özgürlük eyleminin kendilerine verdiği hakkı kullanarak sanatta dilde kültürlerinde bozulma yozlaşma yaşiyorlar.Bireyselcilik kanına işleyen toplumlar manevi değerleri ikinci plana iterek aile kavramını bile iktisadi anlamda düşenebiliyorlar.Bu durumda kültürel olarak bozulmalardan manevi değerlerin sekteye uğramasindan şikayet ediyoruz.
Mekanikleşen birbirinin hal ve hatırını bile sormayan aynı evde birbirine yabanci makinalaşmiş,robot insanlar.Elektrik kesintilerinde yakalıyoruz eski günlerdeki tatlı sohbetlerimizi birbirimizi içten candan dinlerken attiğimiz kahkaları.
Ortaya çıkan tabloda bu modellemede insanlar duygusal mutluluktan vazgeçip maddeci mutluluğa yöneldiler.Geçmişi özlüyoruz çünkü maddeci mutluluk insanın rahat yaşaması yorulmamasi için var sadece.Gerçek anlamda bir hissiyat hiç bir zaman için parayla satın alınamaycak olan kimi duygularımızı ancak geçmişi anımsayarak hatırlayabilecez çünkü
Tersi rejimi sistemi benimsediğinizde bunalmiş baskilardan daralmiş istediklerini bir türlü yerine getiremeyen farkli bir şey söleyemeyen dar kalıplar içerisinde yaşamaya mahkum edilmiş insanlar haline getirebiliyor.Ama değerlerinize daha bağlı oluyosunuz çünkü buna bağlı olmaya zorlanıyosunuz.
İşte hangi ideoloji yada sistemi benimsiyor olursak olalim başa dönüyoruz Balon hikayesi her şeyi aynı anda düzeltemiyoruz.Bir yeri sıktığımızda diğer yer şişiyor.Burda tercih yapmanız gerekiyor.Amaç mutlu olmak ama ne şekilde.1989 öncesi bunun bloklaşmasi vardı.Berlin duvarı yıkıldı bireyselcilik sükse yaptı.Hangisini tercih etmiş olursak olalım önemli olan balonu patlatmamak galiba.Nitekim tüm ülkelerin ortak noktası balonu patlatmamak üzerine kurulu.Eğer patlarsa yeni bir balonla yeniden başlayacaz işe.Yeni sistem yeni sorunlar.Hassas dengeler.herşey mutluluk için.En azından buna inanmak istiyorum....
Adamızın birkaç sakinine sorayım dedim: OnuR HAKKINDA NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ?
işte cevaplar.. ;)
CRS:
Onur ile tanışmamız 6-7 sene önceye dayanıyor. Onurla ben Yasin arkadaşımın sayesinde tanıştım. Yasinle Onur aynı mahalle arkadaşlarıydı. Yasinle de ben ilkokul ve lise 3 ü aynı sınıflarda okuduk. Neyse o kadar eskilere girmeyeyim. Lise zamanlarında o kadar fazla görüşemiyorduk üniversite sınavları olduğu için ama Yasin ve Saiti hergün sınıfta görüyordum. Üniversite sınavı bitti ve birkaç güne bir görüşmelerimiz başladı. Bu defada ben çalıştığım için yine arada bir görüşüyoruz. Buluştuklarımda da internet kafeye gidiyoruz. Hep oyun oynardık. Onurla ben bir olurduk. Yasinle Sait bir olurdu. Övünmek gibi olmasın hep Onurla ben yenerdik. Kafeden çıktıktan sonra oyun hakkında yorumlar başlardı tek biz değil geçtiğimiz her yerdeki insanlar bu yorumları dinlerdi. ( Tartışma tam alevlenecek ben hemen o değilde olum siz bizi neden yenemiyorsunuz derdim ve bu söz hala espiri konusu oluyor ) Üniversite yıllarında biraz daha büyümüştük ve oyun artık bize göre değildi Ne zaman bir dörtlü bir araya gelsek aynı caddeleri dörder beşer kez geçerdik Onurla düşündük oyun bize göre değil internet alemine dalalım dedik. İlk