Tüm mp3 player fırsatları için tıklayın !

<

12. Sınıf Dil ve Anlatım Etkinlikleri cevapları (2012-2013)

12. Sınıf Dil ve Anlatım Etkinlikleri cevapları (2012-2013)

 

1.ünite   Hikaye sayfa 36-46 arası
1.etkinlik 36. sayfa
1…
2…bu kişinin zevkine bağlı bir seçim. Ben olaya dayalı hikayeleri daha çok seviyorum. Olayın hareketli oluşu hikayeyi akıcı kılıyor.
3. Her olayı aşırı derecede büyütmek insan psikolojisini bozar. Bir olayın üzerine gittikçe sinirler gerilir, istenmeyen tutum ve davranışlar sergilenebilir. Bu yüzden olayları abartmamak, sakin olmaya çalışmak önemlidir.
43. sayfa
2.etkinlik.
Hepsinde de yapıyı oluşturan unsurlar ortaktır. Olay örgüsü, zaman, mekan, kişiler ve dil ve anlatım yapıyı oluşturan unsurlardır.
1 a..Anlatıcı , ilahi bakış açısı anlatıcı kullanılmış. Hikâyenin kahramanı Arzu ile Kamber, mekan, Antep veya Urfa civarı. Aş teması işlenmiş.
b.Kamber’i Arzu’nun babası evlatlık alır. Aruz ile Kamber büyüyünce birlerine aşık olur,sonra evlenirler.
c. Soyut olan tema kişi, zaman ve mekan unsurlarıyla somutlaştırılır. Olayın ortaya çıkmasında bu öğeler önemli bir rol oynar.
Ç.Hikaye İyi-kötü,  acı, ıstırap- mutluluk, ayrılık- kavuşma gibi çatışmalar üzerine kurulmuştur.
d. bu çatışmalar hikaye içerisine yerleştirilerek tema ortaya konur.
3. etkinlik.
a. temalar: ayrılık, gurbet, ölüm, ölümsüz aşk….olabilir.

 

b.  iyi bir yazar ile sıradan bir kişinin yazdığı hikaye bir olmaz. Bizim yazdığımız hikayeler gerek dil ve anlatım gerekse kurgu yönünden zayıftır.
c. ….
c. hikayelerin farklı olmasının sebebi, dilin kullanımı ve olaya bakış açısı ile ilgilidir. Herkes olaylara aynı pencereden bakmaz. Bu yüzden  aynı olayı farklı bakış açılarıyla yansıtırlar.
*  cevap evet olmalı.
Ç. Hikayede yapı öğeleri  olay örgüsü, zaman, mekan ve kişilerdir.
2.a.
*Kamberin babasının ailesini de alıp bir yolculuğa çıkması
* Yolculuk sırasında eşkiyaların baskınına uğrayıp kamber dışındakilerin öldürülmesi.
* Kamber’i bir Köylünün bulup evlat edinmesi.
* Arzu ile Kamber’in birlikte büyümeleri.
*Kamber’i seven bir kızın Arzu’ya  Kamber’in kardeşi olmadığını söylemesi
* Arzu’nun bunu Kamber’e söylemesi.
* Arzu’nun amcasının Arzuyu Babasından istemesi ve nişanlanması.
* kamber’in Arzu’nun  Kardeşi olmadığını öğrenmesi.
* Arzu’nun  Kamber’e kızıp yüz vermemesi , bu yüzden Kamber’in evden ayrılması
* Arzu’nun Kamber’i bulmak için Çöle gitmesi fakat Kamberden yüz bulamaması
* Arzu’nun hastalanması
* Arzu’nun sırdaşı vasıtasıyla Kamber’e ulaşması
* Kamber’in eve dönmesi.
*Amcasının Arzu’yu Almak için köye gelmesi ve Arzu’nun ona durumu anlatması
* Arzu ile kamber’in evlenmesi.
b. olay örgüsü , ana olayı oluşturan parçalardır. Bu parçalar, kişi zaman ve mekan unsurlarıyla birbirine bağlanırlar.
c. olay kronolojik bir sıra ile dizilmiştir.
Ç. bu sıralanış olayın başlangıcından sonuca kadar geçen zamanın ayarlanması ve heyecan un surunun yerleştirilmesi için önemlidir. Olaylar rast gele dizilmiş olsa hikaye bütünlüğünü kaybeder.
3. kişiler olayın yaşanmasında en önemli unsurdur. Bunlar olaya uygun tipler olarak seçilir. Arzu ile Kamber Önce kardeş gibi ele anlınmış temel çatışma başlamıştır. Birbirine ilgi duyan fakat kardeş oldukları için bunu açıklayamayan iki sevgili haline gelmişlerdir.
Kişiler
Özellikleri
Temsil ettikleri düşünce ve durum
Behram
Zengin biri, Kamber’ün babası, gezmeyi seven biri.
Kamber’in üvey  evlat alınması i için öldürülmüş.
Behram’ın karısı
Kamber’in annesi, zayıf bir kişilik, kocasına itaat ediyor.
Kamber’in üvey  evlat alınması i için öldürülmüş.
Han Ali
Kamber’in üvey babası. İyi biri erkek evladı olmamış.  Geleneklere bağlı. Arzu’ya sormadan Kardeşinin oğlu ilke nişanlıyor.
Arzu ile Kamber’in acı çekmesi ayrılık yaşamalarına sebep oluyor.
Han Ali’nin karısı
Zayıf bir kişilik. Erkek evladı olmadığı için üzülüyor.
Arzu ile Kamber’in acı çekmesi ayrılık yaşamalarına sebep oluyor.
Arzu
Dünyalar güzeli bir kız Kamber’i seviyor. Fedakar, sabırlı, akıllı
Ana kahramanlardan biri
Kamber
Arzuyu seviyor. Yakışıklı, sevgisine sadık biri.
Ana kahramanlardan biri
Arzu’nun amcası
İyi kalpli, akıllı biri.
Arzu ile Kamber’in acı çekmesi için oluşturulmuş, fakat kötü karakter değil.
Nine
İyi niyetli, yaşlı biri.
Olayın ortaya çıkması için uydurulmuş. İyi karakter
Arzu’nun arkadaşı
Sadık, sır tutmasını bilen, iyi biri. Arzuya yardım eden kişi olarak oluşturulmuş
. Arzuya yardım eden kişi olarak oluşturulmuş. İyi karakter
 
b. günlük hayatta bu gibi kilere rastlanabilir. Fakat hikayedeki şahısların günlük hayatta birebir aynısına rastlanmaz.
4.a.Evet , olay yeryüzünde var olan bir yerdir. Antep veya Urfa tarafları. Köy, çöl,
b. aşk. Bu temanın somutlaştırılmasında kişiler, zaman, mekan unsurları kullanılır. Mekan kişilerin özelliklerinin ortay çıkmasında  rol oynuyor.
5. etkinlik. Sayfa 45.
a. başlangıçta geçen ifadelerden de anlaşılacağı üzere tam belirgin bir zaman kullanılmamış. Gün başka gün dem başka dem, …, o zamanlar, aradan yıllar geçti, günün birinde ifadeleri bunu veriyor.
b. Gün başka gün dem başka dem, o zamanlar, aradan yıllar geçti, günün birinde..
c. Miladın başlangıcı ile 2010 arasında geçen bilinmeyen bir zaman. Eski tarihte yaşanmış bir olay.
5.a. aşk ve kavuşma  teması işlenmiş.
b. evrensel bir temadır.
c…
6.  Evet seven sevdiğine kavuşmalı. Bu tema günümüzde de buna benzer olaylar yaşanmaktadır.
6. etkinlik.
a.Metin bir halk hikayesidir. Halk hikayeleri  aşk ve kahramanlık konularını işler. Manzum ve mensurdurlar. Bu hikayede de bunarlı görüyoruz.
b….
7.a. Anlatıcı olayın dışında biri.
b. Olayları bilen fakat olaya karışmayan olanları tepeden seyreden biri.  ilahi bakış açısı anlatıcı kullanılmış. Anlatıcı olayın başından sonuna kadar her şeye hakim biri.
c.  Anlatıcının ağzından verilmektedir. Arzu’nun, kamber’in  ve diğerlerinin konuşmalarını  “dedi,diye gibi ifadelerle aktarıyor.
Ç.Gözlemci bakış açısı kullanılmış. Özellikle tasvir cümleleri bu anlatımla oluşturulmuş. Hikayede mekan ve kişiler anlatılırken gözlemden yaralanılır.
8. a. Öyküleyici, betimleyici anlatım türleri kullanılmış.
  b. Hikayede mekan ve kişiler anlatılırken gözlemden yaralanılır. Burada betimleyici anlatım kullanılır. Olay ağırlıklı bölümler anlatılırken de öyküleyici anlatım kullanılır.
….




8.etkinlik
a.
* Evet, hakim anlatıcı vardır.
*Evet, olaylar dizisi mevcuttur.
* zaman belirsiz bir başlangıçta oluşmaya başlar kronolojik bir sıralama ile devam eder.
*Evet, olabilir.
* yansıtır, çünkü her eser yazıldığı dönemin zihniyetinden izler taşır.
*Evet, taşır.
b. Halk hikayesinin özellikleri :
* Aşıklar tarafından anlatılan manzum ve mensur bölümlerden oluşan sonraki dönemlerde yazıya geçirilen anonim ürünlerdir
* Aşk ve kahramanlık konuları işlenir
* hikayelerde olağanüstü özellikler dikkati çeker
* Hikayelerin yapısı masal ve destanlarda olduğu gibi olay örgüsü,kişiler,zaman ve mekan unsurlarından oluşur
* Belirsiz bir zaman ifadesi ve mekan anlatımı söz konusudur
HALK HİKAYESİ
-Tarihi bir vakanın olması şart değildir
-Nazım-Nesir karışıktır Zamanla nesir nazıma üstünlük kazanmıştır
- Şahısları ve olayların anlatılmasında realist, çizgilere daha çok yer verilmiştir
-Kahramanlıktan çok aşk maceraları konunun ağırlığını teşkil etmektedir.
c. Hikayedeki tipler günlük hayatta karşılaşabileceğimiz tiplerdir.
18 Aralık 2012
Okunma
bosluk

11.sınıf dil ve anlatım kitabı etkinlikleri (2012-2013)

11.sınıf dil ve anlatım kitabı etkinlikleri (2012-2013)

 

sayfa 64
 
6.
Haldun Bey ağırbaşlıydı, ölçülüydü, zarifti.
Kişi adı ile birlikte kullanılan unvanlar büyük harfle başlar.
……aktörlük için yazılmış bir başyapıttır.
Baş ile başlayan sıfat tamlaması yoluyla yapılan birleşik isimler bitişik yazılır.
Haldun Bey tiyatroyu galiba yazı sanatları içinden en yakını hissediyordu kendine.
Ses türemesi olan birleşik sözcükler bitişik yazılır.
Kendisi de duygusallığına matematiğin sıkı düzenini denek taşı yaptı
Bazı birleşik sözcükler bitişik yazılır.
Galatasaray Lisesinde Parasız yatılı okudum
Kurum ve kuruluş isimleri büyük harfle başlar, sununa getirilen ekler kesme işareti ile ayrılmaz.
Ardından Almanya’da ekonomi ve siyasal bilimler konusunda yükseköğrenim çabası
Öğretim ve öğrenim sözcükleri ile yapılan birleşik isimler bitişik yazılır.
Olumsuzlukları elbette göz ardı etmiyordu.
Göz ardı, kulak ardı gibi kalıplaşmış ifadeler ayrın yazılır.
Yirmi altı yaşındaydım
Sayı isimleri ayrı yazılır.
Bir gün Elmadağ’da Divan’ın önünde karşılaşmıştık.
Kurum ve kuruluş adları büyük harfle başlar, sonuna getirilen ekler kesme işareti ile ayrılır.
“Zilli Zarife”yi Elhamra’da…
Lakaplar büyük harfle yazılır.
16 Mart 1916’da dünyaya gelmiş, İstanbul’da
Belirli bir tarihi belirten ay ve gün isimleri büyük harfle başlar.
…maneviyatı kalmamış birtakım insanlardan başka, kuvvet denecek kimse kalmamış.
 Birtakım, birkaç, birçok gibi belgisiz sıfatlar bitişik yazılır.
Malumunuzdur ki Misak-ı Milli’yi en nihayet Ankara ‘da tespit ettim
Kongre isimleri büyük harfle başlar.
Kazım Paşa derhal Limon Von Sonders’le…
Özel isme bağlı unvanlar büyük harfle başlar
Bunlar askeri kıyafet taşıyan urban ve Bedevilerdi
Topluluk isimleri büyük harfle başlar.
Gayriihtiyari çekildiler, emrettim.
Kalıplaşmış bazı sözcükler bitişik yazılır
 65 .SAYFA
ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME
A. Aşağıdaki cümlelerde yargı doğru ise yay ayraç içerisine “D”, yanlış ise “Y” yazınız.
• Anılarda anlatıcı ile yazar aynı kişidir. (D )
• Anılarda dil göndergesel işleviyle kullanılır. (D )
• Anı yazılarında yazar nesnel olmak zorundadır. ( Y)
• Anı yazarı anlattıklarını belgelemek zorundadır. ( Y)
B. Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları yanıtlayınız.
1. Yaşanmakta olanı değil, yaşanılmışı anlatır anıcılar. İster istemez belleklerinde kalanı yansıtırlar. Bunun için de geçmişin tanıklığını yapar anılarını yazan kişiler. Anılarla tarih kesişir. Yalnız tarih değil anıların yaşam öyküleriyle günlüklerle de iç içe girdiği durumlar vardır. Ancak bu türlerden belirleyici yönleriyle ayrılır anı. Söz gelimi tarihlerde gördüğümüz nesnellik, bilimsel doğruluk, anlatılan yer, zaman ve tarih göstererek yüzde yüz kanıtlama gibi bir kaygı yoktur anılarda. Salt anlatıcısının yaşam serüveni içine sıkışıp kalmamış, onun dışına çıkıp o dönemi yansıtmasıyla da yaşam öyküsü ve öz yaşam öyküsünden ayrılır. Güncelere gelince günlüğün oluşması; günü gününe saptanan olaylara, düşüncelere duygulara bağlıdır.
Bu parçada aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
A) Günlüklerin günü gününe yazıldığına
B) Anı yazarının geçmişe tanıklık yaptığına
C) Anılarda anlatılanların belgelenmek zorunda olmadığına
D) Anıların yaşanılan dönemi yansıttıklarına
E) Anı yazarının farklı kaynaklardan yararlandığına
2. (I) Hep pencereden içeri bakıyorum. (II) Duvarda resimler. (III) Resimler eni konu etkiliyor. (IV) Aslında resimler mi renkler mi? (V) Renkler fırtına gibi esiyor.
Yukarıdaki cümlelerin hangisinde mecazlı anlatım vardır?
A) I    B)  II      C)  III      D) IV        E) V
3. Üstadı başında lacivert bir bere, sırtında kaşmir bir ceket, elinde makas, bahçesinde bulurduk. Bir dal, bir gül keserken… Telaşsız, yumuşak adımlarla gelir, pek ölçülü bir nezaketle misafirlerini karşılardı. Birinci katta pencerelerine yapraklar değen büyük bir odada toplanırdık. Hayal ötesi bir çay masası kurulurdu. Fakir mahallelerin sulh günlerinde bile tatmadığı, zengin konakların artık unutmaya başladığı dünya nimetlerine kavuşurduk burada. Çay, süt, sütlü kahve, kakao… Sonra peynirlerin her çeşidi. Reçeller, reçeller, reçeller… Çilek, muz, menekşe kokulu fondanlar… Pastalar, şokolalı, kremli, meyveli pastalar…
Yukarıdaki parçada kullanılan anlatım türleri seçeneklerin hangisinde doğru verilmiştir?
A) Öyküleyici anlatım- betimleyici anlatım
B) Öğretici anlatım- betimleyici anlatım
C) Açıklayıcı anlatım- öğretici anlatım
D) Öyküleyici anlatım- öğretici anlatım
E) Tartışmacı anlatım- açıklayıcı anlatım
C. Aşağıdaki soruları sözlü olarak yanıtlayınız.
1. Anı ve günce türleri arasındaki farklılıkları açıklayınız.
2. Anı türünde anlatıcının kim olduğunu belirtiniz.
3. Anı yazarı anlattıklarını belgelerle kanıtlamak zorunda mıdır? Niçin?
CEVAPLAR:
1. Anıda yaşananlar aradan belli bir zaman geçtikten sonra yazılır. Günlüklerde ise yaşananlar sıcağı sıcağına aktarılır.
Anıda, yaşananlar sıcağı sıcağına anlatılmadığı için yazar, duygusallıktan uzak bir tavır alır. Olayları daha geniş boyutuyla değerlendirir. Bu bakımdan gerçeğe daha yakındır. Anıda ise anlatılan olayların üzerinden fazla bir zaman geçmediği için yazar, duygusal bir tavır takınır. Anlattıklarına kişisel yargılarını fazlaca yansıtabilir.
2. Anı türünde anlatıcı yazarın kendisidir.
3. Yazar, anlattıklarını belgelerle kanıtlamak zorunda değildir. Yazar, belgelere, canlı tanıklara başvurur ancak anlattıklarını kanıtlamak zorunda değildir. Kendi gözlem ve izlenimlerini yansıtır.

 Sayfa 94-95

Evliya Çelebi‘nin yazdığı Seyahatname adlı eser Türk edebiyatında gezi türünde yazılan ilk eserdir.



• Gezi yazılarında ağırlıklı olarak açıklayıcı, öyküleyici, betimleyici anlatım türleri kullanılır.



B. Aşağıdaki cümlelerde yargı doğru ise yay ayraç içerisine “D”, yanlış ise “Y” yazınız.



• Gezi yazılanlarında yazar gördükleriyle ilgili izlenimlerini de aktarır. ( D )



• Gezi yazarı, gezisinde gördüğü her şeyi aktarmalıdır. ( Y )



• Gezi yazarı, yazısında öznel ifadeler kullanmaktan kaçınmalıdır. ( Y ) (Gezi yazarı, yazısına kendi görüş ve düşüncelerini de katacaktır. Bir gezi yazısı tamamen nesnel olamaz.)



• Gezi yazıları, gezilen yerle ilgili sorunları tanıtmayı amaçlar. ( Y )



• Gezi yazıları günlükler şeklinde yazılabilir. ( D )



C. Aşağıdaki çoktan seçmeli soruları yanıtlayınız.



1. Gezi yazarları özellikle ilginç şeyleri araştırmalı, ayrıntıları görmesini bilmeli, gördüklerini ilgi çekici bir dille biçimlendirmelidir. Gerektikçe izlenimlerini, yorumlarını da katmalıdır. Okuyucunun gezip görme özlemini karşılarken bir yandan da eğlenceli bir anlatımla daha doğrusu asık suratlı olmayan, bilimsel bir görünüşe bürünmeyen bir anlatımla kimi gerçekleri de aktarmalıdır.



Bu paragraftan aşağıdaki yargılardan hangisi çıkarılamaz?



A) Gezi yazıları okuyucuda gezme, görme isteği uyandırmalıdır.



B) Gezi yazarı bölgeyle ilgili ilgi çekici şeylerden söz etmelidir.



C) Gezi yazarı güzel, ilgi çekici bir dil ve anlatım kullanmalıdır.



D) Gezi yazarı gördükleriyle ilgili yorumlar yapmalıdır.



E) Gezi yazısında anlatılanlar gerçek olmalıdır.



2. Aşağıda verilen yazar – eser eşleştirmelerinden hangisi yanlıştır?



A) Yurttan Yazılar – İsmail Habib Sevük



B) Anadolu Notları – Reşat Nuri Güntekin



C) Mavi Yolculuk – Cevat Şakir Kabaağaçlı



D) Hac Yolunda – Cenap Şahabettin



E) Denizaşırı – Falih Rıfkı Atay



3. Burası, sahiden Amasra’nın büyük ağabeyi. Orada ince kumlu bir berzah vardı, buradaki berzah da öyle. Oranın iki limanından vapurların demirlenmesine elverişli olan şarktakiydi, burada da öyle. Daha tuhafı Amasra yarımadasının önünde ayrı bir ada vardı, burada da var. Yalnız oradakinin adına Dış Liman deniyordu, buradakinin adı Ak Liman.



Yukarıdaki parçada düşünceyi geliştirme yollarından hangisine başvurulmuştur?



A) Benzetme B) Karşılaştırma C) Tanımlama D) Öyküleme E)Örnekleme



4. Ayasofya kaba bir tanımla büyük bir orta mekân, iki yan mekân, apsis, iç ve dış narteksler-den oluşan bölümleriyle kareye yakın dikdörtgen bir plan üstüne oturur. Kubbesi 55 metre yükseklikte, ortalama 30-31 metre çapıyla devrinin bir mucizesi olarak nitelendirilir. Göğü kapatan bu genişlikte bir kütlenin oluşturacağı karanlık, kubbeyi çerçeveleyen pencerelerle önlenmiştir. Kubbe 1.1 metre aralıklarla 40 kaburgaya dayanıyor. İçeriyi aydınlatan 40 pencere işte bu kırk kaburganın arasında ve alt kısımlarında yer alır.



Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerin hangisine başvurulmuştur?



A) Sanatsal betimleme B) Açıklayıcı betimleme C) Öyküleme



D) Tanımlama E) Örnekleme



5. (I) Amasra’yı içeriden görmek için aşağı iniyoruz. (II) Dalı a oraya varmadan sağda, şoseden biraz ileride büyük bir harabe görülüyor. (III) Yerlilerin bedesten dediği yer. (IV) Hâlbuki orası kral sarayıdır. (V) Dehlizler, avlular, yabani otlar… Şurada beş altı metrelik, kapkalın bir duvarın altı açılmış, havada duruyor gibi iki yandaki harcın kuvveti onu çökertmiyor.



Yukarıdaki cümlelerin hangisinde yazar anlattıklarına duygularını katmıştır?



A) I B) II C) III D) I E) V



6. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde anlatım bozukluğu vardır?



A) Yetkililer bu konuda uluslararası iş birliği yapılmasına karar verdiler.



B) Siyasi, askerî ve ekonomi alanlarında görüştüler.



C) Üye olan ülkelere toplantı konusunda bilgi verilmesini gerekli gördüler.



D) Toplantıda herkesin tartışmalara katılması gerektiğini söylediler.



E) Gelecek toplantıda ele alınacak konuyu belirlediler.



D. Aşağıdaki sorulan sözlü olarak yanıtlayınız.



1. Gezip görmek ölümlü insanoğlunun gerçekleştirmek istediği büyük bir özlem bir bakıma. Gidip gezdiği yerlerde bir şeyler görebilene elbette. Gördüklerinden güçler kazanmasını bilene. Ama derinliği zorlamayanlar, okyanuslar aşıp yıllar yılı dolaşsa yine de kupkuru ve tamtakır dönüp gelirler. Gösterişli yapılardan, tadına doyulmayan yemeklerden, cicili bicili giysilerden gayrisini görememişlerdir. İnsanları insan yapan iç yanlarını da, insanoğlunun en tükenmez mutluluk kaynağı tabiat anayı da görememişlerdir.



Yukarıdaki parçada yazar gezi yazılarında bulunması gereken hangi özellikler üzerinde durmaktadır?

1. İnsanoğlunun gezip görme merakını gidermek amacıyla yazılan gezi yazıları

Bir yerin tarihi ve kültürel özelliklerini yansıtmalıdır.

İnsanda merak duygusu uyandırmalı

Gezi yazıları sadece görünenleri değil gezilip görülen yerlerin kültürünü, folklorünü, coğrafi, tarihi özellklerini de yansıtmalıdır.

Herkesin görmediği bazı ayrıntıları da anlatmalıdır.

Bilgi, deneyim ve anlatımın birleşmesiyle sağlam bir üslupla yazılmalıdır.

2. Gezi yazısını anı türünden ayıran özellikler nelerdir?

Anı ile gezi yazılarının karşılaştırılması, benzerlikleri ve farklılıkları

Gezi yazıları anlatım özellikleri bakımından anılara benzer. İki türde de 1. tekil kişili anlatım vardır. Kullanılan anlatım biçimleri aynıdır. (açıklayıcı, öyküleyici, betimleyici) İkisinde de anlatım açık, duru, yalındır.

Gezi yazısı gezilip görülen yerlerle ilgili gözlemlere, bilgilere yer verilirken yazar hep ikinci plandadır. Gezilen yerler dikkat çeken yönleriyle anlatılır. Anılarda çevrey ait bilgiler gezi yazısı kadar ayrıntılı değildir.. Anılarda olaylar ve olaylarda rol alan kişiler ön plandadır.

Anıda yazar yaşadığı ya da tanık olduğu olayın kendi üzerinde bıraktığı etkileri anlatırken gezi yazarı gözlemlerini ve izlenimlerini aktarır.

18 Aralık 2012
Okunma
bosluk

11.sınıf Edebiyat Dersi etkinlik cevapları (2012-2013)

11.sınıf Edebiyat Dersi etkinlik cevapları (2012-2013)

sayfa 54-58

 

 

“İntibah” romanının olay örgüsünü ve olay örgüsünün size neler hissettirdiğini, düşün­dürdüğünü ifade ediniz.

 

İntibah romanının olay örgüsü

Üçüncü bölüm

Ali Bey’in aile yaşamı ve annesi Ali Bey’in okuma tutkusu Babasının ölümü Annesiyle Çamlıca’ya gidişler Çamlıca’daki gizemli kadın

Beşinci bölüm

Uzun süren arayış ve gizemli kadınla yeniden karşılaşma

Altıncı bölüm

Mahpeyker’le tanışma ve bir aşkın başlaması

Onuncu bölüm

Mahpeyker’le ilgili gerçeklerin gün yüzüne çıkması, Ali’nin eve dönüşü, Dilaşub’un satın alınması

On

yedinci

bölüm

Mahpeyker’in intikam arayışları

Ali Bey’in annesi Fatma Hanım’ın kahırdan ölmesi

Dilaşub’un iftiraya uğraması ve öldürülmesi

Ali Bey’in Mahpeyker’i öldürerek hapse girmesi ve orada ölmesi

 

  1. Romanda anlatılan olaylar, gerçek hayatta -aynen eserde anlatıldığı gibi- yaşanmış olabilir mi? Konuyu arkadaşlarınızla tartışınız. Ulaştığınız sonucu nedenleriyle birlikte tahtaya yazınız.

 

Romanda anlatılan olaylar gerçek yaşamda da gö­rülebilir. Birbirini seven kişilerden biri saf bir aşk beslerken diğeri birtakım çıkar hesapları ya da İnti­kam planları yapıyor olabilir. Romandaki olaylar ger­çek hayatta da görülebilir fakat biraz abartılmıştır.

 

Tanzimat Döneminin yaşama biçimiyle ilgili araştırmanızdan edindiğiniz bilgilerin ışı­ğında romandaki olayların gerçeklikle ilgisini tartışınız. Ulaştığınız sonuçları defterinize ya­zınız.

Romanda anlatılan olaylar Tanzimat Döne­mi sosyal yaşamının gerçekliklerini ortaya koymaktadır. Bu dönemde kişiler arasındaki "Doğu-Batı" çatışması sıkça görülür.

 

  1. 2. Eserin kahramanlarını, bunların olay örgüsündeki işlevlerini defterinize yazdıktan sonra arka­daşlarınızla paylaşınız.

Ali Bey

Kendini iyi yetiştirmiş, bilgili, yakışıklı ve çekingen bir gençtir.

Fatma

Hanım

Ali Bey'in annesi olan Fatma Hanım, oğlunu çok iyi yetiştirir. Özellikle koca­sının ölümünden sonra iyice yaşlan­mıştır. Ölmeden önce oğlunun mürüv­vetini görmek ister.

Mahpeyker

Güzel, alımlı ve işveli bir kadındır. Ai­lesi tarafından sokak hayatına atılmış, ahlak sınırlarını aşmış, erkekleri bir av gibi gören, şehvet düşkünü bir kadın­dır.

