Tüm mp3 player fırsatları için tıklayın !

<

Sosyoloji’de Kuramlar ve Yaklaşımlar nelerdir?


Sponsorlu Baglantilar

Tüm oto müzik sistemi fırsatları için tıklayın !

 

Saint Simon (1760-1825)

Yöntemsel olarak Simon, toplumsal olguların doğa bilimlerinde kullanılan yöntemlerle incelenebileceğini savunan pozitivist bir bakış açısına sahiptir.

Simon "sanayi toplumu" kavramını ilk kullanan kişidir. Simon toplumu evrimci ve pozitivist bir kavramsal çerçevede ele alır. Buna gö­re insan toplumları evrimsel gelişme yasasına bağlı olarak feodal veya askeri top­lumlardan sanayi toplumlarına doğru bir gelişme sürecine tabidirler. Simon için "pozitif' aşama olarak tanımladığı sanayi toplum aşaması çok önemli bir aşama olup üretim, teknoloji, bilgi, bilim, iş bölümü, sınıf yapısı ve de siyasal yapısı açı­sından diğer aşamalardan ayrılmaktadır. Sanayi toplumunun geleceğine ve ilerlemeye inanan Simon feodal toplumdan sanayi toplumuna geçiş aşamasında ortaya çıkan sosyal problemlerin de sosyal fi­zik olarak adlandırdığı pozitif bir bilimin gelişimi ile aşılacağını ve bu yeni bilimle toplumun yeni bir yapıya kavuşturulacağını düşünüyordu. Bu nedenle Simon ba­zı çevrelerce "ilk sosyolog, ilk sosyalist" olarak nitelendirilmektedir.

Auguste Comte (1798-1857)

Auguste Comte tıpkı Simon gibi toplumu evrimci ve pozitivist bir çerçevede ele alır. Simon çalışmaları ile sosyoloji biliminin gelişimine katkıda bulunmuş Comte ise "sosyoloji" kavramını icat etmiş ve sosyolojide pozitivist sosyoloji olarak bili­nen geleneği kurmuştur.

Povitivizm doğa bilimlerinde kullanılan niceliksel bilgiye daya­lı bilimsel yöntemin sosyal bilimlerde de kullanılabileceğini savunur. Bu yönteme göre yalnızca gözlenebilen, ölçülebilen ve sınırlanabilen olguların bilimsel bir ger­çekliği vardır ve toplum hakkındaki doğru gerçekler ancak bilimsel yöntemlerle keşfedilip analiz edilebilir. Comte fiziksel dünyada olduğu gibi (örneğin, yer çeki­mi yasası), toplumsal dünyada da olayları temellendiren belirli toplumsal yasalar olduğuna inanıyordu. Bu nedenle doğa bilimsel yöntemlerle bu yasaların keşfedilebileceğine ve topluma daha iyi yön verilebileceğini savunuyordu. Comte doğal gerçeklik ile toplumsal gerçeklik arasında ben­zerliğin yanı sıra bazı farklılıkların da olduğunu bu yüzden de toplumsal dünyayı araştırmada doğa bilimsel yöntemin yanı sıra tarihsel yöntemin de kullanılması gerektiğini savunmaktaydı. Comte toplumu biyolojik bir organizmadaki sisteme benzetir. Sosyal yapıyı inceleyen toplumsal statik ile toplumsal değişmeyi ince­leyen toplumsal dinamik adı altında iki farklı çalışma alanı belirler. Comte toplum­sal statiği toplumsal düzen ile toplumsal dinamiği detoplumsal değişme ve ilerle­me ile özdeşleştirir. Böylece Comte sosyolojiyi tarihsel yöntem aracılığıyla toplum­sal düzenin (statiğin) ve toplumsal değişmenin (dinamiğin) yasalarını keşfedip analiz eden bir bilim olarak tanımlamış olur.

