| Yazar |
İleti |
OnuR
Yönetici


Yaş: 26
Kayıt: 02.07.2006
İleti: 1641

|
|
Örnek olsun diye Kendimden başlayacak olursam;
ben zamanında mütevazi bir ilin geri kalmış bir mahallesinde doğdum ve orda çocukluğumu geçirdim.Çok fakir insanlarla aynı mahalleyi paylaştim ve kendimde çok iyi olmayan şartlarda büyüdüm.Fakirlik nedir parasız kaldığınızda yaşadığınız çaresizliği ve bu sorunun toplumsal dayanışma içerisinde insanların birbirine yardım ederek çözülmeye çalişıldığına sahit olmuşumdur.
Zenginle fakiri ayıran çok şey vardır.Zengin çocuklar evlerinde gameboy oynarken fakir çocuklar tüm yaratıcılıklarıyla kendince oyunlar geliştirir tahta kasalardan arabalar yapar çamurdan aklın sınırlarını zorlayan eğlenceleri oluştururlar.
Ve fedakarlık..
zengin çocukları birbirine güç gösterisi yaparken fakir çocuklar herşeyini paylaşirlar.Fakir bir insan yaşama azmini ve gücünü fedakarlık sevgi saygı paylaşımdan alırken zengin çocuklar babasının ona aldiklarından alır..
Çocukluğumuzda top oynarken top olur olmadık yerlere giderdi.Örneğin ağaçların yüksek dallarına..Fakir bir insanın canının kıymeti yoktur.o agaca fedakarca çıkar düşme tehlikesini göze alarak korkulu bakişlar arasında kahramanca o agaca çıkar o topu alır.Helal sesleri arasında yere bakmaktan kaldiramadiği gözlerini bir saniyeliğine etrafa gösterir.Sonra oyun tekrar başlar.
Zengin bir çocuğun canı kıymetlidir.O agaca çıkmaz.Kendi atmış bile olsa.Ya bir şekerle fakir bir çocuğu kullanır.Yada o top orda kalır.Ayrıca Topu patlarsa ödemek zorundasınzdır.Zengin çocukları o kadar insafsizdir ki çoğu zaman durumu hiç olmayan bir çocuğa bile topu ödetmek ister.O çocuk ise olay unutulana kadar utancından mahalleye gelemez.
Küçüklümden beri gücüm yettiğince fakiri aciz durumdaki insanları korumaya gayret ettim.Bir insanın ne kadar fakirse o kadar çok hırsızlıkla suçlanildiğini iftira edildiğini gördüm.Zengindir çalmaz fakirdir çalar..
Ne kadar yanliş.Bu günümüzde de böyledir.Baklava çalan cocuklarla, ali balkanerler,hayyam gariboğlu ve diğer hırsızların yaptıkları..
Benim mahallemde akşam ezan okunduğunda herkes evine dağılır mahallenin tüm çocukları her gün aynı saatte aynı yerde toplanırdı.Bazen ve gerçekten çoğu zaman okul önlükleriyle konuşulalar ve oynanan oyunlar.Kimi zaman başka mahallerden gelen çocuklara kendi içindeki sorunlar bir yere bırakılarak oluşturulan mahalle dayanişmasi birlik ve beraberliği içerisinde oluşturulan direniş görülmeye değerdir.Onlara karşi futbolla savaşılır.Herkes kendini yerden yere vurarak kahramanca gol yememek için kalesini savunur.
Benim mahallemde top oynadığımız yerde sokak lambaları yanmazdı.Gece oldu mu dışarı çıkmaya izin alsak bile (ki çok zordur) maç yapamazdik.Bu durumda çöp tenekesine 10 metre uzaklıkta bir duvar başında herkes islami toplum olmanın etkileri ile birlikte cinlerden perilerden yaşadıkları enterasan olaylardan bahseder.O kadar gerçek o kadar içten anlatılmaya çalişilirki ister istemez etkilenir karanliğin o kendine has havası içerisinde eve gitmeye korkar hale gelirsiniz.UZAKTA Karanlıkta yan yatmiş poşeti, bir canavara bile benzetiverirsiniz.