Atıf Bey

Ali Bey'in yakın arkadaşı ve sırdaşıdır. Zarif, terbiyeli, düzgün giyimli ve ba­kımlı bir adamdır.

Abdullah

Bey

Çok zengin olmakla birlikte kız peşin­de koşan, ahlaksız kadınlarla düşüp kalkan, her türlü çirkinliğe meyilli bir adam.

Dilaşub

Vücudunun tüm güzellikleriyle tam bir melektir. Ali Bey’in aklını başından alan Mahpeyker'den bile güzeldir.

 

Olayların akışına yön veren en önemli karakterler Ali Bey ve Mahpeyker’dir. Bu iki karakter arasında geçen aşk, nefret ve intikam duygulan olayların seyrini değiş­tirir.

“İntibah” romanının kahramanlarından hangileri tip, hangileri karakterdir? Niçin?

Romandaki kişilerden Ali Bey ve Mahpeyker birer tip olarak görülmektedir. Ali Bey Tan­zimat döneminin okumuş, kültürlü ve deği­şen sosyal yapıya ayak uydurmakta zorluk çeken gençlerini temsil eder. Mahpeyker ise Batı kültürünün neden olduğu sosyal çözülmeyi, ahlaki yozlaşmayı ifade eden bir insandır.

Fatma Hanım, Dilâşub, Atıf Bey, Mesut Bey ve Abdullah Bey ise birer karakterdir.

 

Tanzimat Döneminde yaşasaydınız Ali Bey, Mahpeyker, Dilâşûb, ve Fatma Hanım’a benzeyen insanlarla sokakta, yan komşuda karşılaşma ihtimaliniz var mıydı? Neden?

Tanzimat döneminde yaşıyor olsaydık Ali Bey, Mahpeyker, Dilâşûb ve Fatma Hanım’a ’ benzeyen insanlarla sokakta, yan komşuda karşılaşabilirdik. Çünkü bu kişilerin özellikle­ri dönemin insan tiplerinin gerçekliğine uygundur.

 

  1. 3. Olaylar, genellikle hangi mekânlarda geçmektedir; bu mekânlar eserde nasıl ve hangi yönleri ile anlatılmaktadır?

Olaylar eserin ilk bölümlerinde Ali Bey’in evi ve çev­resinde geçer. Ali Bey, babasının ölümünden sonra Çamlıca’ya gitmeye başlar. Çamlıca, Ali Bey’in kişi­liğinde ve duygularında önemli değişimlere neden olur. Burada Mahpeyker’i görür. Yazar, Çamlıca’nın doğal güzelliklerini betimlemiştir. Buranın güzelli­ği ile Ali Bey’in gönül sarhoşluğu arasında bir ilişki vardır. Çamlıca, Ali Bey ile Mahpeyker’in aşk yuvası olmuştur.

  1. 4. “İntibah”ta anlatılan olayların geçtiği mekânları masal türünde söz edilen mekânlarla karşılaştı­rınız. Farklılıkları söyleyiniz.

 

  1. 5. “… Bir pazar günü iki arkadaş buluştular. (…) Önce birbirlerine şu son otuz altı saat neler yaptıklarını anlattılar. (…) İki arkadaş, akşam üzeri biribirlerinden ayrıldılar. (…) Sabahleyin yor­gun argın kalktı Ali Bey. Anlaşmadan bu yana bir ay geçmesine karşın kadını karşısında görünce şaşırdı adam. (…)” cümlelerinde ifade edilen zamanı yüklemlerin kip ekini de dikkate alarak değerlendir­diğinizde olayın yaşandığı zamanla anlatıldığı zamanın ilişkisi hakkında neler söyleyebilirsiniz?

 

Verilen parçada cümlelerin yüklemleri görülen geç­miş zaman (-di’li geçmiş zaman) kipleri ile çekimlenmiştir. Öykü ve romanların anlatımında görülen geçmiş zaman ekleriyle çekimlenmiş yüklemler kul­lanılır. Olaylar geçmişte yaşanmıştır. Yazar ise bu olayları izliyormuş gibi olan biteni okuyucuya aktarır.

  1. 6. Romanın genelinde olayların geçtiği zamanı takvimde, zaman sayacında göstermek mümkün müdür? Açıklayınız.

Olayların geçtiği zaman dilimi gün, ay ve yıl olarak belirtilmemiştir. Ancak kişilerin ve sosyal hayatın özelliklerine bakarak olayların Tanzimat dönemini yansıttığını söyleyebiliriz. Olaylar belli bir zaman di­liminde değil, bir süreç içinde yaşanmıştır. Olayın başlangıç ve bitiş tarihi belirtilmemiştir. Ancak bu sürenin bir iki yıl olduğunu söylemek mümkündür.

 

  1. 7. Masallarda anlatılan zamanın özellikleri nelerdir?

 

Masallarda belirli bir zaman yoktur.

 

  1. 8. “İntibah” adlı roman ile masal türünü zaman açısından karşılaştırınız. Farklılıkları arkadaşları­nızla paylaşınız.

intibah romanında gerçek bir zaman dilimi (Tanzi­mat dönemi) vardır. Kişiler, zamanın gereklerine uy­gun davranır, olaylar da zamanın sosyal koşullarına göre gelişir. Masalda ise zaman belirsiz ve gerçeğe aykırıdır, hayalîdir.

 

“İntibah” romanını kişi, zaman, mekân ilişkisi yönünden değerlendiriniz. Bu unsurlar arasında bütünlükten mi, uyumsuzluktan mı söz edilebilir? Açıklayınız.

Eserde kişi, zaman, mekân ilişkisi:

  1. 9. İntibah’ta başından sonuna kadar esere damgasını vuran temel çatışmayı (eserin temasını) defterinize yazınız.

Romana, baştan sona damgasını vuran çatışma “aşk ve ihanettir. Ali Bey’in saf ve temiz aşkına Mahpeyker ihanet eder.

 

  1. 10. Tanzimat Döneminin sosyal hayatı ile ilgili araştırmanızdan edindiğiniz bilgilere dayanarak eser­de ele alınan temanın gerçekliğini belirleyiniz.

Eserde ele alınan tema; aşk ve ihanettir. Dönemin sosyal hayatında da temiz ve saf aşklar ihanete uğ­ramış, gönül kırıklıkları yaşanmıştır.

Romanda hangi edebî akımın etkisi daha güçlü bir biçimde görülmektedir? Çamlıca , tasvirinin yapıldığı ilk bölümden ve eserin diğer tasvir ve tahlil cümlelerinden örnekler vere­rek konuyu tartışınız. Ulaştığınız sonucu sebepleriyle birlikte defterinize yazınız.

İntibah, Türk Edebiyatı tarihinde ilk edebi roman olarak değerlendirilir. Romanda ro­mantizm akımının etkisi görünür. Roman­tizm uzun çevre betimlemeleri ve kişilerin iç dünyalarının anlatılması biçiminde etkisini gösterir. Ro­manda Çamlıca tasvirleri yapılırken şu ifadeler yazarın duygularını da ortaya çıkarıyor:

“Zümrütten yapılmış bir aynaya benzeyen gökyüzünü, bir örtü gibi beyaz bir bulut kaplamıştı. Güneşin ışınları, kibar ve nazlı bir kadının güzelliğinin parıltıları gibi her yeri aydınlatıyor ama yakmıyordu. Sık yapraklı ağaçla­rın gölgeliklerine yaslanıp uzanan çimenlerin, çevreleri­ni küçümser gibi bir duruşları vardı…"

Yazar, romantizmin etkisiyle okuyucunun duygularını şu cümlelerle etkiliyor:

Hiç ummadığı, daha doğrusu aklından bile geçirmediği bir sırada babasını, o aziz varlığı, sonsuza dek yitirdiğini görünce tüm yaşam arzusunu da yitirdi…. Böyle toy bir çocuk, namuslu bir kadının bu tip işaretler vermeyece­ğini nasıl bilsin?…. Zavallı delikanlının tüm emelleri ara­ba biçimine girmiş, kendisine doğru geliyordu…. Güzel erkekleri çok severdi, tıpkı bir yılanın çiçeği sevişi gibi. Yılan adama nasıl sarılırsa bu kadın da öyle sarılırdı.

 

 

Eserin sosyal hayatla ilişkisini belirleyiniz ve aşağıdaki noktalı yerlere yazınız.

“İntibah” romanında ele alınan  teması sosyal hayatla ilişkilidir. Çünküdönemin sosyal hayatında da temiz ve saf aşklar ihanete uğ­ramış, gönül kırıklıkları yaşanmıştır.

  1. 11. Ali Bey’in yetiştirilme şekli ve ailesinin koruyucu tavrı, onun hata yapmasına engel olabilmiş midir? Neden?

Ali Bey’in ailesi onu aşırı şekilde korumuş ve iyi ye­tiştirmiştir. Toplumu ve insanları iyi tanıyamayan Ali, kendisine işve yapan ilk kadına derin bir aşkla kapıl­mış ve hayatına mal olacak darbeler yemiştir.

 

  1. 12. Eserin olay örgüsü Ali Bey’in aile hayatı çevresinde gelişmektedir. Bu durumun nedenini arka­daşlarınızla tartışınız. Ulaştığınız sonuçları sözlü olarak ifade ediniz.

Eserin olay örgüsü Ali’nin ve ailesinin etrafında geç­mektedir. Bunun nedeni yazarın vermek istediği dü­şünceyle ilgilidir. Yazar, toplumdaki ahlâkî çöküşün getirdiği bozulmaları ve insanların bu bozulmalar­dan nasıl zarar gördüğünü anlatmak istemiştir. Ali ve ailesi, toplumdaki bu çöküşten etkilenen, dağı­lan, parçalanan aileleri ifade etmektedir.

 

  1. 13. “İntibah” romanından alınan aşağıdaki paragrafı okuyunuz.

.. (Doğu hayalciliğine çok alışık olduğumdan mıdır, nedir, gülden söz ettikçe bülbül gelir ak­lıma. Genelllikle divan ozanlarımızın iddialarının tersine, bülbülün güle sevdalanmadığını bilirim. Ama o zavallı kuşun sevdalı duruşuna baktıkça minicik yüreğinde yüce bir sevginin gizlenmekte olduğuna inanmaktan da kendimi alamam. Eğer bülbül gerçekten sevdalıysa bu, özgürlüğe olan sevdadır. Çünkü güller arasında rahatça dolaşıp güzel güzel öterken zavallı bülbülü yakalayıp bir kafese koyarlar. Artık özgürlüğünü yitirmiştir o. Değil şakımak, yaşamak bile onun için ağır bir yük olmuştur…) Galiba biz konuyu biraz fazla uzattık. Amacımız, Çamlıca’yı göstermek için baharın tüm niteliklerinden yararlanarak romanımıza giriş yapmaktı (…) Herkesin bildiği gibi ciddi konula­rın hemen çoğu uysallıkla başlar. Zavallı genç adam, arkadaşlarının hatırım kırmamak için giriştiği bir hareketin ilerde başını ne gibi dertlere sokacağını daha o günden nasıl tahmin edebilirdi?”

Okuduğunuz parçada konuşan kimdir? Buradan hareketle romanın kim tarafından anlatıldığını, anlatıcının bakış açısını kısaca açıklayınız.

Verilen parçadan da anlaşıldığı gibi yazar, eser­deki kişilerin ruhsal ve fiziksel bütün özelliklerine hâkimdir. Onların neyi niçin yaptıklarını bilen yazar, olayları İlâhî bakış açısıyla anlatmıştır. Parçada ko­nuşan üçüncü tekil kişidir.

 

  1. 14. Ali Bey niçin Mahpeyker’e gönül vermiştir?

Mahpeyker’in gizemli davranışları ve yaptığı işa­ret Ali Bey’i önce meraklandırmış, sonra da derin bir aşka sürüklemiştir. Ali Bey'in bu kadar kolay ve tutkulu biçimde aşık olması onun insanlara çabuk kanmasıyla da ilgilidir. Çünkü annesi tarafından hep korunmuş ve toplum içine pek çıkmamış toy bir de­likanlıdır.

 

  1. 15. Ali Bey’in tanıtıldığı veya yazarın okuyucuya bilgi verdiği bölümlerden hareketle eserin eğitici yönünün olup olmadığını tartışınız. Ulaştığınız sonuçları defterinize yazınız.

Eserin eğitici yönü vardır. Ali Bey’in saflığı başına türlü dertler açmıştır. Yazar, insanlarla ilişkilerde tedbirli olmanın, birine güvenme konusunda iyi dü­şünmek ve körü körüne bağlanmamak gerektiğinin önemi üzerinde duruyor. Okuyucu da bu felaketleri görerek çevresindeki insanlarla ilişkilerinde daha temkinli olacaktır.

 

Tanzimat Dönemi sanatçılarının sanat anlayışını hatırlayınız. Namık Kemal’in sanat anlayışı ile Tanzimat Dönemi sanatçılarının sanat anlayışını karşılaştırınız. Benzerlik ve farklılıkları söyleyi­niz. Bu dönemin eserlerinde ele alınan belli başlı temalar ile sanat anlayışının ilgisini açıklayınız.

Tanzimat edebiyatının birinci döneminde sanat toplum içindir anlayışı vardır. Namık Kemal'de sanat toplum içindir anlayışıyla eserler vermiştir. Tanzimat edebiyatının birinci döneminde roman ve hikayede "yanlış batılılaşma, kölelik, mirasyedilik" gibi temalar işlenmiştir. Bu da sanat toplum içindir anlayışıyla hareket edildiğini gösterir.

 

  1. 16. Romandan alınan aşağıdaki metni okuyunuz.

..Artist gibiydi kadın. (…) – İki gözüm Aliciğim! (…) – Etme Aliciğim! (…) – Kaderimde bugünleri görmek de mi vardı? (…) – Allah aşkına beş dakika beni dinle de cürmüm var ise öldür! (…)- Vah! Vah! Gülmeden, eğlenmeden başka bir şey düşünmeyen Mahpeyker şimdi intikam heveslerine düştü. Bu melek gibi vücuda o kadar korkunç hayaller yakışır mı? Amma niçin yakışmasın? Azrail de melek… ”

Romanda konuşma diline yakın bir söyleyişin kullanılması ile Tanzimat sanatçılarının sanat anlayı­şı arasında nasıl bir bağ kurulabilir? Düşüncelerinizi açıklayınız.

Tanzimat sanatçıları, özellikle birinci kuşaktakiler, edebi eserlerde halkın konuşma diline yer vermek gerektiğini savunmuşlar fakat bu düşüncelerini tat­bik etmemişlerdir. Namık Kemal’in bu parçada hal­kın konuşma diline yakın bir üslup kullanması da bundandır.

 

  1. 17. “İntibah” romanında yerli ve mahallî unsurların olup olmadığını tartışınız. Ulaştığınız sonucu def­terinize yazınız. Romanın yerli ve mahallî unsurlar taşıdığı sonucuna ulaştıysanız halktan kahramanlara ve ağız ifadelerine eserden örnekler veriniz.

“Periler gibi güzel, üzüntüsünden deli olacaktı…” gibi ifadeler halkın kullandığı tabirlerdir. Romandan alınan bu bölümlerde halktan kişilerin konuşmaları­na yer verilmemiştir.

  1. 18. Namık Kemal, bu eseri niçin yazmış olabilir?

Namık Kemal, toplumsal yaşamda batılılaşma ile başlayan bozulmaları, aile kurumunun yıkılışını ve kadınlardaki ahlaki çöküşü anlatmak için bu eseri yazmıştır.

“Felâtun Bey ile Rakım Efendi” ve “İntibah” adlı romanların tema bakımından benzer yönleri nelerdir?

“Felâtun Bey ile Râkım Efendi" ve “İntibah” adlı romanlar toplumsal çözülmeyi ve in­sanlardaki olumsuz değişimi ele almıştır. Felâtun’un sevgilisi Polini ile Ali Bey’in sevgi­lisi Mahpeyker’in karakter özellikleri hemen hemen aynıdır. İkisi de para ve şehvet düşkünüdür. Bu karakterler, romandaki temanın daha güçlü biçimde or­taya çıkmasını sağlıyor.

 

“Tahir ile Zühre” adlı halk hikâyesiyle “İntibah” adlı romanı olay örgüsü, kişiler, tema, zaman, mekân, dil ve anlatım yönlerinden karşılaştırınız. Benzer ve farklı yönleri defterinize yazınız.

Ölçütler

İntibah

Tahir ile Zühre

Benzerlikler

Farklılıklar

Olay

Örgüsü

Olay örgüsü doku­zuncu etkinlikte gös­terilmiştir.

önceki etkinlik­lerde verilmiştir.

Olayların sonunda kahramanlar ölür.

İntibah sosyal gerçekliğe uygundur. Halk hikâyesi ise abartılıdır.

Kişiler

Ali Bey, Fatma Ha­nım, Atıf Bey, Mah- peyker, Dilâşub, Ab­dullah Bey

Tahir, Zühre, pa­dişah, vezir…

Mahpeyker ile Abdul­lah Bey’in kötü davra­nışları Karadiken ile benzerlik gösterir.

Intibah'taki kişiler bir döne­min insan tipini temsil eder­ler. Hikâye’deki kişiler ise hayalidir.

Tema

Yanlış insana duyu­lan aşk

Aşk ve ayrılık

Aşk duygusu benzer­lik gösterir.

Romandaki aşk sahte, hikâyedeki aşk samimidir.

Zaman

Tanzimat dönemi

Tahminen 16- 17. asırlar

“bir gün, bir yıl, ertesi gün” gibi ifadeler

Romanda zaman bellidir, halk hikâyesinde belirsizdir.

Mekân

İstanbul, Çamlıca, eğlence yerleri, kır­lar, gezinti yerleri

Saray, Mardin Kalesi…

Romandaki gezin­ti yerleri ile halk hikâyesindeki bahçe­ler, bağlar.

Romandaki mekânlar dö­nemin mimarisini yansıtır. Halk hikâyesindekiler hayal ürünüdür.

Dil ve Anlatım

Roman tekniğine uygun bir anlatımla yazılmıştır.

Halkın konuşma diliyle yazılmış­tır.

Anlatmaya bağlı bir metin olmaları ve düzyazı ile yazılmış olmaları

Açık, sade ve akıcı bir anla­tım; düzyazı ile birlikte man­zum kısımlar

 

  1. 19. İntibah romanından hareketle Namık Kemal’in fikrî ve edebî yönü ile ilgili çıkarımlarınızı ifade ediniz.

Namık Kemal, Çamlıca betimlemelerini ve karakter­lerin ruh tahlillerini yaparken kendi hislerini de be­lirtmiştir. Beğendiği ya da beğenmediği yönleri ifade etmiştir. Bu yaklaşımı, onun romantizmden etkilen­diğini gösterir.

Namık Kemal için aşk çok değerli bir duygudur ve kişi aşık olmadan karşısındaki insanı çok iyi tanı­malıdır. Aksi halde kapanması zor yaralar alır. Aşk duygusunun değerini düşüren en büyük etken top­lumsal çözülme ve insanlardaki ahlak problemidir. Namık Kemal, toplumdaki bu sorunun önemini orta­ya koymak ister.

 

Etkinlik:



Eser realizm akımın etkisinde yazılmıştır. Kişiler olay olay örgüsü ve mekan realist özellikler gösterirken yer yer romantizm akımının özellikleri d görülmektedir.

8- Tema: Esarettir. Sergüzeşt macera anl***** gelmektedir. Romanda da dilberin esir hayatından kurtulmak için verdiği mücadele ve yaşadığı maceralar anlatıldığından kelime anlamı ile tema arasında bir bağlantı olduğunu söyleyebiliriz. Çeşitli alternatifler her zaman vardır. Misalen: Kafkas Kızı, Çile, Dilber vs başlıklarda romana koyulabilir.

9- Romanda köle ticareti ve esir hayatı anlatılmaktadır. Bu durumu günümüzle eşleştirmeye çalışamayız çünkü günümüzde köle ticareti yok denecek kadar azdır.

10- Toplumu oluşturan en küçük birim aile olduğundan aileyi etkileyen her olay toplumu da etkiler. Bu yüzden eserlerde aile hayatı ön plandadır.

11- Anlatıcı İlahi bakış açısına sahiptir. 3. Tekil kişi ağzından anlatılmıştır. Anlatıcı Dilberin başından geçenleri kişilere müdahale etmeden tarafsız bir şekilde anlatmıştır.

12- Evet içerir. Yazar sosyal sorunların varlığını işaret ederek toplumu bu konuda bilinçlendirmek istemiştir. B) Tanzimat dönemi romancıları genellikle halka ders vermeyi amaçlamışlar. Toplum için sanat anlayışını benimsemişlerdir.

13- Sergüzeşt romanı için: dil daha sadedir, olağanüstü olaylar yoktur, halka hitap eden bir eserdir. Seciye yer verilmemiştir. (seci: düzyazıda kelimeler arasında ki kafiyeye verilen addır)

2. Etkinlik: Pas (burayı defterime yazmamışım, bir yerlerden bulabilirsem buraya eklerim.)

14- Sami Paşazade Sezai:

a. Sanat toplum için anlayışını benimsemiştir.

b. İyi bir hikaye yazarıdır.

c. Yazdığı hikayelerde realizmin etkisi görülür.

d. Romantizme uygun şiirler yazmıştır.

e. Sade bir kullanmıştır

f. Modern hikayenin kurucusudur.

B) yazar konakta büyümüştür. Bu yüzden konak hayatını, buralarda çalışan insanlarla işverenler arasında ki bağı iyi bilmektedir. Burada da görüldüğü gibi yazar kendi deneyimlerini toplumu etkileyen bir olay üzerine kurgulayarak yazmıştır .









Sayfa 61



soru 1.a:Metnin olay örgüsü şu şekildedir.

-Canan'ın satın alınması

-Felatun Bey'in Polin'i ile birlikte olmaya başlaması

-Canan'ın Rakım'a aşık olması

-Rakım'ın Felatun ile karşılaşması

-Jozefino'nun Rakım'ın evine gelmesi

-Felatun'un mutasarrıf olması

-Canan'ın iyileip evlenmesi

-Rakım'ın Canan'la evlenmesi

1.b:Yazarın görüşlerini belirtmesi roman tekniği açısından büyük bir kusurdur.Yine yazarın bu tarz müdahaleleri okuyucuya eğitme amacı gütmesi,olay örgüsünü şekillendirmiş

2.uygundur.O dönemdeki mirasyedi tiplerin batılı yaşam tarzını benimseyip romandaki olaylarla karşılaşması uygun

3.Belirli davranışlar sergileyip çevreyi etkiliyor.Tiptir.



Karakter çözümleme tablosu



Felatun bey

mirasyedi

Mirasyedi olmasu uçarı olmasına sebep olmuş

kendini bırakmıştır

yoktur

ben olsam böyle uçarı davranışlar sergilemem

Gerçek hayatta var(alt alta yazdım arkadaşlar sırayla yazın)

Rakım Efendi

Çalışkan

Kişiliğinin güçlenmesini sağlamış

Daha dikkatli davranmakta

Can,Canan ve Jozefino üzerinde etkili

Bende onun gibi davranırdım

var

Canan

Sevgisini saklayan

Özgürlüğü alınmış

Çaresiz kalmakta

Yok

Ben olsam sevgimi saklamam

Var

Jozefino

Dost canlısı birisi

Etkisi yoktur

Olaylar karşısında bir tavır sergileyememiş

yok

Gerçek hayatta var

Soru 4:Fötür şapkalı olan(sol taraftaki)Batılı yaşamın temsilcisi Felatun

Fesli olan(sağ taraftaki)Geleneksel yaşamın temsilcisi Rakım

Soru 5: Doğu batı çatışması tema:yanlış batılılaşma

Soru 6:Rakım Efendi ile Canan Romantizmi en iyi ifade eden kahramanlar.Rakım'ın geleneklerine Bağlı yapısı Canan'ın aşkı Romantizmle örtüşüt

Soru 7:Yanlış batılılaşmadır.Kendi milli kültürünü bırakıp Batıya körü körüne bağlı insanlar günümüzde mevcut

soru 8:yapmamışım

Soru 9:a.Okuyucuya bilg vermek amaçlanmış.İçermektedir

b.Roman halkı eğitmek,onlara ders vermek için kullanılabilecek bir araçtır.Sanatta fayda ön plandadır.Romanın halka hitap etmesi sebebiyle konuşma dili unsurlarıyla sade bir dil kullanılmıştır.

11.Dönemin sosyal bir sorununu yansıtması romanın tarihi bir belge değeri taşımasını sağlar

 

 

Mustafa Meraki Efendi'nin oğlu Felatun Bey, babası gibi giyime kuşama çok düşkün biridir. Var­lıklı bir aailenin çocuğu olduğu için su gibi para har­car. Ona göre Batılılaşmak, lüks yaşamak, şık giyinmek ve eğlence yerlerinde gezip tozmaktır. Felatun Bey, yarım yamalak Fransızcasıyla yabancı aileler arasında dolaşmaktan zevk almakta, belli bir iş tutmamakta, zamanı mağazaları dolaşmakla, el­bise provaları yaptırmakla, eş dost ziyaretleriyle ge­çirmektedir. Babası ölünce büyük bir mirasa konar; ancak varını yoğunu tanıştığı bir İtalyan kadın oyuncuya yedirir. Baba mirasını hepten tüketince, eski aile dostları yardımına koşar, ona istanbul dışında bir iş bulurlar. Felatun Bey, büyük bir utanç­la İstanbul'dan ayrılmak zorunda kalır.





Rakım Efendi, Felatun Bey'in tam karşıtı bir tiptir. Küçük yaşta anasız babasız kalmasına, çok yoksul olmasına rağmen dadısının yardımıyla ken­dini çok iyi yetiştirir. Çamaşırcılık yaparak kendisini büyüten dadısına minnettardır; kişilikli bir insan olur. Çok çalışarak Fransızca öğrenir, kendisine iyi bir iş bulur, yabancılara Türkçe dersleri verir. Evine cariye olarak aldığı Canan'ı eğitir, yetiştirir ve so­nunda onu severek onunla evlenir. Mutlu bir evlilik yaşarlar.

I. OLAY ÖRGÜSÜ



Romanın kahramanlarından Felatun Bey ile Rakım Efendi aynı yaşlarda, aynı derecede eğitim görmüş yakın iki arkadaştır. Felatun Bey isminden dolayı kendini çok bilgili, kültürlü biri olarak görür çevresine de böyle görünmeye çalışır. Hararetli bir kitap toplayıcısıdır. Yeni çıkan ilmi eserlerin hepsini üzerine adının ilk harflerini yazdırmak suretiyle ciltlettirip getirterek kitaplığına koyar. Fakat o, aldığı kitapları hiçbir zaman açıp okumaz. Kendileri büyük bir devlet dairesinde çalışmakla birlikte, buraya pek uğramayıp her geçen gün değer yargılarına biraz daha yabancılaşarak güzel Fransız kadınlarıyla çıkarlara dayanan kısa ömürlü aşklar yaşarken, kötü sonunu hazırlamakta olduğunun farkında değildir.

Rakım Efendi ise tam tersi, ağırbaşlı, çalışkan, vaktini boşa harcamayan biridir. Onun ilişkileri karşılıklı çıkarlara dayanmamaktadır. Rakım Efendi de gezip eğlenmeyi, çalgılı alemleri sevmektedir ama, ona göre her şeyin bir ölçüsü vardır. Rakım Efendi, Fransızca, Arapça ve Farsça’yı anadili gibi bilmektedir. Onun bu özelliği, Asmalımescit semtinde oturan İngiliz ailenin dikkatini çeker ve evin kızlarının babası Bay Ziklas, Rakım Efendi'den, kızlarına ders vermesini ister. İngiliz kızlarına ders vermeye başlayan Rakım Efendi, bu kızlardan birinin kendisine aşık olduğunun farkında değildir. Kendisi de ev işlerine yardım etmesi için alınan güzel hizmetçisi Canan'a âşık olmuştur. Çaresiz fakat, temiz aşklar ile karşı karşıya kalan Rakım Efendi ile menfaatler üzerine kurulu ilişkiler içinde yaşayan Felatun Bey'in maceralarını okurken, bir dönemin yaşantı biçimini oluşturan değer yargılarının panoramasıyla karşılaşacaksınız.

