• Portal •  •Araştır(YENİ)  •  •Radyo  •  •Sohbet  • Pano Kılavuzu •  Albüm  •  Arama  •  Site Yönetimi  •  Üye Listesi  •  İstatistik  •  Seçenekler Gruplar
Hesap Aç  •  Hesabınız  •  Kişisel İletiler  •  Oturum Aç
Takvim 


Google
 
Sonraki başlık »
« Önceki başlık

Yeni Başlık GönderCevap Gönder « Önceki başlıkArkadaşına Haber VerBu konuya bakan kullanıcıları listeleDosya olarak kaydetPrintable versionKişisel İletilerSonraki başlık »
Yazar İleti
Pamuk Prenses
Eğitimci
Eğitimci


Yaş: 22
Kayıt: 02.07.2006
İleti: 2426

turkey.gif
İletiTarih: Cmt 02 Arl, 2006 21:57  İleti konusu:  Atatürk'e Saldırmanın Dayanılmaz Cazibesi Alıntıyla Cevap GönderSayfa SonuBaşa dön



Hani yobazın 83 yıllık saldırılarına, eskimiş cızırtılı plakları sürekli yeniden yeniden çalıp kulaklarımızı iğfaline alışmıştık ama bu entel takımının da o düzeylere kadar çökeceğini, hatta onları sollayacağını düşünmemiştik.

Tek farkları; yobaz doğrudan, entel sağ gösterip sol vurarak saldırıyorlar.

Demek ki her “Yüksek öğrenim adamı adam eder” diye bir kural yok.

Saldım kampusa mevlam kayıra.

Bir ulusun tarihini ve menhus talihini değiştiren; parçalanmış bir imparatorluktan saygın bir devlet ortaya koyan bir insana yapılan bu saygısızlık, bu iftira, bu karalama çabaları nedendir anlamak zor.

Para pul, şan şöhret olduğuna da inanmak istemiyorum; çünkü onlar da çok iyi bilirlerki hem bunlar geçicidir, hem de devran dönücüdür.

Velev ki gözleri dönmüş, basiretleri bağlanmış ola..

.............

Bir söyleşi göndermiş bir arkadaş, herhalde Radikal’de çıkmış, baktım biri Ahmet Altan’ın yetiştirmesi bir bayan çanak sorular soruyor, çanağı dolduran da Sabancı Üniversitesinin bir yetiştiricisi yani bir Prof. galiba.

Ehh bu durumda tencere yuvarlamış kapağını bulmuş oluyor.

Arasıra bir iki yüzeysel övgü ve hemen ardından danışıklı sorularla Mustafa Kemal’i “her nabza göre şerbet veren” konumunda gösterecek, günümüzün bazı siyasi dansözlerini, siyaset sahnesindeki ayak oyunlarını çağrıştıracak, Atatürk’ün “siyasetçi” yanını öne çıkaran “İsmet Paşa, 'Atatürk'ün siyasetçiliği kumandanlığından üstündür' diyor.” türünden yanıtlar... (Ehh öyleyse kendisinin de askerciliği siyasetçiliğinden üstündü (!))

(Söyleşide sorulan sorular, verilen yanıtlar okuyucunun aklına parçalanmış bir imparatorluk ve savaş halinde işgal edilmiş, bir ülkenin sorumluğunu yüklenmiş, ölümü göze almış insanlardan çok; hepimizin eleştirdiği günümüz politikacılarını ve onların toplumca yerilen davranışlarını çağrıştırmaktadır. Söyleşinin senaryosu geçmişi eleştirirken bu günü çağrıştırabilecek, göndermelerle vurgulamalarla günümüzle dolaylı bir paralellik kurulabilecek bir mizansende olup, 2006 ile Kurtuluş savaşı arasında köprü kurmak fikrinin/taktiğinin bir ürünü olduğu izlenimini vermekte..)

........