Bebek denilebilecek yaşta reklamları seyretmeyi çok severmişim.Dört yaşındayken hava durumunu beş yaşındayken haberleri ve sonsuza kadar sayı saymayı altı yaşindayken partilerin ablemlerini öğrendim.
Birde köle ıssaura bu dizinin müziklerine bayılırdım.Hala daha öyle.İnanılmaz bir ürperti gelir dinleyince.
İlkokulda tesadüfen yazıldığım bir sınıfın bu denli başarılı bir sınıf olacağını tahmin edemezdim.Nitekim diğer şubeler o denli başarlı değildi.Küçük onur olarak ilk dersime geç girmiştim.Herkes sayıları saymayı öğreniyordu bense zaten biliyordum.
Birgün öğretmenimiz bir cümle yazdı tahtaya.Ekim ayının ortaları...
Kim okursa ödülü alacak dedi.Ben hayatım boyunca küçüklük dönemlerinde ezik büyüdüm.Hiç bir zaman cesaretim olmazdi.Kendime güvenim hiç yoktu.Benden daha iyiler vardı.Ben bir şey söyleyemezdim.Benim söz hakkım olmamalıydı.
Bu hep böyle olmuştur.Fakat tuhaf bir istisnasi vardır bunun.Ben küçüklükten beri dünyanın en ezik insanı bile olsam bildiğim birşeyi sölemekten çekinmem.o zamanda 45 kişilik sınıfta annelerinin verdiği beslenme çantalarıyla süslü püslü çantalarla okula gelen kızlara inat herkesi hiçe sayarak tahtaya çıktım ve cümleyi okudum.
Ödülü aldğımda duyduğum mutluluk sadece silgi ihtiyacı olan bir kişinin bu ihtiyacının karşilanması değildir.(Lerzan dinle burayı) Burdaki mutluluk fakir bir çocuğun zenginlere karşi kazandığı zaferdir.
İkinci sınıfta okumayı herkes sökmüştü doğal olarak.Bilenen lassie pinokyo gibi hikayelerin olduğu kitap serisi satılıyordu okulda.Durumu iyi olan arkadaşlar almişlardı bu seriyi.Çocuk olmanın verdiği istek kitapların görsellik açısındanda cazip olması okuma isteğim dolayısıyla bende istemiştim almak.(Hala içimde kalmiştir) Bu tür ezikliklerle büyümek kolay değil arkadaşlar..
O Zaman öğretmenler çok farkliydi fedakardı.Pantalonum bol olduğu için öğretmenimizin bana kemer hediye ettiğini hatırlıyorum.Sık sık yardım aldim bu tür..
Fakirliğim kamçilayacı gücü imkanların dar oluşu yapılabileceklerin sınırlı oluşu beni tek bişeye yöneltti o da ders..Günde iki yüz tane ilk okul matematik sorusu çözen biriydim ben.
İstiklal marşının üçüncü sınıfta rekor kırarak 8 kıtasını ezberlediğimi hatırlıyorum.(ki rekor 6 ile başka bir arkadaşa aitti.)
Dördüncü sınıfta sadece ilk beşlerin alinacağı üç tane dersane kazandım.Birine gittim.Dahası ilk ona girenlerin 6 sı bizim okuldan 5 i bizim sınıftandı.Dersanecilik buraya ilk defa o yıllarda gelmişti.Dersanelde çok şey gördüm.Çok şey öğrendim.İngilizce başlangiç seviyesini dördüncü sınıfta öğrendim.Bilgisayarla ilk o zaman taniştim ki o zamnlar türkiyede bile ilkti bilgisayar..
Dersaneyi kazananlar için istiklal marşindan önce küçük bir tören düzenlendi dereceye girenlere dolma kalem hediye edilmişti.Bu hayatımda aldığım en önemli hediyelerden biridir.
Beşinci sınıfta yine aynı dersaneyi kazandım.Düzenlenen bilgi yarişmasında yer aldiğim grup ikinci oldu.(hangi soruyu bilemedik bir hatırlasam)
Bizim zamanımızda devlet parasız yatılı ve anadolu lisesi sınavları vardı.Bu sınavlar şu andaki fen liseleri sınavları kadar önem taşirdi.Bütün amaç bunlara girmekti.