Bu romanda A.Mithat'ın ortaya koyduğu temel karşıtlık Felatun Bey’le Rakım Efendi'nin temsil ettikleri tembellikle israf ile çalışkanlık ve tutumluluk arasındadır. A.Mithat, batılılaşmayı yanlış anlayan Felatun Bey'in karşısına doğru anlayan Rakım Efendi'yi koyarak ideal sayabileceğimiz bir Osmanlı efendisi çizer. Romanda Felatun'dan daha çok üzerinde durulan Rakım para işlerinde dikkatli,çalışarak kazanan,fakirken durumunu düzeltebilen başarılı bir adamdır.Rakım'ın biraz da A.Mithat'ın kendisi olduğu ortadadır.Bu iki adamı karşılaştırmak amacı romanın konusunu da belirler.Felatun ile Rakım'ı benzer olaylar ve durumlar içerisine yerleştirerek aralarındaki farkı belirler.





II. TEMALAR





Ferdi Tema



Eserde en çok dikkat çeken ferdi temaların başında aşk konusu gelmektedir.Rakım ile Canan arasında yaşanan saf ve temiz aşk, bu duygunun kural ve sınıf tanımadığını ortaya koyması bakımından önemlidir.Öyle ki biri kültürlü öbürü ise para karşılığı satın alınan cahil birisidir, ancak bunun yanında Canan zamanla Rakım tarafından- bir nevi yazarın isteğiyle diyebiliriz- kendisine layık bir duruma getirilince bu fark ortadan kalkmıştır.Diğer yandan İngiliz kızlarının özellikle Can’ın Rakım’a karşı beslediği karşılıksız aşk duygusu da dikkate değer bir olaydır.

Eserde şehvet duygusuna da yer verilmiştir.Josefino’nun kendinden yaşça küçük olmasına rağmen Rakım’a karşı hissettiği cinsel duygularla karışık insani sevginin romanda önemli bir yeri vardır.

Kıskançlık duygusuna da az da olsa aşk duygusu dahilinde yer verilmiştir.Bu daha çok paylaşmaya karşı duruş şeklindeki bir histir.Bu duyguyu da gerek Canan’da gerek İngiliz kızlarının her ikisinde de birbirlerine karşı kendini göstermektedir ki bu da yine Rakım’a karşıdır.

Ayrıca acıma duygusu da güçlü bir şekilde hissettirilmiştir.Rakım Can’ın kendisine karşı beslediği tek taraflı aşk yüzünden düştüğü amansız hastalık nedeniyle her geçen gün daha da erimesini görünce ona çok acımaktadır.Ancak bu hastalığın sebebinin kendisi olduğunu öğrenince, üzüntüsü ve acıma duygusu onda adeta ıstırap haline gelmiştir.



Sosyal Tema



Eserde sosyal tema ferdi temaya göre daha arka planda kalmıştır.Aslında yazar ağırlıklı olarak tek bir sosyal temayı işlediği için eserin bütününden bu konuyu çıkarmak pek kolay değildir.Bu konu ise “Batılılaşma” konusu ve batılılaşma karşısında bizim toplumumuzun ve kültürümüzün nasıl etkilendiği meselesidir.Eserde Rakım Efendi ve Felatun Bey, iki örnek tip ele alınarak batılılaşmayı nasıl anladığımız masaya konmaya çalışılmıştır.Batılılaşma ve çağdaşlaşma yolunda Avrupa’dan yalnız bilim ve teknik yönünden faydalanmamız gerektiği gerçeği okuyucuya verilmek istenmiş.Bunun dışında kalan yaşam biçimi, milli zevklerimiz, milli kültürümüz asırların birikimiyle zaten bizde en özgün biçimde mevcuttur düşüncesi dile getirilmiştir.

Eserde bunun yanında o zamanların amansız hastalığı olan “Verem” konusu da işlenmiştir.Bu hastalık o zaman için tedavisi olmayan ve kurtuluşu zor olan bir hastalık olduğu için halk arasında korku duyulan bir durumdur.





III. KİŞİLER





A.Fonksiyonları Bakımından Kişiler

a.Birinci Derecedeki Kişiler



Rakım Efendi: İki zıt tipin karşılaştırılması şeklinde oluşturulan bu romanda en çok konu edilen kişi Rakım Efendi ağırbaşlı, çalışkan, vaktini boşa harcamayan biridir. Onun ilişkileri karşılıklı çıkarlara dayanmamaktadır. Rakım Efendi, Fransızca, Arapça ve Farsça’yı anadili gibi bilmektedir. Bu özellikleriyle Rakım Efendi kültürlü, bilgili, çağdaş ve batılılaşmayı doğru anlayan bir tip olarak göze çarpmaktadır. Aynı zamanda o,ahlaklı ve iyi huy olarak gördüğümüz tüm davranışları üzerinde toplamıştır ki bu yönüyle tam bir Osmanlı beyefendisi özelliği göstermektedir.

Rakım Efendi saydığımız özellikleriyle adeta okuyucunun zihninde bir melek olduğu düşüncesini uyandırmıştır. Ancak yazar bu durumda romana müdahale ederek Rakım Efendi’nin sonuçta bir insan olduğu gerçeğini okuyucuya göstermektedir. Bunu da roman içerisinde gerek Josefino ile girdiği gizli, ancak pek de fena sayılmayacak ilişkiden gerek ev içinde Canan ile girdiği ilişkiden gerekse de çok nadir de olsa Felatun Bey hakkında zihninden geçirdiği haklı ve olumsuz düşüncelerden yararlanarak okuyucuya göstermektedir.



Felatun Bey: Romandaki zıt kişiliklerden olumsuz tarafı temsil eden Felatun Bey isminden dolayı kendini çok bilgili, kültürlü biri olarak görür çevresine de böyle görünmeye çalışır. Kendileri her geçen gün değer yargılarına biraz daha yabancılaşarak güzel Fransız kadınlarıyla çıkarlara dayanan kısa ömürlü aşklar yaşarken, kötü sonunu hazırlamakta olduğunun farkında değildir.

Yazar bu tip sayesinde okuyucuya yapmaması gereken davranışları açık bir şekilde söylemekte ve okuyucunun Rakım Efendi ile bu tip arasında bir seçim yapmasını istemektedir, ancak Felatun Bey’in çirkin taraflarını göstererek seçimi okuyucuya bırakmıştır. Ayrıca zamanın genel düşünce yapısı Felatun Bey üzerinde toplanarak taklitçiliğin etkisiyle kişinin yozlaşması okuyucuya çok çarpıcı bir şekilde verilmiştir.





b.Hasım veya Karşı Gücü Temsil Eden Kişiler



Romanda varlığını açık olarak hissettiğimiz düşman veya karşı gücü temsil eden bir tip bulunmamaktadır, ancak bu bahiste Rakım Efendi’nin tam zıttı davranışlar sergilemesi bakımından Felatun Bey’i zikredebiliriz.





c.Arzu Edilen ve Korku duyulan Kişiler ya da Kavramlar



Burada Canan’ın adını verebiliriz. Rakım Efendi Canan’ı satın aldığı ilk sıralarda bu kızın sağlıksız ve bakımsız durumda olması sebebiyle Canan’a herhangi bir ilgi duymamıştır, fakat Canan’daki zarifliği ve güzelliği daha ilk bakışında fark etmiştir. Dadı Kalfa’nın iyi bakıcılığı ve Rakım’ın da çok yakın olarak ilgilenmesi sonucunda adeta Canan’ın içindeki cevher ortaya çıkmıştır. İleride yönlendirici kişiler bahsinde sayacağımız Josefino’nun etkisi yardımıyla da Rakım bu çekiciliğe daha fazla karşı koyamamıştır.Bunun yanında Dadı Kalfa da Canan’ı etkilemekte ve ona Rakım’ı nasıl etkileyeceği konusunda taktikler vermektedir.Gerek Dadı Kalfa gerek Josefino mükemmel kişiliklere sahip olan bu iki çocuğun birbirine çok yakışacağını düşünmekte ve her ikisi de bu çocukları etkilemek ve birbirine kavuşturmak için başarılı olana kadar büyük çaba harcamışlardır.





d.Yönlendirici Kişiler



Josefino: Bu kişi roman içerisinde büyük bir etkiye sahip olması sebebiyle önemli bir yere sahiptir. Bir arkadaş toplantısında Rakım’la tanışan Josefino Rakım’la daha yakın bir ilişki kurmak için özel bir çaba harcamış, Canan’a ders vermeyi sadece Rakım’ın dostluğu karşısında kabul etmiş, kısa süre sonra Beyoğlu’ndaki kendi evinde Rakım’la bir muhabbet içerisine isteyerek girmiştir ve böylece kendi egosunu tatmin etmiştir. Belki bu tatminlikten dolayıdır ki yaşça küçük olmasına rağmen çok beğendiği Rakım’ı en az Rakım kadar sevdiği Canan’a daha layık gördüğünü söylemiştir.Bu yolla Canan’la Rakım’ın mutluluğuna büyük katkıda bulunmuştur.



Dadı Kalfa(Fedayi):Yönlendirici özelliği Canan üzerinde ağır basan Fedayi eve ilk geldiği sıralarda toy ve eğitimsiz olan Canan’ın yetişip serpilmesinde büyük etki yapmış, Rakım’ın gözü önünde Canan’ın yeniden doğmasını sağlamıştır. Bunu yaparken de bu iki çocuğu birbirine çok yakıştırdığı için kızın içine Rakım’a karşı aşk tohumunu kendisi serpmiştir. Bu kişinin evde yapılması gereken bazı işlerin ve halledilmesi gereken eksiklerin tamamlanması için Rakım’ı uyarması bakımından da bir yönlendirici tarafı bulunmaktadır.



Doktor Z: Doktor İngiliz kızın Rakım’a karşı duyduğu derin aşk sebebiyle ince hastalığa düştüğü sırada romana girmiştir. Yaptığı ilginç muayene sonunda teşhisi koymuş ve kızın dermanının da Rakım Efendi’de bulunduğunu belirtmiştir. Burada Mister Ziklas’ı kızla Rakım’ın evlenmesi gerektiğine inandırması bakımından yönlendirici bir kimliğe sahiptir.



e.Alıcı Kişiler



Can: Bu romanda alıcı kişi olarak en başta Can’ı sayabiliriz. Rakım bu İngiliz kızlara ders vermeye başladıktan ilk zamanlardan beri her ikisini de büyük ölçüde etkilemiştir, ancak bunun farkında değildir. Gerek düzgün bir fizik ve yüz yapısına gerek iyi huy ve ahlaka sahip olması bakımından kızlara kendisini sevdirmiştir.Öyle ki, Can aradan geçen yaklaşık bir sene sonra devasız bir derde tutulmuş,günden güne erimeye başlamıştır.Tabii ki Rakım’ın bu durumdan haberi ancak bu anda oluyor.Ancak anlaşılmaz bir şekilde Can yakalandığı bu amansız hastalıktan kurtuluyor ve tekrar hayata dönüyor.Bu olayda Can’ın rolüne bakacak olursak Can kendi kendini böyle bir derde düşürüyor ve sonunda da akıl almaz zararlar görüyor.



Margrit: İngiliz kızlardan Margrit kardeşi Can kadar etkilenmese de roman içinde Rakım’dan o da etkilenmiş ve hayatından eskisi kadar zevk almamaya başlamıştır. Zira Margrit de babası tarafından bu olaylarda daha fazla zarar görmemesi için İstanbul’dan başka bir yere gönderilmiştir. Kısaca Margrit için de Rakım’la yakınlaşması sonucu onun da olumsuz yönde etkilenen kişilerden olduğunu söyleyebiliriz.



Polini: Bu kişilik romanda para ve zevk düşkünü olan ve varlıklı erkekleri sömüren bir özellikte verilmiştir. Bu kadın alafranga kültürünün tipik bir örneği olarak görünmekle beraber hafiften de meşrep biridir. Roman içerisinde Felatun’a kumar gibi kötü bir alışkanlık karşısında destek olmakta onu teşvik etmektedir.Gece alemlerinde,kumar masalarında Felatun’un serveti tükenince Polini Felatun’u terk etmiş,ancak Rakım’ın tüm uyarılarına rağmen Felatun bu olaydan sonra durumu anlayabilmiştir.Bu özellikleriyle Polini çıkarcı ve şeytan kadın olarak karşımıza çıkmaktadır.





f.Yardımcı Kişiler



Mister ve Misters Ziklas: Bu iki kişilik sadece Rakım Efendi’nin iyi özelliklerini dile getirme, okuyucuya sunma, aynı zamanda Felatun Bey’in çirkinliklerini de hatırlatarak bu iki kişilik arasındaki farkın hatırda kalmasını sağlamak amacıyla romanda yer almaktadır. Aslında iyi ile çirkin olanın karşılaştırılmasının yapıldığı romanda gerçekte yazarın düşünceleri olan iyi huy ve erdemlerin savunulması çoğunlukla bu iki kişinin ağzından verilmek istenmiştir.Bu kişilerin romandaki rolleri bundan ibarettir ve yardımcı kişi olarak gözümüze çarpmaktadırlar.



Dekoratif unsur Durumundaki Kişiler ve Kavramlar



Mihriban Hanım: Roman içerisinde pek bir görevi olmamakla beraber Felatun Bey’in kardeşi olarak ara sıra hatırlanmaktadır. Mihriban Hanım alafranga hayatı seçmiş olan bir aileden gelmiş olmasına rağmen babasının ölümünden sonra Felatun Bey kendisiyle ilgilenmemiş, kendisi de orta halli biriyle evlenerek alaturka hayata mahkûm olmuştur. Bilgisiz ve narin yetiştirildiği için bu evlilikten sonra kocası tarafından bir eğitime tutulmuştur. Kişinin aslına dönmeye mecbur kalmasını göstermesi bakımından romanda önemli bir yere ve role sahiptir.





B. Tipleri Bakımından Kişiler

B.1. Toplumsal Tipler

B.1.1. Kadın Tipleri

B.1.1.a. Orta Halli ve Koruyucu Kadın Tipi



Dadı Kalfa(Fedayi): Bu romanda Fedayi koruyucu kadın tipine en iyi örnek olarak görünmektedir. Rakım Bey’in babası öldükten sonra Rakım’ın annesiyle beraber bu çocuğa annelik yapmış, annesi öldükten sonra da Rakım’a adeta can yoldaşı olmuştur. Kendi çocuğu yerine koyduğu Rakım’ın mürüvvetini görmeyi tam bir anne edasıyla istemiştir. Rakım’ın Canan’ı satın almasından sonra da Canan’ı kızı yerine koymuş ve Rakım’a karşı sergilemiş olduğu koruyuculuk görevini Canan’a da göstermiştir.Romanda almış olduğu isim de bu özelliğine uygunluk göstermektedir.





B.1.1.b. Düşmüş Kadın Tipi



Polini: Bu tipe birebir uymamakla beraber Polini’yi, Felatun Bey’in serveti tükenince onu terk etmesi bakımından bu bahiste yazabiliriz.Polini bir hayat kadını değildir ancak yiyici bir kadın olarak görünmektedir.Onun bu durumu ise Felatun hariç bütün Beyoğlu ahalisi tarafından bilinmektedir ve Rakım tarafından da uyarılmasına rağmen Felatun kendini bu gafletten kurtamaya bile çalışmamıştır.Bu tipin romandaki bir başka özelliği de erkeği avucunun içine almayı çok iyi beceren bir karaktere sahiptir.



B.1.2. Genç Kız Tipleri

B.1.2.a Duygulu(Onurlu) Genç Kız Tipi



Can: Bu romanda Can kendi içinde yaşadığı fırtınaları dışa vurmayan veya vuramayan, hislerini içine atarak sonunda kendi çöküşünü hazırlayan, ancak ölüm döşeğinde duygularını dışa vurabilen bir tip olarak karşımıza çıkmaktadır.Tüm bu iç fırtınalarına rağmen kalbinde başkası olduğuna inandığı Rakım’ı kendisi gibi feci bir sona mahkum etmemek için reddetmiştir.Anlaşılmaz bir şekilde hayata tekrar döndükten sonra da neredeyse kendi sonuna sebep olacak olan aşkını kalbine gömmeyi başarmıştır.



Margrit: O da kardeşi gibi duygulu bir kişiliğe sahiptir.En az Can kadar Rakım’dan etkilenmiş ve kardeşi hayattan kopmaya başladıktan sonra da onun gibi olmamak için duygularına esir olmadan onları bastırmayı başarmıştır.Fakat İstanbul’dan ayrılırken o da sırrını Rakım’a açmıştır.



B.2. Fırsatçı Tipi



Rakım Efendi: Rakım Efendi genç yaşta olmasına rağmen büyük bir olgunlukla kendi durumunu düzeltmek ve ailesi saydığı iki kişiyi daha rahat yaşatmak için eline geçen fırsatları değerlendirmeyi bilmesi bakımından fırsatçı bir kişiliğe sahiptir.



Felatun Bey: Bu kişi ise romanda fırsatçı özelliğini Rakım Efendi gibi iyiliği ve refahı için kullanmamış, tersine servetini ve şerefini azaltacak yerlerde fırsatçılığını konuşturmuştur.Hele günü birlik ilişkiler bulmakta onun üstüne yoktur.



B.3. Ruhsal Tipler



Felatun Bey: Felatın Bey’in ruhsal yapısı romanda işlenmemekle beraber aslında kendi içinde bir çelişki yaşadığı açık olarak görülmektedir.Asıl bağlı olduğu kültürel yapıyı göz ardı ederek aslında yabancı olduğu bir yaşama kendini dahil etmiş olması bakımından ruhsal ve düşünce yapısında bazı bozukluklar var diyebiliriz.



B.4. Esir Tipler



Canan: Bu romanda dönemin sosyal yapısı hakkında da bilgi alabileceğimiz bu bahiste en iyi örnek olarak Canan’ın adını verebiliriz.Rakım Efendi bu kızı satın aldıktan sonra onu sanki esir değil de evlatlık almış gibi davranmış, sonraları ise onunla evlenmeyi bile gerçekleştirmiştir.Canan da bu kaderine karşı gelmemekte, efendisine ve dadına karşı görevini layıkıyla yerine getirmektedir.

Bunun dışında gerek Ziklas ailesinin gerek Josefino’nun hizmetçileri de roman içerisinde yer yer ortaya çıkmaktadırlar.Onlar da bu kavrama dahil oldukları için bu bahiste söylenebilirler.





IV. ZAMAN



A.Sosyal Zaman



Bu romanda zaman kavramı belirtilmemiş, olayların gerçekleştiği ve kişilerin bulunduğu zaman tam olarak verilmemiş, bu kavramın okuyucunun kendisi tarafından anlaşılması sağlanmaya çalışılmış.

Felatun Bey ile Rakım Efendi adlı romanda olaylar XIX. yy.’ın sonları ve XX. yy.’ın başlarında geçtiği anlaşılmaktadır.Bu da Osmanlı Devleti’nin yıkılmaya yüz tuttuğu için aydınların devleti kurtarma çabasına düştüğü, türlü fikirlerin ortaya atıldığı yıllara denk gelmektedir.Bu dönemde Türk aydınlar Avrupa’ya gitmiş, orada gördükleri yenilikleri kendi vatanlarına getirmeye çalışmışlardır.Bu çabalar sonucunda birçok yenilik yapılmış, her alanda iyileştirmeye gidilmiştir. Ancak kültürümüzde görülen aşırı yozlaşma, dilimize giren aşırı fazla yabancı sözcük, batılılaşmayı ve gelişmeyi yanlış anlamayla gelen taklitçilik nedeniyle yenilik hareketleri amacını bulamamıştır.

Romanda da gördüğümüz alafranga kültüre özenti ve kendi benliğine giderek uzaklaşma olgusuna bakacak olursak romanda sosyal zamanın 1870 ve 1880’li yıllar olduğu anlaşılmaktadır.Aynı zamanda Rakım Efendi’nin Fransızca tercümeler yapmasına bakacak tahminimizin doğru olduğu anlaşılmaktadır.Çünkü Batıdan yapılan çeviriler ilk defa Tanzimat yıllarında yoğun ve sağlıklı olarak yapılmıştır.



B.Ferdi Zaman



Ahmet Mithat Efendi’nin bu eserinde ferdi zaman sosyal zamana göre daha belirgin bir haldedir.Roman kişilerinin yaşadığı olaylar belli bir kronolojik sıraya konmuştur, ancak yazar yer yer geriye dönerek belli bir zamandır unutulan kişiler hakkında bilgi vermiş ve o anda ne halde olduklarını okuyucuya bildirmiştir.

Yazar olayları anlatmaya geriden başlamış, ana kişilerin öz geçmişlerini ve hayatlarını okuyucuya anlatmıştır.İlk iki bölüm Felatun Bey ve Rakım Efendi’nin böylece aile hayatlarının ve geçmişlerinin anlatılmasıyla geçmiştir.Romanın asıl bölümleri ise üçüncü bölümde başlar.

Buna rağmen ikinci bölümde Rakım’ın eğitimine kendi çabasıyla dört yıl faydalı bir şekilde devam ettiği söylenmiştir.

Üçüncü bölümde Rakım İngiliz kızlara derse gitmeye başlar, aynı zamanda da Canan’a ders vermeye başlar.Bir ay sonra Canan Türkçe’yi öğrenmedeki başarısıyla İngiliz kızları geçer.Canan Rakım’ın evine geleli üç ay olmuştu ki Canan’ın iyileştiği her geçen gün daha da belli olmakta,güzelleşip serpilmeye başlamıştır.

İngiliz kızlara ders vermeye başlayalı altı ay olmuştu ki kızlar Türkçe’yi iyi öğrenmişler, okuyup yazmakla kalmamış ve düzgün cümleler kurmaya başlamışlar, dili yanlışız kullanmaya başlamışlardır.

Eserde bir ara unutulmuş olan Feletun Bey aradan geçen üç ay içerisinde Polini’nin nasıl biri olduğunu anlamış, paraların suyu çektiğini görünce aklı başına gelmiştir.Artık boş yere yapılan masraflar ona ağır gelmeye başlamıştır.Polini bu arada Felatun’u terk etmiş ve Felatun bu olayları Rakım’a anlatmıştır.

Rakım’ın Canan’ı satın almasının üzerinden bir seneden fazla süre geçmişti ki bu iki genç olayların sonunda evlendiler.

Can’ın ise iyileşmeye başlayıp da ilk olarak ayağa kalkmasının ardından iki buçuk,üç ay kadar geçmişti ki Margrit İskenderiye’den ve Can’ın yavuklusu İzmir’den ve Margrit ile evlenmesi yine bu aralık kararlaştırılan bir yeğeni de Halep’ten gelip kasım üzeri bunların evliliği yapılmıştır ve düğünde Rakım bile oynamıştır.

Bu düğünün üzerinden de altı ay geçmişti ki Canan ile Rakım’ın bir erkek çocukları oldu ve bu mutlu haberle yazar sözlerine son vermektedir

 

Sayfa 66-68

 

Sayfa 66 

1-Müştak yerine şk olabilir.

2-Geleneksel türk tiyatrosunda kullanılan unsurlar modern türk tiyatrosunda da kullanılmıstır.ilerki zamanlarda ise bu unsurlar kullanılmamıstır.

3-Bir metne dayanması,değişmeyen konuların kullanılması.

4-Sahneler arası gecişte sair evlenmesi zordur.zavallı cocuk daha kolay sahnelenir.

soru 5 ve 6kişiye aitdir

 

Sayfa 67

1-D,D,D

2-Halkı eğitmek,geleneksel türk ,modern.

3-E

 

 

Sayfa 68

A-Sosyal yapı:çok milletldir. Değişik dinlervardır. Siyasi yapı:meşrutiyet ittihat ve terakki kültirel: Türk kültürü ve batı kültürü

B-Büyük bir baskı ile batıya özeniş vardır.

 

 

SAYFA 73 YORUMLAMA VE GÜNCELME BÖLÜMü

 


1-Bir töre komedisidir.

 


2-Müştak beyin alafranga takıntısı,görücü usulü evliliği onaylaması,ziba nın gelini bilreke yanlış getirmesi,sakinenin hile içinde olması,ebulşlaklaka nın rüşvet alması,batak esenin cehaleti

 


3-siz cevaplayınız.

4-yalancı dünya,muradına erdirmek,ağır başlı olmak,yüreğine inmek,aklını şaşırmak.

Şinasi konuşma diline ve halkın kültürüne önem vermesi deyim kullanmasına neden olmuştur.

 


5-Alafranga takıntısı ve gereksiz kibarlık içinde olan biridir. Bu hareketleri toplumun bir kısmı tarafından tuhaf ve komik bulnur.



Aynı toplumda kültürde yaşayan insanların böyle farklılaşmasını insanlar tuhaf bulur. Sevilmez ve alay edilirler

 


6-* a-b) Türkolog tanzimat sürecinde türklerin tarihinden gelen geleneksel halk oyunlarına ilgi göstermediklerini,buna rağmen modern tiyatroya yöneldiklerini söylemiştir. Şair evlenmesi halka ait unsurları barındırdığından milli bir oyundur.

 


6-Toplumun içinde kiminle evleneceğini bilmeden evliliğe razı edilen eşini ilk defa düğün gecesi gören daha nice gençler vardır. Asıl onların yaşadığı drama son vermek lazım

 


SAYFA 74 ETKİNLİKLERİ CEVAPLIYORUM>>>

7*

a) Romantizim etkisi görülür

b)Yazılış amaçları batılaşma ile toplum ve aile haytında başlayan çözülmeleri ve halkın sürdürdüğü yanlış inançları eleştirmek

c) toplumun o dönemi hakkında bize bilgi aktardığı için belge niteliindedir.

ç)Tanzimat döneminde okuma yazma oranınımn oldukça düşük olması sanatçıları tiyatroya yöneltmiş sanatçılar bu şekilde halka bilgi aktarmışlardır.

d)Büyük oranda batı yazarlarında ve düşünce akımlarından etkilenmişlerdir.

 


Resmin boyutu 56% (400×354) düşürüldü. Resmi orjinal boyutunda (891×788) görmek için buraya tıklayınız. Resmi yeni pencerede açmak için üzerine tıklayınız.
 

 

3- Dönemin sanatçıları yeni düşünce,anlayışları halka tanıtmak onu benimsetmek için sosyal temalar işlemişlerdir.

4-Çeviri halkın modern tiyatroyu tanımasına öncülük etmiştir çeviri tiyatrolarda daha fazla toplumsal konulara değinimiştir.

 

Sayfa 128

 

13.Aşk-ı Memnu’daki yasak aşk ve sonucu döneminin ahlak anlayışı ve sosyal yapısı ile uyuşmaz.Yazar, eserin konusunu seçip kurgusunu oluştururken Batılı eserler ve bireyselliği tercih etmiştir.
14.  a. Aşk-ı Memnu romanı, roman geleneğinin ve realizm akımının bir devamıdır.
14.  b.Romanda realizmin etkileri görülür.Romandaki kişilerin ruh çözümlemelerine ilişkin kısımlar ile tasvirlerin yapıldığı yerler realizmin etkisini gösterrmektedir.
 
15.Roman’daki başarılı ruh çözümlemeleri ve tasvirleri realizmin etkili birbiçimde yansıtıldığını göstermektedir.
 
16. Aşk-ı Memnu romanı, Batılı romanlarla eşdeğer sayılabilecek teknikle kaleme alınmış bir olgunluk eseri olmasının yanı sıra, kadın keşfedildiği ilk roman olma özelliği taşır.
 
