Tüm mp3 player fırsatları için tıklayın !

<

İsmail Emre Hayatı-Sözleri


Sponsorlu Baglantilar

Tüm oto müzik sistemi fırsatları için tıklayın !

Hayatı

İsmail Emre beş yaşında babasını, on yaşında da annesini kaybetmiştir. On yaşında hem öksüz, hem de yetim kalan küçük İsmail, kendinden yaşça çok büyük olan amcazadesi nalbant Şükrü efendinin yanında 17 yaşına kadar kalmış ve ondan nalbantlık öğrenmiştir.

Emre I. Dünya savaşının son senelerinde gönüllü olarak asker olmuş ve talimgahta hizmet görmüştür.

1921’de Bozantı-Halep-Nusaybin ve Temdidatı Demiryolları İşletmesi hizmetine girerek Adana garı deposunda kazancı ve kaynakçı olarak uzun seneler çalışmıştır. Bu vazifesinden 1943 yılında ve istifa etmek suretiyle ayrılmış, yine Adana’da serbest çalışmaya başlamıştır.

İsmail Emre’nin ilk çocuğu olan Emine ile ondan sonraki Halil, küçük yaşta ölmüşlerdir.

Hayatta Hafize, Ruşen, Fuzule, Neşe isimlerinde 4 kızı ve Fikri adında bir oğlu vardır. Hanımının adı Ayşe’dir.

Emre mektep, medrese yüzü görmemiştir. Sonradan öğrendiği eski harfleri Yunus Emre, Niyazi Mısri divanlarını şöyle böyle okuyacak kadar bilmektedir.

Emre’nin eski harfleri öğrenmesi ilginçtir. Emre, 17-18 yaşlarındayken düştüğü Allah aşkı ateşine, Yunus ve Niyazi gibi aşık şairlerin şiirlerini dinleyerek su serpmeye çalışırmış. Fakat arkadaşları, bu divanları Emre’nin her istediği zaman okuyamazlarmış. O da buna üzülürmüş. Bu teesürle işe başlayan Emre, okumayı, harf ve hece usulüyle değil, kelimelerin şekillerini, resimlerini hafızasına nakşederek öğrenmiştir.

İlk öğrendiği kelime, Niyazi Mısri’nin “Kasap elinde koyunum” mısrasındaki kasap kelimesi olmuştur. Bu kelimeyi o zamanki kasap dükkanlarının Arap harfleriyle yazılı tabelalarında da seyrederek iyice öğrenmiş ve düştüğü ilahi aşk ateşinde yıllarca yandıktan sonra, nihayet nefsinin ve benliğinin koyununu Ustasının bıçağı altına yatırmıştır.

İslam tarihine dair malumat ile diğer peygamberlere ait kıssaların çoğunu, bu hususta bilgisi olan kimselerin sözlerini can kulağı ile dinleyerek, kısmen de Ahmeddiyye, Muhammediyye, Şahmaran, Kan Kalesi gibi tasavvufi kitap veya hikayeleri okuyarak öğrenmiştir.

Tasavvuf nerede başlar, nerede biterse Emre de oradan başlamış ve başladığı yolu, kendisini bitirmek suretiyle tamamlayarak bir Aşk Güneşi olmuştur.

Emre bizim anladığımız anlamda bir aşk şairi değildir. Çünkü şairler, eğer münevverseler, şiirlerini kağıt üzerine, ölçüp biçerek, düşünüp taşınarak yazarlar. Tahsili olmayan şairler ise, sazlarını özlerine akort ederek şiir söylerler; yani kağıt üzerine yazmazlar.

Emre saz şairleri gibi şiir söyler yani kağıt üzerine yazmaz. Fakat onunla saz şairleri arasında şu fark vardır ki, Emre şiir söylerken kendinde değildir, yani ne söylediğinden kendisinin de haberi yoktur. Ağzından çıkan sözleri kulağı işitmez. O söylerken, yanında eli kalem tutan biri bulunur da, söylenen şiiri zapt ederse ne alan; aksi taktirde, söylenen şiir zayi olup gider.

Emre‘nin manevi ihata ve vukufu içine giren hadiseler vesilesiyle ve ilahi bir tazyikle söylediği bu tasavvufi şiirlerin gerek lafi, gerek fikri inşasında kendi iradesinin hiçbir rolü ve tesiri yoktur. Yani, tıpkı hamile bir kadının, çocuğunu doğurması veya doğurmaması nasıl elinde değilse, bu şiirleri söylemek veya söylememek de Emre‘nin elinde değildir. Bunun içindir ki o, kendisinin olmayan bu şiirlere Doğuş adını vermektedir. Ve Emre, kendi varlığının, bu doğuşları söyleyen Kudret ile, onları dinleyenler veya okuyanlar arasında sadece bir vasıta vazifesi gördüğünü daima söylemektedir.