Beşinci sınıfta Anadolu lisesini kazandım.Bir yıl çok yoğun bir ingilizce eğitimi aldim.(Hazırlık sınıfından dolayı) Fakat burada umduğumu bulamadım.Ortam bana çok tersti zengin zübbeleri sınıfı işgal etmişti. Onlar arasında kendimi bir türlü iyi hissedemedim.Etkilendim öğretmenlerimizde çok bilgili kültürlü olmalarına rağmen inanilmaz ve anlaşilmaz bir ukalalık içinde bir kaç kez kitabımın yada sözlüğümün olmadığı gibi gerekçelerle herkesin içinde aşağıladılar sağolsunlar.
Derslerimde çok kötüydü.Hatta en kötülerden biri bendim.20 den fazla not alamadım.Türkçeden bile kötü not almiştim.
Soğudum kendim gibi biri yoktu.Kızların havalarından erkeklerin paralarından yanlarına varılmıyordu.Şimdiki kişiliğimin aksine ben uzun bir süre çok uslu biriydim.(hala daha öyleyim aslında)
Okulu bıraktım.Kendim gibi olanların olduğu düz liseye geçtim.bu kezde attan inip eşeğe binme olayı gerçekleşti.Herşey basitti ama neye yarar.Okuma şevkimi kaybettim.Artık içimden gelmiyordu.Kendimden aşağı seviyedeki insanlarlaydim.Bu da beni tatmin etmiyordu.
Bir süre sonra Ordanda ayrıldım.Başka bir okula geçtim. Okuma şevkim tamamen bitmişti.Daha iyi okuldu ama yine bir şey değişmedi.İki sene sonra orası da bitti.
Liseyi başka bir okulda okudum doğal olarak.Yine çok iyi olmayan öğrencilerin arasındaydım.Alişmiştim artık sorun değildi.Fark etmezdi.
Bu yıllarda tarihe,felsefeye,edebiyata psikolojiye sosyolojiye inanilmaz bir yakınlık hissettim.Sayısal derslerde freud,nihilizm,suç ve ceza okuyan biri olmuştum artık.Edebiyat derslerinde hocanın ezberci bilgilerine karşi çıktım.Defalarca eleştirdim eleştiri yağmuruna tuttum.Soru sordum tepki topladım.Ben katip değilim yazmam dedim ani çıkışlar yapmakla suçlandim.Siz bir şey öğretmiyorsunuz dedim susturuldum..
Edebiyat,tarih derslerini protesto ettim.Derse gelip her defasında başka bir şeyle ilgilendim.Derste Bir kere bile yazı yazmadım.
Komposizyonları köşe yazısı gibi yazmakla suçlandim.Konun dışına çıkmakla itham edildim.Yazıma karişamazsiniz dedim.Anlatamadım..Buna rağmen yazdığım tüm komposizyonlar saklandi.Bir çoğu sınıfta okundu.
Bir kere bile öss çalişmadim.Herkes çalişirken ben sınavda çıkmayacak şeyleri okumaya devam ettim.Bunlar divan edebiyatı tanzimat dönemi edebiyatı ve tarihi felesefik görüşler sokrates'den kant'a felsefeciler ve ikinci dünya savaşi,fransız ihtilali üzerine yazılardı.
Lise sonda sosyalizm kapitalizm üzerine iyiden iyiye merak saldim.60-70-80 olaylarını araştırdim.Ortaokuldan beri hoşlandiğim halk müziği ve siyasi içerikli müzikler bu görüşlerinde üstüne oturdu.Ve şimdiki müzik zevkim şekillendi.
Rönesans ve reform hareketlerini okuyunca etkilenip sanata daha büyük merak saldim.Klasik müziğe ilgim yine aynı döneme denk gelir.Aslında benim kişiliğim 13-17 arasında tamamen oluşmuştur.
Daha sonra öylesine girdiğim üniversite sınavında şimdiki okuduğum bölümü kazandım.Hak ettimmi çalişarak hak edilir diyorsanız elbete hayır.haketmedim belki.Ama benden daha kötülerininde bir şekilde üniversiteye girdiği bir gerçek.
şimdilik bu kadar...
|
|
|
|
|
|
 |
       |
 |
 |
|
OnuR
Yönetici