internet sayfamızı açtık. O zamanlar yeniyiz tabi ufak tefek hatalarla sayfamızı kullanıcılara sunduk. Sonradan işi ilerlettik ve bir host şirketi ile anlaştık. Burada da işler iyi gidiyordu. Dışardan teklifler bile almıştık. Sonradan Sait adminim de bizlerle beraber internet alemine dalınca çok güzel günler bizimleydi. Aradan bir süre geçtikten sonra sponsorluk tektif edenler yan çizdi ve anlaştığımız host şirketide işleri değiştirince bizim internet sitemiz sizlere ömür. Üç kafadar tek bir hedef için site açmayı düşündük. Herkes aklına gelen isimleri yazacaktı ve sitenin adını koyacaktık. Site isimleri bulundu ve elemeye geçildi. Onurla Sait şu isim nasıl olur bu isim nasıl olur diye düşünüyorlardı bana da bu isim nasıl şu isim nasıl dediklerinde fark etmez derdir. ( Benim en çok kullandığım sözdür ) Sonradan sevgiadasi.com isminde karar kılındı ve site açıldı. İnternet alemi ile tanışmamda Onurun payı çok fazladır. Şimdiki konumuma Onur sayesinde gelmiş bulunmaktayım. Onur çevresine yaydığı zararlı arkadaş ışınları yüzünden sevilen bir insandır. Tartıştığımız zamanlar geldi, güldüğümüz zamanlar oldu. Bir ara uzun bir süre görüşemedik. Onurun elinde olmayan sebeplerden dolayı büyük bir fırtına çıkmıştı ve 1-1,5 sene görüşemedik. ( Süreyi hatırlayamıyorum ) Bu süre zarfında yine arada bir görüşüp selam veriyorduk ama eskisi gibi değildi. Sular biraz durulduktan sonra yine eskisi gibi buluşmalar oldu. Onurla bir gün geldi kavga etmedik. Her zaman hayata pozitif yönden bakan biridir. Ondan öğrendiğim şeyler oldu iyi ki varsın adminim ;) Hep iyimi anlatacaz birazda kötüleyelim Onur pis cimbomlunun tekidir başkada bir kötülüğü yoktur. Adminim kızma takımına başarılar diliyorum, avrupada ama ;) ( Yazı biraz hayat öyküsü gibi oldu okuduğunuz için şimdiden teşekkür ederim, sonradan ne yapacağım belli olmaz. )
Piyanist:
Onur,benim tek kardeşim.Farklı radikal bir kişiliğe sahip.Hayatı boyunca "ya hep ya hiç"felsefesine bağlı olarak yaşadı.Ona göre ortada kalmak olmaz.Bir kararsızlıktır.Bir işi ya tam yaparsınız ya da hiç yapmazsınız.Böyle düşünür.Bu düşündüğünü de hayatına yansıtmaya çalışır.Hayatının büyük bir kısmı internette geçer.Gece,gündüz bilgisayar başında olmaktan sıkılmaz.Ona göre reel hayat sıkıcıdır.Empati yeteneği gelişmiştir.Bulunduğunu ortama göre uyum sağlayabilir.Tıpkı bir bukalemun gibidir yeri geldiğinde.Güvenilir olmak onun için çok önemlidir.Hemen hemen herkesin güvenini kazanmayı bilir.Duygusal olmasına karşın,duygularını herkese belli etmez.Çoğu zaman kapalı kutu gibidir.Sağlığına önem verir,ama sağlığına önem vermek için hiçbir çaba göstermez.Ailesindeki insanlara karşı genelde serttir.Zaman zamanda huysuz.Ama ruh hali bulunduğu ortama göre değişir.
Siyaset,ekonomi,felsefe,bilim,sinema,müzik,spor,edebiyat gibi dallar ilgi alanları arasındadır.Siyasetle yakından ilgilenir,ekonomi onun dalıdır.Lider olmayı çok sever,yönetilmeyi sevmez.Olgun bir kişilik olarak göze çarpar.Kararlıdır,bişeyi kafaya koyduğunda yapmadan bırakmaz.Zaman zaman inatçıdır,kendi inandığı değerleri veya fikirleri bıkmadan usanmadan savunur.
