Tüm mp3 player fırsatları için tıklayın !

<

Biyografi Örneği – Biyografi nasıl yazılır

Biyografi Örneği – Biyografi nasıl yazılır

 



Biyografi Örneği
“Turgut Özal Malatya'da doğdu. 1950 yılında İstanbul Teknik Üniversitesinden Elektrik Mühendisi olarak mezun oldu. 1952 yılında ABD'ye giderek ekonomi tahsili gördü. Türkiye'ye döndükten sonra Elektrik İşleri Etüd İdaresi Genel Müdür Yardımcısı oldu. Devlet Planlama Teşkilatının kurulmasına katkıda bulundu. Bu sırada Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nde ders de verdi. 1967-71 yılları arasında da Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı görevini yürüttü. 1971-1973 tarihleri arasında Dünya Bankası'nda danışman olarak çalıştı. Türkiye'ye döndükten sonra çeşitli sanayi kuruluşlarında çalıştı ve 1979 yılı sonlarına doğru Başbakanlık Müsteşarı olarak atandı.
12 Eylül 1980 müdahalesinden sonra kurulan hükümete ekonomik işlerden sorumlu Başbakan Yardımcısı olarak atandı. 1982'de bu görevinden istifa etti. 1983'de parti kurdu ve aynı yıl yapılan genel seçimlerde partisinin başarılı olması üzerine hükümeti kurmakla görevlendirildi ve böylece Türkiye'nin 19. Başbakanı oldu 1987 yılında yapılan seçimler sonrasında tekrar hükümet kurdu ve başbakan olarak görev yaptı. 31 Ekim 1989'da TBMM tarafından Türkiye Cumhuriyeti'nin 8. Cumhurbaşkanı olarak seçildi ve 9 Kasım 1989 tarihinde bu görevine başladı 17 Nisan 1993 tarihinde geçirdiği bir rahatsızlık sebebiyle görevi sırasında yaşamını yitirdi.”
Bu metinde Türkiye Cumhuriyeti'nin 8. Cumhurbaşkanı olan Turgut Özal'ın yaşamı anlatılmaktadır. Görüldüğü gibi anlatımda kronolojik sıraya uyulmuştur. Nesnel bir anlatım kullanılmıştır. Ayrıca öğreticilik esas alındığı için dil, göndergesel işlevde kullanılmıştır.
 
Biyografi Örneği 2
 
“Cahit Sıtkı Tarancı, 4 Ekim 1910'da Diyarbakır'da doğdu. Galatasaray Lisesi'nden mezun oldu. Mülkiye Mektebi'ne devam etti, bir süre de Ankara Yüksek Ticaret Okulu'nda öğrenim gördü. Sümerbank'ta memur olarak çalıştı. 1939'da Paris'e gitti. Paris Radyosu’nda Türkçe yayınlar spikerliği yaptı. 2 Dünya Savaşı'nın başlamasıyla yurda döndü. Askerliğini yaptı, bir süre İstanbul'da babasına ait işyerinde çalıştı. Ankara'da Anadolu Ajansı'nda çevirmenlik yaptı Toprak Mahsulleri Ofisi ve Çalışma Bakanlığı'nda da bir süre görev yaptı. Geçirdiği kısmi felç sonucu konuşma yeteneğini yitirdi. Tedavi için götürüldüğü Viyana'da 12 Ekim 1956'da 46 yaşındayken yaşamını yitirdi.”
Bu metin edebiyatımızın ünlü şairlerinden olan Cahil Sıtkı'nın yaşamını anlatan bir biyografidir. Bu metinde kronolojik sıra izlenmiştir. Verilen bilgiler ve tarihler belgelere dayanmaktadır Şairin yaşamı yansız bir bakış açısıyla verilmiştir. Öznel ifadelere yer verilmemiştir. Biyografilerde bilgi vermek amaçlanır. Burada da bilgi vermek amaçlandığından dil göndergesel işlevde kullanılmıştır. Ayrıca metinde açıklayıcı anlatım türü kullanılmıştır.
15 Ekim 2012
Okunma
bosluk

Led Zeppelin Müzik Grubu Üyeleri – Şarkıları

Led Zeppelin Müzik Grubu Üyeleri – Şarkıları

Image Bugüne kadar blues’u hard rock’a en iyi uyarlayan grup hiç kuşkusuz Led Zeppelin’dir. Grubun müziğindeki vahşiliğin, değişkenliğin ve dinamikliğinde yegane nedeni Blues’tur. Led Zeppelin’i heavy metal türünün öncüleri olarak değil, böyle kabul etmek gerekir..Önce grubun elemanlarını tanıyalım… Jimmy Page Led Zeppelin kurucusu James Patrick Page, 9 Ocak 1944 de Heston, Middlesex’te doğdu. Ailesinin tek çocuğu olan Jimmy, bir süre amcasının çiftliğinde yaşadı. Okuldayken koroda yer alan Jimmy ‘nin müziğe tutkusu ailenin de dikkatini çekti ve ona bir İspanyol gitar aldılar. Kendi kendine öğrendi gitar çalmasını Jimmy…1959 yılı ortalarında çıkan “A Date With Elvis” albümündeki “Baby,Let’s play House”adlı parçayı radyodan duyana kadar rock’n roll ile ilgilenmemişti… Ama bu parça yaşamını değiştirdi. Önce okulunu bıraktı ve yerel bir dans kulubünde sevdiği parçaları icra etmeye başladı. Kulübe bir gün o dönemin önemli gruplarından Neil Christian and The Crusaders’in menajeri geldi ve kendisinden gruba katılmasını istedi. Ailenin tüm karşı çıkmalarına karşın 15 yaşında gruba katılıp profesyonel müzik yaşamına başladı. Jeff Beck Bu sıralarda Jeff Beck evinde bir çok arkadaşı ile birlikte yeni arayışlardaydı. Ve de büyük tutkusu resim çalışmalarını sürdürüyordu. Nota okuyup yazması onu daha da popüler yapmıştı müzik çevrelerinde…Üç yıl yüzlerce plağın kaydında bu nedenle o vardı. Plaklarında çaldığı onlarca grup ve şarkıcı arasında Burt Bacharach, Tom Jones, Joe Cocker, The Kings var…Kendisi de bir plak yaptı hazır stüdyoda çalarken…Yıl 1965..Plağın ön yüzünde” She Just satisfied”,arka yüzünde “ Keep Moving”..Davul haricindeki tüm enstrümanları Page çalmıştı, şarkıları da söylemişti. Jimmy’nin dönem gitaristlerinden farkı stereo çalmasıydı. Aynı yıl Rolling Stones’un menajeri Andrew Oldham’ın yeni şirketi Immediate’ten bir teklif aldı. İngiliz Blues sanatçılarının çalışmalarını içeren bir seri için…Eric Crapton’la bu sayede tanıştı Jimmy…Birlikte şarkılar yaptılar. Kayıt işinden artık iyice sıkılınca bas gitaristleri ayrılmış Yardsbirds’un “bize gel” çağrısına hemen olumlu yanıt verdi. Yard Birds ile ilk konsere Marguee’de çıktı Jimmy.. 2 saatlik show tek kelimeyle hüsrandı onun için. Beğenmemişti ne sahnede ki performansını, ne de sesi,ışığı… Ama önünde başka bir yol yoktu. Grupla çıktığı Amerika turnesi umulanın üstünde ilgi gördü ve Page’in bastan gitara geçişi de bu turnede oldu.. Robert Plant Robert Anthony Plant,20 Ağustos 1948’de West Bronwich’te doğdu. Ailesi çocuklarının müzikle ilgilenmelerini istemiyor,eğer böyle bir rol seçerse evlatlıktan reddedeceklerini söylüyorlardı. Hiç tınmadı Robert…1964 yazında okulu bıraktı. 16 yaşında evi terk etti ve Walsall’da yaşamaya gitti. Blues gruplarında çalmaya başladı burada…The Crawling King Snakes ,Blake Snake Moan ve Delta Blues gibi.. Bir caz vokalistinde bulunması gereken bütün özelliklere sahipti. Karın doyurmuyordu bu çalışmalar..Daha sonraları eşi olacak kız arkadaşı Maureen destek oluyordu. Robert’e…1967 de CBS ile solo bir kontrat imzalamayı başardı ve iki 45lik çıkardı. Plak satmayınca gerisin geriye yine yaşadığı kente döndü ve “Band of Joy” da çalmaya başladı. Ancak bu grubun ömrü de çok kısa oldu. Yine işsiz kalmıştı Robert. Yerel gruplarda haftanın bazı günleri sahne alarak geçimini sağlarken karşısına beklediği fırsat çıktı…Jimmy Page’le bir arkadaşı onu dinlemeye gelmişlerdi…