Yaş: 26
Kayıt: 02.07.2006
İleti: 1641

|
|
O zamanlar 9 yaşlarında falanım.Yaz tatilindeyim.Bizim mahalle şimdiki oturduğum yer gibi değildi.Herkes birbirini tanır samimi bir ortam olurdu.Küçük çocukların Hacı Anne dedikleri yaşını almış eski osmanlı kadınları gibi tarif edebilecek yüzü hiç gülmeyen sert ve kalın derili gençliliğinde uzun boylu olduğu belli olan yaşlı bir kadın vardı.Birde onları kur'An kursu niteliğinde değerlendirebilecek medreseyi andıran bir disiplin inanılmaz bir otorite ve kuralların olduğu 6-16 yaş arası çocukların geldiği bir evleri vardı.
Ev gerçekten bildiğiniz medreseydi.Hacı Anne dediğimiz kadının evinde salon bölümünde erkekler oluşturulmuş tahtaların üzerine Kuran dili yada Kuran ları yerleştirir yaz sıcağının tüm gücüyle hissedildiği günde hasırın üstündeki çıplak ayakların değişmeyen kokusu aynı zamanda oranın kokusu haline gelirdi..
Erkekler salonda iki diz üstünde yerde büyük bir sessizlik ve büyük bir korkuyla önlerindekini ezberlemeye yada okumaya çalişirken kızlar diğer bir odada başlarında tülbent denebilecek saçlarının tamamını omuzlarına kadar örtecek şekilde bir örtüyle örtelerdi.Bizler kızları andir görürdük.Onlarda bizleri. Haremlik selamlık esasi vardı.
Hacı annenin bir kürsüsü vardır.Birde kürsünün önünde köhne bir hal almış eski bir sandalye.Gün içerisinde mutlaka o kürsüye çıkıp herkesin önünde size söylenenleri yapmak zorudasınızdır.Bunun kararını kendiniz vereceksiniz eğer geç kalırsanız makul bir süre içerisinde bu cesareti gösteremezseniz o sizi çağırır.Ki bu daha kötü bir durumdur.Çünkü heyecanlanabilirsiniz.Elinden hiç düşürmediği uzun ve kalın bir sopası vardır.Üç metre öteden dayağı yeme şansınız yüksek.Ben hafızamın da boş olması nedeniyle hızlı bir yol alıyordum.Aslında bugün bildiğim ütün süreleri bütün namazları kılmayı kıldırmakta dahil o günlerden öğrendim.Biraz görece benden geri olan yaşı büyük çocuklar beni örnek gösterilip dayak yerlerdi.Hacı anne zeki insanı severdi.Beni sürekli kirazla çeşitli meyvalarla başa yiyeceklerle ödülendirirdi.Tabi bendede sürekli dayak yeme korkusu var.Hata yapabilirim çünkü.
Mutlaka öğle nemazını orda kılardık.Cuma günleri hep beraber camiye giderdik.Cuma günleri namaza gitmeyenler tesbit edilir pazartesi günü icabına bakılırdı.Mahallede top oynamak yasaktı.Daha doğrusu hacı anne ye yakalanmmak lazımdı.Yoksa kötü olabilir.Anadoluda top oynamak peygamberimizin kafasına tekme atmak olarak görülür.Ayrıca sazlı sözlü müzikli düğün etmek büyük günahtır hacı anneye göre.
Bir diğer konu kızlar ordan çıkınca başlarını açamazdi.Oraya gitmeyenler bile.Eğer açarlarsa ki eğer oraya gidiyorlarsa vay onların haline.Herkes çok çekinirdi.Çünkü çok korkunç bir kadındı gerçekten.Kocası bile korkardı.Kocası dünya iyisi bir dedeydi.Ama kadın gerçekten küçük beslemenin hanımı gibiydi.Hiç abartmıyorum az bile söylüyorum..
Medrese hayatını orda öğrendim.Ordan daha disiplinli korkunç bir yer yoktur herhalde.Ama tabi iyiki gitmişim.O psikolojiyi yaşamak lazım.Birde çockluğumun etkisiyle o satlerde başlayan çok sevdiğim bir çizgifilmi seyretmek istediğim halde ödevimide yptığım halde cesaret edipte izin almazdim o geldi aklıma şimdi..
Tabi beni ailem sulalem özellikle babamın tarafı hacı hocadır hep.İslamla yakından iç içeyiz.Ben aykırı bir tipim bu sulalede.Ama bu işleride bilmek lazım.Toplumun inanç sistemini bilmeden onu yorumlamak onlara karşı olmak sağlıklı değil..
Okuyanlara teşekkürler..
|
|
|
|
|
|
 |
       |
 |
OnuR
Yönetici