EmiN:
Benim gözümde onur;
Birebir tanımasam da, hakkında fazla bilgiye sahip olmasam da görmeden sevdiğim ender dostlardan biri Onur. Ağırbaşlı, nerede, ne zaman ve ne şekilde duracağını bilen bir insan. Sevgi Adasının yaratıcılarından, bu güzel insanları tanımamıza vesile olan güzel dost. Her ne kadar ilk bakışta insanlara sert biriymiş gibi bir intiba uyandırsa da tam tersine çok sabırlı, yumuşak başlı bir kişiliğe sahiptir. u duruşunun biraz otoriter oluşundan kaynaklandığını düşünüyorum. Ayrıca kendisinden istenen bir yardımı teşekkür etmeyi kabul etmeden istenen şey ne olursa olsun sanki göreviymiş gibi bilip yapabilecek kadar çok mütevazıdır. Tüm bunların yanında bazen çabuk sinirlendiğini ve sinirinin geçmeden bazı şeylere kalkıştığını gözlemlemekteyim. una biraz dikkat etmesi gerekiyor. Her şey bir yana ben seni tanıdığıma gerçekten çok memnunum güzel dost. Hep böyle kal.
hüznün resmi:
İnanmıyorum, yeteneğimi kaybettim konuşamıyorum...
Ne demeli?Nasıl anlatmalı seni? Ne demeli şimdi sana dair burada?
Kelimeleri özenle mi seçmeli yoksa içimden geldiği gibi hiç düşünmeden mi yazmalı bendeki seni? Ne yapmalı..Ne etmeli?...
Düşün... Düşün... Düşün...Düşünnnnnnnnnnn.............
Sanırım rahat bırakacağım kendimi sende öyle isterdin biliyorum. Ben senin istediğin gibi ve benim rahat ettiğim gibi yazmayı deneyeyim en iyisi..Yoksa burada korkunç bir kelime katliamı yapabilirim.
Düşün...Düşünn...Düşünn.............
Yok karar verdim düşünmeden yazmalı.. Tamam tamam sinirlenmeyin yazacağım, sadece zorlanıyorum, sadece hala nasıl yazmaya başlayacağımı bilemiyorum.O ilk kelimeyi bekliyorum hani o ilk gelen aklınıza ve ondan sonra dökülen kağıtlara.
Şimdi gerçekten düşünüyorum..Bana izin.....
...................
....................
......................
.............................
İlk geldiğimde adaya , ilk ayak bastığımda buraya suskun, konuşmayan sadece yazılarını ekleyip ve birkaç yazı okuyup çıkan biriydim hatırlıyorum da..İlk seninle girmiştim dialoğa, oda bir uyarı almıştım..Zoraki girilen bir dialogtu yani bizim yaptığımız.
"Meral hanım lütfen yazılarınızı küçük yazınız.Sitemizin kuralları var."
Bu mesajı gördüğümde şaşırdım biran. Ne demeli şimdi buna diye geçirdim içimden.Sonuçta en azından silmeden önce belirtmiş kırmadan cevap vermem gerek diye düşünmüştüm ve;
"Yazılarımın hepsi büyük harfle yazılmıştır.Maalesef çalıştığım için bu yazıları tekrar küçük harfe dönüştüremem gerekiyorsa silin lütfen."
Bu mesajın seni kızdıracağını düşünmemiştim.Daha doğrusu benide şu nazlı bayanlardan zannedeceğin gelmemişti aklıma.Ama sen öyle düşündün, bu nedenle bir gün msnde konuştuk ikimiz.Sen aslında benim kırılıp gitmemem için anlatıyordun , bense kırılmadığımı anlatmaya çalışıyordum. Bu konuşma çok hoşuma gitti, aslında karşımdaki insanın birini kırmamak için ona açıklama yapması beni mutlu etti.Bu konuşmanın ardından hem benim içim rahattı hemde senin için biliyorum. Açıkcası bu konuşmanın ardından senin hakkında ki düşüncelerimde yavaş yavaş değişmeye başladı. Nedendir bilmem ilk konuştuğumuz anda karşımda ciddi, gülümsemeyen hatta belki biraz kendini beğenmiş biri var gibi hayal ediyordum. Yani tam bir suratsız, tam bir lanet (bu lafı annem çok kullanırdı.)..Ama konuşmamız ilerledikçe karşımdaki hayal gülümsemeye başladı. Hatta biraz da ukala dediğim davranışları yok oldu..