 

John Paul Jones Asıl adı John Baldwin olan John Paul Jones ,3 Ocak 1946’da Londra’da doğdu. Babası caz piyanisti.annesi şarkıcı ve dansçıydı.Şov dünyasına girmesi çok kolay oldu,zaten bebekliğinden beri sahnelerdeydi…Piyano dersleri sonrası yerel kilisede org çalmaya başladı John Paul… Blackheath’deki kolejde okurken bas gitara yöneldi. Okul sonrası kulüplerde Rock&roll, blues ve dans müziği yapmaya başladı. Taa ki 1963 başlarında eski Shadows üyeleri Jet Haris ve Tony Neehan’dan teklif gelene kadar…Grupla birlikte bir çok stüdyo çalışmasında bulundu…Lulu’dan Rolling Stones’a kadar herkese kayıt yaptı .Nisan 1964’de iki enstrümantal parçanın yer aldığı kendi 45liğini de çıkardı. İyi kazanıyordu ama yetmiyordu. Artık bir ailesi vardı. Eşi ve iki kızı…Yeni arayışlara girdi ve Jimmy Page’in bir grup kurduğunu eşinden duyunca hemen sarıldı telefona… John Bonham Bonzo lakaplı John Henry Bonham, 31 Mart 1947’de Birmingham’da doğdu. Babası Marangozdu. Okulu bırakıp babası ile çalıştı bir süre…Davul çalmaya başladığında 5 yaşındaydı,ve annesinin teneke kutulardan yaptığı bir davuldu çaldığı.. Babası gerçek davul seti aldığında 15 yaşındaydı John. Bu arada 17 yaşında Pat ile evlendi. İlk çalıştığı grup Terry Webb and the Spiders oldu. Daha sonra kentin çeşitli kulüplerinde “Way of Life”Steve Brett and the Mavericks adlı gruplarla ve şarkıcı Nicky Names ile çalıştı. Kısa sürede “ müthiş gürültülü çalan davulcu”olarak adı duyuldu. Daha sonra” The Crawling King Snakes’e katıldı. Grupta Robert Plant’la tanıştı. Bir süre sonra birlikte Band of Joy’u kurdular. Ama bu grupta da mutlu olmadı John ve ayrılarak Amerikalı şarkıcı Tim Rose’a çalmaya başladı. Rose ile çalışırken 1968’de Plant onu telefonla aradı ve Page’in kurduğu gruba kendisinin de katılmasını önerdi. Page’in kuracağı gruba fazla güvenmemesine karşın arkadaşının ısrarını kıramadı ve döndü. Image 1968’in Ağustos’unda hepsi Page’in evinde toplandılar. İlk olarak sevdikleri parçaları çalarak birbirlerinin zevklerini anlamaya çalıştılar. Buddy Gay’den,Elvis Presley’den… Muddy Waters’dan…Joan Baez’den çaldılar..Grup ilk kez Londra’daki Gerard caddesindeki bir plak mağazasının altındaki küçük bir odada bir araya gelmişti. Page’in evinde haftalarca prova yaptılar. İlk düşündükleri İskandinavya turnesine çıkarak dağılan Yardbirds’ün verdiği sözleri yerine getirmek oldu. İsimlerini New Yardbirds yapmışlardı. İskandinavya turnesinde grup farkını da ortaya koydu.Jimmy kendisine özgü sololar atıyordu. Bazen 15 dakikayı bulan bu sololarda Jones ve Bonham altyapıyı sağlayarak müziği doyumsuzluğa ulaştırıyorlardı. Plant’ın sesi ve yorumu her zaman ki gibi çok ilginçti. The Who’nun bateristi Keith Moon o yıllarda genç gruplara destek olan bir müzisyendi. New Yardbirds’e destek olmakla kalmadı,isim babalıklarını da yaptı…Page’e ”Lead Zeppelin “ismini önerdi. Zeppelin kelimesi balon gibi sönen grupları, Lead kelimesi de kurşun gibi hızı ifade ediyordu. Grup İskandinavya turnesinden dönünce artık yeni isimleriyle sahnedeydi. Page özellikle “Lead” sözcüğünü “Led” şeklinde hatalı yazarak”Leed” gibi telafuz edilmesini önledi. Led Zeppelin doğmuştu artık…Yardb irds tarafından çizilen sertleştirilmiş,gerginleştirilmiş ve Jimmy Page’in ustalıklarıyla bezenmiş blues kökenli Hard rock grubuydu onlar.. Led Zeppelin’in beşinci elemanı olarak anılan kişi menejerleri Peter Grant’tır. Beatles’ın menejeri Brian Epstein kadar ünlüdür, Grant…13 yaşındayken Londra’da Croyden Tiyatrosunda sahne işçisi olarak başladı çalışma hayatına..Bir süre Reuters’de foto muhabirliği,lüks bir restaurant da garsonluk ve Jerseydeki bir otelde eğlence müdürlüğü yapan Grant,Robert Morley ’in filmindeki dublörü olarak tanındı. Gene Vincent, Little Richard ve Jerry Lee Lewis’in menejerliğini üstlendiği günlerdir bu günler. Ünlü Animals topluluğunu yaratan da Grant’ dır. Plak prodüktörü Mickie Most ile birlikte kurduğu Managemant’a aldı Led Zeppelin’İ…”Siz müzikle ilgilenin ,gerisini ben hallederim” dedi, gruba…Bu arada tüm gecesini gündüzünü Led Zeppelin elemanlarıyla geçirdiği için eşi terk etti Peter’i…Çocukları kendisinde kaldı…Hem onları büyüttü, hem de ismi cismi duyulmamış bu grubu…Bu başarılı menajer değişik yapı ve karakterdeydi. Şakacıydı…Gerektiğinde grubun korumalığını yapıyor.,gerektiğinde kızlarla aralarını…Peter Grant 1995’de kalp krizinden öldü… Amerika “gel” diyordu Led Zeppelin’e…Menajerleri Peter Grant,Vanilla Fudge’ın turne iptalinden yararlanarak hemen bu fırsatı değerlendirdi. Grup Amerika’da önce Los Angeles’taki ünlü Whiskey A Go Go’da sahne aldı. Bu arada Atlantic ile plak anlaşması yaptılar. Sırada ilk albümleri vardı. 30 saatte hazırladılar Led Zeppelin 1’i. İlk albümlerinde kapağa Jimmy’nin seçtiği Hinderburg’un düşmekte olan hava gemisinin siyah beyaz bir illustrasyonunu koydular. ”Uçmanın tek yolu” sloganı ile albüm 17 Ocak 1969 da Amerikada piyasaya sürüldü ve 99 numaradan Billboard listesine girdi. Sonra da çıkmak bilmedi. 73 hafta kaldı listede… San Fransisco’da Fillmore West’deki konserde Taj Mahal,Country Joe And The Fish’den önce sahne aldılar. Basın iyi yaklaşmıyordu gruba…”İşte ucuz bir İngiliz grubu daha” gözüyle bakıyordu medya” Led Zeppelin’e.. Grup turneden fırsat buldukça,ikinci albümleri için soluğu stüdyoda aldılar. Led Zeppelin 2 albümünün büyük kısmı yolarda yazılmış ve bestelenmişti. Bu albüm ilkinin devamı niteliğindeydi ancak ilk albümdeki Blues ve Underground hava daha da kasvetli yansıtılmıştı. Albümdeki “Whola Lota Love” ilk büyük hitleri oldu grubun..4.Amerika turnelerinde 17 Ekim 1969’da New York’daki Carnegie Hall konserinde ilk kez John Bonham davulu elleriyle çaldı. Bu arada Led Zeppelin 2 , Beatles’ın Abbey Road albümünü geride bırakarak listelerin başına oturdu… İkinci albumun kaydı sırasında karşılaştıkları stüdyo koşulları grubun yeni stratejiler aramalarına neden oldu. Page ile Plant bu albüm için Galler’deki bir kır evini tercih etti. Snowdia’da