Yaş: 26
Kayıt: 02.07.2006
İleti: 1641

|
|
Çocukluğumuzdan Hikayelere devam...
7 yaşlarında falandı sanırım.Bizde bir alişkanlık vardı eski evimizde .Mutfağın balkonuna çıkıp yine karşı komşunun balkona çıkmış küçük kızıyla konuşmak.Ayşe bir evin bir küçük kızıydı.Cıtı pıtı çok sevimli bir kızdı.Bir kötü tarafı vardı kızdığı zaman çok yüksek şekilde bağırabilirdi.Hergün akşamüstü saatlerinde şarkılar söylerdi.Karşı balkon bize yakın sayılırdı 10 metre kadar.Süreki bir gün bir gün bir çocukla başlayan şarkılar söylerdi.Susmazdı kolay kolay.Bende eşlik ederdim ona.Uzun aylar sürmüştür bu.O birşey yerdi küçük elleriyle bana ulaştirmaya çalişirdi yediği her neyse.Bende aynı şekilde ne yiyorsam on ulaştirirdim.Onlarında bizimde bahçelerimiz tamemn topraktı aşağıda ayçiçeği domatesler falan olurdu.Ve birde başta kedi olmak üzere sokak hayvanları.Kedileride beslerdik gücümüz yettiğince.Ailelerimiz kızsada.Tokluk malum yediğinin yarısını kediyle paylaşiyorsun.Acıyorsun kediciğe..Çünkü kedicik kısık sesiyle suratına öyle masum bir şekilde miyavlarki.O anda canını bile vermek istersin.Kim,i zaman an olur bir sürü kedi toplanır bahçeye.Ama elimizcde kedinin yiyebileceği onun karnını bir nebze olsun doyurabilecek ne varsa onu atttığında aşağıya öyle analr olur ki hep aynı kedi nasiplenir bundan.Bir kedi vardırki asla attıklarından bir nebze fayda elde edemmeiştir.O anda sinirlenir isyan edersin.Çünkü o kedi asıl beslnemesi gereken kedidir.En zayıf en güçsüz kedi o iken o ürkek korkak ve aç bir kedidir hep..Ve o kedi ölünceye kadar öyle olacaktır.
Ayşe ve ben birimizi de beslemeye çalişirdik.En çok da o bana atardı balkondan balkona bir şeyler.7 yaşındaki iyilik anlayışı evrensel ahlak evrensel güzellik, demekki sirayet edebliyor küçük bedenlere.Annesinin yaptığı pastayı bana ulaştirmak isterdi.Balkon demirine biraz daha yükseğe çıkabilmek için basardıküçükl ağını demire.Ne yazıkki kötü bir atıcıydı.Elinde annesinin yemesi için verdiği pastlar vardı.