Emre bir neydir, ve o Kudret zaman zaman gelip bu neyi üflemektedir.

Emre bu doğuşların kendi iç aleminde daima ve hiç durmadan söylendiğini, ancak icap edenlerin ses ve söz halinde dışarı çıktığını söylemektedir.

Emre, bu halin kendisine gelişini şöyle anlatmaktadır: Doğuş söylemeden evvel, bana tatlı bir ağırlık geliyor, vücudumda bir cereyan hissediyorum. Bu cereyan beni birkaç sefer elektrik çarpar gibi sarsıyor, ondan sonra ne dünya, ne ahiret, ne bilgi, ne görgü, ne işitgi ne de duygu kalıyor…

Doğuş bitip Emre kendisine geldikten sonra: Okuyun bakalım, biz de dinleyelim de istifade edelim diyor. Doğuş bitiminde Emre! diye mahlasını söylerken yavaş yavaş kendine geliyormuş.

Emre, bu hali hiçbir lisan tarif edemez diyor. Akl-ı cüz’, akl-ı küll’e yaklaşır ve akl-ı küll söyler.

Doğuşlar görüş ve arzularımıza göre doğar. Doğuşlar aşk kelamıdır. Aşka bürünmüş sözler nazımla çıkar. Doğuşları anlayabilmek için aynı hale bürünmek lazım.

Aşkı ancak aşk anlar.

Emre, kendisine soranlara, “bizim yolumuz doğuş yolu değil, ahlak ve istikamet yoludur”, diyor.

Bu hal, Emre‘ye kırk yaşına girdiği 1940 yılında gelmiştir. Emre‘nin 24-25 yıldır söylemiş olduğu doğuşlardan zapt ve tespit edilebilenler 2400 kadardır.

Prof. Dr. Annemaria Schimmel, Emre‘nin doğuş haline şahit olmuş ve “Tasavvuf’ un Boyutları” adlı eserinde bu konuya değinmiştir. (Kırkambar Kitaplığı, sf. 381-382 çev. Yaşar Keçeci)

Emre‘nin tasavvufi doğuları, bir taraftan İlahi Hakikati anlatmaya çalışırken, diğer taraftan da, bize, tasavvufi ahlak merdiveninin basamaklarını işaret etmektedir. İnsanları Manevi Sevgiye götürecek tek yol bu ahlaktır.

Emre diyor ki bu sevgi ancak ahlakımızdaki hayvani sıfatlar yok olduktan sonra doğabileceğine göre, tasavvuf, son hecesi “şer” olan “beşer”i İnsan sonra da Adem yapmak için uğraşır.

Emre‘nin dünya görüşü ve Kuran’daki tabiat-üstü olayları izah edişi tamamıyla aklın, mantığın ve müspet ilimlerin çerçevesi içindedir.

Emre‘nin getirdiği tasavvuf, 20. asrın bütün maddi terakkileriyle el ele vermiş dinamik bir tefekkür sistemidir.

Din anlayışının tekamülü bizi tasavvufa götürür. Dinler, büyük bir nehrin kollarına benzerler. Bu kollar birleşerek ana nehri teşkil ederler. Bu ana nehir tasavvuftur. Din dereleri birleşip tasavvuf ırmağı haline geldikten sonra Vahdet Ummanına dökülebilirler. Böyle bir tekamül takip etmeyen din anlayışı, taklitte kalmaya mahkumdur.
DOĞUŞLAR 2, 1965, Doğan Basım Evi Adana, Şevket Kutkan’ın önsözünden.

İsmail Emre’den Vecizeler

Sponsorlu Baglantilar

Tüm kadın aksesuar fırsatları için tıklayın !