mum ışığında ve odun ateşinin aydınlığında gözlerden uzak bu küçük evde hazırladılar yeni albümü… Parçaların Hampshire’da büyük bir konakta provaları yapıldı ve stüdyoya girildi. İlk iki albümdeki Page hakimiyeti burada yoktu, tüm elemanlar kendi bestelerini ve fikirlerini yansıttılar. Led Zeppelin 3, 1970 in Ekim ayında piyasaya sürüldü, tam 4 hafta Bilboard listesinde 1 numarada kaldı. Grup Melody Maker’e verdikleri ilanla müzikseverlere teşekkür ettiler…Led Zeppelin 3, temelini oluşturan blueslarla birlikte hard rock zarfınıda açıyordu. Albümün kapağı Tarot kartlarından esinlenerek hazırlanmış ve üzerinde değişik çaptaki 10 daireden oluşmuştu. Albüm tanıtım konserlerinde grup sahnede şaklabanlık yaparak eğleniyorlardı. Özellikle şakacı bir kimliğe sahip davulcu John’du bu konuda önderlik eden… Örneğin Robert,Jimmy ve John Paul sandalyelerinde akustik şarkılarını çalıp söylerlerken ,Bonzo fötr şapkası ve kısa pantolonuyla sandalyesini kaptığı gibi bu üçlünün yanına oturuyor ve onlara alkışla eşlik ediyordu. Bir defasında Moby Dick’i çaldıktan sonra Robert ona bir tutam muz vermişti sahnede… Şaka kakaya dönüşmüş,Bonzo kendisine maymun dendiği için Robert’i sahnede bir yumrukla yere sermişti. En az satan albüm Led Zeppelin 3 oldu. Yine medya etkiliydi bu sonuçta…Grubun kendilerini şeytana sattıklarını ,satanist olduklarını iddia ediyordu medya… Bu söylentilerin çıkmasının nedeni de Jimmy Page’in Edward Crowley’e olan düşkünlüğüydü. Peki kimdi bu Crowley?  Edward Alexandre Crowley, 1875 de aristokrat bir ailenin oğlu olarak dünyaya geldi ve Oxford’da tahsiini gördü.Şiire büyük ilgisi vardı.yayınlanan ilk şiirleri karmaşık olduğu kadar da şaşırtıcıydı.Çevresindeki herkesi kolaylıkla etkileyen Crowley’in yapıtlarında büyücülüğün ilk işaretleri seçilir.Daha sonra tarikat kurmaya yönelir genç adam…Sicilya’da tarikatına müritler bulan Crowley, memleketine dönerek Fulham Road tapınağını inşa eder.Lanetli ve tehlikeli bir yer olarak bilinen bu tapınakta, sosyeteden zengin kadınların sık sık tertip edilen büyü ve seks ayinlerine katıldıkları polis kayıtlarında yer almıştır.1943 yılında kanserden öldüğünde arkasında çok sayıda hayran ya da düşman bırakmıştı büyücü şair… Crowley’i hatırlayan efsane grup Beatles’tı… David Bowie de “Quicksland” parçasını Crowley’e ithaf etmişti.Ona en yakın isim ise Led Zeppelin’den Jimmy Page oldu.”Stairway to heaven”in ilham kaynağında Crowley’in derin izleri vardır.Jimmy grubun 3.albümünün kapağını da bu kişiye ayırmıştır.Ayrıca sanatçı dünyanın en iyi Crowley koleksiyoncusudur.Büyücü şaire ait ne kadar el yazması,yayın,töre giysisi,tablo varsa büyük paralarla toplamıştır.İskoçya’nın Loch sahilinde bulunan Crowley’in yaşadığı Boleskine şatosunu da almıştır daha sonra… Led Zeppelin 3’ün başarısızlığı sonrası tekrar stüdyoya girdi grup… Aykırı,resmi ismi bulunmayan Led Zeppelin 4 belki de rock tarihinin en önemli albümlerinden biridir.Grup elemanlarının imza olarak kullandıkları ve bugüne kadar açıklanmayan mistik görüntülerden arınmış dört şekil yer alıyordu kapakta… Her üye kendi sembolünü seçmişti. John Bonham birbirine bağlı üç çemberden oluşan şekli, John Paul Jones özgüven ve ustalığı tasvir eden bir şekli,Robert Plant Mu uygarlığının bir şeklini ve Jimmy Page de “Zoso” olarak söylenen gizemli şekli… Plak firmasının tüm itirazlarına karşın kapağa hiç isim yazılmamıştı.Plağın kayıtları Rolling Stones’un stüdyosunda yapıldı.Dördüncü Led Zeppelin albümü büyük satış rakamlarına ulaştı.İngiltere listelerine direkt 1numaradan girdi ve 62 hafta listede kaldı.Kariyerlerinde en çok başarıyı elde ettikleri albüm oldu. Amerika tarihinin en çok satan rock albümü ünvanını da aldı bu “isimsiz albüm”… Meşhur “Stearway to heaven” da bu albümde yer almaktadır.Şarkının sözleri İngiliz mistik edebiyatının ünlü kadınlarından Lewis Spence’in “The Magic Arts in Celtic Brain” adlı kitabından alınmıştı ve elinde mistik güçleri bulunan doğaüstü bir kadının ruhsal arayışlarını içeriyordu.Ancak kilise şarkının şeytan için yapıldığını,şarkıda adı geçen kadının eroin için ruhunu şeytana sattığını iddia etti.Fakat parça o kadar tuttu ki… Yüzyılın en iyi rock parçası olması bir yana birçok gencin cenazelerinde çalınmasını istedikleri yapıt oldu.Şarkı daha sonra istek üzerine kısaltılarak 45 lik olarak da piyasaya verildi.Birçok müzikseverin Led Zeppelin dinlememiş olmasına karşın bu şarkıyı duyduğunda “ben bu parçayı biliyorum” dediği görülür… 1972 yılında grup açısından son derece duygusal bir olay gerçekleşti,müziğe başlamalarına neden olan Elvis Presley grupla tanışmak istiyordu.Menejerleri Page ve Plant’ı Presley’in Las Vegas’taki hotel suitine götürdüğünde ne bilsinlerdi ki, Rock’un kralından fırça yiyeceklerini… Elvis” Doğru mu bunlar çocuklar?” dedi.Kastettiği şeytana taptıkları ve bulundukları ortamda rezalet çıkarttıkları söylentileriydi. Satanist değildiler ancak gerçekten dejenere yaşıyorlardı.Bir keresinde Londra’nın en lüks oteli Mayfair’in kral dairesini harabeye çevirmişlerdi. Bir defasında da plak şirketinin idare müdürünü çırılçıplak soyup tepeden tırnağa seloteyple sarıp sokak ortasında mumya gibi bırakmışlardı.Elvis Presley’in sorusuna yanıtı Robert verdi: “Tabii ki değil… İyi aile çocuklarıyız biz… En büyük zevkim otel koridorlarında yürürken sizin şarkılarınızı mırıldanmaktır” Bu tanışmadan sonra grup birgün Elvis’in konserine gitti.Elvis konserine ara verip “Bu gece Led Zeppelin aramızda” dedikten sonra “Reconsider baby”i çalıp söyledi..Hüngür hüngür ağlıyordu Robert izlerken… Led Zeppelin’in 5.albümünün büyük bölümü 1972 baharında Mick Jagger’ın Berkshire’daki evinde kaydedildi.”Houses of the Holy” piyasaya çıktığında artık rock dünyasının ilk üçü arasındaydılar:Rolling Stones,Who ve Led Zeppelin… Bu albüm kendi müziklerinin gelişimini sezdikleri bir çalışma oldu. Kuzey Afrika ve Uzakdoğu gezilerinden izlenimler taşıyordu. Albüm tanıtım konserlerinde 4 Mayıs 1973 te Atlanta’da 49000 