Ben ertesi gün bir yazımı değiştirdim sen bana teşekkür ettin ama bunu kimse anlamadı..Benden ve senden başka kimse neden teşekkür ettiğini bilemedi..
O günden itibaren ben küçük yazmaya çalıştım ve aklıma gelen bütün soruları da bol bol sordum sana. Biraz meraklıydım kabul ediyorum ve sende oldukça sabırlı.
Sohbetlerimiz oldukça zevkli geçiyordu seninle ama genede özen gösteriyorduk seçtiğimiz cümlelere.Derken birgün bir kötü olay sonucu daha da yakınlaştık birbirimize.Aslında bu olayla çok sevdiğimiz bir dostumuzu göndermiştik uzaklara.Bu biraz daha sarılmamızı sağladı belki de.Belki de aslında çoktan dostluğumuzu pekiştirmiştik de bu olay iyice kök salmasına neden oldu bilemiyorum.
.....................
.........................
..............................
Yolda kanadı kırık bir kuş kaldımı tek başına.Korkak gözlerle bir kedinin gelip kendisini parçalamasını bekler ümitsiz.Bazen bir insan alır onu, kanadını sarar umutlarını yeniden verir eline.Kanadını kıran insanlara inat yeniden sevdirir insanları.
Yada bir çocuk alevler içinde yatarda yatakda annesinin ona getirdiği tatlı şurubu içer umutla. Bu şurup hem tatlıdır hemde acıları hafifletir çünkü .Ve çocuklar ilaçları sevmedikleri halde farkında olmadan ilaç içerek iyileşirler ve tatlı şurubu çok severler.
İşte sen bana insanları yeniden sevdiren, yoldan geçerken bulup kanadı iyileştiren insandın.Sen benim için annemin hasta olduğum da günde üç kez verdiği tatlı şuruptun.Bu yüzden sana hiç adminim demedim, bu yüzden sana hiç çok resmi davranamadım.Hep saygı vardı aramızda ama hiç bir zaman resmiyet olmadı.Resmiyet derken sözlerim yanlış anlaşılmasın, hep bir dostun samimiyetini korudu ruhlarımız.
İlk kez biriyle konuşurken teşekkürler yasaklandı, özürler kullanılmamak üzere raflara kaldırıldı. İlk kez birine konuşurken düşünmedim acaba buda yanlış anlar mı diye beni. İlk kez birine seni seviyorum dediğimde yanlış anlamadı beni ve dostluğumuzu bölemedi kadın erkek ayrımımız.Çünkü dostluğumuzda kadın erkek yoktu insan vardı.Sevgimiz sadece insanaydı, sevgimiz sadece birbirimizeydi, yüreklerimizeydi...
Senin içi ne diyebilirim ki?Yada demem me gerek var mı ki?Biliyorsun zaten herşeyi.. Zaten yetersiz kalıyor anlatamıyorum da farkındayım hiçbirşey gelmiyor sana dair aklıma..söyleyeceklerimi zaten biliyor diyorum ve siliyorum sürekli.Bu nedenle susuyorum.Yetersiz kalıyor herşey..Bir gün bir arkadaşım kendini anlatamıyorsan sus demişti bana bende susma hakkımı kullanıyorum.
Sen tatlı şurup, diktatör( kızıyorsun bu söze ama gene de söyleyeceğim.), adminim, kral ve en önemlisi ise dostum onur'sun. Varlığın mutlu ediyor beni, her ne kadar msne her gelişimde yoğunluktan şikayet etsen ve bir türlü konuşamasakta..O zamanlar bazen sana çok kızsamda iyi ki varsın.İyi ki yanımdasın, iyi ki dostumsun...
