Tüm mp3 player fırsatları için tıklayın !

<

Slavoj Zizek – Gıdıklanan Özne


Sponsorlu Baglantilar

Tüm oto müzik sistemi fırsatları için tıklayın !

Giriş: Bir Hayalet Dolanıyor Batılı Akademyanın Üzerinde..

… Kartezyen öznenin hayaleti. Tüm akademik güçler bu hayaletin şeytanî etkisini bertaraf edebilmek için kutsal bir ittifak halindeler: (‘Kartezyen Paradigma’yı bütünlük arayışındaki başka bir yaklaşım lehine aşmak isteyen) New Age obskiirantistlerinden (Kartezyen özneyi bir kurgu, merkezsizleşmiş metinsel mekanizmaların bir etkisi olarak gören) postmodern yapısökümcülere; (Kartezyen monolojik öznellikten söylemsel öznelerarasılığa doğru bir kaymanın zorunlu olduğunda ısrarcı olan) Habermasçı iletişim kuramcılarından (yıkımlarına halen devam eden nihilizmle sonuçlanmış olan modern öznelliğin ufkunu ‘katetme’ gereğini vurgulayan) Varlık düşüncesinin Heideggerci temsilcilerine; (özgül bir Benlik sahnesinin mevcut olmadığını, onun yerinde aslında sadece birbiri ile çarpışan güçlerin sebep oldukları kızılca-kıyamet bir kargaşanın olduğunu ampirik olarak ispatlamaya çalışan) bilişsel bilimcilerden (doğanın acımasızca sömürülmesine felsefî bir temel sağladığı gerekçesiyle Kartezyen mekanik-materyalizıni suçlayan) Derin Ekolojistlere; (düşünen-burjuva-öznenin yanılsamalı özgürlüğünün aslında sınıf ayrımında köklenmiş olduğunda ısrar eden) eleştirel (post-) Mark-sistlerden (cinsiyetten bağımsız olduğu farzedilen ‘cogito ‘nun gerçekte ataerkil bir erkek kurgusu olduğunu vurgulayan) feministlere dek tüm akademik güçler… Karşıtları tarafından bir kere olsun Kartezyen mirastan yeterince arınamamış olmakla suçlanmayan tek bir akademik yönelim kalmış mıdır acaba? Ya da bu yönelimlerden hangisi, üzerine bir damga gibi yapıştırılan bu Kartezyen öznellik ayıbını ‘radikal’ eleştirmenlerine ve dahi ‘gerici’ karşıtlarına geri yansıtmadan durabilmiştir ki?
Bu durumun iki temel sonucu vardır:
1. Kartezyen öznellik kipi tüm akademik güçler tarafından kuvvetli ve halen aktif bir entelektüel gelenek olarak görülmektedir.
2. Kartezyen öznellik partizalarının kendi görüşlerini, hedeflerini ve eğilimlerini tüm dünyanın gözü önünde yayımlamalarının ve bu ‘Kartezyen öznelliğin Hayaleti’ masalına Kartezyen öznelliğin felsefî manifestosu ile cevap vermelerinin tam zamanıdır.
Dolayısıyla bu kitap da, herkesçe ortaklaşa bir şekilde reddcdilişi sayesinde günümüz akadcmyasının tüm rakip taraflarına sessiz bir uzlaşma sağlayan Kartezyen özneyi yeniden-öne-siirme ve savunma çabasını üstleniyor: Her ne kadar tüm bu yönelimler (Habermasyanlara karşı ya-pısökümcüler; bilişsel bilimcilere karşı New Age obskürantistleri, vs.) birbirileri ile – en azından görünüşte – ölümcül bir çalışma içerisinde-lerse de, Kartezyen özneyi reddedişlerinde birleşmekteler. Tabii buradaki amacımız şu ânki haliyle modern düşünceye hâkim olan ‘cogito’ya (kendine saydam olan düşünen özneye) geri dönmek değil, pasifleştiri-ci bir etkisi olan bu saydam ‘benlik’ tahayyülünden gerçekte pekâlâ uzak olan ‘cogito ‘nun o unutulmuş öbür yüzüne, ondaki o fazlaya, göz önüne çıkarılmamış çekirdeğe ışık tutabilmektir. Kitaptaki üç ana bö-lüm, günümüzde öznelliğin söz konusu edildiği üç ana alana odaklanıyor: Alman İdealizmi geleneği; Althusser-sonrası siyaset felsefesi; Öz-ne’den o ‘yapısökümcü’ özne-konumları ve özneleştirme süreçleri çoğulluğu sorunsalına geçen kayma.1 Her bir ana bölüm, eserleriyle Kartezyen öznelliğin örnek bir eleştirisini temsil eden önemli bir yazar üzerine bir alt bölümle başlıyor; ardından da, önceki alt bölümün esasını oluşturan düşüncenin etkilerini konu alan ikinci bir alt bölümle devam ediyor (Alman İdealizmi’nde öznellik; siyasal özneleştirme süreci; öznenin oluşumunun psikanalitik bir anlatımı olarak ‘Oedipus komplek-si’).