17a. Aşk-ı Memnu’da kişilerin davranış ve düşünceleri aktarılırken realist bir yaklaşım sergilenmiştir.Kişilerin ruh çözümlemeleri bunun göstergesidir.
17b.Realist romanlar, duyguların okuyucuda gerçeklik fikri uyandırması için ruh çözümlemeleri ve tasvirleri derinlemesine kullanırlar. Aşk-ı Memnu’da bu özellki başarılı bir biçimde kullanılmıştır.
 
18.
  Sanat için sanat anlayışını benimsedi.
  Dili oldukça ağırdır.
  Romanlarında aydınlara seslenir.
  Romanlarında İstanbul'u, hikâyelerinde ise Anadolu'nun kasabaları ve hayatını anlatır.
  Yazarın roman dili hikâye dilinden daha ağırdır.
  Eserlerinden realizm'den etkilendiği görülür.
  Romanları, cumhuriyet döneminde yazar tarafından sadeleştirilmiştir
 
Yazarın Aşk-ı Memnu romanı ilk büyük türk romanı olarak kabul edilir.
 
 
                                           ANLAMA-YORUMLAMA
 
4.ETKİNLİK
 
Aşk-ı Memnu romanında geçen kahramanların karakter özelliklerini koruyarak farklı olay örgüsüyle bir hikaye yazınız.
 
1.a.Felatun Bey ve Rakın efendi romanındaki temek çatışma Doğu-Batı iken Aşk-ı Memnu romanındaki temel çatışma evlilik-yasak aşktır.Doğu-Batı çatışması toplumsal iken evlilik-yasak aşk bireyseldir.Çatışmalar arasındaki fark bunlardan kaynaklanır.
1.b.Bu farkılılıklar Servet-i Fünun romanında bireysel konuların işlendiğini gösterir.
 
2.Aşk-ı Memnu romanı,  her bakımdan acemilikten uzak, Batılı romanlarla yarışabilicek bir teknik olgunluğa sahip bir romandır.Tanzimat Döneminin yeni olarak edebiyata giren bir tür olan romandaki bazı teknik kusurları, Servet-i Fünun’a gelindiğinde artık bitmiş ve yerini dil,anlatım,yapı bakımından olgunluk düzeyine ulaşmıştır.
 
Hazırlık:
Sanat ve edebiyat hareketleri kendilerinden önceki sanat ve edebiyat hareketlerinin birikiminden geleneğinden tema  tür anlatım teknik ve yapısından etkilenirler. Bu etkilenme kabul boyutunda olduğu gibi eskiyi reddetme boyutunda da olabilir.




 
SAYFA 136
ETKİNLİK
 
Fecr-i Ati
Vikipedi, özgür ansiklopedi
 
Fecr-i Ati bir edebi topluluktur. Fecr-i Ati'nin Edebiyat-ı Cedide’ye tepki olarak doğan bir akım olduğu savunulmuştur. Fecr-i Ati batıdaki benzerlerinde olduğu gibi belli ilkeler çevresinde birleşen bir yazın topluluğu biçiminde ortaya çıkmıştır.
Fecr-i Ati ismini öneren kişi Faik Ali Ozansoy'dur.


 


Fecr-i Ati Sanatçıları
24 Şubat 1910’da sanat anlayışlarını, amaç ve ilkelerini bir bildiriyle açıklayan topluluk şu adlardan oluşmaktadır

•         Ahmet Haşim,
•        Emin Bülend Serdaroğlu,
•        Şehabettin Süleyman,
•        Ali Canip Yöntem,
•        Yakup Kadri Karaosmanoğlu,
•        Fuad Köprülü,
•        Tahsin Nahit,
•        Mehmet Behçet Yazar
•        Fuat Yaşarmuştur:


Bu üyelerden kimileri anlaşmazlık ya da başka nedenlerle topluluktan ayrılmışlardır. 1912sonlarında dağılan topluluğa önce simgesel olarak Faik Ali Ozansoy, sonra sırasıyla, Fazıl Ahmet,Hamdullah Suphi ve Celal Sahir Erozan başkanlık etmişlerdir.
Sanat anlayışları
Babıali’deki Hilal basımevinin bir odasında ilk toplantısını yapan ve Faik Ali’nin bulduğu Fecr-i Ati adını benimseyen topluluğun sanat anlayışı.. yayımladıkları bildiride yer alan şu düşüncede odaklaşır:
"Sanat şahsi ve muhteremdir." Örnek olarak da şiirde simgeciler(Sembolizmciler), öykü ve romanda Maupassant, tiyatroda İbsen alınır.
Fecr-i Ati edebiyatının özellikleri
  • 20 Mart 1909′da Hilal Matbaası’nda toplanan Şahabettin Süleyman,Yakup Kadri, Refik Halit, Cemil Süleyman, Köprülüzade Mehmet Faut, Tahsin Nahit, Emin Bülent, Ali Süha, Faik Ali ve Müfit Ratib gibi yeni bir hareket başlatmayı planlar. Ahmet Haşim de bu harekete katılır. Böylece Fecr-i Ati Encümen-i Edebisi Beyannamesi, 24 Şubat 1910′da yayımlanır. Fecr-i Ati edebiyatı, II. Meşrutiyet’in ilanından sonra Servet-i Fünûn dergisinde yayımlanan bir bildiriyle başlar.
  • Edebiyatımızda ilk edebi bildiriyi (beyannameyi) yayımlayan topluluktur.
  • Edebiyatımızda ilk edebî topluluktur.
  • Servet-i Fünûn edebiyatına tepki olarak doğmuştur.
  • ‘Sanat şahsi ve muhteremdir.’ (Sanat kişisel ve saygıya değerdir) görüşüne bağlıdırlar.
  • ‘Edebiyat ciddi ve önemli bir iştir, bunun halka anlatılması lazımdır.’ görüşüne sahiptirler
  • Batıdaki benzerleri gibi dil, edebiyat ve sanatın gelişmesine, ilerlemesine hizmet etmek; gençleri bir araya getirmek; seviyeli fikir münakaşalarıyla halkı aydınlatmak; değerli ve önemli yabancı eserleri Türkçeye kazandırmak; Batıdaki benzer topuluklarla temas kurmak, böylece Türk edebiyatını Batı edebiyatına yaklaştırmak, Batı edebiyatını Türk edebiyatına tanıtmak amacındadırlar.
  • Servet-i Fünûn’a bir tepki olarak ortaya çıkmasına rağmen, şiir sahasında bu edebiyatın özelliklerini sürdürürler.
  • Şiirlerinde işledikleri başlıca temalar tabiat ve aşktır.
  • Tabiat tasvirleri gerçekten uzak ve subjektiftir.
  • Dil bakımından Servet-i Fünûn’un devamıdır. Arapca ve Farsça kelime ve tamlamalarla dolu, günlük dilden uzak ve kapalı bir şiir dili oluşturmuşlardır.
  • Aruz veznini kullanarak serbest müstezat türünü daha da geliştirmişlerdir.
  • Fecr-i Aticiler tiyatro ile yakından ilgilenmişlerdir.
  • Şiirde özellikle Sembolizmin etkisi söz konusudur. Hikâyede Maupassant, tiyatroda ise Henrich Ibsen örnek alınır.
  • Belli bir sanat anlayışında, belli değer ölçüleri etrafında birleşmeyi değil, ferdi hürriyeti ve bunun sonucu olarak da çeşitliliği savundukları için kısa sürede dağılmışlardır. Dağılmalarında özellikle Ömer Seyfettin ve Ziya Gökalp‘in çıkardıkları Genç Kalemler dergisi etkilidir. Yani Milli Edebiyat hareketinin başlaması Fecr-i Ati‘yi bitirir.
  • Fecr-i Ati Edebiyat-ı Cedide ile Milli Edebiyat arasında bir köprü görevi görür.
  • Fecr-i Ati‘nin en önemli temsilcisi Ahmet Haşim’dir.
  • Fecr-i Ati Beyannamesine imza atanlar: Ahmet Haşim, Ahmet Samim, Emin Bülent (Serdaroğlu), Emin Lami, Tahsin Nahit, Celal Sahir (Erozan), Doktor Cemil Süleyman, Hamdullah Suphi (Tanrıöver), Refik Halit (Karay), Şahabettin Süleyman, Abdülhak Hayri, İzzet Melih (Devrim), Ali Canip (Yöntem), Ali Süha (Delibaşı), Faik Ali (Ozansoy), Fazıl Ahmet (Aykaç), Mehmet Behçet (Yazar), Mehmet Rüştü, Mehmet Fuat (Köprülü), Müfit Ratib, Yakup Kadri (Karaosmanoğlu), İbrahim Alaattin.
  • Milli Edebiyat‘ın başlamasıyla Hamdullah Suphi, Ali Canib ve Celal Sahir’in bu harekete katılmalarıyla topluluk 1912′de dağılmıştır. Yalnızca Ahmet Haşim Fecr-i Ati edebiyatının temel ilkelerine bağlı kalmış ve Milli edebiyat hareketine katılmamıştır.
  • Fecri Ati’nin görüşlerini, Yakup Kadri, Celal Sahir, Ahmet HAşim, Müfit Ratip, Mehmet Fuat ve Ali Canib Resimli Kitap adlı dergide; Mehmet Rauf, Hüseyin Suat ve Raf Necdet de eleştirilere Servet-i Fünûn’da cevap verdiler.
 
 
 
1. Tanzimat dönemini hazırlayan sosyal ve siyasi olayların başında “zihniyet değişikliği” yatmaktadır.Servet-i Fünun edebiyatının ortaya çıkmasında “eski-yeni” çatışması”nın rolü vardır.Yeniyi savunanların bir araya gelme istekleri Servet-i Fünun edebiyatının oluşumunu sağlamıştır.
Kendilerini Fecr-i Ati (geleceğin şafağı) olarak adlandıran gençlerin siyasi ve sosyal yönlerden olduğu gibi kültür ve zevk bakımlarından da dayanakları yoktur.
Servet-i Fünun’un dağılmasından sonra gençler, Batı’daki edebi topluluklara özenerek bir araya gelirler.Bir beyanname ile (bildiri) seslerini duyurmak istediklerini ifade ederler.Bu gençlerin kendilerini“Sanat şahsi ve muhteremdir.” (Sanat kişisel ve saygıya değerdir.) cümleleriyle ifade etmeleri ible Fecr-i Ati sanatçıları arasında sanatsal anlayış bakımından birlik sağlanamadığını gösterir.
 
2. •    Fecr-i Ati Beyannamesine imza atanlar: Ahmet Haşim, Ahmet Samim, Emin Bülent (Serdaroğlu), Emin Lami, Tahsin Nahit, Celal Sahir (Erozan), Doktor Cemil Süleyman, Hamdullah Suphi (Tanrıöver), Refik Halit (Karay), Şahabettin Süleyman, Abdülhak Hayri, İzzet Melih (Devrim), Ali Canip (Yöntem), Ali Süha (Delibaşı), Faik Ali (Ozansoy), Fazıl Ahmet (Aykaç), Mehmet Behçet (Yazar), Mehmet Rüştü, Mehmet Fuat (Köprülü), Müfit Ratib, Yakup Kadri (Karaosmanoğlu), İbrahim Alaattin.
 
3. Verilen metinlere göre Fecr-i Ati sanatçıları hikaye, roman, şiir ve mensur şiir alanında eserler vermişlerdir
  Fecr-i Aticiler aynı zamanda Batılı eserleri Doğu’ya Doğulu eserleri Batı’ya aktaracak nitelikte tercümeler ve eserler vermeyi amaçlamışlardır.
 
4. Şehabettin Süleyman ve Fecr-i Ati adlı metne göre Fecr-i Ati sanatçılarından bir kısmı sonraki yıllarda Milli Edebiyat dönemi sanatçısı olarak , bir kısmı da bağımsız sanatçı olarak varlıklarını sürdürmüşlerdir.
 
SAYFA 137
ANLAMA-YORUMLAMA
 
1. Servet-i Fünun Dönemi sanatçılarının getirdikleri yenilikleri benimseyen ve devam ettirmek arzusunda olan Fecr-i Ati sanatçıları ayrıca Servet-i Fünun sanatçılarından farklı olarak bir yönüyle yüzlerini halka dönmeyi amaçlamışlardır. Bunun temelini de halkı eğitip edebi ve kültürel zevki aşılamak da bulmuşlardır.
 
2. "Sanat şahsi ve muhteremdir." sözü Fecr-i Aticilerin aasında bir birlik sağlanamayacağını göstermektedir. Çünkü sanatı kişisel temele oturtmak ayrılıkların görüş farklılıklarının ve bireyselliğin ön planda olduğunu göstergesidir.
 
3. İncelenen metinlerde günümüzü de ilgilendiren halkın kültür ve bilgi düzeyinin düşüklüğü kitap okuma alışkanlığının azlığı bilim ve sanata karşı var olan ilgisizlik gibi konular ele alınmıştır.
 
 
ÖLÇME DEĞERLENDİRME
 
1. (D)
    (Y)
    (D)
 
2. ….."Sanat şahsi ve muhteremdir."……..
3. Doğru cevap (B) seçeneğidir.
4. Doğru cevap (E) seçeneğidir.
 
 
1.ETKİNLİK.
SEMBOLİZM
Sembolizm (Simgecilik)
 
Sembolizm 19. yüzyılın sonlarında Fransa'da Parnasizme tepki olarak ortaya çıkmıştır. Bu akım, 20. yüzyıl edebiyatını önemli ölçüde etkilemiştir. Sembolizm, geleneksel Fransız şiirini hem teknik hem de tema açısından belirleyen katı kurallara bir tepki olarak doğar.
Realizm ve Naturalizmin etkisiyle Fransız edebiyatında aşırı gerçekçi bir ortam oluşmuştur. Bilimsel ilerlemeler, makineler, yeni buluşlar insanoğlunu mutlu kılma şöyle dursun, bir bunalımın eşiğine getirmiştir. Hele 1870 bozgunu Fransa'daki bu karamsarlığı büsbütün artırmıştır. Genç kuşak da bu bunaitıcı ortamı değiştirmek için bazı siyasal ve toplumsal girişimlerin gerekliliğini öne sürmeye başlar. Bu gereksinim sanat içinde ortaya atılmaya, tartışılmaya başlar. işte bu tartışmaların sonunda Sembolizm doğar. Simgecilik olarak da adlandırılan sembolizm, hem gerçeği gösteren hem de onun sınırlarını aşma isteğine cevap veren bir sanat akımıdır. Sembolistler, duygu ve heyecanları sembolik kelimelerin müziğiyle anlatmaya çalışır. Ayrıca şiiri, açıklayıcı işlevinden ve kalıplaşmış bir hitabetten kurtarmayı, şiirle insanın yaşantısındaki anlık ve geçici duyguları betimlemeyi amaçlar. Sembolistler, alışılmamış, yepyeni birtakım taze imge ve düşünceleri anlatmak için de yeni yeni sözcükler türetme yoluna gitmiştir.
 
Sembolizmin  İlkeleri
- Sembolizmde dış dünyayı sembollerle anlatmak esastır.
- Sembolist şairler, semboller aracılığıyla dış çevrenin insan üzerindeki etkilerini ve izlenimlerini
anlatmışlardır.
- Sembolistler, şiirde müzik unsuruna önem verirler, hatta müziği şiirin amacı haline getirirler.
- Şiir, düşüncelere değil, duygulara seslenmelidir; çünkü şiir bir şeyanlatmak için yazılmaz .
- Şiirde anlam kapalılığı olmalıdır, buna göre şiirden herkes kendine göre bir yorum çıkarmalıdır. Anlam
kapalılığı amaçlandığından söz sanatlarına sıkça başvurulur.
- Gerçeklerden kaçma, hayale sığınma, çirkinlikleri hayal yardımıyla güzelleştirme, bunlara bağlı olarak
ortaya çıkan karamsarlık, sembolizmin en belirgin özelliklerindendir .
- Sembolistler daha çok serbest nazım türleriyle şiir yazmışlardır.
 
Batı Edebiyatında  Sembolizmin temsilcileri
- Baudelaire
- Rimbaud
- Mallarme
- Paul Valery Verlaine
- Edgar Alien Poe
 
* Türk Edebiyatında Sembolizmin Temsilcileri
- İlk uygulayıcısı Cenap Şahabettin'dir
- Ahmet Haşim zamanında çok gelişmiştir
 
2.ETKİNLİK
TAHSİN NAHİD (1887-1919)
İstanbul'da doğdu. Galatasaray Lisesi'ni bitirdi. Bir süre Hukuk Mektebi'ne devam etti. I. Dünya Savaşı yıllarında İaşe Müfettişliği'nde bulundu. İlk şiirle­ri Selanik'te çıkan Çocuk Bahçesi der­gisinde "T. Nahide" adıyla yayımlandı.
 
 
Edebi Kişiliği – Sanat Anlayışı:
 
Edebiyat çevrelerinde hassas ve dürüst biri olarak nite­lendirilen sanatçı, Aşiyan'da yayımlanan "Ben, Rûh-ı Mağdur, Şiirlerim İçin, Serab-ı Müstakbel, Yaz Gecesi" gibi manzumeleriyle tanınmıştır. "Adalar, Kamer ve Zühre Şairi" olarak şöhret kazanmıştır. Şiirlerinde Ahmet Haşim'in etkisi görülür. Genelde kadın ve aşk temaları­nı işlemiştir. Kimi şiirlerinde de yaşamdan kesitleri ve çocukluk masumiyetini ele almıştır. Aruzla yazdığı şiir­lerinde serbest müstezadı kullanmıştır. Bu şiirlerinde te­maya paralel olarak birden fazla aruz kalıbı kullanmış­tır. Şiirlerini "Ruh-ı Bikayd" adlı kitapta toplamıştır.
 
Tiyatroyla da yakından ilgilenmiştir. Bu alanda Saha­bettin Süleyman'ın etkisi altındadır, onu üstadı olarak niteler. Batı'da olduğu gibi, birden çok yazarın birlikte çalışması sonucu meydana getirilen ortak eserlerin ilk örneklerini bizde tiyatro alanında Tahsin Nahit vermiş­tir. Fecr-i Âti'nin kadın yazarlarından Ruhsan Nevvare ile yazmış oldukları üç perdelik "Jön Türk" piyesi dikkat çekmiştir. Aynı sanatçıyla "Aşkımız" ve "Sanatkârlar" isimli komedileri de yazmıştır. Sahabettin Süleyman ile de ortak eserler vermiştir. Bu piyeslerin içinde en önemlisi "Kösem Sultan" isimli tarihi piyestir. Birlikte yazdıkları diğer piyes ise "Ben Başka" adını taşır. Tah­sin Nahit'i asıl tanıtan eseri, Henry Kıstemaeckers ve Eugene Delard'ın "La Rivale" adlı dört perdelik oyu­nundan yaptığı üç perdelik adaptesi "Rakibe"dir.
 
Fecr-i Aticilerin dağılmasından sonra başka bir edebî topluluğa katılmayan sanatçı, Âti ve Servet-i Fünûn dergilerinde tiyatro eleştirileri de yazmıştır.
 
 
Eserleri:
 
Şiir: Rûh-ı Bîkayd
Oyun: Hicranlar, Firar, Jön Türk, Aşkımız, Sanatkârlar, Kösem Sultan, Ben Başka, Osman-ı Sani, Talâk, Bir Mücadele-i Hissiye, Kırık Mahfaza.
Adapte: Rakibe, Bir Çiçek Bir Böcek, Akortacı, Bursa­lı Hâle
 
SAYFA 138
 
7. FECR-İ ATİ ŞİİRİ
 
Hazırlık:
 
Verilen her üç şiir de anlam son derece açıktır. İşlenen konularda göre çarpan en önemli özellik toplumsal sorun ya da değerlerden uzak bireysel konular olmasıdır. Şairlerin duyuş düşünüş ve algılayışlarının birer yansımasıdır.
 
SAYFA 139
 
 
 
1. Etkinlik:
1. Grup:
HASTA BİR TELDE HASTA BİR NAĞME ŞİİRİNİN KAFİYE VE REDİFLERİ
 
Âh ben, ben, ne hastayım bilsen
Kalbimin ızdırâb-ı mâlûlü,
Rûhumun ihtisâs-ı meçhûlü
Ne kadar başka herkesinkinden
 
“en” tam kafiye, “-ü” redif ; “ûl" zengin uyak
 
 
 
Sen ki feyfâ-yı bînasîbimde,
Bir küçük nûr-ı rahm ü şefkatsin,
Dinle, rûhumdan akseden bu tanîn
Hasta bir telde hasta bir nağme.
 
“e” yarım uyak , “-in” tam uyak
 
Bu bütün kış devam eden kahhâr
İhtisasat içinde hırpalanan
Dâimâ hasta, daîmâ sehhâr
Bir ümîdin peyinde şefkat uman
 
“-hhar” zengin uyak, “-an” tam uyak
 
Fikr-i me'yûs u gam-penâhımı ben
Saf denizlerde belki bir mahzûn
Hiss-i şefkat bulur mehâsinden
Hissedâr-ı şifâ olur diye dün
“-en” tam uyak, “-n” yarım uyak
Akşamüstü deniz kenârında
Hayli gezmiş ve çok düşünmüştüm.
Bu semâ-yı mükedder altında
Acı bir hande mürtesem gördüm.
 
“-ında” redif , “-düm/tüm” redif
 
Âşıkından muvakkaten mahrum
Hasta bir genç kadındı sanki deniz.
Şüphesiz bahtiyâr, fakat mahrum,
Besliyor bir ümîd-i şefkat-rîz.
“mahrum” redif , “iz” tam uyak
 
Güneş artık çekildi eşyadan.
Sular artık menekşe olmuştu.
Gölgelenmiş semâ-yı rüyâdan
Bir hayâl-i baîd ü mevhumu
“-dan” redif, “-a” yarım uyak, “u” yarım uyak
 
 
Bekleyen gözlerim yorulmuştu.
Sonra birden semâya baktım ben:
Semt-i re'simde bir hayâl-i semen
Bana senden neşîdeler okudu.
“-du/tu” redif, “-en” tam uyak
Tahsin Nahit
 
 
 
Şiirin ritmi ve ahengi kullanılan ölçü ve her türlü ses benzerliğiyle sağlanmıştır.
 
2. Grup: Şiirdeki imgeler şunlardır:
* kalbimin sakat ıstırabı
* ruhumun bilinmeyen duyguları
* nasipsiz çöl
* küçük bir merhamet ve sevgi ışığı
* hasta bir tel
* hasta bir ses
* ezici duygular
* hırpalanan hasta büyüleyici ümit
* ümitsiz ve gamlı düşünce
* saf deniz
* kederdi gökyüzü
* acı gülüş
* şefkat dağıtan umut
* rüyanın gölgeleniş seması
* taze bir hayal
 
Şiirdeki söz sanatları şunlardır:
* kalbimin sakat ıstırabı: teşhis
* küçük bir merhamet ve sevgi ışığı: teşbih
* hasta bir telde hasta bir ses: teşbih
* bu kederli gökyüzü: teşhis
* deniz… bir genç kadındı: teşbih
* sular artık menekşe olmuştu: teşbih
* (hayal) bana senden şarkılar okudu: teşhis
 
Hasta Bir Telde Hasta Bir Nağme adlı şiirdeki ahenk unsurları imgeler ve söz sanatları ile kullanılan dil Servet-i Fünun şiiriyle benzerlik göstermektedir.
 
2. ETKİNLİK:
1. Grup: Hasta Bir Telde Hasta Bir Nağme adlı şiir başta iki dörtlük bir bent ve son kısımdaki üç dörtlükten oluşmuştur.
2. Grup: Hasta Bir Telde Hasta Bir Nağme adlı şiirin teması "ruhi sıkıntı ve özlem"dir. Tema bu bakımdan bireysel bir özellik göstermektedir. Bu bakımlardan şiirin teması ve ahenk unsurları ile yapısı ve söyleyiş tarzı arasında bir ilişki vardır.
 
1. Bkz. Servet-i Fünun Dönemi Coşku ve Heyecanı Dile Getiren Metinler (Şiir)
"Hasta bir telde hasta bir nağme feyfa-yı binasibimde hasta bir genç kadındı sanki deniz" ifadeleri sembolizm akımına göre dış dünyadaki varlıkların algılanış biçimini göstermektedir. İnsanın iç dünyasının somut varlıklar aracılığıyla anlatılması söz konusudur.
Şiirdeki imgeler (bkz. 1. Etkinlik) yine sembolizm akımına uygun olarak duyguların ve izlenimlerin dış dünyadaki varlıklar ile simgeleştirilmesi böylelikle de insan duyguları ve dış dünya ile bir bağlantı sağlanması amacıyla kullanılmıştır.
 
3. Tahsin Nahit (yukarıda ayrıntılı verilmiştir)
 
Anlama Yorumlama
1. Fecr-i Ati adı ile bu topluluğu oluşturan sanatçılar arasında edebiyat ve kültür hayatını yeniden canlandırmak halkı eğitir yeni bir nesil yaratmak arzusu bakımından bir ilişki vardır. Onlar bu geleceğin gelecekte doğacak güneşin safağıdırlar.
 
SAYFA 141
 
2. Hasta Bir Telde Hasta Bir Nağme adlı şiir ile Tevfik Fikret'in Mai deniz adlı şiiri yapı bakımından Tahsin Nahit'in ruhi durumunu gösteren başta ve sonraki dörtlükler ile bunalımının arttığı orta bent arasındaki ilişki gibi denizin dalgalanışının yapıya yansımış hali olan uzun ve kısa dizelerle yazılmış Ma-i Deniz arasında bir benzerlik vardır.
Her iki şiirde de iç dünyaya yönelinmiş ruh hali ifade edilmiştir.
Dil ve Anlatım bakımından her iki şiir de yeni imgeler söz sanatları ve ağır bir dil bakımından benzeşmektedir.
 
 
ÖLÇME DEĞERLENDİRME
1. … Servet-i Fünun …
2. Doğru cevap (D) seçeneğidir.
3. Doğru cevap (A) seçeneğidir.
4. Her iki dönemin şiir aşk ve doğa temalarının işlenmesi sembolizm ve parnasizm akımından etkilenmeleri yapı ile tema ve söyleyiş arasında sıkı bir ilişli kurmaları aruz ölçüsünü kullanmaları ve ağır dille yazılmaları bakımlarından benzerlik gösterir.
Ayrıldıkları yön ise Fecr-i Aticilerin bir nebze de olsa halka yüzlerini dönmeleridir.
 
 
SAYFA 142
III. ÜNİTE SONU ÖLÇME VE DEĞERLENDİRME
1. (D)
   (Y)
   (D)
2. … Tevfik Fikret …
… Resim …
 
  • 3. Halit Ziya >>> Bir Ölünün Defteri
  • Cenap Şehabettin >>> Hac Yolunda
  • Tevfik Fikret >>> Tarih-i Kadim
 
4. Doğru cevap (D) seçeneğidir.
5. Doğru cevap (E) seçeneğidir.
6. Doğru cevap (A) seçeneğidir.
7. Doğru cevap (B) seçeneğidir.
 
8. Servet-i Fünun Edebiyatı halktan kopuk bireysel konuları işleyen ,karamsar bedbin bir ruh haline sahip “sanat sanat içindir.” anlayışını benimseyen yeni imgeler ve tamlamalarla ağırlaşmış bir dil kullanan sanatçıların oluşturduğu bir edebiyattır.
18 Aralık 2012
Okunma
bosluk

10.sınıf Edebiyat Kitabı Etkinlikleri cevapları (2012-2013)

10.sınıf Edebiyat Kitabı Etkinlikleri cevapları (2012-2013)

 

Rubai – Sayfa 133-135 

 

RUBAİ

Ol şuh nazîr-i mâh imiş neyleyim

Halka hedef-i nigâh imiş neyleyim

Fethetmeyicek hazâin-i ihsanın

Âlemlere pâdişâh imiş neyleyim

Nabî

Türk Büyükleri Dizisi

hzl.: Abdülkadir KARAHAN

 

Günümüz Türkçesiyle

O şuh, ayın bir eşi imiş, neyleyim

Halk bütün gözlerini ona dikmiş, ne yapalım

İhsan hazinelerini açmayacak olduktan sonra

Âlemlere padişah imiş, neyleyim.