Comte toplumu evrimci bir bakış açısından kavramaya çalışır.  İnsan toplum­ları için önerdiği evrimsel gelişme modeline göre insan düşüncesi ve insan toplum­ları üç temel aşamadan geçerek ilerlerler. Bu aşamalar;

Teolojik aşama: Bu aşamada insan düşüncesi her şeyi doğaüstü güçlerle açıklamaya çalışır.Metafizik aşama: ikinci sıradaki bu aşamada ise insan düşüncesi sosyal ve­ya fiziksel tüm olgu ve olayları soyut güçlerle açıklamaya çalışır. Pozitif aşama: Bu aşamada ise insan düşüncesi nihayet bütün olgu ve olayları bilimsel (evrensel yasalara dayalı) olarak açıklamaya çalışır.  Pozitivizmin nihayetinde bir din hâline ge­lerek geleneksel dinlerin yerini alması gerektiğini de savunuyordu.

Herbert Spencer(1820-1903)

Spencerorganizmacı bir toplum modeli benimser. Spencer, Darwin'inevrim teorisindeki biyolojik orga-nizmanın evrimsel gelişimi­ne benzeyen bir toplumsal değişme teorisi geliştirir. Buna göre toplumsal değişme basit homojen toplumlardan karmaşık heterojen toplumlara doğru giden genel bir evrimsel yol izler. Bu evrim sürecindeSpencerdoğal seleksiyon sonucunda çevre­sine farklılaşarak bütünleşme yoluyla uyum sağlayan toplumların hayatta kaldığı­nı bunu başaramayanların ise yok olduğunu savunuyordu.Spencer'in genel yaklaşımı "sosyalDarwinizm"ola­rak da adlandırılır.

KLASİK SOSYOLOJİ

Karl Marx(1818-1883)

Marx,görüneni değil görünenin ardında yatan toplumsal dinamikle­ri açığa çıkarmayı amaçlayaneleştirel bilim yaklaşımına yakın bir bilim anlayışına sahiptir. Marx'inünlü Alman filozof Hegel'in idealist felsefe geleneği içinde yetiştiği ancak kendisinin daha sonra bu felsefeyi materyalist bir tarih felsefesine çevirdiği savunulur.Marx'inmateryalist tarih felsefesine göre insanların varlıklarını bilinçle­ri belirlemez aksine toplumsal varlıkları bilinçlerini belirler. Marx'agöre insantoplumsal emek aracılığı ile hem kendini hem de toplumu üretebilen sosyal bir varlıktır. Bu nedenle tarihsel gelişme sürecinin anlaşılabilmesi için insanı yalnızca materya­list açıdan değil toplumsal gerçekliğin ürünü ve üreticisi olarak tarihselmateryalistaçıdan ele almayı gerekli görmüştür. Üretim ilişkileri oldukça önemli olup üretim araçlarına sahip olanlar ve olma­yanlar şeklinde, iki temel ve karşıt çıkarlara sahip, toplumsal sınıf ilişkileri şeklin­de belirginleşir. Başka bir ifadeyle üretim sürecine katılan sosyal gruplar arasında üretim ilişkilerinden kaynaklanan çıkar farklılıkları ve çıkar çatışmaları oluşur. Marxiçin tarihsel süreç içerisinde ilkel komünal olarak adlandır­dığı toplum hariç bütün toplumlar üretim araçlarına sahip olan ve olmayan iki te­mel sınıfa bölünmüş sınıflı toplumlardır. Üretim araçlarına sahip olan sınıf bu du­rumun sağladığı avantajla siyasal ve benzeri güç çeşitlerini de tekelleştirerek top­lumda gerçek yönetici sınıfa dönüşür ve güç sahibi olmayan diğer sınıf üzerinde egemenliğini oluşturur. Bu nedenleMarxtemel toplumsal sınıflar olarak tanımla­dığı bu iki sınıf arasındaki ilişkileri sömürüye dayalı ve çelişkili ilişkiler olarak ta­nımlar ve sınıf çatışmasını toplumdaki diyalektik değişmenin temeli olarak görür. Toplum analizinde aynı zamanda alt yapı ve üstyapı şeklinde bir ayırıma da gider. Bu ayırımda alt yapı ekonomik yapıdan oluşur. Üst yapı ise hukuk, siya­set, din, aile ve ideolojilerden oluşur. Ekonomik alt yapının üst yapı üzerinde belirleyici bir etkisi söz konusudur. Sınıf ilişkileri açısından bakıldığında alt yapıda üretim araçlarına sahip olan ege­men sınıf üst yapı içerisinde yer alan siyasal, ideolojik, dinsel ve benzeri nitelikte­ki yapıları ve düşünceleri de kontrol eder. Egemen sınıf üst yapıları kendi gücünü meşrulaştırmak ve hükmettiği sınıfı bu konuda ikna etmek için (örneğin, fakiri de zengini de tanrı yarattı şeklinde) kullanır.Marxbu nedenle toplumsal yaşamda bi­reylerin gerçekliğin asıl doğası hakkında yanlış bilince veya çarpıtılmış bir bilince sahip olduklarını düşünüyordu.