  • Kur’an Arapça değil Rabça’dır.., Kur’anı ne Arap anlar, ne Türk; Kur’anı Kur’an anlar..,  (1952 yılı konuşmalarından) 
             
  • Eğri bir tel bir delikten nasıl giremezse, eğri bir kalp de mâneviyat kapısından, yani (Gönül) den içeri giremez..,
             
  • Yemin ederken Kur’ana elimizi değil kalbimizi koymalıyız.., Hele Kur’anı kalbimize koyarsak, yemine de lüzum kalmaz..,
             
  • Dindar ol ama (dini dar) olma..,
             
  • Maziyi unutmayan istikbâli göremez..,
             
  • Hayvanın gübresi ardından, insanın gübresi ağzından çıkar: Kötü söz..,
  • ilimsiz şefkat bile bir zulümdür..,
             
  • Sual – Madem Mûsa Allah’ı görememiş, peki, Tevrat Allah kelâmı olduğunu nasıl bildi?
             
  • Emre – Bu konuştuğumuz sözler Allah kelâmı mı, şeytan kelâmı mı?
             
  • Sual – Allah kelâmı..,
             
  • Emre – Sen bilirsinde Mûsa bilemez mi?
             
  • Atatürk’e dinsiz diyenler, onun yıktığı taassup binasının kerpiçleridir..,
             
  • Hacerûl’esved, bütün insanların gözleri bir araya getirilerek tevhîd edilmiş tek bir gözdür..,          
  • Sual – şu tasavvufa aklım bir türlü yatmıyor..,
             
  • Emre – iyi ki yatmıyor.., Yatsa, mutlaka uyuyacak..,          
  • Bir musîbeti, bir felaketi tatlı ve hoş görürsek, o musîbet ve felaket rûhun gıdası olur..,
             
  • insan, insanlaştıkça insanları sever.., Hayvanların akrabası, çoluğu çocuğu olur mu? insan ağaca benzer: Dallarını ayrı görmez..,          
  • Sual –  Herhangi bir parti ile alâkanız var mı?
             
  • Emre – Hayır, biz, “parti” değil, “küll”üz..,          
  • Gülmek kolay, ağlamak zordur.., iki şeker parçası kuru kuruya birbirine yapışmaz; fakat ıslatılırsa yapışabilir.., Mâneviyatta de insanları birbirine gözyaşı birleştirir..,
             
  • Hacca gidecek olanlar, küsmüş oldukları kimselerle barışıyorlar.., Ne güzel şey..,
             
  • Biz kimseye küsmeyelim, kırılmayalım.., Kırık bir kâsede su durur mu? Kırık bir kalpte de Allah durmaz..,
             
  • insanların kabahatlerini görürsek, yani onları bu kabahatlerinden dolayı kınarsak, o kabahatlere ortak olur, asıl büyük suçu biz işlemiş oluruz..,
             
  • Allah’a yakın olanların fücûrattan sakınıp, takvâ yolunu tutmaları mutlak şarttır.., Uzakta bulunan bir pisliğin kokusu burnumuza gelmez: sâdece sözü kulağımıza gelir.., Halbuki yanımızda bulunan pislik, bizi, kokusuyla rahatsız eder..,
             
  • Güneş bir ama, tecellisi cisme göredir..,
             
  • Büyüklük, seni büyük görenin karşısında küçülmektir.., Bazı kimseler, hürmet gördükçe, daha beter şişerler.., Halbuki için kan, dışın gündür.., iki dakika sonra başına ne geleceğini bilemezsin; hani, nerede kaldı büyüklük?
             
  • Hiçbir kimse, tesellisiz yaşayamaz; fakat teselliyi unutmayan da (Hakikat)i anlayamaz..,
             
  • Allah’la aramızda bulunduğundan bahsettikleri hicap; herkesin kendi ahlâkı, kendi tabiatları, kendi aklı, kendi bilgisi, kendi inanışıdır..,
             
  • Akıl, o âlemde yürüyemez.., Baksana, Hz. Muhammed’in (sav) aklı bile (Sidre-i Müntehâ)ya kadar gidip, orada duruyor.., Ondan öteye ancak (Âşk) gidebilir..,
             
  • Anamızın karnında hareket edebilirdik ama, yürüyemezdik.., şimdi de aklımızın karnındayız; şimdi de yürüyemiyoruz.., Zaman gelecek, doğacağız, büyüyeceğiz, yürüyeceğiz..,
             
  • şu nefsin kuyruğunu bir koparsak..,
             
  • Beyin denizine, ilim rüzgarını estirdikçe, orada dalgalar, yani girintiler, çıkıntılar çoğalır, kafa inkişâf eder..,
             
  • Eğrilik, kötü kalplilik ateşe benzer; bulunduğu yeri mutlaka yakar..,
             
  • Karagöz perdesi, kâmil bir insanın kara gözünün bir perdesidir.., Gözbebeğine de zaten (şah) diyorlar..,
             