 

1. Yukarıda okuduğunuz şiiri, ahenk unsurları yönünden inceleyiniz. Tespitlerinizi aşağıya yazınız.

Ses akışı (aliterasyon, asonans): Ses akışı sağlayan sözcükler vardır. Dörtlükte n, m sesleri aliterasyon olarak kullanılır.

Söyleyiş özelliği : Ahenkli bir söyleyişe sahiptir. Özellikle kafiye ve iç seslerdeki sözcükler bu şiire söyleyiş güzelliği katmıştır.

Ritim (açık ve kapalı hecelerin söylenişi): Aruz ölçüsü ile yazıldığı seslerin açık kapalı oluşu önemlidir.” nazîr-i mâh, hedef-i nigâh, hazâin-i ihsanın, pâdişâh “ gibi sözcüklerde açık ve kapalı heceler bulunmaktadır. Bu şekliyle de aruzun tutması ve uygulanması için önemlidir.

Ses benzerlikleri (kafiye): Kafiyeli yazılmıştır. Dörtlükte 1,2 ve 4. dizeler arasında kafiye vardır. “mah, nigah ve padişah sözcüklerinin sonunda –ah sesi “ tam kafiye olarak kullanılır. Aynı zamanda imiş neyleyim sözcükleri de rediftir.

 

2. Okuduğunuz şiirde ses ve anlam yönünden kendi içinde bütünlük oluşturan birimin adını söyleyiniz.

2. Dörtlüktür.

 

3. a. Rubai nazım şekli hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınıza aktarınız.

a. RÜBAİ

Rubai, kendine özgü bir ölçüsü olan, 4 dizelik ( mısralık ) bir nazım biçimidir. Rubailerde birinci, ikinci, dördüncü dizeler uyaklı, üçüncü dize ise serbesttir. İki beyitlik kıtalar biçiminde yazılmış rubailer de vardır. Her dizesi birbiriyle uyaklı rubailere “rubai-i musarra” ya da “terane” adı verilir.

Rubainin her dizesi ayrı bir ölçüde olabildiği gibi, dört dizesi de aynı ölçüde olabilir. Rubailer genellikle mahlassız şiirlerdir. Ve divan şairlerinin divanlarının sonunda rubaiyyat başlığı altında sıralanırlar. Bu türün tartışmasız en büyük şairi Ömer Hayyam’dır.

Türk edebiyatında Mevlânâ’nın Farsça yazdığı felsefi rubailer bu türün hızla yayılmasına neden oldu. Kara Fazlî, Fuzuli 16. yüzyılda bu türün en usta örneklerini verdiler. Divan edebiyatı’nda 17. yüzyıl rubainin altın çağı oldu. Azmizade Haletî, yazdığı bin kadar rubai ile “en büyük Osmanlı rubai şairi” olarak tanındı. Cumhuriyet döneminin en büyük rubai ustası ise Yahya Kemal Beyatlı’dır. Arif Nihat Asya ise rubailerini “Rubaiyyat-ı Arif ” adlı eserinde toplamıştır.

 

b. Okuduğunuz şiirin yapı özelliklerini incelemek için aşağıdaki soruları cevaplayınız (Bu inceleme için 9. sınıf II. ünite “Şiir İnceleme, Şiirde Yapı” bölümünde öğrendiğiniz bilgilerinizden yararlanınız.).

 

Nazım birimi ve sayısı : Dörtlük

Uyak düzeni: aaba şeklinde oluşur.

 

Okuduğunuz şiirin, rubainin (kuralları önceden belirlenmiş nazım şeklinin) özellikleriyle benzerlik gösterip göstermediğini belirtiniz.

Okuduğumuz bu şiir rubainin bütün özelliklerini gösterir.

 

4. a. Okuduğunuz şiirin temasını aşağıya yazınız.

a. Tema :Sevgilinin vefasızlığı

 

• Şiirin temasının, birimlerin ortak paydası olup olmadığını belirtiniz.

Ortak bir paydada buluşmuşlardır.

 

b. XVII. yüzyıl şairi Nabî’ye ait rubainin teması, söylenişi (coşku, söyleyiş özelliği) ve o yüzyılda Osmanlı Devleti’nin yapısı arasında nasıl bir bağ olduğunu açıklayınız.

b. Osmanlı yapısıyla ilgisi vardır. Osmanlı için her ne kadar duraklama devrine girdiyse de siyasi, sosyal ve ekonomik yapı duraklama dönemine girdiğinin farkına çok sonraları varmıştır. Osmanlıda sistem bozulsa da kendine olan güveninden vazgeçmezler. Şairler güçlü ve etkili şiir yazdığını düşünecek kadar özgüvenleri vardır.

 

5. Rubaide üçüncü dizede “fethetmek” kelime grubunun gerçek anlamında kullanılıp kullanılmadığını belirtiniz. Bu sanatın adını söyleyiniz.

5. Fethetmek kelime anlamı açmak olarak kullanılmıştır. Fethetmek kelimesi hem gerçek anlamıyla hem de mecazi anlamıyla kullanıldığı için kinaye vardır.

 

6. a. Aşağıdaki bilgiyi okuyunuz.

Sultan (Padişah): Divan şiirinde şeh, şehriyar, sultan, server, hüsrev, hân, hakan vb. adlarla anılan padişah özellikle medhiyelerde gerçek kişiliğiyle de anılır. Ancak gazellerde padişahtan bahsedildiği zaman çoğunlukla sevgili kastedilmektedir. Bu durumda sevgili denen padişahın kulları, ordusu, ülkesi, taç ve tahtı vb. vardır. Padişahın özelliği adalettir. Âşık sevgiliden bunu ister.

 

b. “Sultan (Padişah)” imgesinin rubaide yer aldığı dizeyi bulunuz. İmgenin, şiirde nasıl kullanıldığını açıklayınız. Buradaki söz sanatını belirtiniz.

b. Dördüncü dizede kullanılmıştır. Benzetmenin dört unsurundan biri kullanıldığı için istiare yapılmıştır.

 

c. Okuduğunuz rubaide, hangi imgelerin bulunduğunu belirtiniz. Bu imgelerle ilgili bilgi vererek bunların şiirde nasıl kullanıldıklarını açıklayınız.

c. Sevgili aya benzetilmiş, ay imgesi kullanılmıştır. Bunun yanında sevgili, padişaha da benzetilmiştir.

 

ç. Okuduğunuz şiirde en ilginç bulduğunuz imgeyi belirtiniz. Bu imgenin hayalinizde neleri canlandırdığını açıklayınız. Bu imgelerle söz sanatlarının işlevini belirtiniz.

ç. Cevabı size kalmış.

 

7. a. Rubaide geçen “şûh, nazir, mâh, nigâh, hazâin” gibi Arapça ve Farsça kelimelerin şair tarafından niçin kullanıldığını tartışınız. Sonucu kısaca belirtiniz.

a. Birincisi şairlerimiz aruzla yazıkları için aruzda önemli olan seslerin açık ve kapalı olmasıdır. Türkçedeki seslerde açık ve kapalı ünlü durumları yoktur. Yani â, û, î gibi sesler yoktur. Bu aruz ölçüsünü ve ses değerini tutturmak için önemlidir. İkincisi ise bizim divan şairlerimiz Arap ve İran edebiyatından etkilenirken o şiirin estetik yapısı ve imge dünyasını değiştirmeden almışlardır.

 

b. Şiirde kullanılan imgeler, söz sanatları ve nazım şeklinin özelliklerinden hareketle rubainin, ait olduğu kültürle (gelenekle) ve toplumla ilişkisini açıklayınız.

b. Kullanılan dil, imgeler(mazmunlar), söz sanatları, nazım şekilleri Arapça ve Farsçadan geçmiştir. Geldiği kültür ve toplum arasında sıkı bir ilişki vardır. Çünkü Osmanlı toplumunda da sanat anlayışı olarak 13. Yüzyıldan beri bir etkileşim görülmektedir. Bizim şairlerimiz de bunları hiç değişmeden olduğu gibi ama zaman içerisinde de geliştirerek kullanmıştır.

 

c. Şiirin okuyucu kitlesini belirtiniz.

c. Divan şiirinin hedef kitlesi yüksek zümre diye bilinen okumuş ve medrese eğitimi görmüş kimselerdir.

 

8. Aşağıdaki soruları okuduğunuz rubaiye göre cevaplayınız.

a. Rubainin teması evrensel midir? Neden?

a. Evrenseldir ve bu tema her dönemde ele alınabilir.

 

b. Şair, temayı işlerken yüce ve yüksek olan soyut kavramlardan (imgelerden) nasıl yararlanmıştır? Açıklayınız.

b. Padişah kavramını dışında kullanılan durum yoktur. Her şairin kullanıldığı imgeleri kullanmıştır ki zaten divan şiirinde önemli aynı imgeleri farklı bir anlatım tarzı içinde ele almak.

 

c. Şair, şiirinde temayı ve imgeleri divan şiirinin kendine özgü hangi zevk ve anlayışı çevresinde geliştirmiştir? Düşüncelerinizi belirtiniz.

c. Divan şiiri estetiğinde sevgilinin güzellik unsurları vardır ki yüzü ay gibidir. Burada kullanılmıştır. Bunun yanında sevgili padişaha benzetilir ve aşıklarda gedaya yani dilenciye benzetilir ki şah u geda ifadesidir. Yani şiirde kullanılan durumlar divan şiirin estetiğine uygun yazılmıştır.

 

ç. Okuduğunuz şiirde anlatılanların yaşanması mümkün müdür? Şairin; gözlem, izlenim, sezgi ve kişisel duyarlılığı şiire nasıl yansımış olabilir?

ç. Mümkün değildir. Şiiri şiir yapan şeyler kesinlikle şairin gözlemi, sezgisi ve duygularıdır. Bunlar olmadan ortaya pek bir şey koymak mümkün değildir.

 

9. Okuduğunuz şiirde yan anlamıyla kullanılan kelimeleri bulunuz. Şiirin yan anlamıyla kullanılan kelimeler bakımından zengin olup olmadığını söyleyiniz.

9.

10. Rubaideki duygu ve düşüncelerin günümüz şarkı ve şiirlerinde ele alınıp alınmadığını örneklerle açıklayınız.

10. Bu duygu günümüzde şarkılarda dile getirilmiştir.

 

11. Okuduğunuz rubaiyi Destan Dönemine ait bir koşukla tema, nazım birimi, dil – anlatım yönüyle karşılaştırınız. Sonuçları aşağıdaki tabloya yazınız.

Ölçütler Rubai Koşuk Benzerlikler Farklılıklar
Tema Sevgilinin vefasızlığı Aşk, tabiat Temaları konu sevgiliden bahsetmesi itibariyle benzer.  
Nazım Birimi Tek Dörtlük Dörtlük Nazım birimleri benzer  
Dil ve Anlatım Arapça ve Farsça kelimelerde dolu kalıplaşmış bir anlatıma sahip Yabancı etkilerden uzak sade bir dile yazılmıştır.   Dil ve anlatımları farklılık gösterir.

 

 

 

12. Rubaiyi ilk okuduğunuzda neler hissettiğinizi belirtiniz. Şiiri birkaç kez okuduktan sonra neler hissettiniz? Acaba Nabî’nin bu şiiri yazarken hissettikleriyle sizinkiler arasında bir benzerlik olabilir mi? Düşüncelerinizi açıklayınız.

12. Cevabı size kalmış.

 

13. a. Nabî ile ilgili edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınıza aktarınız.

b. Okuduğunuz şiirden ve Nabî’nin hayatıyla ilgili edindiğiniz bilgilerden yola çıkarak şairin fikrî ve edebî yönü hakkındaki çıkarımlarınızı kısaca yazınız.

 

A ve b maddelerine beraber cevap verilmiştir.

NABİ (1642-1712)

Divan edebiyatında “didaktik (öğretici) şiir” çığırını açmıştır. Şiirlerinde heyecan ve duygu öğelerine az yer vermiş; toplum düzensizliklerini, hayatın kişiyi kötülüklere götüren yönlerini göstermeye çalışmış; din, ahlak ve töreyle ilgili öğütler vermiştir. Şiirlerinde hikmetli sözlere, atasözlerine yer vermiştir. Şiiri düşüncelerini anlatmada bir araç olarak görmüştür. Dili devrine göre oldukça sade, üslubu sağlam ve akıcıdır. Oğluna yazdığı nasihatlerden oluşan “Hayriye” ve bir aşk macerasını anlattığı “Hayrabat” adlı iki mesnevisi vardır.

Nabi Eserleri:

-Divan

-Hayriye: Ahlaki ve didaktik bir mesnevidir.

-Hayrabat: Bir aşk macerasını anlatan mesnevidir.

-Tuhfetü’l -Haremeyn: Hac yolculuğu anlatılır.

-Münşeat: Mektuplardan oluşur.

 

 

Sayfa 137-141 – Murabba 

 

MURABBA

Perîşân-hâlin oldum sormadın hâl-i perîşânım

Gamından derde düşdüm kılmadın tedbîr-i dermanım

Ne dersin rüzgârım böyle mi geçsin güzel hânım

Gözüm canım efendim sevdiğim devletlü sultânım

 

Esîr-i dâm-ı aşkın olalı senden vefa görmem

Seni her kande görsem ehl-i derde âşinâ görmem

Vefa vü aşinalık resmini senden reva görmem

Gözüm canım efendim sevdiğim devletlü sultânım

 

Değer her dem vefasız cerh yayından bana bin ok

Kime şerh eyleyem kim mihnet ü endûh u derdim çok

Sana kaldı mürüvvet senden özge hîç kimsem yok

Gözüm canım efendim sevdiğim devletlü sultânım

 

Gözümden dem-be-dem bağrım ezip yaşım gibi gitme

Seni terk etmezem çün ben beni sen dahi terk etme

igen çok zâlim olma ben gibi mazlûmı incitme

Gözüm canım efendim sevdiğim devletlü sultânım

 

Katı gönlün neden bu zulm ile bî-dâda râgıbdır

Güzeller sen gibi olmaz cefâ senden ne vâcibdir

Senin-teg nâzenîne nâzenîn işler münâsibdir

Gözüm canım efendim sevdiğim devletlü sultânım

 

Nazar kılmazsan ehl-i derd gözden akıdan şeyle

Yamanlıkdır işin uşşak ile yahşi midir böyle

Gel Allah’ı seversen bendene cevr etme lûtf eyle

Gözüm canım efendim sevdiğim devletlü sultânım

 

Fuzûlî şîve-i ihsanın ister bir gedâyındır

Dirildikçe seg-i kuyun ölende hâk-i payındır

Gerek öldür gerek ko hükm hükmün rây rayındır

Gözüm canım efendim sevdiğim devletlü sultânım

Fuzûlî Fuzûlî Divanı

 

Günümüz Türkçesiyle

Senin yüzünden hâli perişan (acınacak, bir insan) oldum.

(Sen ise) perişan hâlimi sormadın,

Senin gamından derde düştüm; derdime derman bulma yoluna gitmedin.

Zamanım (hep) böyle mi geçsin? Ne dersin güzel hânım (efendim, padişahım)?

Gözüm, canım, efendim, sevdiğim, devletli sultanım!

 

Aşkının tuzağının tutsağı (oldum) olalı, senden vefa görmem.

Seni her nerede görsem dertlilere aşina görmem.

Senin vefa ve aşinalık tarzını sana yaraşır görmem.

Gözüm, canım, efendim, sevdiğim, devletli sultanım!

 

Vefasız feleğin yayından her an bana bin ok değer.

Kime açıp anlatayım ki derdim, kaygım, belam (pek) çok.

Mürüvvet sana kaldı, senden başka hiç kimsem yok.

Gözüm, canım, efendim, sevdiğim, devletli sultanım!

 

Durmadan yüreğimi ezerek, yaralayarak gözümden akıp giden gözyaşlarım gibi gitme.

Madem ben seni bırakmıyorum, sen de beni bırakıp gitme.

Sakın, çok zalim olma; benim gibi (bir) mazlumu incitme.

Gözüm, canım, efendim, sevdiğim, devletli sultanım!

 

Katı (merhametsiz) yüreğin neden bu zulme ve işkenceye isteklidir, düşkündür?

Güzeller senin gibi (merhametsiz) olmaz, cefa sana neye vacip (gerekli) olsun?

Senin gibi nazlı, latif güzele (cefa gibi kaba işler değil) nazlı işler, latif işler uygundur,

Gözüm, canım, efendim, sevdiğim, devletli sultanım!

 

Dertlilerin gözlerinden akıttıkları sel gibi gözyaşlarına bakmıyorsun, aldırmıyorsun.

İşin âşıklara kötülük etmek, böyle (davranmak) güzel mi?

Gel, Allahını seversen, kuluna cevretme, lütfeyle!

Gözüm, canım, efendim, sevdiğim, devletli sultanım!

 

Fuzûlî, ihsanının (iyilik ve lütfunun) şivesini, tarzını (güzellere yaraşan biçimini) isteyen bir dilencindir.

Yaşadığı sürece bulunduğun yerin köpeği, öldüğünde ayağının toprağıdır.

İster öldür, ister bırak (yaşat); hüküm senin hükmün, düşünce senin düşüncendir.

Gözüm, canım, efendim, sevdiğim, devletli sultanım!

 

1. Okuduğunuz şiiri ahenk unsurları yönünden inceleyerek tespitlerinizi aşağıya yazınız. Konuşmadaki vurgu ve tonlamayla dizelerdeki ses ve söyleyiş arasında nasıl bir ilişki kurulabileceğini açıklayınız.

1. Ses akışı (aliterasyon, asonans): Ses akışı sağlayan sözcükler vardır.

Birinci dörtlükte n, m sesleri aliterasyon, e ve a sesleri asonans

İkinci dörtlükte r, n, m sesleri aliterasyon, e ve a sesleri asonans

Üçüncü dörtlükte n, m sesleri aliterasyon, e ve a sesleri asonans

Dördüncü dörtlükte n, m sesleri aliterasyon, e ve a sesleri asonans

Beşinci dörtlükte n, m sesleri aliterasyon, e ve a sesleri asonans

Altıncı dörtlükte n, m sesleri aliterasyon, e ve a sesleri asonans

Yedinci dörtlükte n, m, y sesleri aliterasyon e ve a sesleri asonans olarak kullanılmıştır.

 

Söyleyiş özelliği : Ahenkli bir söyleyişe sahiptir. Özellikle kafiye ve iç seslerdeki sözcükler bu şiire söyleyiş güzelliği katmıştır.

Ritim (açık ve kapalı hecelerin söylenişi): Aruz ölçüsü ile yazıldığı seslerin açık kapalı oluşu önemlidir.” hâl-i perîşânım, Perîşân-hâlin , tedbîr-i dermanım , sultânım, âşinâ Esîr-i dâm-ı, mazlum, gedâyındır, şîve-i ihsanın, âvâreler “ gibi sözcüklerde açık ve kapalı heceler bulunmaktadır. Bu şekliyle de aruzun tutması ve uygulanması için önemlidir.

Ses benzerlikleri (kafiye): Kafiyeli yazılmıştır.

Birinci dörtlükte -ân sesi zengin kafiye (uzun ünlüden dolayı zengin kafiye) –ım sesi ise redif

İkinci dörtlükte -â sesi tam kafiye (uzun ünlüden dolayı tam kafiye) görmem sözcüğü ise redif

Üçüncü dörtlükte -ok sesi tam kafiye olarak kullanılmıştır ama redif yoktur.

Dördüncü dörtlükte –it sesi tam kafiye –me sesi redif

Beşinci dörtlükte –ib sesi tam kiafiye –dir eki ise redif

Altıncı dörtlükte -yle sesi zengin kafiye olarak kullanılmıştır ama redif yoktur.

Yedinci dörtlükte –ây sesi zengin kafiye (uzun ünlüden dolayı zengin kafiye) – ındır sesi ise redif olarak kullanılmıştır.

 

Nakarat dize : Gözüm canım efendim sevdiğim devletlü sultânım

 

2. Okuduğunuz şiirde ses ve anlam yönünden kendi içinde bütünlük oluşturan birimleri belirleyiniz. Bu birimlerin özelliklerini ve bunlara ne ad verildiğini söyleyiniz. Ayrıca her bir birimin diğer birimlerle ses ve anlam yönünden ilişkisini açıklayınız.

2. Dörtlüklerden oluşmuştur.

 

3. a. Murabba hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınıza aktarınız.

a.

MURABBA

Murabba bent adı verilen dört dizelik kıt’alardan oluşan şiir türüdür. Kelime anlamı “dörtlük” demektir.

Uyak düzeni genelde aaaa/bbba/ccca/ddda/… şeklinde olmakla beraber, ilk bendi kafiyeli olmayan ya da sonraki bentlerde kafiyesi tekrarlanmayan murabbalar da vardır. Çoğu zaman üç ila yedi bentten oluşur.

Divan edebiyatında 15. yüzyılda sultanü’ş-şuara (şairler sultanı) unvanlı Ahmet Paşa tarafından kullanılmıştır. Tanzimat edebiyatında da Namık Kemal bu türün başarılı örneklerini vermiştir.

19. yüzyılın ikinci yarısından itibaren şarkı şeklinde bestelenen eserlerin büyük bir kısmı murabba tarzında yazılmıştır.

 

b. Okuduğunuz şiiri, yapı özellikleri yönünden incelemek için aşağıdaki soruları cevaplayınız (Bu inceleme için 9. sınıf II. ünite “Şiir İnceleme, Şiirde Yapı” bölümünde öğrendiğiniz bilgilerinizden yararlanınız.).

 

b.

Nazım birimi ve sayısı :Dörtlüklerden oluşmuş olup 7 tanedir.

Uyak düzeni : aaaa, bbba, ccca, ddda, eeea, fffa, ggga şeklindedir.

 

Şairin mahlasının bulunduğu dörtlük : Yedinci dörtlüktür.

Fuzûlî şîve-i ihsanın ister bir gedâyındır

Dirildikçe seg-i kuyun ölende hâk-i payındır

Gerek öldür gerek ko hükm hükmün rây rayındır

Gözüm canım efendim sevdiğim devletlü sultânım

 

c. Okuduğunuz şiirin, hakkında bilgi edindiğiniz murabbanın özellikleriyle benzerlik gösterip göstermediğini belirtiniz.

c. Murabba ile birebir özellik göstermektedir.

 

ç. Okuduğunuz murabbada dörtlüklerin temalarını aşağıdaki şema üzerine yazınız. Daha sonra da murabbanın temasını ilgili bölüme not ediniz. Dörtlüklerin ve murabbanın teması arasındaki ilişkiyi açıklayınız.

ç.

1. dörtlüğün teması: Sevgiliye sitem

2. dörtlüğün teması: Sevgiliye sitem

3. dörtlüğün teması: Sevgiliye sitem

4. dörtlüğün teması: Sevgiliye sitem

5. dörtlüğün teması: Sevgiliye sitem

6. dörtlüğün teması: Sevgiliye sitem

7. dörtlüğün teması: Sevgiliye sitem

Murabbanın teması: Sevgiliye sitem

 

• Yukarıdaki şemadan hareketle “Şiiri meydana getiren birimlerin ortak paydası temadır.” denilebilir mi? Tartışınız ulaşılan sonucu belirtiniz.

• Ortak bir paydada buluşmuşlardır.

 

4. XVI. yüzyılın güçlü sesi Fuzûlî, murabbada coşkuyla yaşadığı aşkını ve tutkunu olduğu sevgilisini anlatıyor. XVI. yüzyıl şairi Bakî’nin daha önce okuduğunuz gazelini ve Fuzûlî’nin murabbasını tema ve söyleyiş yönünden karşılaştırınız. Buradan hareketle XVI. yüzyılda Osmanlı Devleti’nin yapısıyla o dönem şiirinin söyleyiş özelliği (coşkulu, kendine güvenen sesi) arasında nasıl bir bağlantı olduğunu açıklayınız.

4. Her ikisi de aşkı anlatmaktadır. Her ikisi de din dışı konularda yazmışlardır. Osmanlı yapısıyla ilgisi vardır. Bu dönemde Osmanlı gücünün ve kuvvetinin zirve noktasındadır. Artık devlet ilerleyebileceği bütün sınırlara ilerlemiş, devlet erkanından bütün halka kadar hepsinde kendine güvenleri gelmiş ve bu güven edebiyattan sanata, kültürden sosyal ve ekonomik hayata kadar kendini hissettirmiştir. Bu dönemde tema olarak kullanılan konularda genelde din dışı konulardır ki bu iki şairin dışında da bu temayı çok rahat şekilde görebilmekteyiz.

 

5. Fuzûlî’nin birinci dörtlükte dile getirdiği duyguyu açıklayınız. Bu duyguyu hangi kelimelerle belirttiğini söyleyiniz. Şairin bu dörtlükte dile getirdiği duyguyu, diğer dörtlüklerde farklı kelimelerle tekrar edip etmediğini tartışınız. Sonucu bir cümleyle aşağıya yazınız.

5. Sevgiliye duyulan sitem var. Bu duyguyu dile getirirken kendi kötü halinin anlatmak için perişan, dert, derman kelimeleri kullanmıştır. Diğer dörtlüklerde de aynı kelimeler olmasa da vefa , cefa, cevr gibi kelimeleri kullanmıştır.

 

Fuzûlî, şiirinin temasını ve kullandığı imgeleri aktarırken hangi dinî kelimelerden faydalanmıştır? Şair aynı zamanda duygularını dile getirirken divan şiirinin kendine özgü zevk ve anlayışından nasıl etkilenmiştir? Belirtiniz.

Merhamet, Allah, ihsan gibi kelimeler kullanmıştır. Şair divan şiir estetiğin oldukça etkilenmiştir. Ona göre aşk acısı çekmek en güzel durumdur ve şairin çektiği cefanın yüce olduğuna inanır divan şairi ki aynısını Fuzuli’de görmek mümkün.

 

6. Murabbanın ilk dörtlüğünde “rüzgâr” kelimesi gerçek anlamında mı kullanılmıştır? “Rüzgâr”ın hangi anlamda kullanıldığını belirterek bu sanatın adını söyleyiniz. Şiirde bu şekilde kullanılan diğer kelimeleri de bulup onların nasıl kullanıldıklarını açıklayınız.

6. Gerçek anlamı dışında kullanılmıştır. Zaman anlamında kullanılmıştır. Burada rüzgar hem yel hem de zaman anlamında kullanıldığı için tevriye sanatı vardır.

 

7. a. Daha önce padişah imgesiyle ilgili edindiğiniz bilgi ışığında, murabbanın tamamında Fuzûlî’nin sevgilisine hitap etmek, onu yüceltmek için kullandığı benzetmeyi ve buna karşılık kendisini niçin mazluma benzettiğini açıklayınız.

a. Sevgiliye padişah benzetmiş ama daha padişahlardan farklı olarak şair burada eziyet ve cefa gördüğü için padişahın zulmettiğini düşünmektedir. Halkına zulmeden padişaha benzetir.

 

b. Aşağıdaki bilgiyi okuyunuz.

dam (dâm) : Tuzak, ağ; sevgilinin saçlarının kıvrımlarıyla şairin gönül kuşuna bir tuzak, bir benttir. Âşığın gönül kuşu bu dama yakalandığı zaman asla kurtulamaz, belki kurtulmak da istemez. Bu dâm, onun kolunu kanadını da kırmış sayılır. Ayrılık içindeki âşığın kolunun kanadının kırık olması gibi.

Dam imgesinin şiirde geçtiği dörtlüğü bularak kelimenin burada nasıl kullanıldığını açıklayınız. Şairin kullandığı bu imgeler gözünüzün önünde nasıl bir manzara canlandırıyor? Açıklayınız.