 

Emile Durkheim (1858-1917)

Durkheim toplumu bir bütün oluşturmak amacıyla farklı işlevler üstlenmiş par­çalardan oluşan biyolojik bir organizmaya benzetir. Bu açıdan da toplumun onu oluşturan bireylere indirgenemeyecek nitelikte bağımsız bir gerçekliği olduğunu düşünür. Durkheim çalışmalarında toplumun bireylerden bağımsız bir gerçekliği olduğunu savunmakla kalmaz aynca bireylerin üstünde (yani bireylerden daha önemli) ve üzerinde bir gerçekliği olduğunu da savunur. Toplumun bireyler üze­rinde kolektif nitelikteki toplumsal olgular (gerçeklikler) aracılığı ile yaptırım gü­cüne sahip olduğunu vurgular. Kolektif nitelikleri ve bireylerin dışında gerçeklikleri olan toplumsal ol­gular bireyler üzerinde baskıcı ve sınırlandırıcı bir güce de sahiplerdir. Durkheim işlevselci olarak adlandırılan bir toplum modeli benimsemiş ve bu açıdan modern sosyolojinin en önemli yaklaşımlarından yapısal islevselciliğin gelişiminde önemli bir rol oynamıştır. Durkheim toplumsal olguları kolektif bilinç temelinde ortak şekilde hareket etme, düşünme ve hissetme biçimleri olarak tanımlamakta ve bireysel bilinçlere indirgenemeyeceklerini savunmaktaydı. Durkheim toplumsal olguların fiziksel nesneler gibi bir ger­çeklikleri olduğunu ve bu nedenle nesneler gibi ele almaları gerektiğini savunur. Durkheim toplumsal yaşamın incelenmesinde doğa bilimsel yöntemleri benimseyen Comte'a benzer bir pozitivist yöntem benimser. Durkheim toplumsal olguları araştırmanın ve de açıklamanın nedensel ve işlevselolmak üzere iki farklı yönteminden söz eder.

Bu yöntemlerden birincisinde;

Toplumsal olguların nedenleri yine başka toplumsal olgularda aranmakta ve nedensel olarak açıklanmaktadır. İkincisinde ise, Toplumsal olgular topumun ihtiyaçlarının karşılanması açısından sahip ol­dukları işlevler açısından araştırılmakta ve dolayısıyla işlevsel olarak açıklan­maktadırlar. Durkheim için toplumsal düzen ve dayanışma bir toplumun işlevsel öncelikli gereksinimlerinin en başında gelmekte­dir. Ona göre toplumda düzen ve dayanışmanın kaynağıişbölümü ve uzmanlaş­madır. İş bölümü arttıkça bireylerin birbirlerine olan bağımlılığı da artmaktadır. Durkheim evrimci işlevselci bir bakış açısı sergilediği Toplumsal İşbölümü adlı ça­lışmasında hem toplumsal düzen ve dayanışmanın hem de toplumsal değişmenin sırasıylamekanik ve organik adı altında iki farklı ideal tipinden söz eder. Mekanik dayanışmabenzeşmeye dayalı basit bir iş bölümünün olduğu geleneksel toplumlarda söz konusudur. Bu düzen ve dayanışma tipinde ko­lektif bilinç ve kolektif kimlik bireysel bilinç ve kimliklerden daha güçlü ve baskındır. Organik dayanışma ise farklılaşmaya dayalı karmaşık bir iş bölümü ve uz­manlaşmanın olduğu modern toplumlarda söz konusudur. Durkheim İntihar adlı ünlü çalışmasında psikolojik nedenlere bağlı bireysel bir eylem gibi görünen intiharın bile aslında nasıl toplumsal nedenlere bağlı bir top­lumsal olgu olduğunu intihar oranlarındaki değişmeleri inceleyerek kanıtlamaya çalışır. Durkheim intiharı bütünleşme ve düzenleme şeklinde iki bağımsız değişkenle açıklar. Bir toplumda her iki değişkenin aşın dü­zeyde ya da yetersiz düzeyde bulunması intihara yol açar. Durkheim için ahlaki uzlaşı anlamında kullandığı kolektif bilinç son derece önemli bir işle­ve sahiptir. Merkezi değer sisteminin özellikle ani toplumsal değişmelere bağlı olarak daha da zayıflaması durumunda ise Durkheim adına anomi dediği tehlike­li bir olgunun gelişmesinden söz eder.

