Tüm mp3 player fırsatları için tıklayın !

<

Nietzsche’nin Milliyetçilik ve Liberalizm eleştirisi


  • Anasayfa
  • Nietzsche’nin Milliyetçilik ve Liberalizm eleştirisi
Sponsorlu Baglantilar

Tüm oto müzik sistemi fırsatları için tıklayın !

NİETZSCHE VE LİBERALİZM

Genellikle; Nietzsche’nin düşüncesi liberal bir bireycilikle bağdaştırılır. Ve politik yapılar karşısında; bireyin kendini gerçekleştirmesinin değerini savunan bir düşünür olarak değerlendirilir. Ama Nietzsche’nin düşüncesi liberalizmin politik felsefesiyle uyuşmaz.

Bir öğreti olarak “liberalizm”, yüzyıllarca süren bir gelişmenin ürünü olup; felsefi liberalizmin temel ilkeleri;

a-Liberalizm, bireysel kişiliğin özgürce dışa vurulmasına çok değer verir
b-İnsanların kişiliklerini; özgürce dışa vurmayı hem kendileri, hem de toplum için değerli kılma yetenekleri olduğuna inanır.
c-Kişiliğin; özgürce dışa vurulmasını ve bu anlayışın hoşgörüsünü koruyan ve destekleyen kurum ve yönetim biçimlerini onaylar.

Liberalizmin iki ana teması vardır; bunlar, keyfi otoriteden hoşlanmama ve bireysel kişiliğin özgürce dışa vurulmasıdır. Liberalizm, politik idealler sistemi olarak, on yedinci ve on sekizinci yüzyıllarda İngiltere’de doğmuştur. Başlıca idealleri; dini özgürlükler ve hoşgörüyü, anayasacılığı (hukuk devleti, güçler ayrılığı ) ve politik hakları içeriyordu. Almanya’da, birbirine karşı iki düşünce okulu gelişti. Birinci düşünce okulu; anayasal bir hükümet ve minimal bir devlet arayışındaydı ve toplumum hedefini karşılıklı güvenliğin sağlanması olarak görüyordu. İkincisi ise; devletçiydi ve ulusal bir birlik olarak Almanya’nın  özgürlüğünü istiyordu. Alman milliyetçi liberaller; bireysel haklardan çok kolektif haklar kapsamında düşünüyorlardı.

Nietzsche’nin liberalizm eleştirisi ise;

a-Avrupa liberalizminin soylu ideallerinin; öncelikle de yaratıcı kişilik ideallerinin milliyetçilik yüzünden çürümekte olduğu;
b-Nietzsche’ye göre tarihsel açıdan; felsefi liberalizmin gelişimi ekonomik liberalizmin ayrılmaz parçasıdır. Ona göre; politik yapının bir para ekonomisinin baskısı altına girmesi, etik yaşamın temelinin aşınması ve kültürün beğeni yoksunluğuyla yok edilmesidir. Bu durumda; gerçek bireyselliğin dışa vurumu ve gerçekleşmesi olanaksızdır. Nietzsche için; liberalizm, gerçek bireyi değil, burjuva toplumunun özel kişisini özgürleştirir. Ve bir kültür anlayışından yoksundur.
c-Liberalizm; bireyin benliğine ve gerçekleştirilmesine dair, soyut ve tarih dışı bir anlayışa dayanmaktadır. Gerekli olan; farklı insan tiplerinin ve farklı ahlakların varoluşunu tanıtlamaktır. Bunun içinde insan eylemlerinin, tarihsel ve psikolojik evriminin incelenmesi gereklidir.

Bu nedenle, Nietzsche’nin önerdiği bireyciliği liberal bireycilik değil, aristokratik bir bireycilik olarak görmek gerekir. Kendisinin de vurguladığı gibi; felsefesi “bireyci ahlakı değil mertebe düzenlemesini hedeflemiştir ” .