kişi kendilerini izlerken, ertesi gün Tapma stadyumunda bu rakam 57000 e ulaştı.Bu da gruba Beatles’ın Shea Stadyumu konseriyle elinde tuttuğu bir tek konserde ulaşılan en çok seyirci rekorunu ellerine geçirme ayrıcalığını sağladı.Bu rekor dört yıl sonra Silverdome Pontiac’ta verecekleri konserle yine kendileri tarafından yenilenecekti.”Houses of the Holy” albümünün giriş parçası “The song remains the same” daha sonra çıkacak olan double konser plağının ve filminin ismi olmuştur. Grup çok kazanıyordu- yılda 30 milyon dolar- ancak gerek medyanın üzerlerine çok gelmesi gerekse özel sorunları nedeniyle ilk homurdanmalar 1973 te başladı. Jimmy uykusuzluk probleminin nedenini grupta buluyordu. John zaten baştan beri aşırı derecede alkol tüketiyordu,özellikle bira… Robert o bar senin bu bar senin sabaha kadar dolaşıyordu. Bir tek John Paul’ün aklı başındaydı ve gruba ültimatom çekti:”Kendinizi toparlayın biraz”.. 1974 derlenme ve toparlanma yılı oldu. Yeni albümleri “Physical Grafiti” piyasaya çıktı.Kendi kurdukları Swan Song şirketi adına çıkardıkları bu çalışmada Led Zeppelin karşı çıktıkları double albüm formatına teslim olmuştu.”Bir çırpıda sekiz şarkı yaptık” diyordu Robert. Albüm kapağı grubun en incelikli çalışmalarından biridir.Ön kapakta New York’taki bir yaşlılar evi görülmektedir.Plağın içindeki 74 adet fotoğrafta grup elemanları kadın kıyafetinden maço tiplemeye kadar şekilden şekle girmişlerdir.Albümle birlikte ilginç olan eski Led Zeppelin albümlerinin de tekrar listelere girmesiydi. Yine Billboard listelerindeydiler,hemde birkaç albümle… Image Jimmy Page, 1975 de Marakeş’e gitti ve orada kendisini bekleyen Robert Plant’la buluştu.Amaçları Fas’ta sokak müziğini keşfetmek,bir sonraki albümlerine bir şeyler katacak deneyimler yaşamaktı.Bu arada gelen bir telefonla Page “Dazed and Confused” dizisinin kayıtlarını kontrol etmek için kısa bir süreliğine Londra’ya dönünce,Plant ta ailesiyle Rodos’a tatile gitti.Ne olduysa orada oldu.Robert’in kiralık arabası dev bir kayalığa çarptı.Eşinin kafatası,kolu,kalçası,kendisinin de dirseği ve ayak bileği kırıldı.Kaza tüm hesapları altüst edince grup elemanları iki yıl sürecek bu boşlğu “The song remains the same” filmiyle doldurdular.Robert ayakta duramadığı bu dönemi Londra’daki çiftlik evinde piyano tıkırdatarak geçirdi.Yeni albüm için bastırıyordu müzikseverler… Tekerlekli iskemle ile söyledi şarkılarını stüdyoda Plant.. Yeni albüm hazırdı:Presence.. Albümde egemen olan Jimmy Page’dir.Nisan 1976 da piyasaya çıktığı gün altın plak ödülüne layık görüldü albüm… Page’e göre “En önemli Led Zeppelin albümü “Presence’tir.Albümün hemen ardından daha önce üzerinde çalıştıkları “The song remains the same”i piyasaya sürdüler.Aynı adlı filmde grup elemanları 73 yılında Madison Square Garden’da verilen konser görüntülerinin yanında ayrı ayrı ve gizemli kılıklarda görülüyorlardı.Örneğin Robert at üzerinde mitolojik bir kahramanı, John Paul maskeli bir süvariyi, Jimmy büyücüyü canlandırıyordu. John filmde ailesiyle birlikte yer almıştı. Filmde grubun menejeri Peter Grant da bir mafya babasını oynuyordu. 1977 grubun üzerinde yine kara bulutların dolaştığı bir sene oldu. Amerika turnelerinde Oakland Stadyumunda Peter Grant ve John Bonham bir güvenlik görevlisini kıyasıya dövdüler.Nedenleri John’un oğluna kötü davranılmasıydı. Hapisten zor kurtuldu ikili… Bu kez New Orleans konseri sırasında yeni bir kötü haber aldılar. Robert’in küçük oğlu Karac mikrobik bir enfeksiyondan ölmüştü. Plant turneyi yarıda keserek hemen ailesinin yanına döndü. Geri kalan konserler iptal edildi. Medya olayın yalan olduğunu, grubun dağılma aşamasında olduğunu yayıyordu.Bunalıma girip ortalardan yok olan Robert’i Jimmy bir taktikle tekrar kazandı.Roy Harper’in Led Zeppelin’e katılacağı dedikodusunu yaydı ortalığa…Led Zeppelin kurulmadan önce Page’in Harper’la bir albüm yaptığını bilen Plant olayı duyunca hemen gruba geri döndü.Ve grup yeni bir albüm için Stockholm’a gitti.”In through yhe out door” albümünde bu dönemi en sağlıklı geçiren John Paul Jones besteleri ağırlıktadır ve Latin Amerika havası taşır.Altı değişik kapak tasarımıyla yayınlanan albümde grup hoş bir espri yapmıştır. Plağın dışı sarı bir paket kağıdı ile kaplanmıştı. Kargo ile gönderilen değerli eşyalar gibi ön yüzünde grubun ve albümün ismi, arka yüzde içerdiği şarkılar ve Swan Song’un logosu vardı.Albüm kısa sürede 4 milyon sattı ve platin plak kazandı. Tüm ikazlara rağmen John Bonham çok içiyordu. Nurenberg konserinde 3.şarkıdan sonra yere yıkılarak konserin bitmesine neden olacak kadar..Münih konserine “Bonzo”ya ders olsun diye Bad Company’nin davulcusu Simon Kirke ile çıktılar. İki gün sonra tekrar birlikte çıktıkları Berlin konserinin son birliktelikleri olacağını nereden bilebilirlerdi ki..Avrupa turnesini tamamlayınca Amerika turnesinin hazırlıklarına başlamışlardı. 1980 sonbaharında Jimmy’nin Windsor’daki malikanesinde bir araya geldiler hazırlıklar için..Bonzo sabahtan içmeye başlamıştı yine..Akşama kadar prova yaptılar. Hem içkiden, hem de bütün gün aralıksız baget sallamaktan içi geçen Bonzo’yu yatağına kaldırdılar. Bir daha da göremediler onu.. Bonzo yatağında ölü bulundu. Ölümün arkasından grubu dağıtma kararı geldi. Led Zeppelin efsane olmuştu artık..”Coda” albümü John’un ölümünden sonra piyasaya sürüldü. Sözleşmenin şartlarını yerine getirmek için Plant, Page ve Jones hazırladı albümü.. Niyetleri bir derleme ile 12 yıllık kariyerlerinin bir profilini vermekti. “Coda” yayınlandığında tekrar kuruluyorlar dedikoduları yayıldı ortalığa..John Bonham’ın oğlu Jason da iyi bir davulcuydu çünkü.. Page böyle bir şeyin olamayacağını şu sözlerle anlattı hayranlarına.. “Gerçekten imkansız artık devam etmemiz… Bütün bu yaşadıklarımızın ışığında şarkılarımızı bir öyle,bir böyle değiştirir,söylerdik. Ancak bir başka davulcu ile olamazdı bu.. Geçmişte de şimdi olduğu gibi birbirimize büyük saygımız vardı ve böyle sürmeliydi..” Image