Böyle zamanlarda toplumda özellikle suç, sapma ve intihar oranları normal dü­zeyin üstüne çıkarak tehlikeli boyutlara varabilmektedir.

Anomi kuralsızlık ya da toplumun temel değerlerinde belirsizlik anlamına gelen bir olgudur.

 

Max Weber(1864-1920)

Sponsorlu Baglantilar

Tüm kadın aksesuar fırsatları için tıklayın !

Weber,pozitivizmden farklı olarak sosyolojinin ve sosyolo­jik analizin merkezine toplumsal eylemive etkileşimi koymaktaydı. Weberpozitivistlerin aksine sosyolojide doğa bilimlerinde kullanılan yöntem ve kavramlann aynısının kullanılmasına da karşı çıkmaktaydı. Ona göre düşünebilme yetisine sahip olan insan toplumsal yaşamda başkalarının düşüncelerini ve tepkileri­ni de hesaba katarak hareket eden kültürel bir varlıktır. Be­lirli anlamlar taşıyan eylemlerde bulunuruz. İşte bu açıdanWeber'egöre insan ey­lemi 'toplumsaldır' ve bu nedenle toplumsal eylemi açıklamaya yönelik her çalışma­nın öncelikle toplumsal eylemi temellendiren anlamı anlaşılır kılması gerekmektedir. Webersosyoloji bilimindeaçıklamaya dayalı niceliksel yöntemin yanı sıra anlamaya/yorum-lamaya dayalı niteliksel yöntemin de kullanılması gerektiğini sa­vunur. Bu açıdanWebersosyolojisi literatürde toplumsal eylem, yorumlayıcı veya anlayıcı sosyoloji olarak adlandırılabilmektedir. Toplumsal eylemi yöneten ve keşfedilmeyi bekleyen bir takım evrensel-toplumsal yasalar olduğunu düşünmüyordu. Weber'egöre sosyoloji toplumsal eylemi yorumlayarak açıklamaya çalışırken de doğa bilimlerinde kullanılan yasa benzeri kavramlar yerine ideal tip olarak bi­linen bir kavramı veya yöntemsel aracı kullanmalıdır. Toplumsal eylemi analiz etmek üzere geliştirdiği eylem tipolojisindeWeberge­leneksel, duygusal, değerle ilişkili akılcı ve amaçsal akılcı olmak üzere dört top­lumsal eylem tipinden söz eder. Toplumsal oluşum tipolojisinde de otorite ve ör­güt tiplerinden söz eder. Buradada Webertoplumsal eylem tipolojisine büyük öl­çüde paralel olarak geleneksel otorite, karizmatik otorite ve yasal-ussal otorite ol­mak üzere ideal tipte üç otorite ve örgüt biçiminden söz eder. Weber'egöre bürokrasi, kapitalist veya sosyalist ekonomik düzenlemeye sahip, tüm modern toplumlara özgü bir örgüt modelidir. Webertoplumsal tabakalaşma konusunda özellikle saygınlık (prestij) temelin­de statü grupları arasındaki bölünmeler ile güç (otorite) temelinde partiler ve ben­zeri oluşumlar arasındaki bölünmelere vurgu yapmaktaydı.