 

b. Esîr-i dâm-ı aşkın olalı senden vefa görmem

Seni her kande görsem ehl-i derde âşinâ görmem

Vefa vü aşinalık resmini senden reva görmem

Gözüm canım efendim sevdiğim devletlü sultânım

Yukarıdaki dörtlükte geçmektedir dam imgesi. Şair yukarıdaki dam imgesinin açıklamasına uygun olarak tuzak olarak kullanmış ve bu tuzağa düştüğünden beri sevgiliden ilgi ve alaka görmediğinde şikayetçidir.

 

c. Murabbadaki diğer imgeleri bulup açıklayınız. Dörtlüklerde kullanılan ortak imgeleri sıralayınız.

c. Rüzgar, ok, sultan, geda, vefasız cerh (dünya), seg-i kuy, cefa gibi imgeler kullanılmıştır.

 

ç. Murabbadaki bu imge ve söz sanatlarının şiirde nasıl bir işlevi olduğunu açıklayınız.

ç. İmge ve söz sanatları şiirdeki estetik sanat anlayışını ortaya çıkarmıştır. Dam kelimesi ile tuzağa düşen kuşu anlatarak kendi durumunu ona uyarlayarak anlatmış olması sanatsal yönünü ortaya koymaktadır. Bu durumu gerçek anlamlı kelimelerle anlatsa ortada sanat olmayacak ve bu şiiri hemen hemen herkes yazabilir.

 

8. a. “tedbir-i derman, esîr-i dâm-ı işkun, âşinâ, cerh, dem-be-dem vb.” Arapça ve Farsça kelimelerin murabbada kullanılma nedenlerini tartışınız. Sonuçları sıralayınız.

a. Birincisi şairlerimiz aruzla yazıkları için aruzda önemli olan seslerin açık ve kapalı olmasıdır. Türkçedeki seslerde açık ve kapalı ünlü durumları yoktur. Yani â, û, î gibi sesler yoktur. Bu aruz ölçüsünü ve ses değerini tutturmak için önemlidir. İkincisi ise bizim divan şairlerimiz Arap ve İran edebiyatından etkilenirken o şiirin estetik yapısı ve imge dünyasını değiştirmeden almışlardır.

 

b. Murabbada kullanılan imgeler, söz sanatları, nazım şeklinin özelliklerinden hareketle, divan şiirinin geldiği kültürle (gelenekle) ve toplumla ilişkisini açıklayınız.

b. Kullanılan dil, imgeler(mazmunlar), söz sanatları, nazım şekilleri Arapça ve Farsçadan geçmiştir. Geldiği kültür ve toplum arasında sıkı bir ilişki vardır. Çünkü Osmanlı toplumunda da sanat anlayışı olarak 13. Yüzyıldan beri bir etkileşim görülmektedir. Bizim şairlerimiz de bunları hiç değişmeden olduğu gibi ama zaman içerisinde de geliştirerek kullanmıştır.

 

c. Yukarıdaki incelemeniz sonucunda murabbanın okuyucu kitlesini belirtiniz.

c. Divan şiirinin hedef kitlesi yüksek zümre diye bilinen okumuş ve medrese eğitimi görmüş kimselerdir.

 

ç. Okuduğunuz şiirin hangi gelenekte yazıldığını belirtiniz.

Ç. Divan şiir geleneğine uygun yazılmıştır.

 

9. Murabbanın temasının evrensel olup olmadığını söyleyiniz. Şair, temayı
işlerken yüce ve yüksek olan soyut kavramlardan (imgelerden) nasıl yararlanmıştır? Açıklayınız.

9. Teması evrensel olup bu tema her devirde işlenebilir. Şah, geda, cevr, cefa, derman, mihnet gibi soyut kelimeleri kullanarak içinde bulunduğu durumu izah etmiştir. Zaten divan şiiri soyut bir şiirdir.

 

10. Fuzûlî, murabbanın temasını ve şiirde kullandığı imgeleri hangi dinî kelime ve divan şiirinin kendine özgü zevk ve anlayışı çevresinde geliştirmiştir? Düşüncelerinizi bir paragraf şeklinde yazınız. Yazınızı sınıfta arkadaşlarınızla paylaşınız.

10. Allah, mürüvvet, mihnet kelimeleri kullanmaktan geri durmamıştır. Divan şiirinin kullandığı imge ve hayal dünyasında dini kültürün etkisi çok büyüktür. Gerektiğinde din dışı konularda bile yazarken dini literatürü kullanabilir. Mesela sevgilinin güzelliği anlatırken Hz. Yusuf’u anlatmadan onu örnek vermeden geçemez.

 

11. Okuduğunuz murabbada, şairin dile getirdiklerinin yaşanması mümkün müdür? Tartışınız. Ulaştığınız sonucu kısaca ifade ediniz. Bu sonuçta şairin gözlem, izlenim, sezgi ve kişisel duyarlılığının önemini açıklayınız.

11. Mümkün değildir. Şiiri şiir yapan şeyler kesinlikle şairin gözlemi, sezgisi ve duygularıdır. Bunlar olmadan ortaya pek bir şey koymak mümkün değildir.

 

12. Murabbada yan anlamıyla kullanılan kelimeleri bulunuz. Şiirin yan anlam bakımından zengin olup olmadığını açıklayınız.

12.

 

13. Murabbadaki duygu ve düşüncenin, günümüz şarkılarında da ele alınıp alınmadığını örnekler vererek açıklayınız.

13.

 

14. Murabbayı ilk okuduğunuzda neler hissettiniz? Şiiri birkaç kez okuduğunuzda neler hissettiniz? Acaba şairin bu şiiri yazarken hissettikleriyle sizin hissettikleriniz arasında benzerlik olabilir mi? Düşüncelerinizi açıklayınız.

14. Cevabı size kalmış…

 

15. Fuzûlî’nin murabbasını, aşağıda verilen koşukla tema, nazım birimi, dil-anlatım yönünden karşılaştırınız. Sonuçları aşağıdaki tabloya yazınız.

Üdiğ mini komıttı (Aşk beni coşturdu ve heyecanlandırdı.

Sakınç manga yumıttı Dert bana (geldi ve bende) toplandı.

Könglüm angar emitti Gönlüm o (güzel)e meyletti;

Yüzüm mening sargarur Yüzüm (o yüzden) sararıyor.)

 

Ölçütler Murabba Koşuk Benzerlikler Farklılıklar
Tema Aşk Aşk Temaları noktasında benzerlik gösterir.  
Nazım Birimi Dörtlük Dörtlük Nazım birimi benzer  
Dil ve Anlatım Arapça ve Farsça kelimelerde dolu kalıplaşmış bir anlatıma sahip Yabancı etkilerden uzak sade bir dile yazılmıştır.    

 

16. a. Fuzûlî ile ilgili edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınızla paylaşınız.

a.

FUZULİ (?-1556)

Kerbela’da doğmuş ve yaşamıştır. İyi bir eğitim görmüş, Arapça ve Farsçayı çok İyi öğrenmiştir. Şiirlerinde Azeri Türkçesinin etkileri görülür. Dönemine göre oldukça sade bir dille yapıtlar vermiştir. Divan edebiyatının birçok türünde yapıt vermesine rağmen “gazel şairi” olarak tanınmıştır. Şiirlerinde en önemli öğeler tasavvuf ve aşktır.” Leyla ile Mecnun” adlı mesnevisinde bu konuyu ustaca dile getirmiştir. Şiirin temelinin İlim, özünün sevgi olduğuna inanmıştır. Sevilen insan bir araç, onun varlığında görünür hale gelen Tanrı İse tek amaçtır. Ona göre gerçek varlık Tanrı’dır. Bütün nesneler ve evren, Tanrının bir görünüş alanıdır.

Fuzuli Eserleri

-Divan (Türkçe)

-Divan (Farsça)

-Divan (Arapça)

-Leyla İle Mecnun: Sevgiliden ayrılmanın acısının, sevgiliye duyulan aşktan ilahi aşka geçişin işlendiği, mesnevi biçiminde yazılmış bir hikâyedir.
-Şikâyetname: Hiciv türünün çok çarpıcı bir örneği olan, maaşını alamadığı için Nişancı Mehmet Paşa’ya yazmış olduğu, edebiyatımızda önemli bir mektup örneğidir.
-Hadikatu’s Süeda: Kerbela olayının yer yer manzum parçalarla anlatıldığı mensur bir yapıttır.
-Şah ü Geda, Beng ü Bade,Sakiname: Mesnevi

 

b. Âşk derdiyle hoşem el çek ilâcımdan tabîb

Kılma derman kim helakim zehri dermânındadur.

Fuzûlî

(Ey tabip! Ben aşk derdinden hoşnutum, bu dert ile iyiyim.

Bana ilaç vermekten vazgeç. Derdime derman bulma; zira, beni öldürecek zehir senin ilacının içindedir.)

Fuzûlî’nin yukarıdaki beyti ve murabbasından hareketle fikrî ve edebî yönü hakkındaki çıkarımlarınızı aşağıya yazınız.

 

b. Fuzuli’ye göre sevgilinin verdiği acı, çektirdiği cefa şair için bir mutluluktur. Sevgili naz yaptıkça aşk tazelenir, muhabbet artar. Bu nedenle de sevgilinin nazından, çektirdiği acıdan şikayet edilmez, sevgiliye gücenilmez, tam tersine mutlu olunur. Fuzuli aşk derdiyle hoştur. Bu derdi giderecek derman istemez. Şuna inanır ki kendisi için en büyük tehlike onu aşk ızdırabından uzaklaştırmak isteyen öldürücü dermandır

 

 

Sayfa 141-145 – ŞARKI 

 

ŞARKI

Bir safa bahşedelim gel şu dil-i nâ-şâda

Gidelim serv-i revanim yürü Sa’d-âbâd’a

İşte üç çifte kayık iskelede âmâde

Gidelim serv-i revanim yürü Sa’d-âbâd’a

 

Gülelim oynayalım kâm alalım dünyâdan

Mâ-i tesnîm içelim çeşme-i nev-peydâdan

Görelim âb-ı hayât aktığın ejderhâdan

Gidelim serv-i revanim yürü Sa’d-âbâd’a

 

Geh varıp havz kenarında hırâmân olalım

Geh gelip kasr-ı cinan seyrine hayran olalım

Gâh şarkı okuyup gâh gazel-hân olalım

Gidelim serv-i revanim yürü Sa’d-âbâd’a

 

İzn alıp cum’a namazına deyü mâderden

Bir gün uğrılıyalım çerh-i sitem-perverden

Dolaşıp iskeleye doğru nihan yollardan

Gidelim serv-i revanim yürü Sa’d-âbâd’a

 

Bir sen-ü bir ben-ü bir mutrıb-ı pâkîze-edâ

İznin olursa eğer bir de Nedîm-i şeydâ

Gayrı yârânı bu günlük edip ey şûh feda

Gidelim serv-i revanim yürü Sa’d-âbâd’a

 

Nedim

Nedim Divanı

hzl.: Abdülbaki GÖLPINARLI

 

Günümüz Türkçesiyle

Gel şu neşesiz gönüle bir neşe bağışlayalım.

Gidelim selvi boylu (şahnişli) güzelim yürü

Sâ’dâbâd’a. işte üç çifte kayık iskelede hazır.

Gidelim selvi boylu (şahnişli) güzelim yürü Sâ’dâbâd’a.

 

Gülelim, oynayalım, dünyadan arzumuzu alalım.

Yeni Çeşme’den Tesnim suyu (cennet suyu) içelim.

Ejderha’nın ağzından hayat suyu aktığını görelim.

Gidelim selvi boylu (şahnişli) güzelim yürü Sâ’dâbâd’a.

 

Bazen gidip havuz kenarında salına salına dolaşalım.

Bazen gelip Kasr-ı Cinân’ı seyredelim, hayran olalım.

Bazen şarkı okuyup bazen gazel söyleyelim.

Gidelim selvi boylu (şahnişli) güzelim yürü Sâ’dâbâd’a.

 

Valideden “Cuma namazına gidiyoruz.” diye izin alıp

Zulmedici felekten bir gün çalalım.

Gizli (tenha) yollardan iskeleye doğru dolaşıp

Gidelim selvi boylu (şahnişli) güzelim yürü Sâ’dâbâd’a.

 

Bir sen, bir ben, bir de güzel şarkı (gazel) söyleyen biri,

Eğer iznin olursa bir de aşktan çılgına dönmüş

Nedim Ey şuh (neşeli güzel), öbür dostları bugünlük feda edip

Gidelim selvi boylu (şahnişli) güzelim yürü Sâ’dâbâd’a.

 

1. Okuduğunuz şiiri, ahenk unsurları yönünden inceleyerek tespitlerinizi aşağıya yazınız. Konuşmadaki vurgu ve tonlamayla dizelerdeki ses ve söyleyiş arasında nasıl bir ilişki kurulabileceğini açıklayınız.

 

1. Ses akışı (aliterasyon, asonans): Ses akışı sağlayan sözcükler vardır.

Birinci dörtlükte n, m sesleri aliterasyon, â ve e sesleri asonans

İkinci dörtlükte l, m, n, d sesleri aliterasyon, a ve e sesleri asonans

Üçüncü dörtlükte g, l, m, n sesleri aliterasyon , a ve e sesleri asonans

Dördüncü dörtlükte d ve n sesleri aliterasyon, a ve e sesleri asonans

Beşinci dörtlükte d sesi aliterasyon , a ve e sesleri asonans olarak kullanılır.

 

Söyleyiş özelliği : Ahenkli bir söyleyişe sahiptir. Özellikle kafiye ve iç seslerdeki sözcükler bu şiire söyleyiş güzelliği katmıştır.

Ritim (açık ve kapalı hecelerin söylenişi): Aruz ölçüsü ile yazıldığı seslerin açık kapalı oluşu önemlidir.” dil-i nâ-şâda , âmâde, Mâ-i tesnîm , dünyâdan , çeşme-i nev-peydâdan , ejderhadan, âb-ı hayât “ gibi sözcüklerde açık ve kapalı heceler bulunmaktadır. Bu şekliyle de aruzun tutması ve uygulanması için önemlidir.

Ses benzerlikleri (kafiye): Kafiyeli yazılmıştır. Düz uyak şeklinde kafiyelenmiştir.

Birinci dörtlükte a sesi redif, âd sesleri zengin uyak (uzun ünlü olduğu için zengin uyaktır.)

İkinci dörtlükte dan sesi redif, â sesleri tam uyak (uzun ünlü olduğu için tam uyaktır.)

Üçüncü dörtlükte olalım sözcüğü redif, ân sesleri zengin uyak (uzun ünlü olduğu için zengin uyaktır.)

Dördüncü dörtlükte den sesi redif, ar/er sesleri tam uyak

Beşinci dörtlükte redif yoktur, edâ sesleri zengin uyak

Olarak kafiyelenmiştir.

 

2. Okuduğunuz şiirin ses ve anlam yönünden kendi içinde bütünlük oluşturan birimlerini belirleyiniz. Bu birimlerin özelliklerini söyleyerek bunlara ne ad verildiğini belirtiniz. Ayrıca her birimin diğer birimlerle ses ve anlam yönünden ilişkisini açıklayınız.

2. Dörtlüklerden oluşmuştur.

 

3. a. Şarkı nazım şekli hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınıza aktarınız.

a.

ŞARKI

Divan şiirine Türklerin kazandırdığı bir türdür. Şarkı, Divan şiirinde bestelenmek için, uygun ölçü kalıpları ile yazılan ve çoğunlukla 4 dizelik bendlerden oluşan nazım birimidir. Kafiye düzeni; x değişken aa xa şeklindedir.

Aruz ölçüsünün her kalıbı ile kullanılır. Dörtlüklerden kurulan musammat da denebilir. Murabbaya benzer. 5 ya da 6 dizelik bendlerden de oluşabilir. Üçüncü dizeye meyan, dördüncü dizeye nakarat denir. Aşk, sevgili, ayrılık, içki ve eğlence konularında yazılır. Divan edebiyatının ilk şarkı yazarı Nail-i Kadim’dir. Lale Devrinde ise en önemli temsilcisi Nedim’dir. En çok şarkıyı Enderunlu Vasıf yazmıştır.

Müzikte, türkünün karşıtı olarak, Şarktan gelen, batılı anlamında kullanılır.

Şarkı çeştli ses sanatçıları tarafından söylenerek Türk toplumunun musikisinde önemli bir yer tutmaktadır. Şarkıda şair son bendde mahlasını söyler. Şarkıda her bentin üçüncü mısrası miyan(orta) miyanhânedir. Miyan daha çok şarkının en güzel ve dokunaklı bölümüdür. Bestenin en önemli bölümüdür. Şarkıların konusu genellikle aşk, sevgilinin güzelliği, eğlence ve içkidir. Halk edebiyatında türkü türünün divan edebiyatına yansıması gibidir.

 

b. Okuduğunuz şiiri yapı özellikleri yönünden incelemek için aşağıdaki soruları cevaplayınız (Bu inceleme için 9. sınıf II. Ünite “Şiir İnceleme, Şiirde Yapı” bölümünde öğrendiğiniz bilgilerinizden yararlanınız.).

Nazım birimi ve sayısı :D örtlük olup 5 birimden oluşmuştur.

b.

Uyak düzeni: aaab, cccb, dddb, eeeb, fffb uyaklanır.

Nakarat (meyan) olan dize : Gidelim serv-i revanim yürü Sa’d-âbâd’a

Şairin adının geçtiği birim : 5. Dörtlük olup

Bir sen-ü bir ben-ü bir mutrıb-ı pâkîze-edâ

İznin olursa eğer bir de Nedîm-i şeydâ

Gayrı yârânı bu günlük edip ey şûh feda

Gidelim serv-i revanim yürü Sa’d-âbâd’a

 

c. Okuduğunuz şiirin, şarkının (kuralları önceden belirlenmiş divan edebiyatı nazım şeklinin) özellikleriyle benzerlik gösterip göstermediğini belirtiniz.

c. Daha önceleri okuduklarımıza benzemiyor çünkü şarkı nazım şekli ilk defa Lale devri şairi Nedim tarafından Divan şiirine kazandırılmış bir türdür. Anonim Halk edebiyatındaki türküye benzer özellikler gösterir.

 

ç. Okuduğunuz şiirin dörtlüklerinin temalarını aşağıdaki şema üzerine yazınız.

ç.

1. dörtlüğün teması: Neşelenmek ve eğlenmek

2. dörtlüğün teması: Neşelenmek ve eğlenmek

3. dörtlüğün teması: Neşelenmek ve eğlenmek

5. dörtlüğün teması: Neşelenmek ve eğlenmek

4. dörtlüğün teması: Neşelenmek ve eğlenmek

Şarkının teması: Neşelenmek ve eğlenmek

 

• Şiirde birimlerin, ortak bir tema etrafında birleşip birleşmediğini söyleyiniz. “Birimlerin ortak paydası temadır.” ifadesi hakkındaki düşüncelerinizi belirtiniz.

• Ortak bir tema etrafında birleşmişlerdir.

 

4. a. Osmanlı Devleti’nin XVIII. yüzyıldaki siyasi, sosyal ve kültürel durumu hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınızla paylaşınız.

a. Osmanlı devletinin egemen olan anlayış zevk, sefa ve eğlence dönemi olan Lale devridir. Bu dönemde Osmanlı savaşlardan uzak durmuş, saray ve çevresindeki bürokratlar eğlenceyle vakit geçirir olmuşlardır. Bütün ekonomik dayanağı vergiler ve savaştan elde ettiği ganimetler olan Osmanlı artık gerilemeye başlamış ve halk arasında ekonomik sıkıntılar belirginleşmiştir. Fakat padişah ve çevresi gelen bu tepkilere kayıtsız kalması zaman içerisinde sosyal bir patlamaya dönüşmüş ve Patrona Halil İsyanı ile bu dönem kanlı bir şekilde sonlanmıştır. Bu dönemde bir lale tohumuna binlerce altın verildiği bilinmektedir. Yine en çok olarak saraylar ve köşkler yapılmaktadır. Gezi yerleri çok meşhurdur ki şiirde de geçen Sa’d-âbâd, Feyz-âbâd, Asaf-âbâd bu dönemin en önemli gezi yerleridir.

 

b. Şarkının teması ve şairin söyleyiş özelliğinin Osmanlı Devleti’nin XVIII. yüzyıldaki yapısıyla olan bağlantısını açıklayınız.

b. Yukarıda a. Maddesinde verilen cevaplara bakılınca şiirin anlattığı ile Osmanlının yapısı birebir örtüşmektedir.

 

5. Nedim, şiirin tamamında nasıl bir duyguyu yansıtmaktadır? Şairin bu duygusunu hangi kelimelerle aktardığını açıklayınız. Dörtlüklerde bu duygu hâlini aynı kelimelerle mi ifade ettiğini tartışınız. Sonucu kısaca belirtiniz.

5. Nedim, gezmek, eğlenmek , dünyadan mutluluk duymanın içerisindedir. Bu duyguyu, en güzel ikinci dörtlüğün birinci dizesi olan “Gülelim oynayalım kâm alalım dünyâdan ” dizesi ele vermektedir. Özellikle de Sa’d-âbâd’a diye bilinen gezi yerinin ismini vermesi de bu duygunun sonucudur.

 

6. Şiirin birinci dörtlüğünde “bağışlamak” kelimesinin ve ikinci dörtlüğünde “kâm almak” kelime grubunun gerçek anlamlarında kullanılıp kullanılmadığını açıklayınız. Bu açıdan diğer dörtlükleri de inceleyiniz. Gerçek anlamıyla ve gerçek anlamı dışında kullanılan kelime veya kelime grupları varsa söyleyiniz.

6. Gerçek anlamlarıyla kullanılmamıştır.

 

7. a. “Serv (servi)” imgesi hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınıza aktarınız.

a. Serv ya da selvi kelimesi selvi ağacı olarak kullanılır ki sevgilinin boyunun uzunluğu ve inceliği ile kullanılır. Selvi ağacı rüzgarda sallandığı gibi sevgili de yürürken sallana sallanan yürümesi bu durumla özdeşleşir.

 

b. Nedim’in “serv-i revanim” diye kastettiği kimdir? Şair o kişiyi neden açıkça belirtmeyip böyle bir söyleyişi tercih etmiştir? Bu sanatın adı nedir? Şairin yerinde siz olsaydınız servi yerine hangi imgeyi kullanırdınız?

b. Sevgilidir. İmgeler ya da kalıplaşmış mazmunlar şiire ayrı bir estetik zevk katar. Burda benzetmenin dört unsurundan sadece biri söylendiği için “istiare” sanatı kullanılmıştır.

 

c. Tesnim, cennetteki ırmaklardan birinin adıdır. Kur’an-ı Kerim’de de geçen bu ırmağın adını şair niçin kullanmıştır? Bu sanatın adını belirtiniz. Dörtlüklerdeki diğer imgeleri de siz bulup açıklayınız.

c. Daha önce de dediğimiz Divan şiirinin oluşmasında İslam kültür ve medeniyeti etkilidir. Din dışı konular da yazılsa mutlaka terminoloji olarak din kullanılır. Mesela sevgilinin yüz güzelliğinden bahsedilecekse Hz. Yusuf imgesi kullanılır.

 

ç. Şiirde kullanılan ortak imge/imgeleri belirtiniz.

ç. Servi revan , Mai Tesnim , ab-ı hayat, ejderha, şuh, şeyda gibi kelimeler imge olarak kullanılmıştır.

 

8. Şair, duygu ve düşüncelerini niçin imge ve söz sanatlarıyla anlatmıştır? Belirtiniz. Şiiri okurken bu imge ve söz sanatlarının gözünüzün önünde neleri canlandırdığını şarkıdan örneklerle açıklayınız.

8. İmgeler insana doğrudan ve sıradan anlatım farklılaştırıp anlatımı daha gizemli hale getirerek okuyucu anlatımın daha etkili kılmasına vesile olur. Mesela sevgili için uzun boylu kelimesini herkes kullanır ve böyle kullanılırsa da çok sıradan olur ama onu sallanan bir ağaca benzetmek anlatımı daha etkili kılar ki bunu da herkes yapamaz o dönem içinde.

 

9. a. Ejderha imgesi hakkında edindiğiniz bilgiyi arkadaşlarınızla paylaşınız.

a. Ejderha: Dîvân şiirinde sevgilinin saçı, uzunluğu, siyahlığı, özellikle de kıvrımlı oluşu bakımından yılana benzetilir. Âşığa göre sevgilinin zülfünü açıp yüzünü rakibe göstermesi, yılanın şeytana cennet kapısını açması gibidir.

 

b. Şarkının ikinci dörtlüğünde “ab-ı hayat (ölümsüzlük suyu)”ın niçin ejderhanın ağzından aktığı söyleniyor? Şair, bu efsanevi varlığı şiirinde hangi amaçla kullanmıştır? Açıklayınız.

b. Şair bu imgeler kullanarak tarihsel ya da efsanevi olaylar üzerinden şiirine sanatsal özellik katmıştır.

 

10. KOŞMA

Görüp cemâlini âşık olduğum Bu güzellik baki kalmaz sevdiğim

Hakkı bir bilirsen ağlatma beni Âşıkın ağlatan gülmez sevdiğim

Uğruna serimi feda kıldığım İyilerden kemlik gelmez sevdiğim

Hakkı bir bilirsen ağlatma beni Hakk’ı bir bilirsen ağlatma beni

 

a. Gevherî’nin koşması ile okuduğunuz şarkının benzer yönlerini belirtiniz.

a. Her iki şiirde tema olarak dünya hayatında insanı üzülmesi değecek bir şey yok. Sevgiliye seslenerek gel gezelim tozalım eğlenelim diyerek anı yaşamayı isterler. Yani konu ve temaları benzer.

 

b. XVIII. yüzyıldaki “Türkî-i Basit” hareketi hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınıza aktarınız.

b. Türkçe kelimelerle şiir söyleme gayreti XVI. yy’da Tatavlalı Mahremi, Aydınlı Visâlî, Edirneli Nazmî tarafından oluşturulmuş bir akım, bir ekoldür. Bu üç şairin özellikle Türkçe kelimeleri kullanarak yeni bir akımı ortaya attıkları görülmekteydi. Ancak yapılan son çalışmalar aslında Türkî-î basit diye bir akımın olmadığını bunun Mahallileşmenin bir başlangıcı olduğunu ortaya koymuştur.

 

c. O dönemdeki Türkî-i Basit anlayışına göre Nedim’in şarkısının dili sadedir. Ancak buna rağmen şarkıda “bahş, dil-i nâşâd, âmâde, kâm, çeşme-i nev peyda, gazel-hân, mutrib-i pakize-edâ, şey-dâ, şûh” gibi Arapça ve Farsça kelimelerin kullanılma nedenini tartışınız. Sonuçları sıralayınız.

c. Birincisi şairlerimiz aruzla yazıkları için aruzda önemli olan seslerin açık ve kapalı olmasıdır. Türkçedeki seslerde açık ve kapalı ünlü durumları yoktur. Yani â, û, î gibi sesler yoktur. Bu aruz ölçüsünü ve ses değerini tutturmak için önemlidir. İkincisi ise bizim divan şairlerimiz Arap ve İran edebiyatından etkilenirken o şiirin estetik yapısı ve imge dünyasını değiştirmeden almışlardır.

 

ç. Şarkının hangi gelenekte yazıldığını ve kendini oluşturan kültür ve toplumla olan ilgisini açıklayınız.

ç. Divan şiir geleneğine uygun yazılmıştır. Osmanlı toplumu oluşturmuştur ki yukarıda da nasıl ortaya çıktığı izah edilmiştir. Toplumun yapısı da dile getirilmiştir.

 

d. Şarkının hangi okuyucu kitlesine hitap ettiğini belirtiniz.

d. Divan şiirinin hedef kitlesi yüksek zümre diye bilinen okumuş ve medrese eğitimi görmüş kimselerdir.