18 Şubat 2012
Okunma
bosluk

Peyami Safa Kimdir – Yaşamı ve Eserleri

Peyami Safa Kimdir – Yaşamı ve Eserleri

Peyami Safa Kimdir? Peyami Safa 1899'da İstanbul'da doğdu. Şair İsmail Safa'nın oğludur. 13 yaşında Posta Telgraf Nezaretinde çalışmaya başladı. 1914 ve 1918 yılları arasında öğretmenlik,1918 ve 1961 arasında gazetecilik yapmıştır. Yirminci Asır adlı bir akşam gazetesi çıkardı. Bu gazetede 1919'da imzasız olarak "Asrın hikâyeleri" başlıklı hikâyelerini yayınladı, Kültür Haftası (21 sayı, 15 Ocak-3 Haziran 1936) ve Türk Düşüncesi (63 sayı, 1953-1960) adlarında iki de dergi çıkardı. Tasvîr-i Efkâr, Cumhuriyet, Milliyet, Tercüman, Son Havadis gazetelerinde yazdı. Oğlunu askerliğini yaptığı sırada kaybetmesi Peyami Safa'yı çok sarstı. Bu olaydan birkaç ay Havadis Gazetesi'nin baş yazarı iken 15 Haziran 1961'de İstanbul'da öldü. Peyami Safa halk için yazdığı romanlarını "Server Bedi" adıyla yayınladı. 80 kadar olan bu eserler arasında; Cumbadan Rumbaya (1936) romanıyla, Cingöz Recai polis hikâyeleri dizisi en ünlüleridir. Ayrıca ders kitapları da yazdı. Peyami Safa'nın fıkra ve makalelerinde sağlam bir mantık dokusu ve inandırıcılık görülür. Romanlarında olaydan çok tahlile önem vermiştir. Toplumumuzdaki ahlâk çöküntüsünü, medeniyetin yarattığı bocalamayı, nesiller ve sosyal çevreler arasındaki çatışmayı dile getirdi. Zıt kavramları, duygu ve düşünce tezadını ustaca işledi. Elbette ki "Peyami Safa" deyince,akla ilk gelen Türk Edebiyatında psikolojik tahlil ve çözümlemelere ağırlık vermiş olan Dokuzuncu Hariciye Koğuşu olacaktır… Dokuzuncu Hariciye Koğuşu – Özet… Küçüklükten beri ızdırabını çektiği hastalık… Bu hastalığın hem bedenine hem de ruhunda açtığı yaralara rağmen ayakta kalmaya çalışan bir çocuğun içinde yeşeren kısa süreli aşk ve ümit çiçekleri ardından gelen sonsuz acı. Kendinden yaşça büyük olan Nüzhet'in aşkıyla hastalığını bile unutarak,aşkın heyecanınıyaşayan ama yine de içinde "kaybetmek korkusu" barındıran bir çocuk.Ve sonrasında Nüzhet'i kaybetmesiyle daha da ağırlaşan hastalığı,Nüzhet'ten uzaklaşması,kurduğu hayallerin,yalnızca "hayal" olarak kaldığı gerçeğini her zamankinden daha çok ve daha acılı olarak yaşaması… Hastalığına çare bulmak için oraya buraya koşuşturmalar,gece yarıları uyutmayan sancılar,en sonunda yatmaya başladığı Dokuzuncu Hariciye Koğuşu… Çocukların yattığı bu koğuşta,duvarlarla tek başına kalmasıyla çocuğun aşk ve acı kokan çığlıkları. Bedenine az da olsa iyi gelen fakat ruhuna hiçbir iyilik getirmeyen,ilaç kokan pansumanlar. Koğuşta yükselen çocuk çığlıkları ve artık bağırmamayı öğrenmek. Onlarca pansuman ve ameliyattan sonra iyileşen bacak…Hastane odasından kalan,ruhuna işlenmiş olan ızdırap ve tevekkül duyguları…Bu duyguları kaybetmekten korkmak… "Bir gün hastanelerde okunması için bir roman yazsam…" "Büyük bir hastalık geçirmeyenler,herşeyi anladıklarını iddia edenler." "Beş dakika sonra hastaneden çıkıyorum.Son not;bu odada başkaları inleyecekler.Onları şimdiden gayet iyi tanıyorum.Üstümden çıkarıp yatağa attığım rabdöşambr içinde,ebediyen aynı insan bulunacak: "Hasta…" Dokuzuncu Hariciye Koğuşu – Eleştiri… Bir çocuğun ruh yapısı karmaşıktır,eğer çocuklara özgü açık yüreklilikle ruhlarındaki labirentleri tarif etmeseler,anlamak epey zor olurdu. Bahsedilen çocuk hastaysa…ve hastalığıyla büyümeyi öğrenmiş,yaşından dolayı olgun bir ruha sahipse…İşte tüm bu ruh labirentini çözmek imkansız olurdu.Bu romanı okurken,herbir satırda bahsettiğim ruh labirentinde yol alabiliyorsunuz:Girişten en sondaki çıkışa…sağa-sola,kimi uzun kimi kısa yolculuklar,yokuş aşağıya sürüklenmek veya tepeye tırmanmak…Basit gibi görünen herbir adım,herbir tasvir,bir ipucu olabiliyor labirentin çıkışını bulabilmek için… Peyami Safa,kalemine mürekkebini doldurmuş ve herbir satırda ya mürekkebin rengini değiştirmiş -umut ya da ümitsizlik,aşk ya da hüzün- ya da kalemini eğip bükerek -tıpkı bir çocuk ruhu yaratması gibi- ruhi halleri ustaca tasvir etmiştir. İnsanın en karmaşık,çözülmesi en zor olan gizli bölmesini hastane duvarlarıyla yüzleştiriyor,bir pansuman acısıyla haykırıyor kimi bilmecelerin cevaplarını… Romanı okurken çocuğun gittiği köşkte sabah güneşiyle uyanıp yeni bir sevginin kokusunu alabiliyorsunuz.Çocuğun yapayalnız kaldığı odadaki mavi duvarlar bir anda sizin de üstünüze üstünüze gelebiliyor.Pansuman acısını,hastalığın ağırlığını ruhunuzda hissedebiliyorsunuz. İşte tüm bunlar,Peyami Safa'nın ruh derinliklerine inen,maneviyat duvarlarıyla kaplı ince psikolojik tahlillerle gerçekleşebiliyor. *"Deli"nin kalemi sizi bir çocuğun ruhunu okurken ,kendi ruh derinliğinize çağırıyor. *Peyami Safa,genel olarak psikolojik tahlillere ağırlık verdiği için "deli" olarak da anılmaktadır(!) Özet / Eleştiri : N.T (sevgiadasi.com)

18 Şubat 2012
Okunma
bosluk

Namık Kemal kimdir – Hayatı – Şiirleri

Namık Kemal kimdir – Hayatı – Şiirleri

 