  • insan çok büyüktür ama, küçüklüğünü bilse..,
             
  • En zor şey, dönen dünyanın üzerinde dönmeden durmaktır..,
             
  • Nasrettin hocanın sözleri, tohuma benzer: O, (Büyük Hakikat) ağacını güldürücü sözlerin tohumuna gizlemiştir.., Tohumun kabuğu ne kadar sağlam olursa, içinden çıkan ağaç o kadar çok yaşar.., Nasrettin Hoca da onun için zamanları aşıp geliyor..,
             
  • Kimsenin dini inanışına karışmayacağız.., Herkes bizim gibi düşünemez.., şu yoldan, bir günde ne kadar insan geçiyor.., Bunların hepsine: (gelin, beraber geçelim) diyebilir misiniz?
             
  • Vicdanı muazzep olmayan insan, ölüdür.., Bir ölüye iğne batırsan duyar mı? Başkalarının ızdırabından acı duyanlar, onlara bitişiktirler.., Bunlar büyük adamlardır..,
             
  • Emre – Allah! Demesini bilen bir insan deli olmaz.., Deli olanlar Allah’ta fâni olmamış sahte şeyhlerin, bizzat kendileri Allah! Demesini bilmeyen şeyhlerin delirttikleri kimselerdir.., Müritlerine mânen hakim olamadıklarından, biçareleri delirtirler.., çünkü müritleri kendilerinden daha müstaittirler; ileri gitmek isteyince rehbersiz kalır delirirler..,
             
  • Emre – şeriat= şeri at! Hakikatten, şeriat, yalnız kaideler, nizamlar topluluğu demek değil, asıl şeriat, nefisteki şerleri atabilmektir..,
             
  • Emre – insan, hakkı, hakikati her gördüğü yerde tanımaz ve kabul etmezse, daima azap içinde yanar..,
             
  • Emre – Her şey şerh edilir de, bizim bu halimiz şerh edilemez.., Ancak, zamanla ve muhabbet yoluyla olur bu iş..,
             
  • Emre – Dayaktan korkan çocuklar ıslah olurlar.., Korkmayanlar sonra kendi kendilerini cehalet, sefalet değnekleriyle döverler; hatta uykularında bile döverler..,
             
  • Emre – (Defineler, inlemezse, yedi senede bir inler) diyorlar.., işte Rıza Murad Bey, Malatya’da inleyip, bu hâli ekip duruyor.., Bu sözü, bu hâli anlatmak için söylemişler..,
             
  • Emre – insan ağlayarak doğduğundan, her hâli şikayettir.., Sevmek de bir şikayettir..,
             
  • Emre – Ağlamak= Ağılamak; nefsin ağısı, zehiri, hakikatten gözyaşıdır..,
             
  • Emre – ilmin nihayeti zevktir.., Kendimizi bilmek sûretiyle öğreneceğimiz ilim bizi bu zevke getirir.., Cezbe ve âşk bile kayıttır.., Hiçbir kaydımız yok; fakat hiçbir kayıttan da geçmeyiz.., Her tarikat bizim; bir adımlık bile yolumuz, tarikatımız kalmadı..,
             
  • Emre – Nokta olmayan, ilimlerin nokta hâline getiremez; cümle olmayan, cümle göremez..,
             
  • Dünya siyaset ile mânevi saadet bir arada yaşayamaz.., Onun için bizim kat’iyyen din, millet tefrikimiz yoktur.., Her din, her mezhep bizimdir.., Onları oldukları gibi kabul ederiz.., Değiştirmek kudretine mâlik olsak bile, değiştirmeyiz.., Ne yaparsak, Allah’ın yapmış olduğu gibi yapmaya çalışırız.., Her uzuv, yerli yerinde güzeldir.., Gözü çeneye getirsek, gene görür ama, biçim bozulur.., (Ama, mezahır âleminde siyasette lazımdır, her şey de.., Hz. Muhammed, her şeyi yerli yerinde kullanmıştır..,
             
  • Emre – Hâkikat hayvana değil, insana benzer.., insan çıplak gezemezse, hâkikat, yani Allah ve tasavvuf kelâmında çıplak olamaz, hep örtülü, kapalı; rumuzludur.., Bunun için (ilmi Ledün) diyorlar.., Her peygamber ona bir elbise giydirmiştir.., H3akikatin elbisesi din ve şeriattır..,
             
  • Emre – Allah, Hâlik daima bir hâldedir.., Ancak mahlukat her vakit oluş hâlindedir.., (Külle yevmin Hüve fi şe’n) ayetini böyle anlamak lazımdır..,
             