İlk denemesiydi.Ayağını demire bastı hafif bir zıplama hareketiyle attı pastayı.Hızla yere doğru çakılan pasta otların arasına inmişti.Ayşe üzgündü.İkinci pastayı eline aldı.Birazda suratı ekşimiş şekilde.Bu sefer biraz daha iyi bir atış yaptı ama başarısız.Az önce lendi bahçelerine giden pasta bu kadar gayrete rağmen ancak bizim bahçeye gidebilmişti..
Elinde pasta yoktu dahası kendi bile yememişti Ayşecik.Dur gitme dedi bana.Gitmemiştim.Bende üzgündüm çabaları boşa gittiği için.Annesinden bir pasta daha istemeye gitmişti Ayşecik.Eline aldi son gücüyle attı.Balkonun demirelerine çarpan pasta aşağı çakildi yine.
Ayşe umutsuz ve hayal kırıklığıyla izledi olanları.Ağladi sonra minik Ayşecik.Hiç bir şey diyemedim seslenemedim bile.Ama çok seviyordum Ayşeyi.Çünkü çok iyi yürekli biriydi o.Ailesi ayşenin aksine kendi halinde biraz kendini beğenmiş varlıklı sayılabilecek bir aileydi.Kuşkusuz Ayşenin böyle şeyler yaptıklarından haberi yoktu.oLsaydı kızarlardı.Ayşede bunu biliyordu.Bir gün Ayşe ve ailesi taşindi mahalleden.Sadece mahahleden de değil.Şehirdende göç etmişlerdi.Her güzel şey gibi bu da son bulmuştu.Yüreklerde bir kördüğümle.
O balkon o mahalle o müthiş masumane paylaşımlar akşamüstünün kendine has havasında minik yüreklerden dökülen sözcükler,söylenen çocuk şarkıları...
Geçen 17 sene sonra acaba ne olmuştu.Aynı balkon aynı bahçe aynı ev.Eski mahalleme gidince duygulanırım hep.Şimdilerde tahmin edilenin aksine o anıların oduğu yerler hala duruyor.Ama o balkonlarda iki minik bedenin evrensel ahlak evrensel iyilik adına verdiği mesajlar değil sadece kulalnilmayan eski eşyalar var..
OnuR
|
|
|
|
|
|
 |
       |
 |
Justitia...

Yönetici


Yaş: 102
Kayıt: 02.07.2006
İleti: 280
Şehir: Yapışığım, bu da sana

|
|
isterim devamını dinlemeyi senden.
aklına geldikçe anlatırsan sevinirim. şimdiden teşekkürler
hatta çok hoşuma gitti, anlatmaya değer birşeyler hatırlarsam ben de senden kopya çekip senin gibi yazarım. izin var mı?
|
|
|
|
_________________
İzindeyim Yüce Atam...
Sadece... Sadece... Sadece...
|
|
 |
   |
 |
La Señora Verde
Uzman