Biliyorum teşekkür etmek yasak ama izin ver şimdi ilk ve son kez teşekkür edeyim sana.
Şu ana kadar yanımda olduğun için teşekkür ediyorum tatlı şurup, teşekkür ediyorum, teşekkür ediyorum,teşekkür ediyorum..Teşekkür ediyorum..(sanırım abartım, özür dilerim...)Bu arada tüm yasakları da yıkmış oldum bir seferliğine.
Benden yorum istediler,Nesli'm dedi ki abla yaz birşeyler.En zorlandığım şeydir sevdiklerim hakkında yazmak oysa.Hele de bunu kardeşim istiyorsa ve çok sevdiğim biri için istiyorsa iyice zor oluyor durumun. Bu yazım biraz seni sana anlatmak oldu(aslında anlatamadım bana kalırsa.Ah şu müşt... bir rahat bıraksaydı beni.ama nerde..) , benim için anlamını anlatmak, bildiğin şeyleri tekrar söylemek belkide.
Bu yüzden birkaç kelimeyle de okuyanlara anlatmak isterim seni.İzin varsa tabii. Okurken gene upuzun birşey yazmış, gene başla okumaya diyip sıkıntıya soktuğum herkesin izniyle tabii ki.
Onur: İyi, dost, tatlı bir şurup, sevgi, kararlı, düşünceli, bazen kızgın, yumuşak kalpli, hayalperest (Girdiğin tüm o karakterkleri yaşatmasını biliyorsun çünkü), taklitçi, gülümseyen, sorumlu, samimi...vb...vb...(bunlar da yetersiz kalıyor anlaşıldı ben beceremeyeceğim.Susuyorum...)
SS Tatlı şurup, hep mutlu kal, sevgiyle kal ve senin deyiminle dostça kal...
(Birde kendim için bir dilek umarım hep dostum olarak kalırsın.SS)
bu kadar kişi yorum yapmışken ben de eksik kalmayayım dedim.. ;)
adanın merkezi diyorum ben ona...ya da adanın kalbi...;) öncelikle bize böyle bir ortam yarattığı için teşekkür ederim ona..gerçekten ilk geldiğimde burayı bu kadar seveceğim ve reel hayatıma taşıyacağım aklıma gelmezdi...OnuR diyorduk di mee...ilk tanıştığımda soğuk,duygusuz,diktatör yapılı biri sanmıştım...,öyle görünüyordu ne bileyim ben adminimin bu kadar göründüğüyle zıt bir karakterde olduğunu...onunla bu kadar iyi diyaloğum olacağını bana söyleseler hadi canım!! der geçerdim..ama öyle değilmiş...iyi ki tanımışım dediğim,vazgeçilmezlerimdendir o..yazış tarzımla alay eder biraz ama olsun..ne ben onun katı biri olabileceğine inanırım ne de o benim deli olabileceğime..(bir kaç kere delisin dedi ama neyse.. )bu röportajı hazırlarken bayağı düşündüm hem ilkti hem de röportajı yaptığım kişi OnuR'du..çok çalışmam gerekti çookk.. ) ama bana destek çıktı...hatta benden çok uğraştı diyebilirim :oops: bunla beraber yeni şeyler öğrendim ondan hem kişiliği hakkında hem de hayat hakkında...çok keyifliydi kısacası..son olarak İYİ Kİ VARSIN ONUR!! ;)
|
|
|
|
_________________ "Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir!..."
Yârin yanağından gayrı her şey ortaktır...
|
|
 |
     |
 |
 |
|
|
|
|
Sonraki başlık »
« Önceki başlık
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki iletilere cevap veremezsiniz Bu forumdaki iletilerinizi değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız Bu foruma eklenti gönderemezsiniz Bu forumdan eklenti indiremezsiniz
|
Tüm saatler GMT +2 Saat
phpBB2 Plus Türkçe Çeviri: canver.net
|