Nietzsche, bireysel kişinin; dokunulmaz ve insan yaşamının da çok kutsal olduğu görüşünü liberalizmin tersine savunmaz. İnsana’ a ilişkin düşünce biçimi anti-hümanisttir. (Yani; hümanizm’in , insanın evrenin merkezine oturtulması ve insanın değerinin de  insani/ahlaki bir perspektiften yorumlanması anlamına geldiği düşüncesinde.)

 


EK:2
ANTİ-FAŞİST NİETZSCHE

Nietzsche olgunluk dönemindeki yapıtlarında; kendisini; yalnızca bütünüyle politikadan değil, Almanya’yı mahvetmiş olduğunu düşündüğü; milliyetçilik ve devletçiliğin kısır politikalarından da uzaklaştırmak amacıyla, kesin bir ifadeyle “ son politika karşıtı Alman “ olarak tanımlamıştır. Putların Alacakaranlığında; “ Deutschland,  Deutschland über alles “ ( Almanya, Almanya her şeyin üstündedir ) haykırışının ; Almanya’da, düşüncenin ve felsefenin sona erişinin habercisi olduğu yönündeki korkusunu dile getirmiştir. Nietzsche’ye göre; milliyetçilik; kültür karşıtı hastalığın en tipik yansısıdır. Nietzsche; İyinin ve Kötünün Ötesinde de; felsefeci-yasa koyuculardan oluşan bir seçkinler sınıfının; Avrupa’yı milliyetçiliğin ötesine taşımasını sağlayacak “ üstün bir politika “ kurması  arzusunu dile getirir. Bu yapıtında; yahudi düşmanlığını kullanan, Alman politikacılara saldırırken; özellikle iğneleyici bir üslup kullanır. Almanya davası karşısında Avrupa davasını destekleyen, politikada ırkçılığın tüm biçimlerine, özellikle de Yahudi karşıtlığına şiddetle karşı çıkan bir düşünürün; böylesine yaygın bir şekilde, Nazizmin ideolojik kurucusu olarak algılanması oldukça paradoksaldır.

Savaş arası dönemde; Nazilerin Nietzsche’yi, ideolojik bir müttefik olarak kullanabilmesini, sömürmesini mümkün kılan, onun yapıtlarının, Birinci Dünya Savaşı boyunca Almanya’da kazandığı popülariteydi. ( kayıtlara göre; Alman askerleri, parkalarının bir cebinde kutsal kitap  (İncil ) ,  ötekinde de Böyle Buyurdu Zerdüşt ile cepheye gidiyorlardı ) Nietzsche; harakete felsefi bir gerekçe ve meşruluk kazandırılması amacıyla Nazi davasına dahil edilmiştir.

Ünlü Fransız şair ve düşünür Georges Bataille; Nazilerin, Nietzsche’nin düşüncelerini nasıl yanlış yorumladıklarını örneklerle göstermiştir. Bataille  eski belgelere başvurarak; Nietzsche’nin kuzeni ve Yahudi düşmanı kız kardeşinin işbirlikçisi Richard Oehler örneğini gösterir. Oehler; Nietzsche ve Almanya’nın geleceği başlıklı çalışmasında; Nietzsche’nin öğretileriyle, Hitler’in Kavgam adlı kitabında savunulan görüşler arasında, köklü bir benzerliğin bulunduğunu kanıtlamaya çalışmıştır. Bataille; Oehler’in kitabından bir Nietzsche alıntısı aktarıyor; “ Daha fazla Yahudi’ye yer yok! Ve özellikle de doğuya kapıları kapatın! Almanya’nın yeterince bol Yahudi’ye sahip oluşu, Alman midesinin, Alman kanının bu kadar çok Yahudi’yi sindirme sıkıntısı yaşaması ve bu sıkıntı daha uzun bir süre sürecek.