Image

21 Aralık 1840'ta Tekirdağ'da doğdu, 2 Aralık 1888'de SakızAdası'nda öldü. Asıl adı Mehmed Kemal'dir, 1863'te Babıali Tercüme Odası'na kâtip olarak girdi. Dört yıl çalıştığı bu görev sırasında dönemin önemli düşünürve sanatçılarıyla tanışma olanağı buldu. 1865'te kurulan ve daha sonra yeni Osmanlılar Cemiyeti adıyla ortaya çıkan İttifak-ı Hamiyet adlı gizli derneğe katıldı. Bir yandan da Tasvir-i Efkâr gazetesinde hükümeti eleştiren yazılar yazıyordu. Gazete, Yeni Osmanlılar Cemiyeti'nin görüşleri doğrultusunda yaptığı yayın sonucu 1867'de kapatıldı. Namık Kemal de İstanbul'dan uzaklaştırılmak için Erzurum'a vali muavini olarak atandı. Bu göreve gitmeyi çeşitli engeller çıkarıp erteledi ve Mustafa Fazıl Paşa'nın çağrısı üzerine Ziya Paşa'yla birlikte Paris'e kaçtı. Bir süre sonra Londra'ya geçerek M. Fazıl Paşa'nın parasal desteğiyle Ali Suavi'nin Yeni Osmanlılar adına çıkardığı Muhbir gazetesinde yazmaya başladı. Ama Ali Suavi'yle anlaşamaması üzerine Muhbir'den ayrıldı. 1868'de gene M. Fazıl Paşa'nın desteğiyle Hürriyet adı altında başka bir gazete çıkardı. Çeşitli anlaşmazlıklarsonucu, Avrupa'da desteksiz kalınca, 1870'te zaptiye nazırı Hüsnü Paşa'nın çağrısı üzerine İstanbul'a döndü. Nuri, Reşat ve Ebüzziya Tevfik beylerle birlikte 1872'de İbret gazetesini kiraladı. Aynı yıl burada çıkan bir yazısı üzerine gazete hükümetçe dört ay süreyle kapatıldı. Namık Kemal gene İstanbul'dan uzaklaştırılmak için Gelibolu mutasarrıflığına atandı. Orada yazmaya başladığı Vatan Yahut Silistire oyunu, 1873'te Gedikpaşa Tiyatrosu'nda sahnelendiğinde halkı coşturup olaylara neden oldu. Bu haberi İbret gazetesinin yazması üzerine o sırada İstanbul'a dönmüş olan Namık Kemal birçok arkadaşıyla birlikte tutuklandı. Bu kez kalebentlikle Magosa'ya sürgüne gönderildi. 1876'da I. Meşrutiyet'in ilanından sonra İstanbul'a döndü. Şura-yı Devlet (Danıştay) üyesi oldu. Kanun-î Esasi'yi (Anayasa) hazırlayan kurulda görev aldı. 1877 Osmanlı-Rus Savaşı çıkınca II. Abdülhamid Han'ın Meclis-i Mebusan'ı kapatması üzerine tutuklandı. Beş ay kadar tutuklu kaldıktan sonra Midilli Adası'na sürüldü. 1879'da Midilli mutasarrıfı oldu. Aynı görevle 1884'te Rodos, 1887'de Sakız Adası'na gönderildi. Ertesi yıl burada öldü ve Gelibolu'da Bolayır'da gömüldü. Namık Kemal ilk şiirlerini çocuk denecek yaşlarda yazmaya başlamıştır. İstanbul'a geldikten sonra eski ve yeni kuşaktan şairlerin bir araya gelerek kurdukları Encümen-i Şuârâ'ya ve kimi Divan şairlerine nazireler yazmıştır. Şinasi'yle tanışıncaya değin, şiirlerinde tasavvuf etkileri görülür. Bu dönemde özellikle Yenişehirli Avni, Leskofçalı Galib gibi şairlerden etkilenmiştir. Şinasi'yle tanışmasından sonra şiirlerindeki içerik de değişmiştir. Günlük konuşma dilinden alıntıların yanı sıra, o zamana değin geleneksel Türk şiirinde görülmemiş olan "hürriyet kavgası", "esaret zinciri", "vatan", "kalb-i millet" gibi yepyeni kavramlarla birlikte, doğrudan doğruya düşüncenin aktarılmasını amaçlayan bir tür "manzum nesir" oluşturmuştur. Bosna-Hersek Savaşları, 93 Savaşı gibi olayların yarattığı sonuçlar, onun yazdığı vatan şiirlerini etkilemiştir. Bu şiirlerin en tanınmışları arasında "Vâveyla", "Vatan Mersiyesi", "Vatan Şarkısı" ve "Hürriyet Kasidesi" yer alır. Namık Kemal şiirleriyle şiir tekniğine büyük bir katkıdabulunmuş sayılmazsa da o günler için alışılmamış diri bir sesle konuşmuş olması ve yapıtlarına kattığı yeni kavramlarla Türk şiirini Divan şiirinin edilgen edasından kurtarmıştır. Bütün bu nitelikler onun Vatan Şairi olarak anılmasına yol açmıştır. Tiyatro türüne özellikle önem veren Namık Kemal, altı oyun yazmıştır. Bir yurtseverlik ve kahramanlık oyunu olan Vatan Yahut Silistire yalnız ülke için değil, Avrupa'da da ilgi uyandırmış ve beş dile çevrilmiştir. Magosa'dayken yazdığı Gülnihal'de baskıya ve zulme karşı duyduğu tepkiyi dramatik bir biçimde dile