MODERN SOSYOLOJİNİN GELİŞİMİ

îşlevselcilik, b.Marxizmve Çatışma Teorisi ve c. Sembolik etkileşimcilik

İşlevselcilik

işlevselcilik sosyolojide ilk olarak 19 yüz­yılda Durkheim'ın çalışmalarında şekillenmiştir. Yirminci yüzyılda önce sosyal antropolojide A. R.Radcliffe-Brown (1881-1955) ileBronislaw Malinowski(1884-1942) tarafından geliştirilen işlevselci­lik, daha sonra Amerikan sosyolojisinde, özellikle Talcott Parsons veRobertK. Merton tarafından geliştirilmiştir.İşlevselcilik toplumu birbiri ile bağlantılı parçalardan oluşan bir sistem olarak ele alır.

İşlevselciler biyolojik sistem gibi toplumsal

Sistemin de hayata kalabilmesi için karşılanması gereken bazı temel gereksinimleri olduğunu düşünürler. Bu gereksi­nimler modern sosyolojide işlevselciliğe sistem yaklaşımı çerçevesinde önemli kat­kılar sağlayan ve bir bakıma işlevselciliğin yapısal-işlevselcilikolarak da anılması­na yol açan Talcott Parsons (1902-1979) tarafından sınıflandırılarak tanımlanır.

İşlevselciler sistem içinde bütün parçaların uyum halinde bir araya gelerek bütünün hayatta kalmasını sağlayacak bu gereksinimlerini karşılamak durumunda kaldıklarını savu­nurlar. Böylece işlevselciler toplumu oluşturan her bir toplumsal öğe/parça/kurum ve pratiğin ancak toplumun ihtiyaçlarının karşılanmasında bir role sahip olması durumunda sürekliliğini koruyabileceğini öne sürerler. Örneğin, işlevselci analiz açısından aile toplumda üreme ve toplumsallaşma, yani topluma yeni çocuklar kazandırma ve onları topluma uygun şekilde sosyalleştirme gibi temel bir işlevi yerine getirmektedir. İşlevselciliğe göre toplumsal sistem hayatta kalabilmek için değişen çevre ko­şullarına uyum (adaptasyon) sağlamak zorundadır.

Robert K. Merton (1910-2003) işlevselciliğin de en önemli olarak gördüğü açmazlarını aşmaya çalışmıştır.

Merton'a göre

işlevselci analizin en önemli açmazlarından birisi toplumu işlev­sel birlik hâlinde bütünleşmiş bir sistem olarak ele alması ve dolayısıyla sistemde bozuk işlevsel olan öğe yokmuş gibi hep olumlu işlevler üzerinde yoğunlaşmasıdır. Merton'a göre sistem içerisindeki herhangi bir öğenin olumlu olduğu gibi olum­suz veya bozuk bir işlevi de olabilir. Benzer şekilde bir toplumsal öğenin veya pratiğin bireyler tarafından bilinen ve amaçlanmış açık bir işlevi vardır ancak aynı zamanda grup üyeleri arasında dayanışma yaratma şeklinde amaç-lanmamış ve bilinmeyen gizil bir işlevi de vardır. Bunun dışında bir öğenin, örneğin yoksulluğun, toplumun hangi kesimleri için olumlu hangi kesimleri içinse olumsuz ya da bozuk işlevsel olduğunun analizi de oldukça önemlidir.

Marxizmve Çatışma Teorisi

Marx'inçalışmalarından ve eleştirel bilim anlayışından etkilenen sosyal bilimciler tarafından geliştirilenMarxistyaklaşım modern sosyolojide ve günümüzde etkili olan bir diğer yaklaşımdır. AntonioGramsci'nin (1891-1937) düşünceleri önem taşımaktadır.  

Gramsci

GelenekselMarxizmdenfarklı olarak toplum analizin­de yalnızca alt yapının değil üst yapıların da, özellikle kültür ve ideolojinin, öne­mini vurgular. Gramsci kapitalist toplumda yönetici sınıfın yönetilenler üzerinde hegemonya oluştu-rabilmesinin yolunun da üst yapılardan, özellikle kültürel ve ideolojik kontrolden geçtiğini savunur.