Bir de şu cümleye bakın: “Kurtuluş Savaşı üç yıl sürdü ve şehit-yaralı toplam 30 bin kişilik zaiyatımız oldu. Kurtuluş Savaşı'nın pırıltılı hale getirilmesinin nedeni, Cumhuriyet'e ve Cumhuriyet'le birlikte yapılanlara bir meşruiyet kazandırmak içindir.“

Sanki Çanakkale’de verilen yüzbini geçkin şehit başka bir yerde; başkaları tarafından; başka bir amaçla şehit edilmiş, ki sayın SAB. hocası “Kurtuluş Savaşı üç yıl sürdü ve şehit-yaralı toplam 30 bin kişilik zaiyatımız oldu.” diyerek hem birbirinden ayırıyor hem de küçümser bir şekilde “pırıltı”lanmasını eleştiriyor.

Kaldı ki can başkasının olunca bir can için bile “değerlidir” diyen de yine bunlardır.

Ama Türk’ün 30 bin canı ise “Cumhuriyet’e ve Cumhuriyet’le birlikte yapılanlara meşrui(y)yet kazandırmak için pırıltılanmış” olurlar.

Yani parıltılı hale getirilmese Cumhuriyet gayr i meşru mu olacaktı ?

Yani toplam 30 bin kişilik zaiyatlı bir savaş öyle pırıltılacak bir savaş, bir utku değil mi ?,

100 binlerle dövüşmek, düşmanı defetmek “istiklalini kazandırmak” pırıltılanmaya layık değil mi ?

Ama bu kara cümle salt “Kurtuluş savaşı”na, “Cumhuriyet” ve “şehit sayısı”na gönderme yapmakla da kalmıyor; asıl “..Cumhuriyet’le birlikte yapılanlara meşruiyet kazandırmak” diyerek Cumhuriyet tarihini karalıyor, hem de açıklama gereği görmeden.

“Peki, Cumhuriyet’le birlikte neler yapılmış?” diye de sormuyor bayan sorucu, içini doldurmayı da okuyucuya bırakıyorlar.

Artık ne kadar dedikodu duyduysan ko içine gitsin.

O soruyu sormayan sorucu bayan, bay bir bilene soruyor:

“Atatürk'ün dinle ilgili sözlerinin de Türk Tarih Kurumu tarafından sansür edildiğini okudum gazetelerde. Bu mümkün mü?”

O da yanıtlıyor;

“Mümkün. Atatürk'ün meşhur Medeni Bilgiler kitabındaki dinle ilgili bazı sözleri sansürlenmiş. Atatürk bu kitabında, 'İslam Arapların dinidir... Biz ise Türküz... İslam bizi geriletti... Bizden uzak dursun' havasında bir söz ediyor. 1930'larda söylenmiş bir söz bu”

Şimdi ben bu hiç kimsenin bilmediği, sadece bay bilmişin bildiği “sansürlenmiş” sözleri “Atatürk’ün yazdığı YURTTAŞLIK BİLGİLERİ” Çağdaş Yayınlar 2.Baskısı”ndan aktarıyorum:

“...Din birliğinin de bir ulusun kuruluşunda etkili olduğunu söyleyenler vardır.

Ne var ki biz, bizim gözümüzün önündeki Türk ulusu tablosunda bunun tersini görmekteyiz. Türkler, islam dinini benimsemeden önce de büyük bir ulus idi. Bu dini benimsedikten sonra, bu din ne arapların, ne aynı dinde bulunan iranlıların ne de Mısırlıların ve başkalarının Türklerle birleşip bir ulus oluşturmalarına yol açtı. Tersine Türk ulusunun ulusal bağlarını gevşetti, ulusal duygularını, ulusal çoşkusunu uyuşturdu. Bu çok doğaldı. Çünkü Muhammed’in kurduğu din bütün ulusallıkların üstünde yaygın bir Arap ulusçuluğu politikasına dayanıyordu. Bu Arap düşüncesi “ümmet” sözcüğü ile ifade olundu. Muhammed’in dinini kabul edenler kendilerini unutmaya, hayatlarını Allah sözcüğünün her yerde yükseltilmesine adamaya zorunlu idiler. Bununla birlikte Allah’a kendi ulusal dillerinde değil, Allah’ın Arap budununa gönderdiği Arapça kitapla ibadet ve duada bulunacaklardı. Arapça öğrenmedikçe Allah’a ne dediğini bilmeyecekti. Bu durum karşısında Türk ulusu birçok yüzyıllar boyunca ne yaptığını, ne yapacağını bilmeksizin, adeta bir sözcüğün bile anlamını anlamadan Kur’an’ı ezberleyip beyni sulanmış hafızlara döndüler. başlarına geçebilmiş olan hırslı hükümdarlar, Türk ulusunca ne olduğu , kim olduğu belirsiz cahil hocalar ağzıyla saçılan ateş ve azap ile, korkunç bir karanlık ve karışıklık içinde kalan dini kendi tutkuları ve politikaları uğruna bir araç olarak kullandılar.”