  • Emre – Yirminci asrın insanı eline tesbih alır çekerse, bu, posteki olur.., Biz onların yerine o postekiyi çok saydık.., Evvelden sadrazamlar bile postekide otururdu; şimdi koltukta oturuluyor.., Koltuğunsa, posteki gibi sayılacak kılı yok.., Bu asır, anlayış ve irfaniyet asrıdır.., Posteki tekkelerin, rahle de medreselerin altında kaldı..,
             
  • Emre – Her hikmetin başı, korku olduğu gibi, her marifetinde başı korkudur.., Düşman korkusu olmasaydı füzeler müzeler icad edilemezdi..,
             
  • Emre – Reisi cumhur nasıl bir yere yalnız gitmezse, Allah da bir gönüle yalnız girmez.., Onun da tevâzu, sevgi, şefkat, vicdan af gibi adamları vardır; onlarla gelir.., Onun için Allah’ı davet eden gönül dar olmamalıdır.., Geniş gönül sahipleri kimseye kızmazlar, her şeyi hoş görürler..,
             
  • Emre – Herkesin yönü Allah’a dönüktür.., Herkes, kendi kanaatinin, kendi inancının adımlarıyla Allah’a doğru yürümektedir.., Herkes her şeyi söylemekte haklıdır; sövebilir, kızabilirler.., Ne tarafa doğru yürüseler, yönleri bize doğrudur; sövseler, sövme adımlarıyla, kızsalar kızma adımlarıyla bize geliyorlar..,
             
  • Emre – insanlar gençlikte hayâlle, yaşlanınca mâzi ile uğraşırlar, ne yazık..,
             
  • Emre – Dünya harpsiz yaşamazmış.., Ateşsiz olmaz.., Vücut bile hareketsiz yaşayabiliyor mu?
             
  • Emre – Tapmak, insanın kendisini unutmasıdır.., Allah için insan ateşe tapsa, boşa gitmez.., Fakat kâfi değil.., Ama yine de dünyaya, mala, paraya tapmak iyidir.., Bu hiç olmassa bir yoldur.., Para, mal ise çıkmaz sokaktır..,
             
  • Emre – Allah, bir kâmilden (Ben!) der ama, benliksiz, isimsiz (Ben!) der.., Onu böyle Allah’ta fâni olduğu zaman kalbimize alabilir, ona murâbıt olabilirsek kurtuluruz..,
             
  • Mansur (Enelhâk!) der ama, (Ben Mansur’um!) diyemez, derse, iblisiyettir..,
             
  • Emre – Âşkın gömleği ilim, ahlâk, ve dindir.., Âşk bunların ötesindedir..,
             
  • Emre – Taassup, komünizm gibi serbest ve hâin fikirlere mâni olur.., Taassup da iki türlüdür: ilmi taassup, cehlî taassup.., Birincisi, vatanı, dini, namusu muhafaza etmek için lazım.., Cehlî taassup, ne olduğunu bilinmeden, şuursuzca saplanılan taassuptur.., Bu fenz.., Bu, halkı tembelliğe ve irticâa götürür.., Vatanı, milleti, dini de muhafaza edemez..,
             
  • Emre – Gün, bir tane.., Fazla değil.., Biz bir tane olan günün içinden ömrümüz müddetince geçiyoruz.., Attığımız ömür adımlarını gün zannediyoruz..,
             
  • Emre – Cebrâil, herkesin aklı değil, Hz. Muhammed (sav) ve onun gibi olanların aklıdır..,
             
  • Emre – Telkin, ölüye değil, imamın   arkasında cemaatta yani biz yaşayan ölüleredir..,
             
  • Emre – Asıl iltifak, salat-ı dâimdir.., Yani insanın, işine gücüne alış verişine bakarken bile Allah’tan ayrılmayışıdır..,
             
  • Emre – Sevginin lisanı, tebessüm ve güzel bakıştır.., Dili anlamayan kimse yoktur..,
             
  • Emre – Kabahat yapanın günahı affolunur da, kabahat görenin günahı affolunmaz…
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

İsmail Emre Hayatı-Sözleri ile Benzer Yazılar:

Paylas
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
9 Kasım 2009 Saat : 10:37

İsmail Emre Hayatı-Sözleri Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

Yorum yapmak için giriş yapmak zorundasın. Gİriş

Tüm erkek giyim modası fırsatları için tıklayın !

içerik