Anti faşist Nietzsche’nin yandaşı Bataille; bunun bilinçli bir şekilde uydurulmuş yalan olduğuna dikkat çeker. Oehler’in  Nietzsche’den yaptığı alıntı; İyinin ve Kötünün Ötesinde’nin 251. kısmından alınmıştır. Aslında şöyle der Nietzsche: “ Şimdiye dek Yahudilere sıcak davranan veya yardımcı olan bir Almana rastlamadım; ama tedbiri elden bırakmayıp, politik hesap güdenlerin hepsi, kayıtsızca gerçek Yahudi düşmanlığını yadsısalar da, bizzat sarıldıkları bu tedbir ve politika, aslında düşmanlık duygusunun türüne değil, yalnızca bu duygunun tehlikeli aşırılığına, özelliklede bu aşırı duygunun sanki vahiy almışçasına ve yüz kızartıcı biçimde ifade edilmesine karşı yöneltilmiştir…..” . Ve Yahudi düşmanları ile alay etmek üzere; kendi seçmiş olduğu bu Yahudi düşmanlarının söylemleriyle devam eder.”  Almanya’nın yeterince bol Yahudi’ye sahip oluşu……..” vs şeklinde.

 


EK:3
NİETZSCHE VE AKLA İSYAN

Sponsorlu Baglantilar

Tüm kadın aksesuar fırsatları için tıklayın !

Nietzsche ilk kitabı, Müziğin Ruhundan Trajedinin Doğumunda; Attika trajedisinden söz eder. Bu trajedi; köklerinde birbirlerinden tamamen zıt iki dünya görüşü ve eğiliminin bulunduğu iddiasına dayanmaktadır. Bunlardan ilki; Likya kökenli bir Anadolu tanrısı olan Apollon; aydınlığı, ölçülü gücü fakat her şeyden önce de aklı, akıl idaresindeki insan davranışını simgeler. Nietzsche bu tanrının simgelediği şeyin; insanın kuramsal düşünce yaratma gücü olduğu düşüncesindedir. İkincisi; yani, Nietzsche’nin Attika trajedisinin kökünde gördüğü diğer tanrı ise, Lidyalı Şarap Tanrısı Dionysos’tur. Bu tanrının simgelediği ise; her yönüyle doğa ve insanı doğanın sırlarına erdiren güçtür. Nietzsche yazılarında; Dionysos’un  Apollon’un tersine; akıl yerine hissi, ölçü yerine coşkuyu, sınır yerine taşkınlığı dile getirdiği izlenimine ulaşmıştır. Nietzsche’nin Dionysos ile anlatmak istediği; insan aklı ile filtrelenmemiş doğayı görme isteğidir. Bu anlamda Nietzsche trajediyi; aklı, çıplak doğayı, ölçüyü, coşkuyu, sınırı, taşkınlığı bünyesinde birleştiren bir sanat şekli olarak görmüştür.

Nietzsche göre Sokrates; aklın, rasyonalitenin egemenliğini kurarak, Apollon unsurunu Dionysos unsuruna karşı tek hakim haline getirmiştir. Bu insanlığı doğanın gerçeklerinden kopararak ona yalancı bir iyimserlik ve yaşam vermek demektir. Yine bu anlamda Nietzsche; akla karşı değildir, ancak aklın her şeye kadir olduğunu sanarak gözlerini doğaya yani; Dionysos’a kapayanlara karşıdır. O adeta Kartezyen bir akla karşıdır.

Nietzsche’nin bu konudaki görüşlerini özetlersek: Yaşam, yalnızca sonsuz olabilirse bir anlama sahip olabilir. Yaşamın anlamı; yaşayanın o yaşamdan ne kazanacağı ile doğrudan bağlantılıdır. Eğer bir gün her şey bitecek ise; yaşamdan kazanılacak şey bir hiç den ibarettir. Yaşayanın sonsuza kadar yok olmayacak bir şey yapması mümkün değildir. Bu düşünce insanı ümitsizliğe ve çaresizliğe götürür. Ümidini kaybetmiş bir insan da her şeyini kaybetmiş demektir.