getirmiştir. Oyunun sahnelenmesinde pek çok bölüm sansür tarafından çıkarılmıştır. Namık Kemal yine Magosa'da yazdığı Akif Bey'de, yurtsever bir deniz subayının göreve koştuğu sırada karısının kendisine bağlılık göstermeyişini anlatırken, ahlaksal bir yorum da getirir. Zavallı Çocuk'ta görücü yoluyla evlenmeye karşı çıkar. On beş perdelik Celaleddin Harzemşah, Namık Kemal'in en beğendiği yapıtı olarak bilinir. Oyun, Moğollar'a karşı İslam dünyasını koruyan Celaleddin Harzemşah'ın kişiliği çevresinde gelişir. Bu eserde Namık Kemal, İslam birliği düşüncesini kapsamlı bir biçimde sergilemiştir. Namık Kemal'in ilk romanı olan İntibah 1876'da yayımlanmıştır. Ruhsal çözümlemelerinin, bir olayı toplumsalve bireysel yönleriyle görmeye çalışmasının yanı sıra, dış dünya betimlemeleriyle de İntibah Türk romanında birbaşlangıç sayılabilir. Eleştirmenler Namık Kemal'in bu romanda yüksek bir edebi düzey tutturamadığı görüşündebirleşirler. Dört yıl sonra yayımladığı Cezmi, tarihsel bir romandır. Kırım Şehzadesi Adil Giray'ın yaşadığı aşk ve Cezmi'nin onu kurtarmak isterken geçirdiği serüvenlerle gelişen romanda, Namık Kemal'in tam anlamıyla Avrupa Romantizmi'nin etkisinde olduğu izlenir. Namık Kemal'in yaşamı boyunca ilgi duyduğu alanlardan birisi de tarihtir. Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluş ve yükseliş dönemlerini anlattığı Devr-i İstila yayımlandığında büyük ilgi görmüştür. 1872'de çıkan Evrak-ı Parişan'da, Selahaddin Eyyubi, Fatih gibi tarihi kişilikleri, Barika-i Zafer'de İstanbul'un alınışını anlatır. Ahmed Nâfiz takma adıyla yayımladığı Silistire Muhasarası ve Kanije, yine Osmanlı tarihine ilişkin kahramanlık olaylarını ele alan kitaplardır. Namık Kemal'in, tarih konusunda en kapsamlı çalışması olan Osmanlı Tarihi'nde, Hammer'in etkisinde kaldığı, yapıtın bilimsel olmaktan çok, eğitici değer taşıdığı konusunda görüşler ileri sürülmüştür. Yarım kalan bu yapıtın ilk basımı II. Abdülhamid tarafından yasaklanmıştır. 1975'te yayımlanan Büyük İslam Tarihi adlı yapıtındaysa Namık Kemal, İbn Haldun, İbn Rüşd gibi yazarlardan yararlanmış olduğunu belirtmiştir. Namık Kemal romanı ve tiyatroyu toplumsal yaşama soktuğu gibi, edebiyat eleştirisini de Türkiye'ye ilk getiren kişilerden biri olmuştur. En önemli eleştiri eserleri Tahrib-i Harâbât ile Takip'dir. Eleştirilerinde canlı, dolaysız bir üslup kullanmıştır. Tahrib-i Harâbât, Ziya Paşa'nın Harâbât adlı güldestesine karşı yazılmış sert bir eleştiri niteliğindedir. Takip de yine aynı güldestenin ikinci cildini eleştirir. Mukaddeme-i Celal eleştirisinde Namık Kemal, Batı edebiyatı ile Doğu edebiyatını karşılaştırmış, tiyatro, roman türleri üstünde durmuştur. Namık Kemal gazeteci olarak da Türk kültürü içinde önemli bir yer alır. Döneminin hemen hemen bütün yenilik yanlısı ve ilerici gazetelerinde yazmıştır. Siyasal ve toplumsal sorunlardan edebiyat, sanat, dil ve kültür konularına dek çok çeşitli alanlarda yazdığı makalelerin sayısı 500 kadardır. Bunlarda düzyazıdaki üstün yeteneğini ortaya koyduğu ve çok etkili bir üslup yarattığı kabul edilir. ESERLERİ: Oyun: Vatan Yahut Silistire, 1873 (yeni harflerle, 1940); Zavallı Çocuk, 1873 (yeni harflerle, 1940); Akif Bey, 1874 (yeni harflerle, 1958); Celaleddin Harzemşah, 1885 (yeni harflerle, 1977); Kara Belâ, 1908. Roman: İntibah, 1876 (yeni harflerle, 1944); Cezmi, 1880 (yeni harflerle, 1963).Eleştiri: Tahrib-i Harâbât, 1885; Takip, 1885; Renan Müdafaanamesi, 1908 (yeni harflerle, 1962); İrfan Paşa'ya Mektup, 1887; Mukaddeme-i Celal, 1888. Tarihsel Yapıt: Devr-i İstila, 1871; Barika-i Zafer, 1872; Evrak-ı Perişan, 1872 (yeni harflerle, 1973); Kanije, 1874; Silistire Muhasarası, 1874 (yeni harflerle, 1946); Osmanlı Tarihi, (ö.s.), 1889 (yeni harflerle, 3 cilt, 1971-1974); Büyük İslam Tarihi, (ö.s.), 1975. Çeşitli: Rüya, 1893; Namık Kemal'in Mektupları, Ö.F. Akün (yay.), 1972.