Efendim neymiş; hem biliniyormuş, hem okunuyormuş, demek ki öyle saklı gizli değilmişşş;

“havasında” ise hiç değilmiş, “açık ve seçik” imişşş.

Demek ki neymişşş; dine, ibadete Allah’a karşı değil, bunların ulusların kendi anadillerinde değil de Arapça yapılmasına karşıymış.

Başka neymiş; bir takım çevrelerin dini kendi çıkarları uğruna kullamalarına karşıymış...

Koskaoca bir Prof. vergileriyle okuyup yetiştiği bu toplumu eğer böyle “havasında” gibi her yöne çekilen müphemlerle aydınlatacaksa yandı bu millet...

.................

Atatürk’ün üstleriyle olan yazışmalarına geçmeden son olarak iki noktaya daha kısaca değineceğim; yine yukarıdaki yanıtın hemen altında devam ediyor bay bir bilen;“...Atatürk gidip camide halka hutbe de okuyor. Balıkesir'de bir camide konuşuyor. Yapacaklarını, İslam da bunları emrediyor diye anlatıyor. Atatürk ondan sonra hiç camiye gitmiş mi? Gitmemiş.”
Atatürk’ün camiye gidip gitmediğini bilemeyeceğim ama elimde “Atatürk’ün not defterleri.1996Ali Mithat İNAN” imzalı bir kitap var. yapacağım alıntı tek değil kitapta ama ben bir tanesini aktarmakla yetineceğim:

“DEFTER NO 19: 10 Mart 38, Cuma (10 Mart 1922) Sabah saat 9’da Hüsrevpaşada ileri karakol mevzilerine hareket... Saat 5 Aziziye, yorgunluk hissettim... İsmet, Yakup Şevki ve Selahattin Paşalar gelmişlerdi. Beraber yemek yedik... Hafıza Kuran okuttum...”

Ve

“18.Defter’den; “TANRI BİRDİR VE BÜYÜKTÜR”..

Tarih yok ama 1921 yılı olabilir.

Yani şimdi Camiye gidip gitmemesi burada ayrıntı mı değil mi ?

Yorum yapmaktan yoruldum, fazla uzatmayacağım.

Ve kısa bir alıntı daha yapıp bitireceğim:”Aslında Atatürkçülük diye bir şey yok. Atatürk var. Atatürkçülük diye bir ideoloji hiçbir zaman olmadı. Atatürk'ün aklından bir ideolojik paket hazırlamak hiç geçmedi.”

Doğru olmasına doğrudur da peki Lenin görüşlerini dile getirirken aklından “Marksizm”in yanına bir de “Leninizm” eklemeyi geçiriyor muydu ?

Neyse bizimki de abuk sabuk bir soru işte.

..............................................

Baştan sona çelişkilerle dolu çanağın içeriği tarihçiler tarafından yine çanağı tutana ve doldurana iade edilecektir umarım.