Bu ümitsizlikten kurtulmanın bir yolu; bir şekilde insan yaşamına anlam verecek, onu sonsuzluk kavramıyla barıştıracak, bir masal icat edip; sonra o masala inanmaktır. Nietzsche, yalnızca Apollon ögesinin yani; yalnızca aklın kontrolündeki insanın bu yolu seçtiği kanısındadır. Bu yol insanı doğaya yabancılaştırmış, korkak , kişiliksiz bir yaratık haline getirmiştir. Nietzsche Tanrının Ölümünü ilan ederken; aslında dinlerin her insana tanrılık vaat ettiği gerçeğinin altını çizmiştir. Dinler insana; öteki tarafta, sonsuz yaşam ve bitmeyen mutluluk vaat  eder. Aslında bunlar tanrının özellikleridir. İnsan; insanlığından korktuğu için; icat ettiği dinler vasıtasıyla, kendini tanrılaştırmaya özenmektedir. Nietzsche bu yalana katlanamaz ve tanrının ölümünü ilan eder.

Dionysos ögesi; coşku, taşkınlık, sınırsızlık içinde, bir sürü çirkinliği de içerir. Ama bunlar gerçektir. Nietzsche Apollon ögesini bir düşe, Dionysos ögesini ise sarhoşluğa benzetir. Düşler hayal ürünüdür. Sarhoşluk ise; çarpıtılmış olsa bile, gerçeğin seyredilmesi ve gerçekle yaşamaktır. Rüya; gerçeğe çarpamaz, sarhoş ise çarpar. Nietzsche; hem dinde, hemde geleneksel felsefe ve bilimde insanı uyutmaya , bir düş aleminde yaşamaya zorlayan unsurlar görmekte, her ikisinin de insanı deneyimden uzak tuttuğunu vurgulamaktaydı.

Nietzsche’nin önemini görüp de dile getiremediği; aklın küstahlığının dizginlenmesi gerektiğidir. Aklın terbiye edilmesinin ve dizginlenmesinin yolu; aklı kendi dışında bir şeyle, doğa ile, durmadan karşı karşıya getirmekten geçmektedir. Yani; hiç bitmeyen bir Apollon- Dionysos diyaloğu kurmaktan. Yani; Sokrates’in kurucusu olduğu kuramsal insana karşı, doğa bilimci, eleştirel, yaratıcı akılcı insanı savunmaktan.

 


EK:4
NİETZSCHE VE MİSTİSİZM
 

Tarih boyunca; filozofların bilgilerine ve elde ettikleri felsefi bilgiyi kullanmalarına bakınca üç farklı tarz görülebilir.
a- Filozofların çoğu gerçeği yorumlamakta; genellikle pasif bir seyirci tavrını benimsemişlerdir. Fildişi kulesi filozofları denilebilecek bu filozoflara en iyi örnek; Aristoteles’dir. Bu tutuma tasviri ya da betimsel tutum denilebilir.

b- Diğer bir grup ise; insanları değiştirmek ve/veya onları yaşama şartlarını iyileştirmek amacını gütmüştür. Nietzsche’nin alaycı bir tavırla; insanlığın geliştiricileri dediği bu aktivist gruba, sosyalistler ve liberaller dahil edilebilir. Bu grubun tarzına reçeteci denilebilir.

c- Üçüncü grup ise bilgelik arayıcılarıdır. Bunları amacı; ne tasvir ne de insanlığa reçeteler sunmaktır.  Bu düşünürlerin hedefi; uyanma zamanı gelmiş olanlara önderlik etmektir. Tarzlarına yönlendirici denilen bu grup; insanlık tarihinde az görülen bir türdür ki; bunları filozof kategorisine sokmak yanıltıcı bile olabilir. Nietzsche’nin de özlemini duyduğu bu ender insanlar; çoğunluk tarafından; ermiş, bilge, mürşit, peygamber gibi adlarla tanınmışlardır. Batıda sıradan insanlar, bunların öğretilerine; mistisizm demişlerdir.

Eski zamanlardan beri bu olağanüstü yol göstericiler; dünyanın çeşitli yerlerinde özü bilme ya da öze erme okulları kurdular. Genellikle dışa kapalı tutulan ( esoteric ) bu okullar içinde, en çok bilinenler; Hindistan’da çeşitli adlar alan rişi ( ermiş ) grupları, Frigya’da Kibele-Attis kültleri  (mezhepleri ) , İyonya ve Trakya’da Dionysian kültleri, Eski Mısır’da Hermetik Okul, İran’da Zerdüştlük; Ortadoğu’da İbrahimden başlayarak Muhammed vasıtasıyla sufilere ulaşan hat.