Namık Kemal
18 Şubat 2012
Okunma
bosluk

Sigmund Freud Kimdir?

Sigmund Freud Kimdir?

Sigmund Freud 1856-1939 yılları arasın­da yaşamış ve ünlü psikanaliz öğretisini ge­liştirmiş olan tanınmış Avusturyalı hekim ve psikolog.

Orta seviye bir Yahudi yün tüccarının, kırk yaşındayken, kendisinden yirmi yaş küçük bir kadınla yaptığı ikinci evliliğinden dünyaya geldi. Ekonomik bunalımdan dolayı ailesi Viyana’ya yerleşmek zorunda kaldıklarında, Freud henüz 4 yaşındadır. 1938 yılına kadar burada yaşar.

Lise yıllarında Latince, Fransızca ve İngilizce öğrenir, kendi çabalarıyla da İbranice, İspanyolca ve İtalyanca öğrenir. Aslında istemediği halde Goethe’nın yapıtlarından etkilenerek başarılı bir öğrencilik hayatının ardından tıp okumaya karar verir.

Üniversite yıllarında Yahudi düşmanlığıyla karşılaşarak toplumun dışına itilir, soyut yaşamayı ve buna katlanmayı öğrenir. 1876 yılında fizyolojist Brücke’nin laboratuvarına girer; burada anatomopatoloji ve insanın sinir sistemi üzerine araştırmalar yapar. 1881’de tıp öğrenimini bitirir, 1833’de dönemin en ünlü beyin anatomisi ve nöropatoloji uzmanı Dr. Theodor Meynert’in yönetiminde psikaytr kliniğinde asistan olarak çalışmaya başlar. 1884’de kokain üzerine bir inceleme yapmakla görevlendirilir. 1884’te kokainin analjezik özelliklerini keşefeder, anestezik niteliklerini ise sezinler. (Freud, Yaşamım ve Psikanalız adlı yapıtında bununla ilgili olarak kokainin anestezik niteliklerini aslında bildiğini, yalnız tıp çalışmalarını bıraktığından dolayı başkaları tarafından ortaya çıkarıldığını ileri sürer)

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
15 Eylül 2010
Okunma
bosluk

içerik