Bizden sadece ülkeyi istiladan kurtarmak için savaşanların; devlet kurup devlet yönetenlerin; yıkılmışı onarmak, yangının küllerinden devlet, toplum, ulus yaratmak sorumluluğunu sırtlananlardan birinin günlük yaşamından bir kaç sayfayı çıkarıp, 83 yıl sonra tarihi ve onu yapanları kürsülerinden yargılayan, hüküm kesen; kişisel yatkınlıklarına göre yorumlayıp bunu da “tarihi gerçekler” olarak alalayanların kürsülerine bırakmak.

Şimdi Atatürk’ün 1918 Kasım ayının ilk haftasındaki yazışmalarına geçelim.

Ve zorla günümüzün sıradan siyasetçisine yaklaştırılmaya çalışılan kişinin makam olarak kendisinden üsttekilere karşı bile görüşlerinden hiç ödün vermeden nasıl direttiğini

belgelerle görelim:

(...)

“3 Kasım 1918: Atatürk’ün Adana’dan Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’ya “Mondros Ateşkes Antlaşması”nın bazı maddelerinin açıklanmasını ve ne gibi önlemler alınılması gerektiğini soran telgrafı: “...Toros tünellerinin müttefikler tarafından işgali hakkındaki maddenin açıklanması lazımdır... İşgalin mahiyeti, tünel işletmesini de kapsamakta mıdır? Yoksa muhafaza tertibatından mı ibaret kalacaktır? Toros tünellerini tutacak işgal kuvvetinin miktarı nedir? Ve nereden gelecektir?”



4 Kasım 1918 : Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’nın Atatürk’ün 3 Kasım 1918 tarihli telgrafına cevabı: “...Toros tünellerinin İtilaf Devletlerince işgali yalnız bir koruma niteliğindedir... İşgal kuvvetlerinin nereden geleceği ve miktarı İngiliz Komutanlığı tarafından bildirilir.”



5 Kasım 1918: Atatürk’ün Katma’dan çağırdığı Ali Fuat Paşa ile Adana’da görüşmesi “...Artık milletin bundan sonra kendi haklarını kendisinin araması ve koruması, bizlerin de mümkün olduğu kadar bu yolu göstermemiz ve bütün ordu ile beraber yardım etmemiz lazımdır”

Aynı tarih: Atatürk’ün telgrafı: “...Pek ciddi ve samimi olarak arzederim ki , mütareke şartları arasında yanlış yorum ve anlamayı ortadan kaldıracak önlemler alınmadıkça, orduları terhis edecek ve İngilizlerin her dediğine boyun eğecek olursak İngilizlerin ihtiraslarının önüne geçmeye imkan kalmayacaktır”...

Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’nın Atatürk’e “İngilizlerin İskenderun limanından

faydalanmalarında -liman ve şehrin kendilerine terk edilmesi sözkonusu olmadığından-

bir mahzur görmediğini ve bu görüşünün Suriye’deki İngiliz Ordu Kumandanına tebliğini” bildiren telgrafı.

Aynı tarih: Atatürk’ün komutası altındaki kuvvetlere “İskenderun’a asker çıkarılması halinde, gerekirse silah kullanılarak bu durumun menedileceğini” bildiren emri.



6 Kasım 1918: Atatürk’ün Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’ya “İskenderun’a çıkacak İngilizlere ateş emri verdiğini” bildiren telgrafı...



6/7 Kasım 1918: Ahmet İzzet Paşa’nın Atatürk’ün 6 Kasım 1918 tarihli telgrafına cevabı: “İskenderun’a çıkacaklara karşı tarafınızdan silah kullanılmasının emir verilmiş olması, devletin siyasetine ve memleketin menfaatlerine kesinlikle aykırı olduğundan bu yanlış emrin derhal düzeltilmesi tavsiye olunur(!) ..Ateşkes Antlaşması’nda bize bu uygunsuz hükümleri kabul ettiren, gaflet değil kesin mağlubiyetimizdir(!)..



7 Kasım 1918: Atatürk’ün Ahmet İzzet Paşa’ya , İskenderun’a çıkacak İngilizlere karşı silah kullanılması hakkında verdiği 5 Kasım 1918 tarihli gizli emrin gerekçesini açıklayan telgrafı.