Bütün bu bilgelik okullarının öğretilerinin özü: İnsan; şu anki durumuyla kendine yabancılaşmıştır. İnsani sıkıntıların temel nedeni; insanın özüne yabancılaşmasından kaynaklanmaktadır. Ancak bu durumda umutsuzluğa düşülmemelidir. Çünkü; insanın özüne yabancılaşması; olumsal olduğu için aşılabilir. Bu nedenle; insan özünü bilebilir. ( öze erebilir )

Yol üstadları bu nedenle, insanları öze yabancılaşmadan kurtarmak için, çeşitli çareler, kathardik egzersizler ( Yoga gibi ) öğrettiler. Bunlara yabancılaşmayı aşmanın evrensel yolu ya da bilgelik yolu ( mistisizm ) denilebilir.

Bu anlamda; Nietzsche’nin felsefesi özü itibariyle mistisizmin bir çeşitlemesidir. Bu söylemi temellendirmek gerekirse;
Birinci olarak; Nietzsche’nin öğretisinin temel yapısı; bilgelik mesajına uygunluk gösterir. Ona göre; insan ve değerleri decadence ( yabancılaşma ) halindedir. ( günah ile aynı düşünülebilir ) Her ne kadar; insanoğlu decadence halinde ise de, nihilistler gibi umut kaybedilmemelidir. Çünkü bu yabancılaşma hali aşılabilir. İnsanoğlunun; yapısı gereği, maruz kaldığı bu var oluşsal belanın, nihai çözümü ise Dionysian haldir.  Yaratılışın toptan ve kayıtsız şartsız onanması; hayat ile vecd içinde birliktir  ( Vahdet ).( Bu çözüm önerisi; eski bilgelerin “kozmik bilinçlilik, fenafillah v.b “ gibi ifade ettikleri çözümle aynıdır.)

İkinci olarak; Nietzsche yapıtlarında mistik özlemlerini açıkça ifade etmiştir. Onun yakınlık duyduğu eski yunan esoterik okullarından; Dionysıan Kültüdür. Üstinsan kavramı; onun mistik özlemlerinin en büyük kanıtıdır. Dionysian insanın temel niteliği amor fati ‘dir ( kader sevgisidir). Yani; sonsuzluğun, sonsuz olarak tasdikidir. Amor Fati durumunun iki yönü vardır; ilki;  evren ile vecd içinde birleşme yani vahdet, ikincisi ise; dolayısıyla gerçeği; evrensel bir perspektiften görmektir. Bu anlamda; Dionysian insan anlayışı, Nietzsche’nin felsefesini mistisizme yaklaştırıyor.

Üçüncü olarak; Nietzsche’yi mistik gruba yaklaştıran en önemli özellik; onun felsefe yapmasındaki amacıdır. Onun amacı; kendini aşma görevini yapabilecek insanların zihinlerini bu amaca hazırlamaktır. Bu tutum; Bilgelik Yolu Kılavuzlarının da, ayırıcı özelliğidir. Bu tür yol üstadları; isteklilere, öze erme yolunda önder olacak aktif bilgiler verirler. Bu perspektifden bakıldığında; Nietzsche’nin tarzı, eski yol üstadlarına benzer. Nietzsche; herkes için değil, yalnız üstinsana yolu açmak için yazmıştır. Onun felsefesinin, temel özelliği, yol gösterici olmasıdır.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Nietzsche’nin Milliyetçilik ve Liberalizm eleştirisi ile Benzer Yazılar:

Paylas
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
27 Ekim 2011 Saat : 12:58

Nietzsche’nin Milliyetçilik ve Liberalizm eleştirisi Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

Yorum yapmak için giriş yapmak zorundasın. Gİriş

Tüm erkek giyim modası fırsatları için tıklayın !

içerik