Bunun yanı sıra yapısalcıMarxizmolarak bilinen teorinin geliştiricisi kabul edilenLouisAlthusser analizinde bir toplumda belirli ilişkilerden oluşan üç temel toplumsal yapıdan söz eder. Bunlar ekonomik, siyasal ve ideolojik toplum­sal yapılardır.

Bunun dışında Frankfurt Okulu'na bağlı olarak ortaya çıkan ve Eleştirel Teori olarak bilinen yaklaşımdaMarx'tansonra gelişenMarxizmiçerisinde oldukça önemli bir ağırlığa sahiptir, ilk olarak 1923'te ortaya çıkan eleştirel teorinin 1970'lere kadar süren gelişimindeMax Horkheimer(1895-1973),Erich Fromm(1900­1980),Herbert Marcuse(1898-1979)ve T.W. Adorno(1903-1969) gibi toplumteorisyenlerininönemli katkıları olduğu bilinmektedir. 1980'lerde iseJürgenHabermas'ın(1929-) katkıları ile eleştirel teori yeni bir varlık alanı bulmuştur.

Eleştirel teori temsilcileri özellikle kapitalizmde kültürün 'kültür endüstrisi' aracılığıyla herkes tarafından kitlesel olarak tüketilebilen eğlen­ce biçimlerine indirgenmesine, başka bir ifadeyle kültürün kâr sağlamak adınametalaş-tırılarak kitlelere pazarlanmasına oldukça eleştirel yaklaşırlar. YeniMarxistlerkapitalizmin kaçınılmaz şekilde tasfiye olacağı konusunda ge­lenekselMarxistlerkadar iyimser değillerdir. Bu nedenle de kapitalist toplumda kültürel hegemonya ve kültür endüstrisi gibi üst yapısal kavramlar aracılığı ile özellikle başta işçi sınıfı olmak üzere yönetilen kesimlerin sınıf bilinçlerinin nasıl şekillendirilerek kontrol altına alındığını irdelemeye yönelirler.

YeniMarxistlertarafından geliştirilen bu kavramlar özellikle sınıf ve sınıf çatış­ması konusundaki sosyolojik analizlerde önemli bir açılım sağlamıştır. Bununla birlikte yeniMarxistlerinüst yapılara daha fazla ağırlık vererekMarxizminayırt edi­ci özelliği olan tarihsel gelişmenin materyalist ve ekonomik açıdan kavranışının önemini azalttıkları ileri sürülmektedir.

  Çatışmacı teoriler içinde özellikleRalf Dahrendorf(1929-) tarafından geliştirilen çatışma teorisi önemli bir yere sahiptir.Marx'tanetkilenmekle birlikte onun özellikle mülkiyet ilişkileri üzerinde temellenen sınıf modelini eleştirenDah­rendorfgüç (otorite) üzerinde temellenen bir sınıf modeli tanımlar.Dahrendorfka­pitalist toplumda meydana gelen önemli değişmeler sonucunda çatışmanın kayna­ğının mülkiyet olmaktan çıktığını gücün (otoritenin) çatışmanın yeni kaynağı hâli­ne geldiğini savunmuştur.

 