Aynı gün: Yıldırım Orduları Grubu Komutanlığı ile VII. Ordu Karargah’ının Padişah iradesiyle kaldırılması ve Atatürk’ün Harbiye Nezareti emrine verilmesi.



“8 Kasım 1918: Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’nın İskenderun’un teslimiyle ilgili olarak Amiral Calthorpe’den aldığı yazı üzerine Atatürk’e telgrafı: “...Müracaat vukunda şehrin tahliye ve teslim olunması hususunda gerekenlere acele bildirimi lazımdır... Gevşeklik göstermemek şartıyla bu aczimizin gözönünde bulundurulması ve söz ve hareketlerimizin buna uydurulması memleket selameti için gereklidir(!)”

Aynı tarih: Atatürk’ün Sadrazam Ahmet İzzet Paşa’ya cevabı: “...Acz ve zaafımız derecesini pekala bilirim. Bununla beraber devletin yapmaya mecbur olduğu fedakarlığın derecesini de belirleme ve sınırlama gerekeceği kanaatini muhafaza ederim.Yoksa Almanya ile beraber sonuna kadar harbe devam etmek halinde büsbütün hezimete uğranılacağından , İngilizlerin elde edebilecekleri neticeyi onlara kendi yardımımızla bahşetmek tarihte Osmanlılık için, bilhassa bugünkü hükümetimiz için kara bir sahife vücudu getirir. ...Bilhassa yüksek şahsiyetinizce yakinan malum bulunmuştur ki âcizleri her ne hal ve vaziyette bulunursam bulunayım doğru olduğuna kani bulunduğum ve gerekenlere söylemeyi ve ulaştırmayı memleketin selameti gereği kabul ettiğim görüşlerime tâbi olmaktan nefsimi menetmeğe kadir değilim”.

(Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’nın “Kaynakçalı Atatürk Günlüğü”nden alınmıştır.)

..............

Şimdi Allahaşkına söyleyin bu yazışmaların, bu ifadelerin sahibinin hem de amirlerine karşı bazi köçeklerin ima etmeye çalıştıkları gibi köçeklik, yalakalık türü çelişkili davranış, takiye var mı; zoru görünce yelkenleri suya indirmek, pusmak var mı ?

Bu ifadelerin bu görüşlerin sahibinin bir başka zamanda durumu idare etmek için küçüleceğine, ezilip büzüleceğine ihtimal vererebiliyor musunuz ?

Sonuç olarak yıllardır “takiyecilerle” sarmaş dolaş olanların asıl takiyenin kollarında dans ederken “takiye”yi başka yerlerde araması oldukça düşündürücüdür.

Aydoğan Kekevi 15.11.06


_________________
"Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir!..."

Yârin yanağından gayrı her şey ortaktır...





Image

Aslan Cinsiyet:Bayan Kaplan ÇevrimdışıPamuk Prenses kişisel galerisiKullanıcı bilgilerini gösterKişisel mesaj gönderKullanıcının web sitesini ziyaret et

İletileri göster:      
Yeni Başlık GönderCevap Gönder « Önceki başlıkArkadaşına Haber VerBu konuya bakan kullanıcıları listeleDosya olarak kaydetPrintable versionKişisel İletilerSonraki başlık »

Sonraki başlık »
« Önceki başlık
Bu forumda yeni konular açamazsınız
Bu forumdaki iletilere cevap veremezsiniz
Bu forumdaki iletilerinizi değiştiremezsiniz
Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz
Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız
Bu foruma eklenti gönderemezsiniz
Bu forumdan eklenti indiremezsiniz


Tüm saatler GMT +2 Saat
phpBB2 Plus Türkçe Çeviri: canver.net

Pano Güvenliği
[ Zaman: 0.7493s ][ Sorgular: 20 (0.0273s) ][ GZIP açık - Debug açık ]
Türkiyenin sayaç servisi
internet kitapçınız kitapyurdu.com'dan binlerce kitaba ulaşabilirsiniz.