 

11. Şarkının temasının evrensel olup olmadığını ve şairin bu temayı nasıl ifade ettiğini açıklayınız.

11. Bu tema evrenseldir ve her devirde yazılabilir.

 

12. Nedim, şiirde “mai tesnîm, cuma namazı” kelime gruplarını niçin kullanmış olabilir? “Nedim’in, şarkısının teması ve şiirde kullandığı imgeler; dinî söyleyiş ve kelimelerle örülü, divan şiirinin kendine özgü zevk ve anlayışına uygundur.” diyebilir miyiz? Açıklayınız.

12. Daha önce de dediğimiz Divan şiirinin oluşmasında İslam kültür ve medeniyeti etkilidir. Din dışı konular da yazılsa mutlaka terminoloji olarak din kullanılır. Mesela sevgilinin yüz güzelliğinden bahsedilecekse Hz. Yusuf imgesi kullanılır.

 

13. Nedim’in şarkısını okurken gözünüzün önünde nasıl bir manzaranın canlandığını anlatınız. 1817 – 1830 yılları arasındaki Lale Devrinde sürdürülen hayat hakkında edindiğiniz bilgilerden de yola çıkarak kitabınızda okuduğunuz şarkıda, şairin gözlem, izlenim, sezgi ve kişisel duyarlılığının nasıl yansıdığını kısaca aşağıya yazınız.

13. Şair, Lale devri zihniyetini çok iyi yansıtmaktadır. O dönemde herkes gezmek, eğlenmekle meşguldür ve bu dünyadan kam (mutluluk) almak en büyük çabalarıdır. Şair de buradaki gözlemlerini dile getirmiştir ki Nedim’i diğer şairlerden ayıran en büyük özellikte budur. Yani diğerleri soyut ve hayali şiiri yazarken Nedim, bizzat gördüğü yaşamı anlatır.

 

14. Günümüz şairlerinden birinin sevgiliyi anlatan şiiriyle veya bir şarkıyla Nedim’in şarkısındaki duygu ve düşünceleri karşılaştırınız. XVIII. yüzyılda Nedim’in dile getirdiği duygu ve düşüncelerin, günümüz şiirinde de ele alınıp alınmadığını belirtiniz.

14. Ele alınabilir. Bu dönemde temalar birbirinden farklılık gösterir ama dünyanın geçici olduğu ve fani olduğunu vurgulayan şairlerimiz ve şiirlerimiz elbette ki çoktur.

 

15. Şarkıda yan anlamıyla kullanılan kelimeleri bulunuz. Şarkının yan anlam bakımından zengin olup olmadığını açıklayınız.

15.

 

16. Şarkıyı okuduğunuzda neler hissettiniz?
Kısaca açıklayınız. Şarkıyı ilk okuduğunuzda hissettiklerinizle birkaç kez okuduktan sonraki hisleriniz aynı mıydı? Acaba şairin bu şiiri yazarken hislerini anlatmak için kelimelere yüklediği anlamla sizin hissettikleriniz arasında benzerlik olabilir mi? Açıklayınız.

16. Cevabı size kalmış…

 

17. Şarkıyı, Destan Dönemine ait aşağıdaki koşukla tema, nazım birimi ve dil-anlatım yönünden karşılaştırınız. Sonuçları tabloya yazınız.

 

KOŞUK Günümüz Türkçesiyle

Kasınçıgımın öyü Yavuklumu düşünüp

Kadgurar men Kaygılanıyorum;

Kadgurdukça karşı körtlem Kaygılandıkça karşı güzelim,

Kavışıgsayur men Kavuşmak istiyorum!

Küçlüg priştiler Kudretli melekler

Küç birzünin; Güç versin,

Közi karam birle, Gözleri karam ile

Külüşüp en oturalım! Gülüşerek oturalım!

 

Ölçütler Şarkı Koşuk Benzerlikler Farklılıklar
Tema Eğlenmek,

 

Sevgili ile vakit geçirmek

Eğlenmek,

 

Sevgili ile vakit geçirmek

Temaları benzer  
Nazım Birimi Dörtlüklerden oluşur Dörtlüklerden oluşur Dörtlüklerden oluşması benzerdir.  
Dil ve Anlatım Arapça ve Farsça kelimelerde dolu kalıplaşmış bir anlatıma sahip Yabancı etkilerden uzak sade bir dile yazılmıştır.   Dil ve anlatımları farklılık gösterir.

 

 

 

18. a. “Gülelim, oynayalım kâm alalım dünyadan” dizesinin Nedim’in hayat felsefesini ve dünya görüşünü nasıl yansıttığını açıklayınız.

a. Hayat onun için sevmek, eğlenmek ve gününü gün etmekten başka bir şey değildir. İçki ve eğlenceye aşırı biçimde düşkündür. Nedim’e göre yaşamak, dünya nimetlerinden yararlanmak insanın en doğal hakkıdır.

 

19. a. Nedim hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınızla paylaşınız.

b. Nedim’in aşağıdaki şiirini okuyunuz.

Sevdiğim canım yolunda hâke yeksan olduğum

İyddir çık nâz ile seyrâna kurbân olduğum

Ey benim aşkında bülbül gibi nâlân olduğum

İyddir çık nâz ile seyrâna kurbân olduğum

Nedim

(Sevgilim, canım yoluna toprak olsun. Bayramdır, kurban olayım, naz ile gezmeye çık. Ey aşkıyla bülbül gibi inlediğim Nazınla, edanla gezmeye çık çünkü bayramdır.)

Nedim hakkında edindiğiniz bilgiler ve okuduğunuz şiirlerinden de yararlanarak şairin fikrî ve edebî yönü hakkında çıkarımlarınızı aşağıdaki şemaya yazınız.

Nedim

 

A ve b maddeleri dikkate alınarak cevaplanmıştır.

 

NEDİM (?- 1730)

Lale Devri’nin coşkun, aşk, zevk ve neşe şairidir. Edebiyatımızda “mahallileşme akımını” başlatmıştır, İstanbul’u ve İstanbul Türkçesini, gerçek yaşamı ve dış dünyada gözlemlenebilen gerçek doğayı şiire getirmiştir. Aşk, şarap, tabiat, hayattan zevk alma şiirlerinin başlıca konularıdır. Şiirlerinde dini ve tasavvufi konulara hiç yer vermemiştir. Kullandığı dil, açık, yalın ve ahenklidir. Edebiyatımızda şarkı türünün en önemli ismidir. Şiirlerini “Divan”ında toplamıştır.

 

c. Nedim ile şarkısı arasındaki ilişkiyi açıklayınız.

c. Şairi ile şiiri arasında bir bağ vardır.

 

 

 

 

 

Sayfa -145-150

 

TERKİBİBENT

1. Okuduğunuz şiiri ahenk unsurları yönünden inceleyerek tespitlerinizi aşağıya yazınız.

1. Ses akışı (aliterasyon, asonans): Ses akışı sağlayan sözcükler vardır. S, t ve y gibi sesler aliterasyon olarak kullanılırken a ve e sesi de asonans olarak kullanılmıştır.

Söyleyiş özelliği : Ahenkli bir söyleyişe sahiptir. Özellikle kafiye ve iç seslerdeki sözcükler bu şiire söyleyiş güzelliği katmıştır.

Ritim (açık ve kapalı hecelerin söylenişi): Aruz ölçüsü ile yazıldığı seslerin açık kapalı oluşu önemlidir.” şîre-i engûr, âlûde, maîl-i bûs-ı leb-i câm, bezm-i cihanın “ gibi sözcüklerde açık ve kapalı heceler bulunmaktadır. Bu şekliyle de aruzun tutması ve uygulanması için önemlidir.

Ses benzerlikleri (kafiye): Kafiyeli yazılmıştır. Kafiye düzeni aa, ba, ca, da, ea, fa… şeklinde oluşmuştur.

 

Konuşmadaki vurgu ve tonlamayla dizelerdeki ses ve söyleyiş arasında nasıl bir ilişki kurulabileceğini açıklayınız.

Konuşmadaki vurgu ve tonlamayla dizelerdeki ses ve söyleyiş arasında farklılık olacaktır. Şiir okurken ve yazarken mutlaka ritim, ahengin oluşması için ses ve söyleyiş özelliklerine dikkat ederiz ama konuşurken buna dikkat etmeyiz.

 

2. Okuduğunuz şiirde ses ve anlam yönünden kendi içinde bütünlük oluşturan birimleri belirleyiniz. Bu birimlerin özelliklerini ve bunlara ne ad verildiğini söyleyiniz. Ayrıca her bir birimin diğer birimlerle ses ve anlam yönünden ilişkisini açıklayınız.

2. Beyitlerden oluşmuştur.

 

3. a. Terkibibent hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınıza aktarınız.

a. TERKİB-İ BENT

Terkib-i bend bentlerle kurulan uzun bir nazım biçimidir. Yaşamdan, talihten şikâyet; felsefî düşünceler, dinî, tasavvufî konular ve toplumsal yergilerin işlendiği şiirlerdir. En az beş en fazla on bentten oluşur. Her bent de beş ila 10 beyitten oluşur. Bentlerin kafiye düzeni gazele benzer. Her bendin (terkib-hane, kıta) sonunda vasıta beyti denen bir beyit vardır. Her bendin sonunda farklı vasıta beyitleri kullanılır. Bunlar bentlerden ayrı olarak kendi aralarında uyaklanır. Bentlerin kafiyelenişi gazeldeki gibidir. aa xa xa xa xa xa bb cc xc xc xc xc xc dd … (aa aa aa aa aa aa bb cc cc cc cc cc cc dd) Edebiyatımızda Bağdatlı Ruhî ve Ziya Paşa bu türün iki önemli şairidir. İkisi de toplumsal konularda terkib-i bent yazmıştır.

 

b. Okuduğunuz şiiri yapı özellikleri yönünden incelemek için aşağıdaki soruları cevaplayınız (Bu inceleme için 9. sınıf II. ünite “Şiir İnceleme, Şiirde Yapı” bölümünde öğrendiğiniz bilgilerinizden yararlanınız.).

b.

Nazım birimi ve sayısı : Bendlerden oluşur ama her bende kendi içinde beyitlerden oluşur. Nazım birimi bend olup 2 benddir.

Vasıta beyit (bendiye):

Biz mest-i mey-i meygede-i âlem-i canız

Ser-halka-i cem’iyyet-i peymâne-keşânız

 

Uyak düzeni: Her bende: aa, ba, ca, da, ea, fa, ga, ha şeklinde oluşmuş.

 

c. Okuduğunuz şiirin, hakkında önceden bilgi edindiğiniz terkibibendin özellikleriyle benzerlik gösterip göstermediğini söyleyiniz.

c. Terkibibend ile birebir özellik göstermektedir.

 

ç. Okuduğunuz terkibibendin ve her bendin temasını aşağıdaki şema üzerinde yazınız. Bendlerin temasıyla terkibibendin teması arasındaki ilişkiyi açıklayınız. Şiirin teması, birimlerin ortak paydası mıdır? Düşüncelerinizi belirtiniz.

ç.

1. beytin teması :

Bütün beyitler ve terkibi bendin tamamında bir şekilde dünya hayatının geçiciliği ve ona meyledilmemesi gerektiği vurgulanmıştır.

2. beytin teması :
3. beytin teması :
4. beytin teması :
5. beytin teması :
6. beytin teması :
7. beytin teması :
Vasıta beytin teması:
II. bent
1. beytin teması :
2. beytin teması :
3. beytin teması :
4. beytin teması :
5. beytin teması :
6. beytin teması :
7. beytin teması :
Vasıta beytin teması :
Terkibibendin teması

 

4. XVI. yüzyılın ünlü şairlerinden Bağdatlı Ruhî, 17 bendlik bu terkibibendinde işlediği temayla zamanında büyük bir ün kazanmıştır. XVI. yüzyıl da Osmanlı Devleti’nin yapısıyla aynı yüzyılın şairi Rûhî’nin terkibibendindeki tema ve söyleyiş özelliği (yergici, kendine güvenen) arasında nasıl bir bağlantı olduğunu açıklayınız.

4. 16 .yüzyıl Osmanlı Yükselme dönemi içinde olduğu ama artık halkın kendine olan güveninden dolayı devleti yavaş yavaş duraklama içerisinde girdiği bir dönemdir. Yani nasıl bizden büyük devlet yok dediği bir dönemdir. Bu durum birçok devlet büyüğünde de görülmektedir. Bir özgüven vardır ve belli bir zaman sonra bu olumsuz sonuçlar vermeye başlayacaktır. Bu dönemde Bağdatlı Ruhi gibi sanatçılar da çıkacak gücün, malın, servetin dünya hayatında olmadığını asıl gidilmesi gereken ve sevilmesi gerekenin Allah ve ahiret olduğunu vurgulayacaktır. Bu dönemde Bağdatlı Ruhi gibi sanatçılar çok vardır.

 

5. Sınıfta iki gruba ayrılınız. Grup sözcülerinizi seçiniz. Grup olarak terkibibendin bir bendini seçiniz. Bentlerde dile getirilen duyguları ve bunların hangi kelimelerle yansıtıldığını bulunuz. Bulduğunuz kelimeleri, grup sözcüleriniz aracılığıyla tahtada sıralayınız. Daha sonra bentlerde aktarılan duyguların farklı kelimelerle nasıl yansıtıldığını tartışınız. Sonucu aşağıya kısaca yazınız.

5. Cevabı size kalmış…

 

6. Birinci bendin ilk beytinde geçen “mest” kelimesi, içki sarhoşluğu değil, “Allah’ın huzurunda, onun güzellik ve ihtişamıyla kendinden geçmek” anlamında kullanılmıştır.

• “Harabat” kelimesi, “harabe” kelimesinin çoğuludur ve divan şiirinde şairler “meyhane” anlamında kullanmışlardır. Terkibibentte ise tasavvufi anlamda tekke, ilahî aşk şarabının içilip kendinden geçildiği, gerçeğe ulaşılan yer anlamında kullanılmıştır.

 

• “Engûr” kelimesinin anlamı üzümdür ancak şiirde “şarap” kastedilmektedir.

• Yukarıdaki açıklamalardan yola çıkarak bu kelimelerle yapılan sanatların adını ve şiirde nasıl kullanıldıklarını aşağıya yazınız.

Mest: İstiare

Harabat: İstiare

Engûr: İstiare

Bu incelemenizden sonra terkibibentteki kendi anlamında kullanılmayan diğer kelimeleri de bulup açıklayınız.

 

7. a. “Bezm-i elest” imgesi hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınıza aktarınız.

a. Bezm-i elest: Ruhların aleminde bütün ruhların toplanıp Allah’ın ben sizin rabbiniz değil miyim sorusuna “Bela(evet)” dedikleri yer.

 

b. İlk beyitte geçen “Elest” kelimesiyle şair, neyi kastetmektedir? Şairin, “Bezm-i Elest” imgesini hatırlattığı bu beyitte hangi sanat vardır? Açıklayınız.

b. Telmih sanatı vardır. Burada daha önce dinsel bir olayı hatırlattığı için telmih sanatı vardır.

 

c. Üçüncü beyitte şair, “şarap küpü” anlamındaki kelimeyi, tasavvuf terimi olarak “âşığın kalbi” yerine kullanmıştır. Kelimenin geçtiği beyti okuduğunuzda gözünüzün önünde nelerin canlandığını açıklayarak buradaki söz sanatını söyleyiniz. Şiirdeki diğer imgeleri de siz bulunuz.

c. İstiare vardır.

Kadeh, etek, zahid, cam-ı mey, dilşad, Ferhat gibi imgeler vardır.

 

ç. Şiirdeki birimlerde kullanılan ortak imgeleri sıralayınız.

ç. Kadeh, etek, zahid, cam-ı mey, dilşad, Ferhat gibi imgeler vardır.

 

d. Terkibibentteki imge ve söz sanatlarının nasıl bir işlevi olduğunu açıklayınız.

d. İmgeler insana doğrudan ve sıradan anlatım farklılaştırıp anlatımı daha gizemli hale getirerek okuyucu anlatımın daha etkili kılmasına vesile olur. Mesela sevgili için uzun boylu kelimesini herkes kullanır ve böyle kullanılırsa da çok sıradan olur ama onu sallanan bir ağaca benzetmek anlatımı daha etkili kılar ki bunu da herkes yapamaz o dönem içinde.

 

8. İkinci bendin son beytinde Necef incisi olarak kastedilen, Hz. Ali’dir. Onun türbesi de Bağdat yakınlarındaki Necef’tedir. Şairin, bu kelimelerle hangi söz sanatını yaptığını açıklayınız. Belirttiğiniz söz sanatının şiirdeki işlevini söyleyiniz.

8. Yine istiare yapılmıştır. Çünkü inci diye benzetilen benzetmenin dört unsurundan sadece biri kullanılırsa istiaredir. Aynı zamanda tarihi karakteri hatırlattığı için telmih sanatı yapılmıştır. Estetik zevk katmıştır.

 

Terkibibentte söz edilen diğer efsanevi kişileri de siz belirleyiniz. Bunların şiire katkısını açıklayınız.

Ferhat diyerek Ferhat ile Şirin hikayesine gönderme vardır.

 

9. a. “Şîre-i engûr, mest, harabat, pay-ı hum, şikest, peymâne, irşâd” Arapça ve Farsça kelimelerinin şiirde kullanılma nedenlerini tartışınız. Sonuçlarını sıralayınız.

a. Birincisi şairlerimiz aruzla yazıkları için aruzda önemli olan seslerin açık ve kapalı olmasıdır. Türkçedeki seslerde açık ve kapalı ünlü durumları yoktur. Yani â, û, î gibi sesler yoktur. Bu aruz ölçüsünü ve ses değerini tutturmak için önemlidir. İkincisi ise bizim divan şairlerimiz Arap ve İran edebiyatından etkilenirken o şiirin estetik yapısı ve imge dünyasını değiştirmeden almışlardır.

 

b. Şiirdeki imgeler, söz sanatları ve nazım şeklinin özelliklerinden hareketle terkibibendin ait olduğu kültürle (gelenekle) ve toplumla ilişkisini açıklayınız.

b. Divan şiir geleneğine uygun yazılmıştır. Toplumun yapısı da dile getirilmiştir.

 

c. Yukarıdaki incelemelerinize göre terkibibendin hangi gelenekte yazıldığını ve hangi okuyucu kitlesine hitap ettiğini söyleyiniz.

c. Divan şiirinin hedef kitlesi yüksek zümre diye bilinen okumuş ve medrese eğitimi görmüş kimselerdir.

 

10. Terkibibendin temasının evrensel olup olmadığını söyleyiniz. Ruhî, bu temayı işlerken yüce ve yüksek olan soyut kavramlardan (imgelerden) nasıl yararlanmıştır? Açıklayınız.

10. Bu tema evrenseldir ve her devirde yazılabilir.

 

11. Bağdatlı Ruhî, terkibibendin temasını ve şiirdeki imgeleri hangi dinî kelimeleri ve divan şiirinin kendine özgü zevk ve anlayışını kullanarak geliştirmiştir? Düşüncelerinizi bir paragraf şeklinde yazarak sınıfta arkadaşlarınızla paylaşınız.

11. İslam kültürünün etkisiyle bunları dile getirmiştir. Hz. Ali , dünyanın faniliği, zahid (sofu), mecazi anlamda meyhane, mey, harabat gibi kelimelerle dile getirmiştir.

 

12. Bağdatlı Ruhî, terkibibendin temasında, yaşadığı dönemin sosyal ortamıyla ilgili gözlemlerini, izlenimlerini ve kişisel duyarlılığını yansıtmış olabilir mi? Açıklayınız.

12. Yazar kendi gözlemlerini şiire yansıtmıştır.

 

13. Terkibibentteki yan anlamıyla kullanılan kelimeleri bulunuz. Şiirin yan anlam bakımından zengin olup olmadığını söyleyiniz.

13.

 

14. Terkibibentteki duygu ve düşüncenin günümüz şiirlerinde ve şarkılarında da ele alınıp alınmadığını örnekler vererek açıklayınız.

14.

 

15. Terkibibendi okuduğunuzda neler hissettiniz? Şiiri ilk okuduğunuzda hissettiklerinizle birkaç kez okuduktan sonraki hisleriniz arasında değişiklik var mı? Acaba sizin hissettiklerinizle şairin bu şiiri yazarken hissettikleri arasında bir benzerlik olabilir mi? Açıklayınız.

15. Cevabı size kalmış…

 

16. Terkibibendi Destan Dönemi şiirlerinden daha önce okuduğunuz bir örnekle tema, nazım birimi, dil ve anlatım yönünden inceleyiniz. Sonuçları aşağıdaki tabloya yazınız.

Ölçütler Terkibibent Destan Dönemi Şiiri Benzerlikler Farklılıklar
Tema Dünyanın geçiciliği Aşk, şarap, yiğitlik   Temaları farklı
Nazım Birimi Bent Dörtlükler/td>   Nazım birimleri farklı
Dil ve Anlatım Arapça ve Farsça kelimelerde dolu kalıplaşmış bir anlatıma sahip Yabancı etkilerden uzak sade bir dile yazılmıştır.   Dilleri bakımında farklı

 

17. a. Bağdatlı Ruhî hakkında edindiğiniz bilgileri arkadaşlarınızla paylaşınız.

b. Bağdatlı Ruhî ile ilgili edindiğiniz bilgiler ve okuduğunuz terkibibentten hareketle onun fikrî ve edebî yönü hakkındaki çıkarımlarınızı aşağıya yazınız.

 

a. ve b . maddeleri dikkate alınarak cevaplanmıştır.

BAĞDATLI RUHÎ

Ne zaman doğduğu konusunda kesin bir bilgi yoktur. Asıl adı Osman’dır. Ayaz Paşa’nın bendelerinden olan babası Bağdat’a gelerek gönüllü bölüğe girmiş, evlenmiş, Ruhi orada doğmuştur. Genç yaşında şiir yazmağa başladı. İyi bir öğrenim gördü. Tasavvuf üzerinde çalıştı. Farsçayı iyi öğrendi. Bağdat’a gelen birçok bilgin ve sanatçılarla görüştü. Fuzulî ile tanıştı, birçok yer gezdi. 1605 yılında Şam’da öldü. Gazellerinde kalender ruhunun, pervasız aşkının ve tasavvufî düşüncelerin derin izleri vardır. Terkib-i bentleriyle tanınmıştır. Şiirlerini Divan’da toplamıştır.

 

c. Terkibibent ile şair arasındaki ilişkiyi açıklayınız.

c. Şairi ile şiiri arasında bir bağ vardır.

 

YORUMLAMA – GÜNCELLEME

1. Bu bölümde okuduğunuz metinler; dönemin siyasi, sosyal, kültürel yapısı; etkilenilen Arap ve Fars edebiyatını da dikkate alarak divan şiirini oluşturan zihniyet hakkında bilgi veriniz.

1. İslamiyet’in kabulünden sonra Türkler kitleler halinde müslüman olurken etkilendikleri toplum Arap ve Fars toplumlarıdır ki bu durum hem toplumsal hem kültürel hem de edebiyata yansımıştır. Zaman içerisinde dini hayatı değişen Türkler kültürel yapılarında da değişiklik görülmüş ve bu durum edebiyata yansımıştır. İşte divan şiirini oluşturan temel unsur bu etkilenmenin sonucunda oluşmuştur.

 

2. a. Bu bölümde okuduğunuz divan şiirlerini mısra örgüsü, kafiye düzeni ve temalarına göre

Nazım şekilleri Mısra Örgüsü Kafiye Düzeni Tema
Gazel Beyit aa, ba, ca, da.. Aşk, kadın, şarap
Kaside Beyit aa, ba, ca, da.. Din ve devlet büyüklerine övgü
Rubai Tek Dörtlük aaaa ya da aaba Dünya hayatının geçiciliği
Tuyuğ Tek Dörtlük aaaa ya da aaba Dünya hayatının geçiciliği
Murabba Dörtlük aaaa, bbba, ccca… Sevgili, aşk
Şarkı Dörtlük aaaa, bbba, ccca… Sevgili, aşk
Terkibibent Bent aa, ba, ca, da.. Dünya hayatının geçiciliği

 

b. Okuduğunuz divan edebiyatı nazım şekillerini nazım birimlerine göre gruplandırınız.

b.

Nazım birimi beyit olanlar Nazım birimi dörtlük olanlar
Gazel

 

Müstezat

Kaside

Mesnevi

Kıta

Rubai

 

Tuyuğ

Murabba

Şarkı

 

 

3. Bu bölümde okuduğunuz şiirlerden hangisini beğendiğinizi nedenleriyle belirtiniz.

3. Cevabı size kalmış…

4. Divan şiirlerinden en beğendiğiniz ve ezberlediğiniz beyit ya da dörtlükleri okuyunuz.

4. Cevabı size kalmış…

5. Kitabınızda okuduğunuz terkibibentteki gibi sosyal eleştiri yapılan eserleri nasıl değerlen­diriyorsunuz? Açıklayınız.

5. Cevabı size kalmış…

6. Divan şiiri bölümünde okuduğunuz şiirlerde ortak olarak kullanılan imgeleri sıralayınız. Bunun nedenini açıklayınız.

6. Gül bülbül, meyhane, cam, şarap, selvi, gamze(kirpik), saç, Ferhat, ejderha gibi kelimeler kullanılmıştır.

 

 

DEĞERLENDİRME

1. Divan edebiyatıyla ilgili aşağıda verilen bilgilerden doğru olanları işaretleyiniz.

XXX Divan şiiri yüce ve yüksek olana yöneliktir. Bu nedenle de daha çok soyut olanların sahasında kalmıştır.
XXX Divan şiiri, kendine özgü bir zevk ve anlayışın çevresinde örülüdür.
XXX Divan şiirindeki sesle (söyleyişle) imparatorluk yapısı arasında bir ilişki vardır.

2. I. Nazım birimi beyittir.

II. Beyit sayısı 33-99 arasındadır.

III. Devlet ya da din büyüklerini övmek için yazılır.

IV. Teşbib, girizgâh, tegazzül, methiye gibi bölümleri bulunur.

Özellikleri sıralanan nazım şekli aşağıdakilerden hangisidir?

A. Tuyuğ B. Murabba C. Kaside D. Mesnevi E. Rubai

CEVAP:C

 

3. Nedim ve Fuzûlî’yi karşılaştıran aşağıdaki yargılardan hangisi yanlıştır?

A. Nedim, şiirinde günlük yaşamı yansıtmış, Fuzûlî ise bundan kaçınmıştır.

B. İkisi de kasideden çok gazelde başarılı olmuşlardır.

C. Fuzûlî tasavvuftan etkilenmiş, Nedim ise tasavvufla hiç ilgilenmemiştir.

D. İkisinde de dil, çağdaşlarına göre daha sadedir.

E. İkisinin de “Divanlarından başka “Mesnevi’leri vardır.

(1984 – ÖYS)

CEVAP:E

 

4. “Hayır, hayal ile yoktur benim alışverişim

İnan ki her ne demişsem görüp de söylemişim”

Bu iki dizede, şiirin bütünü ile ilgili özelliklerden hangisi kesin olarak saptanabilir?

A. Yazıldığı dönem

B. Konusu

C. Ölçüsü

D. Kafiye düzeni

E. Nazım biçimi

CEVAP:B

 

5. Aşağıdakilerden hangisi divan şiirinin belirleyici özelliklerinden biri değildir?

A. Aruz vezniyle yazılmış olması

B. Kaside, gazel, mesnevi ve rubai gibi belli nazım şekilleri içinde yazılması

C. Parça güzelliğine değil, bütün güzelliğine önem vermesi

D. Duygu ve düşünceleri kalıplaşmış birtakım söz sanatlarıyla anlatması

E. Yabancı sözcükler ve dil kurallarıyla fazlaca yüklü olması

(1983 – ÖYS)

CEVAP:C

 

6. Aşağıdaki kelimelerden birbiriyle ilgili olanları eşleştiriniz.

Gül-bülbül İmge
Murabba Dörtlük
Nedim Şarkı
Matla Gazel
18 Aralık 2012
Okunma
bosluk

9.Sınıf Edebiyat Etkinlikleri Kitabı cevapları (2012-2013)

9.Sınıf Edebiyat Etkinlikleri Kitabı cevapları (2012-2013)

 

 

Sayfa 76-79 şiir okuma

HAZIRLIK

1. Sınıfınıza getirdiğiniz şiir CD’leri ve kasetlerini dinleyiniz. Şiiri okuyan kişinin ses tonu, telaffuzu hakkındaki düşüncelerinizi belirtiniz.