Sponsorlu Baglantilar

Tüm kadın aksesuar fırsatları için tıklayın !

I. ana bölüm, Heidegger’in modern Kartezyen öznelliğin ufkunu katetme çabasıyla detaylı bir yüzleşmeye girişen alt bölümle başlar. Otantik öznellik filozofları, felsefî tasarılarının içsel mantığı gereği, ‘cogito’ya içkin olan bir ‘delilik’ ânını koyutlamaya ve sonra da bu ânı ‘yeniden normalleştirmeye’ mecbur olmuşlardır (örn. Kant’ta şeytanî Kötülük, Hegel’de ‘dünyayı kaplayan gece’, vs.). Heidegger’deki sorun ise önermiş olduğu modern öznellik tasavvurunun bu fazlalığı göz önüne almamasıdır,.- açıkçası bu tasavvur, Lacan’ı Bilinçdışı’nın öznesinin cogito olduğunu söylemeye sevkeden bu aşırı boyutu ‘içermez’. Heidegger’in temel ve ölümcül hatasını Kant okumasındaki başarısızlığ 5;nda açıkça görebiliriz: Heidegger aşkın imgeleme odaklanırken, özgürlüğün dipsiz uçurumuna verilen bir başka ad olan imgelemin o anahtar boyutunu – o tahrip edici, anti-sentetik boyutunu ıskalamış olur; bu başarı-sızlık aynı zamanda Heidegger’in Nazi bağlanımına dair o eski soruna da ışık tutar. Dolayısıyla bu yüzleşmenin ardından gelen ikinci alt bölüm de öznelliğin Hegel’deki konumunu ortaya koymaya çabalar, bunun için de o felsefî düşünümsellik kavramı ile Bilinçdışı’nın (histerik) öznesini karakterize eden o düşünümsel dönüş arasındaki bağa odaklanır.
II. ana bölüm, bir şekilde Althusser’i kendileri için bir başlangıç noktası olarak almış olan, ancak sonraları Althusser’e yöneltmiş oldukları eleştiriler sayesinde kendi siyasal öznellik teorilerini geliştiren dört filozofla bir yüzleşme içerir: Laclau ve hegemonya teorisi, Balibar ve egaliberte teorisi, Ranciere ve mesentente* teorisi, Badiou ve Hakikat-Olayı’na sadakat anlamında öznellik teorisi. İlk alt bölüm, Badiou’nun günümüzün o malum yapısökümcü ve/veya post-modernist duruşunu yerinden edebilecek bir ‘hakikat siyaseti’ geliştirme çabasına odaklanır – bunu yaparken de, Badiou’nun önermiş olduğu o çığır açıcı St Paul okumasına özel bir vurguda bulunur. Her ne kadar evrensellik boyutunu kapitalist küreselleşmenin asıl karşıtı olarak ortaya koyma çabasında Badiou ile dayanışma içerisinde olsam da ortaya koymuş olduğu Lacan eleştirisini – yani, psikanalizin yeni bir siyasal pratiğin temelini oluşturamayacağı tezini reddediyorum. Sonraki alt bölüm ise bu dört yazarın, günümüz küresel kapitalizminin siyasal kipini oluşturan ‘siyaset-sonra-sı’ liberal-demokratik duruşla uğraşma biçimlerini ve her birinin kendi siyasal özneleşme şeklini geliştirişini analiz eder.
III. ana bölüm ise, (aşkın/transcendental) Özne’nin hayaletine karşı(dişil, gey, etnik gibi) çoklu öznellik biçimlerindeki o özgürleştirici artışı benimseyip ortaya koyma çabasındaki günümüz ‘post-modern’ siyasal düşüncesinin eğilimlerini inceler. Bu yaklaşıma göre artık o imkânsız küresel sosyal dönüşüm ülküsünden vazgeçmemiz ve de kültürel tanınmanın sosyo-ekonomik mücadeleden daha önemli olduğu (siyasal iktisadın eleştirisinin yerini kültürel çalışmalara bıraktığı) bu karmaşık ve darmadağın postmodern evrende kendi tikel kimliğimizi hangi muhtelif biçimlerle ortaya koyabileceğimiz sorusuna odaklanmamız gerekir. Pratikteki ifadelerini ‘kimlik siyaseti’nde bulan bu teorilerin en tipik ve en inandırıcı olanı Judith Butler’ın performatif cinsiyet oluşumu teorisidir. Dolayısıyla ilk alt bölüm Butler’ın eserleriyle detaylı bir yüzleşmeye girişir ve teorisinin Lacancı psikanalizle verimli