Sembolik Etkileşimcilik

Sembolik etkileşimcilik toplumu bireylerin gündelik yaşamdaki sembolik etkileşimlerinin bir ürünü olarak ele alır. Sembolik etkileşimciliğin sosyolojideki gelişiminde C.H Cooley ve W.I. Thomas'ın önemli katkıları olmakla birlikteGeorge HerbertMead, bu yaklaşımın kurucusu olarak kabul edilir. Sembolik etkileşimciliğin gelişimine katkıda bu­lunanlar arasında özellikleHerbertBlumer'in(1900-1986) çalışmaları önem taşır. Bu açıdan Blumer'da Mead gibi bu yaklaşımın kurucularından birisi olarak kabul edilir. Sembolik etkileşimcilikWebergibi sosyolojide toplumsal eyleme, toplumsal et­kileşime, anlamlandırma ve yorumlama süreçlerine ağırlık veren bir yaklaşımdır. Sembolik etkileşimciler toplumsal düzenin içinde yaşadığımız dünyada bulu­nan her şeye (nesnelere, olaylara, eylemlere ve benzerine) atfettiğimiz anlamlarsonucu oluştuğunu düşünürler. Bu süreçte semboller veya simgeler, şeyler ile bu şeylere atfettiğimiz anlamları temsil ettiklerinden dolayı kritik bir öneme sahiptirler. Nitekim bir sembol bir nes­ne veya olayı sadece temsil etmez aynı zamanda onu belirli yönlerde tanımlar. Mead'a göre insan diğer canlılarda bu­lunmayan özelliklere sahip eşsiz bir varlıktır. İnsanlar hayvanlar gibi uyarılara ba­sit tepkiler vermek yerine davranışlarını duruma göre ayarlayabilen varlıklardır. Mead'a göre benlik insanlara rol alma sürecinde kendilerini ötekilerin gözün­den görebilmeimkânı sağlar. Başka bir ifadeyle benlik sayesinde kendimize dışa­rıdan, bir nesneye bakar gibi bakabiliriz. Diğerlerinin bizi nasıl gördüklerini veya diğerlerinin gözüyle nasıl göründüğümüzü yorumlayabiliriz. Yalnızca kendimizin değil başkalarının da farkına varırız, başkalarının hislerini, niyetlerini ve beklenti­lerini yorumlayabiliriz. Sembolik etkileşimcilik semboller aracılığıyla bireyle­rin nasıl gündelik etkileşimlerinden anlamlı bir toplumsal düzen oluşturdukları ile ilgilenir.

Blumersem­bolik etkileşimin yöntemini toplumsal fenomenin doğrudan incelenmesiolarak ta­nımlar

FEMİNİST VEPOSTMODERNYAKLAŞIMLAR

Feminizmegöre sosyolojide günümüze kadar yer alan bütün teoriler erkekler tarafından ve/ya erkek bakış açısıyla geliştirilmişlerdir. Feministteoriler kadın-erkek eşitsizliği üzerine kurulan ilişkilerin analiz edilmesine ve dönüştürülmesine yönelik olarak geliştirilen ayrı bir sosyolojik gele­nek olarak tanımlanabilir.  Feminist teorileren önemli ve en eski eşitsizlik biçimi olarak gördükleri kadınlar ile erkekler ara­sındaki eşitsizlik üzerinde yoğunlaşırlar. Feminist teoriler kadınlar ile erkekler ara­sındaki eşitsizlikleri toplumsal cinsiyet ve patriarki gibi kavramları kullanarak ana­liz etmeye çalışırlar.

Postmodernizm18. yüzyılda aydınlanma döne­minde ortaya çıkan ve teknolojiye, bilime, ilerlemeye inanan, geleceğe de güven duyan düşünceleri, değerleri ve varsayımları içerenmodernizme karşıt olarak ge­lişmiştir. Toplumsal dünyaya eleştirel yaklaşıma benzer bir tutumla yaklaşırlar. Toplumsal dünyanın bir görünen yüzeyi bir de gö­rünmeyen gizli yapıları olduğunu düşünürler ve araştırmalarında temel olarak top­lumsal gerçekliğin yüzeysel görünüşünü parçalayıp içerideki gizli yapıyı açığa çı­karmaya çalışırlar.Postmodernteoriler toplumsal gerçekliğin modern çağda ortaya çıkan sosyolojik yaklaşımlar tarafından gerçekte analiz edilemediği­ne, toplumsal yaşamın da akılcı düşünme biçimleri aracılığı ile iyileştirilemeyeceğini savunurlar. Bu bakımdan dapostmodernteoriler modern olarak adlandırılan çağ ile onun nedensellik ilkesine ve akılcı düşünmeye dayalı bilim anlayışının if­las ettiğine inanırlar.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Sosyoloji’de Kuramlar ve Yaklaşımlar nelerdir? ile Benzer Yazılar:

Paylas
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
23 Şubat 2012 Saat : 5:46

Sosyoloji’de Kuramlar ve Yaklaşımlar nelerdir? Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

Yorum yapmak için giriş yapmak zorundasın. Gİriş

Tüm erkek giyim modası fırsatları için tıklayın !

içerik