1.

2. İyi şiir okuyabilmek için neler yapılmalıdır? Düşüncelerinizi belirtiniz.

2. İyi bir ses, vurgu ve tonlama iyi yapılmalı, aynı zamanda şiirde anlatılan, verilen duyguya uygun tonda okunmalı.

3. Divan şiiri, halk şiiri ve modern şiir zihniyeti ve bu şiirlerin hangi şiir geleneğinin ürünü oldukları hakkında yaptığınız araştırma sonucu hazırladığınız raporunuzu sununuz.

3. Divan şiiri, İslamiyet’in kabulünden sonra 13.yüzyılda edebiyatımıza girmiş olan Arap ve İran etkisi görülen bir şiirdir. Halk şiiri, en eski dönemlerden yani sözlü kültürden itibaren yapı ve tema olarak çok değişmeden günümüze gelen ve bizim kendi şiirimizin yapısını oluşturur. Modern şiir ise 19. Yüzyılda Fransız şiirinin etkisiyle oluşmuş şiirimizdir.

 

ÇÖZÜMLEME / İNCELEME

1. a. Sınıfınızda gruplar oluşturunuz. Gruplarınızla “Gazel”, “Türkü”, “Git Bahar”, “Çakıl” ve “Ağustos Çıkmazı” adlı şiirleri okuyunuz. Şiirleri okurken ses ve kelimelerin telaffuzuna dikkat ediniz.

 

1. metin

GAZEL

I. Tûti-i mu’cize-gûyem ne desem lâf değil

Çarh ile söyleşemem âyinesi sâf değil

 

II. Ehl-i dildir diyemem sinesi sâf olmayana

Ehl-i dil birbirini bilmemek insâf değil

 

III. Yine endişe bilir kadr-i dür-i güftârım

Rüzgâr ise denî dehr ise sarrâf değil

 

IV. Girdi miftâh-i der-i genc-i ma’ânî elime

Âleme bezl-i güher eylesem itlâf değil

 

V. Levh-Mahfûz-ı sühendir dil-i pâk-i Nef’î

Tab’-i yârân gibi dükkânçe-i sahhâf değil

Nef’î

 

Günümüz Türkçesiyle

I. Ben, mucize gibi sözler söyleyen bir papağanım; ne söylesem bayağı söz değildir. Felek ile söyleşemem onun aynası (kalbi) saf (temiz) değildir.

II. Kalbi temiz olmayana, gönül ehlidir diyemem. Gönül ehlinin birbirlerini bilmemesi insaflı bir davranış değildir.

III. Her ne kadar zaman alçak ve dünya kıymet bilmezse de sözümüzün incisinin değerini yine düşünce sahipleri bilir, anlar.

IV. Anlamlar hazinesinin kapısının anahtarı elime geçti, âleme inci saçsam, bunları boşuna harcamış olmam.

V. Nef’î’nin temiz kalbi, sözün Levh-i Mahfuz’u (Allah tarafından takdir edilenlerin yazıldığı yazı) gibidir. Dostlarınınki gibi küçücük bir kitapçı dükkânı değildir.

 

2. metin

TÜRKÜ

Gurbet elde bir hâl geldi başıma

Ağlama gözlerim Mevlâm kerimdir

Derman ararken derde dûş oldum

Ağlama gözlerim Mevlâm kerimdir

 

Hüma kuşu yere düştü ölmedi

Dünya Sultan Süleyman’a kalmadı

Dedim, yâre gidem, nasip olmadı

Ağlama gözlerim Mevlâm kerimdir

 

Kâğıda yazılmış ufak yazılar

Anadan ayrılmış körpe kuzular

Derdi olan yüreğinden sızılar

Ağlama gözlerim Mevlâm kerimdir

Anonim

 

3. metin

GİT BAHAR

Çekil, bu gölgeli yolda gezinme,

Bahar, bakışların yine pek sarhoş

Yanılıp gönlüme misafir inme

Kapısı kilitli, mihrabı bomboş,

 

Mâbeddir orası, meyhane değil!

 

Ziyalar, kokular, sesler, çiçekler…

Ömrümün her günü başka bir düğün!

Bülbüller koynunda aşkı çiçekler,

Güller dökülürler göğsüne bütün:

 

Gerçekten güzelsin, efsane değil.

 

Altınlı başında papatya niçin?

Sarı saçlarına pembe gül takın!

Git bahar, gönlümde ibadet için

Diz çöken kızları ürkütme sakın!

 

Kalbime girme, o kâşane değil!

 

Git bahar, git bahar… Uzaklarda gül

Denize renginden bırak hediye;

Ufuklarda gezin, semaya süzül,

Kalbime sokulma “Peymâne!” diye,

 

Gördüklerin kandil… Peymâne değil!

 

Halide Nusret ZORLUTUNA

 

4. metin

ÇAKIL

Seni düşünürken

Bir çakıl taşı ısınır içimde

Bir kuş gelir yüreğimin ucuna konar

Bir gelincik açılır ansızın

Bir gelincik sinsi sinsi kanar

 

Seni düşünürken

Bir erik ağacı tepeden tırnağa donanır

Deliler gibi dönmeye başlar

Döndükçe yumak yumak çözülür

Çözüldükçe ufalır küçülür

Çekirdeği henüz süt bağlamış

Masmavi bir erik kesilir ağzımda

Dokundukça yanar dudaklarım

Seni düşünürken

Bir çakıl taşı içimde

Bedri Rahmi EYUBOĞLU

 

5. metin

AĞUSTOS ÇIKMAZ

I

beni koyup koyup gitme

ne olursun

durduğun yerde dur

kendini martılarla bir tutma

senin kanatların yok

düşersin yorulursun

beni koyup koyup gitme

ne olursun

 

bir deniz kıyısında otur

gemiler sensiz gitsin bırak

herkes gibi yaşasana sen

işine gücüne baksana

evlenirsin çocuğun olur

sonun kötüye varacak

beni koyup koyup gitme

ne olursun

 

elimi tutuyorlar ayağımı

yetişemiyorum ardından

hevesim olsa param olmuyor

param olsa hevesim

yaptıklarını affettim

seninle gelemeyeceğim attilâ ilhan

beni koyup koyup gitme

ne olursun

Attilâ İLHAN

 

b. Şiir okumada ses ve kelimelerin telaffuzunun niçin önemli olduğunu grubunuzla tartışınız.

b. Şiirde anlam kadar duyguyu verebilmek için telaffuzda önemlidir. Çünkü doğru okunmadığı zaman duygu içerikli bir şiir komedi unsuru oluşturabilir.

 

c. Tartışmanız sonucu ulaşılan görüşü okuduğunuz şiirlerden örnekler vererek açıklayınız.

c.

ç. Okuduğunuz şiirlerin yazılmasına sahip olan zihniyet ve şiirin ait olduğu gelenek şiiri okumanızda etkili oldu mu? Niçin?

ç. Şiirlerin okunmasında gelenek ve zihniyet biraz etkili de olsa güzel olan her şiiri okumakta sıkıntı duymayız.

 

2. a. “Git Bahar” adlı şiiri önce alçak bir ses tonuyla ve heyecansız olarak, daha sonra da yüksek bir ses tonuyla ve coşkulu bir biçimde okuyunuz.

a.

b. Bu okuma biçimlerinden hangisinde kullandığınız ses ve söyleyişin şiire daha çok yakıştığını nedenleriyle belirtiniz.

b. Tabi ki heyecanla ve coşkulu şekilde olanı daha çok yakışıyor. Diğeri şiirin anlamında uzak düşmemize neden oluyor.

 

c. “Çakıl” adlı şiir “Git Bahar” adlı şiirle aynı ses ve söyleyişle okunabilir mi? Düşüncelerinizi belirtiniz.

c. Okunamaz. Duyguları farklı. Bütün şiirler aynı ses tonu ve söyleyişle okunmaz.

 

ç. Şiirlerde ses ve söyleyişi iyi kullanmanın niçin önemli olduğunu belirtiniz.

ç. Ses ve söyleyiş en az anlam kadar önemlidir. Hatta Ahmet Haşim gibi şiirdeki ahengi ve sesi anlamdan daha önemli gören şairlerimiz de vardır.

 

3. a. “Ağustos Çıkmazı” adlı şiiri tekrar okuyunuz. Şiiri okurken hissettiğiniz ahenk unsurlarını belirtiniz.

a. Serbest nazımla yazılmıştır. Ahengi sağlayan iç sesler vardır.

 

b. Ahenk ve anlam ilişkisi iyi şiir okumak için gerekli midir? “Ağustos Çıkmazı” adlı şiirden örneklerle düşüncenizi açıklayınız.

b. Gereklidir. Biri olmadan eksik kalır diye düşünüyoruz.

 

4. a. Bu konuda incelediğiniz şiirlerden birini ya da sevdiğiniz bir şiiri ezberleyiniz.

a.

b. Ezberlediğiniz şiirden ne anladığınızı anlatınız.

b.

c. Ezberlediğiniz şiirde şair hangi olayı durum ya da hissi okuruna iletmek istemiştir? Belirtiniz.

c.

ç. Şiir ezberlemenin o şiiri anlama ve yorumlamadaki önemini ezberlediğiniz şiirden örneklerle açıklayınız.

ç.

 

ANLAMA – YORUMLAMA

1. a. Sınıfınızda bir şiir dinletisi düzenleyiniz. Ezberlediğiniz şiirleri arkadaşlarınıza okuyunuz.

a.

b. Sevdiğiniz şiirlerden oluşturduğunuz antolojinizden metinler okuyunuz. Sınıfta okunan, beğendiğiniz şiirleri antolojinize ekleyiniz.

b.

2. İncelediğiniz gazelin beyitleri arasında anlam bütünlüğünün olması şiiri okumanızda etkili oldu mu? Nasıl?

2. Hayır. Gazel zaten beyitleri arasında anlam bütünlüğü olmadan nazım şeklidir.

 

3. “Git Bahar” şiirinde savaşın değil de baharın kovulması ne tür duyguların tepkisidir? Bu şiiri okuyunca hissettikleriniz, gazeli ya da türküyü okuyunca hissettiklerinizle aynı mıdır? Niçin?

3. Halide Nusret Zorlutuna, Milli edebiyat zevk ve anlayışı ile şiir yazan şairimizdir. Kurtuluş savaşı içerisinde baharın gelmesinin kimseye bir katkısı olmadığı düşündüğü için böyle yazmıştır. Gazel ve türküdeki anlamla bu şiirin anlamı aynı değildir.

 

4. “Çakıl” şiirinde, kişisel duygulanmanın sanatla ortaya konulması vardır. Sizce bu şiir nasıl bir ses tonuyla okunmalıdır?

4. Bu şiirde kişinin kendi içindeki çıkmazları ele alınmıştır dolayısıyla bu şiir daha duygusal okunmalı.

5. “Ağustos Çıkmazı” şiirini okuduğunuzda neler hissettiniz? Siz ne tür durumlarda bu şiirdeki duyguları yaşarsınız? Açıklayınız.

5.

 

DEĞERLENDİRME SORULARI

1. Aşağıda adları verilen metinlerin hangisinin telaffuzu daha zordur?

A. Türkü

B. Git Bahar

C. Gazel

D. Çakıl

E. Ağustos Çıkmazı

CEVAP:C

 

2. Bir şiiri okurken aşağıdaki özelliklerin hangisine dikkat etmezsiniz?

A. Şiirdeki ses ve kelimelerin doğru telaffuz edilmesine

B. Şiirdeki ahenk unsurlarının okumaya yansıtılmasına

C. Şiirin hangi geleneğe göre oluşturulduğuna

D. Şiirde ritim olup olmadığına

E. Şiirdeki dizeler arasındaki anlam ilişkisinin yansıtılmasına

CEVAP:C

 

4. Şiir okurken şiirleri birbirinden farklı kılan hangi özellikler dikkatinizi çeker? Açıklayınız.

4.

  • Ahenk unsurları
  • Ses ve söyleyiş özellikleri
  • İçinde musiki olması
  • Dizeler arasındaki anlam ilgisi
  • İçerdiği anlam ve duygunun bizde yankı bulup bulmaması

 

5. Aşağıdaki cümleleri okuyunuz. Doğru olanların başına “D”, yanlış olanların başına “Y” yazınız.

( D ) “Çakıl” şiirinde imge kullanılmıştır.

( Y ) “Git Bahar” şiirinde kafiye yoktur.

( D ) Türküdeki “Ağlama gözlerim mevlâm kerimdir.” dizesi nakarattır.

( Y ) “Gazel” didaktik şiire örnektir.

( Y ) “Ağustos Çıkmazı” şiirinde ahenk yoktur.

 

6. Aşağıdaki cümleleri bu bölümde öğrendiğiniz bilgileri kullanarak tamamlayınız.

Şiirde REDİF, kafiye ve SES akışı ahengin oluşmasında yardımcı olur.

Şiir her OKUNDUĞUNDA yeni anlamlar kazanır.

Şiirde anlam okurun BİLGİSİNE,KÜLTÜRÜNE göre değişebilir.

 

 

Fırat Yayınları (şiir dili)

 

1. Aşağıdaki paragrafı ve şiirleri okuyunuz. Bu paragraf ve şiirlerde kullanılan dil, birbirinin aynı mıdır?  Tartışınız. Bulduğunuz ortak sonuçları maddeleyerek bir poster oluşturunuz. Bu posteri sınıfınıza asınız.
 
“Atatürk’ün belli bir sanat anlayışı olduğunu zannetmiyorum. Fakat pek ince ve duygulu bir sanat âşığıydı. Hatta diyebilirim ki bir edebî eseri en iyi, en doğru bir şekilde eleştirmesini bilirdi. Çevresindeki yazarlara ancak bu eleştirmeleri sonunda bir değer verirdi.”
 
Yavuz Bülent BAKİLER
Sana bağlandı gönüller o gün,
Baş kodu yoluna başı olan.
Sana eklendi sevgiler saygılar,
Yüceydin daha da yüceldin o zaman…
Atatürk bir destan oldu koskoca.
Selahattin BATU
Mıhladım çığlıkları
Kanın gökkuşağına
Yıldızların külüyle
Sardım okyanusları
Bağladım birbirine
Çözülmüş bulutları
Kentlerin saatini
Güneşe ayarladım
1. Yukarıdaki düz yazı ile şirin dili aynı değildir. Şiirin dili yan anlam ve mecazlar bakımından zengindir. Söz sanatları  ve imgesel bir dil kullanılırken  düz yazıda daha çok gerçek anlamlı kelimeler kullanılır. Anlatılanlar  da sanatlı değildir.
Olcay YAZICI
2. Yandaki fotoğraf ve resim aynı varlığa ait farklı sanat dallarının ürünüdür. Şiir ve düz yazıda kullanılan dil arasında yanda verilen sanat ürünlerine benzer bir ilişki var mıdır? Açıklayınız.
2. Benzer bir ilişki kurulabilir. İkisi de aynı gerçekliği anlatıyor fakat ifade şekilleri farklıdır. Şiir ve düz yazıda aynıdır. İkisi de aynı şeyi anlatır fakat kullandıkları kelimeler ve  yapı birbirinden farklıdır.
3. Sınıfınıza getirdiğiniz şiir ve düz yazıyı karşılaştırınız. Metinlerde dil nasıl kullanılmıştır? Benzerlik ve farklılıkları belirleyiniz.
3. Düz yazıda anlatılanlarla şiirde anlatılanlar aynı olmaz. Dilleri farklıdır. Şiirin dili imgesel, sanatlı ve yoruma dayalı bir dili vardır.
 
 
İNCELEME
1. metin
2. metin
KAR
1. Mânide kaç cümle vardır? Bu cümleler kaç dizeye yayılmıştır?
1.3 tane cümle vardır ve anlatılar 4 dizeye yayılmıştır.
2. “Kar” adlı metnin ilk bendini bir cümle olarak aşağıya yazınız. Yazdığınız bu cümlede şiirin duyarlılığı var mıdır? Niçin?
2. Şiiri düzyazıya çevirirseniz şiirde verilmek duyarlılık gider.
3. Mâni mi “Kar” şiiri mi doğal dile daha yakındır? Neden? Belirlediğiniz metinde doğal dilin imkânlarından nasıl yararlanılmıştır?
3. Mani,  halk edebiyatıyla ve halk söyleyişine daha yakındır. Doğal dilin olanaklarından faydalanmıştır. Diğer şiirde ise sembolizm ve imge kullanılmıştır.
4. “Kar” şiirinde “düşünce ve mavilik” hangi sıfatlarla nitelendirilmiştir? Siz düşünce ve maviliği hangi sıfatla anlatırdınız? Şair niçin sizinle aynı kelimeleri kullanarak şiir yazmamıştır? Her insanın hayali ve düşüncesi neden birbirine benzemez? Açıklayınız.
4. Her insan başka bir alem olduğu için kendi dünyasında farklılıklar gösterir. Bizim anlatmış olduğumuz ifadelere bir başkası aynı şekilde değerlendirmeyebilir.
5. “Kar” şiirinde şairin sesini sorduğu, kimdir ya da nedir? Şair, “Kar” şiirinde hayallerini kelimelerle anlatabilmiş midir? Niçin? İnsanın hayal ve düşüncelerinin kelimelerle anlatılması mümkün müdür? Neden? Şairlerin, sınırlı olan anlatım gücüyle sınırsız olan hayal ve düşünceleri anlatırken neye başvurduğunu birinci ve ikinci metinden örneklerle açıklayınız.
5. Şairin sesini sorduğu kişi ya da nesne yoruma açıktır. Anlatabilmiştir.  Bazı insanlar bazen hayallerini ve duygularını anlatacak kelimeler bulamayabilirler. Çünkü bu durum kişinin kendisiyle alakalıdır. Ya kelime hazine yetersizdir ya da hayalleri anlatılamayacak ölçüdedir.
[tab:2.Bölüm]
3. metin
DAĞLAR
6. “Dağlar” adlı metnin ilk dörtlüğünde şair, dağların kendisi için önemini anlatırken hangi kelimeleri kullanmıştır?
“Dağ” kelimesi şaire niçin “baş, saç, kar, deli rüzgâr” kelimelerini çağrıştırmış olabilir? Düz yazılarda da şiirlerdeki gibi imgeler kullanılabilir mi? “Yâri ellere vermek, yârini eller almak” kelime grubu çok sık kullanılan bir anlatım tarzıdır. Bu tür durumların anlatıldığı kelime ya da kelime gruplarına “imge” denilebilir mi? Düşüncelerinizi nedenleriyle açıklayınız.
6. Denilebilir çünkü imge soyut kavramları somutlaştırmak olarak ifade edebiliriz. Bu kelimelerle şair içinde durumu somut hale getirmiş oluyor.
4. metin
NE FAYDA!
7. “Ne Fayda!” adlı metinde şair sevdiğine nasıl sesleniyor? Ona niçin “gülden ağır söyleyemeyeceğini” belirtiyor? “Gülden ağır söylemek” sözünü hangi anlamda kullanmış olabilir? Şair “ciğerpare” ve “gül” kelimeleriyle hangi soyut durumu somutlaştırmaya çalışmaktadır?
7. Ciğerparem diye sesleniyor. Gülden ağır söylemek deyimi de incitmemek anlamında kullanılmıştır. Ciğerpare ve gül kavramlarıyla da sevgisini somutlaştırmış oluyor.
8. İncelediğiniz dört şiiri yeniden okuyunuz. Bu şiirlerde soyut düşünceyi somutlaştırmak için hangi imgeler kullanılmıştır? Belirleyiniz. Söz sanatlarının imgelerin oluşmasında nasıl bir işlevi olduğunu belirtiniz.
8. Bazı imgeler söz sanatlarıyla oluşturulur. Teşbih, mecaz, istiare gibi sanatlarda imge söz konusudur.
5. metin
9. Yukarıdaki beyitte hangi varlıktan işiten bir insan davranışı bekleniyor? Hangi varlıktan intizar etmesi (devamlı gözlemek) isteniyor? İnsan olmayan varlıkların (bu beyitte olduğu gibi) insana ait özelliklerle (duyan, düşünen, hareket eden vb.) anlatıldığı sanata ne ad verilir?
9. Gülden insan davranışı bekleniyor. Nergis’in de intizar etmesi bekleniyor. Burdaki söz sanatı da kişileştirme (teşhis) dir.
10. Bakî’nin beytinde, hasreti çekildiği söylenen kim olabilir? Hasreti çeken varlığın adı niçin “gül” olarak adlandırılmıştır? Nergis çiçeğinin mitolojik hikâyesi hakkında neler biliyorsunuz? Beyitteki benzetilen, benzeyen, benzetme yönü ve benzetme edatını bularak aşağıya yazınız.
Beyitte sözü daha etkili bir duruma getirmek için aralarında türlü yönlerle ilgi bulunan iki şeyden, benzerlik bakımından güçsüz durumda olan varlığın adı nedir? Nitelikçe daha üstün olan varlığın adı nedir? Bu sanata ne ad  verilir?
10. Benzetme de zayıf olan “Benzeyen” , güçlü olan “Kendisine Benzetilen”dir. Bu iki unsurun olduğu sanata  benzetme (teşbih) adı verilir.
11. Sınıfınızda iki gruba ayrılınız. Aşağıda verilen beyitlerle “Dağlar” ve “Ne Fayda” adlı metinleri söz sanatı kullanılması açısından karşılaştırınız. Bu şiirlerin aralarındaki farkı belirleyiniz.
11. Kısa olması rağmen Ne Fayda şiirindeki söz sanatları daha yoğundur. Diğer şiirde de var ama o kadar değil.
Ah eylediğim serv-i hırâmânın içindir
Kan ağladığım gonce-i handanın içindir
Fuzulî
(serv- i hırâmân: servi boy, gonce-i handan: gonca gülüş)
Bakî çemende hayli perîşân imiş varak
Benzer ki bir şikâyeti var rûzgârdan
Bakî
(rûzgâr: 1. zaman, 2. yel; çemen: çimenlik, mec. dünya; varak: yaprak)
12. “Serv-i hırâmân, gonce-i handan” benzetmeleri bir imge midir? İmge ile söz sanatlarının oluşturulma amacı ortak olabilir mi? Açıklayınız.
12. Evet  buradakiler imgedir. Ortaktır. Anlatılan soyut ifadeleri daha çarpıcı ve somutlaştırmak için kullanılmıştır.
6. metin
GEÇEN DAKİKALARIM
13. “Geçen Dakikalarım” adlı metinde “dakika” kelimesi sadece bir zaman birimi anlamı mı taşımaktadır? Bu kelimenin çağrıştırdığı kavramlar nelerdir? Bu kelime, şiirde başka hangi anlamları kazanmaktadır? Şiirdeki söyleyiş özelliği ve “nerdesiniz, yerdesiniz”, “dakikalarım, korkarım”; “çaldı, kaldı” kelimelerindeki ses benzerlikleri, şiirin sezdirmek istediği anlama ne ölçüde yardımcı oluyor?
13. Hayır sadece dakika olarak kullanılmamıştır.  Yaptığı çağrışımlar; sararmış yaprak olabilir, yaşlanmış bir kişi olabilir. Ses benzerlikleri de anlama elbette katkısı olacaktır.
14. “Gün geldi, saat çaldı” dizesindeki gün ve saat hangi anlamlarda kullanılmıştır? Şiirde mecaz anlamın, gerçek anlamın önüne çıkmasının nedenini, konuda verilen diğer metinlerden örneklerle açıklayınız.
14. Gün geldi, saat çaldı hayatın son bulması anlamında kullanılmış olabilir. Şiirde şairin asıl vurgulamak istediği temel anlam değil mecaz anlamdır. Şiirde önemli olan mecazların yoğunluğudur.

 

YORUMLAMA – GÜNCELLEME
1. Mânide şair neden yakınmaktadır? Bu metindeki durumu düz yazıyla anlatsaydı aynı kelimeleri kullanabilir  miydi? Neden?
1. Gönlünden şikayetçi. Aynı kelimeler olmazdı. En azından kullandığı benzetme aynı olmayabilirdi.
2. “Kar” adlı metinde nasıl bir doğa manzarası betimleniyor? Şair bu manzara içinde aradığını niçin açıkça söylememiştir?
2. Her tarafta geçenin, maviliğin  ve sesin hakim olduğu tablo çizmiştir. Açıkça söylerse anlam çabucak belirdiği için etkili olmaz.
3. “Dağlar” adlı metinde şair, şehirleri niçin “tuzak” olarak nitelendiriyor? Sizce bu kelime bir imge midir değil midir? Neden?
3. Bu da bir imgedir. Şehirlerin yoğun hayatı insanı köyünden dağlarından uzaklaştırdığı için tuzak ve dolayısıyla şair imge yapmıştır. Bu soyut kavramı da tuzağa benzeterek somutlaştırmıştır.
4. Divan şiirinde kullanılan edebî sanatlar, günümüz şiirlerine yansımış mıdır? Düşüncelerinizi nedenleriyle açıklayınız.
4. Birçoğu yansımış olsa da yanı imgeler aynı şekilde devam etmeyebilir. Gül- bülbül yansımış ama günümüzdeki şairler artık imgeleri Divan şiirindeki gibi kalıplaşmış  ve genel olanı değil de daha yenilikçi ve özel olanı tercih etmişlerdir.
5. “Ne Fayda!” adlı metinde şair sevdiğini “ciğerparem” kelimesiyle anlatıyor ve ciğerinin parçasına benzetiyor. Siz sevdiğinizi hangi benzetme ile anlatırdınız?
5. Size kalmış sorunun cevabı…
6. Zamanın geçiciliğini anlatan bir imge bulunuz. Bulduğunuz imge diğer arkadaşlarınızın bulduğuyla niçin farklı oldu? Tartışınız. Tartışmanız sonucu oluşan ortak görüşünüzü tahtaya yazınız.
6. Herkesin bulduğu imge elbette ki farklı olacak çünkü her inşan farklı düşünür ve farklı duygulara sahip olmakla birlikte her insanın sanatsal bilgisi, görgüsü aynı değildir.
DEĞERLENDİRME
1. Aşağıdaki cümlelerin tamamlayıcısı olan gerekçeleri noktalı yerlere yazınız.
Şiir dili düz yazı dilinden SANATLI BİR SÖYLEYİŞ olduğu için farklıdır.
İmge sınırlı olan VARLIKLARLA sınırsız olan HAYALLER için doğmuştur.
Söz sanatı ile imge DAHA SINIRLI olduğu için birbirinden farklı anlatım biçimidir.
Şiir dilinde KELİMELER için çağrışımı önemlidir.
İmge soyut OLAN VARLIĞI SOMUTLAŞTIRMAK için oluşmuştur.
Şiir anlam için değil AHENK için yazılır.
2. Şiirde imge nasıl sağlanır?
2. Şiirde imge söz sanatlarıyla , mecazlarla ve somutlaştırma gibi özelliklerle sağlanır.
3. Aşağıdakilerden hangisi şiir dili incelenirken aranılacak özellik değildir?
A. Yan anlam
B. Yapı özelliği
C. Söz sanatları
D. İmge
E. Mecaz anlam
CEVAP:B
4. Aşağıdaki şiirde anlam ve ses kaynaşması nasıl sağlanmıştır?
4. Kelime aralarında s sesinin aşağı yazılması ile  hem ses hem de görüntü sağlanmaya çalışılarak anlam pekiştirilmeye çalışılmıştır.
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
18 Aralık 2012
Okunma
bosluk

içerik