bir diyalogu mümkün kılan unsurlarına odaklanır (‘tutkulu bağlılık’ ve öznelliği kuran dü-şünümsel dönüş tasavvurları). Son alt bölüm direkt olarak o anahtar nitelikteki ‘günümüzde Oedipus’ meselesiyle yüzlesin O sözde-Oedipal özneleşme kipi (öznenin, ataerkil Yasa’da vücut bulan simgesel yasaklamaya eklemlenerek ortaya çıkışı) günümüzde gerçekten de düşüşte midir? Eğer öyleyse yerini neye bırakmaktadır? Bu alt bölüm ‘ikinci modernleşme’ tezinin (Giddens, Beck gibi) savunucularıyla giriştiği yüzleşmede ‘Aydınlanma’nın diyalektiği’nin mütemadiyen fiiliyatta olduğunu savunur: Simgesel düzenin işleyiş kipinde gözlerimizin önünde gerçekleşen bu eşi benzeri görülmemiş kayma, bizi ataerkil geleneğin sınırlamalarından kurtarmaktan çok öte, kendine özgü riskleri ve tehlikeleri de beraberinde getirmektedir.
Her ne kadar bu kitabın temel tonu felsefî gayet felsefî ise de, öncelikli olarak kati bir bağlanımı olan siyasal bir müdahaledir ve günümüz küresel kapitalizminin ve ideolojik eklentisi liberal-demokratik çokkül-türcülüğünün hükmü altındaki bu çağda solcu, anti-kapitalist bir siyasal tasarının nasıl yeniden formüle edilebiliceğine dair o yakıcı soruya bir cevap arar. 1997’nin o yegâne fotoğraflarından biri de Borneo’daki yerli bir kabilenin üyelerinin kendi doğal hayat-alanlarını yok eden devasa alevleri söndürmek için plastik bidonlarla su taşıyışlarını gösteren o meşhur fotoğraftır – bu mütevazı çabalardaki o garip ve gülünç yetersizliğin, bu insanların kendi yaşam-dünyalarının tümüyle yokoluşunu seyrediyor olmalarının dehşetiyle çakışmasını görürüz. Gazete raporlarına göre Endonezya’nın kuzeyini, Malezya’yı ve Filipinler’in de güneyini tümüyle kaplamış olan o devasa duman ve is bulutu doğanın tâ kendisini, mutat döngüsünü bozmuştur (arılar, karanlık yüzünden bitkilerin çoğalışındaki görevlerini yerine getirememişlerdir). Burada küresel Sermaye’nin o şart şurt tanımayan Gerçek’inin doğanın gerçekliğinin tâ kendisini tahrip edişinin kusursuz bir örneğini görürüz – küresel Ser-maye’ye yapılan bu gönderme özellikle zorunludur, zira yangınlar yalnızca yerel kereste tüccarlarının ve çiftçilerin (veya bunlara göz yuman çürümüş Endonezya bürokratlarının) ‘açgözlülüklerinden’ değil, sıradı-şı kuraklığın El Nino etkisi yüzünden normalde olduğunun tersine bu gibi yangınları söndürecek yağmurlarla sonuçlanmamış olmasından da kaynaklanmıştır ve El Nino etkisi küresel boyuttadır.
Bu felâket bize, çağımızın Gerçek’ini sunar: Tikel yaşam-dünyaları-nı acımasızca ve umursamaksızın yokeden, insanlığın geleceğini tehdit eden Sermaye akışı. Bu felâketin uygulamaya dönük sonuçları nelerdir peki? Burada karşımızda yalnızca Sermaye’nin kendi mantığı mı var, yoksa bu mantık doğanın teknolojik tahakkümüne ve sömürüsüne dayanan modern üretim-merkezci tavrın baskın itici gücü mü? Veya, dahası, bu teknolojik sömürü modern Kartezyen öznelliğin tâ kendisindeki derin potansiyelin nihai ifadesi, gerçekleşimi mi? Yazarın bu ikileme cevabı, Kartezyen özne için verilen vurgulu bir ‘Suçlu değil!’ kararıdır.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Slavoj Zizek – Gıdıklanan Özne ile Benzer Yazılar:

Paylas
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
30 Ekim 2009 Saat : 2:50

Slavoj Zizek – Gıdıklanan Özne Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

Yorum yapmak için giriş yapmak zorundasın. Gİriş

Tüm erkek giyim modası fırsatları için tıklayın !

içerik