Yaş: 22
Kayıt: 02.07.2006
İleti: 434

|
|
 |
     |
 |
OnuR
Yönetici


Yaş: 26
Kayıt: 02.07.2006
İleti: 1641

|
|
Biraz uzun yazmışım sıkılmadan okuduysan ne mutlu bana..Gözlerine sağlık..
Rennan ortak noktalarımız çıkıyor senle zaman zaman.Şaşırıyorum bazen.Ama keyifli oluyor..Seninde o fıldır fıldır dönen gözlerine sağlık..
|
|
|
|
_________________
MEVZU BAHİS VATANSA GERİSİ TEFERRUATTIR.
Annelerin ninnilerinden,spikerin okuduğu habere kadar,
yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmek yalanı, anlamak, sevgilim, o, bir müthiş bahtiyarlık,anlamak gideni ve gelmekte olanı. ...
|
|
 |
       |
 |
Umut
Paylaşımcı


Yaş: 21
Kayıt: 02.07.2006
İleti: 437
Şehir: Taşın ve inancın şiiri MARDİN

|
|
abi valla çok uzun yazmışın okuyamadım.
biliyorsunuz yani cafeden girince...
ama bunu okumadan kendiminkini yazmayacam ...
|
|
|
|
_________________
TÜRKÇE'YE SAYGI
Dönülmez akşamın ufkundayım,vakit çok geç
Bu son fasıldır ey ömrüm,nasıl geçersen geç
|
|
 |
       |
 |
Umut
Paylaşımcı


Yaş: 21
Kayıt: 02.07.2006
İleti: 437
Şehir: Taşın ve inancın şiiri MARDİN

|
|
abi çok güzel hayat hikayen var ya.
inan sıkılmadan gücenmeden hepsini okudum ve devamını da istiyorum okumayı.
buna şans mı derler ne derler gerçekten güzel bi yaşam var yedi yaşına kadar.
bu herkese nasip değil mesela benim okul hayatım çok kötü
bu hem benden hemde hatta özellikle çevremden kaynaklanıyor...
sende adaya hoşgeldin abi
|
|
|
|
_________________
TÜRKÇE'YE SAYGI
Dönülmez akşamın ufkundayım,vakit çok geç
Bu son fasıldır ey ömrüm,nasıl geçersen geç
|
|
 |
       |
 |
OnuR
Yönetici


Yaş: 26
Kayıt: 02.07.2006
İleti: 1641

|
|
| Hoş buldum Yusuf.Benim hayat hikayemden çok onlardan aldığım ders düşüncelerimde felsefemde etkilerinin görünmesi güzel.Ben yaşadıklarımı çocukluk işte diye geçecek birisi olmadım hiç.Hayatımda yaşadığım ne varsa fikirlerimin her bir satırında onların buram buram kokusu vardır.
|
|
|
|
_________________
MEVZU BAHİS VATANSA GERİSİ TEFERRUATTIR.
Annelerin ninnilerinden,spikerin okuduğu habere kadar,
yürekte, kitapta ve sokakta yenebilmek yalanı, anlamak, sevgilim, o, bir müthiş bahtiyarlık,anlamak gideni ve gelmekte olanı. ...
|
|
 |
       |
 |
Umut
Paylaşımcı


Yaş: 21
Kayıt: 02.07.2006
İleti: 437
Şehir: Taşın ve inancın şiiri MARDİN

|
|
herşey bi yana ama gerçekten kendi hayatıma bakıyorum da ne kadar boş bir hayat yaşadım ve galiba yaşıyorum da...
hep geriye bakıp içlenmişimdir..
üni gelmeden bşeyler oldu tam işte hayat başladı derken
burda da monotonluk başladı sanki.
nedeni benden mi kaynaklanıyor bilmiyorum ama
her ne ise atlatıp hayata başlamam gerek...
tekrar hatılamış oldum bu arada.
tekrar çok güzel diyorum
ekleyecem ama ne zaman kaç zamandır yapacam diyorum.
bakalım ne zaman kısmet olacak...
|
|
|
|
_________________
TÜRKÇE'YE SAYGI
Dönülmez akşamın ufkundayım,vakit çok geç
Bu son fasıldır ey ömrüm,nasıl geçersen geç
|
|
 |
       |
 |
|
|