Tüm mp3 player fırsatları için tıklayın !

<

Mumyalama nasıl yapılır – mumya örnekleri

Mumyalama nasıl yapılır – mumya örnekleri

1. Ölünün vücudu şarap ve baharatla yıkanır. Tüm parçalar çürümeden kaldırılır. Mumyalamayı yapan ilk önce uzun bir çengel kullanarak dikkatlice beyni çıkartır. Sonra karından derince bir şekilde içeriye doğru keserler ve iç organları dışarı alırlar. (Mide,karaciğer,akciğer ve bağırsaklar).

Image

2. Vücüt, sağlam kurutulmuş tuzun benzeri olan niton'un paketiyle beraber doldurulur. Sonra vücüt natron ile beraber tamamen örtülür ve eğik biçinde yerleştirilir. Böylece vücudun içerisindeli tüm sıvılar dışarıya akar. Vücüt kuru halde mumyanmış olmalıdır, çıkan tüm parçalar da sonra yanına gömülür. 3. Vücüt kurutulurken, iç organlar da kuru olmalıdır ve natronla beraber saklanır. Onlar keten kumaşın şeritleriyle sarılır ve minik tabutun içine yerleştirilir. Sonra 4 bölmeli bir sandığa konulur. 4. Vücüt 40 gün sonra tamamen kurur ve büzülmüş olur. Vücüt boşluğu içinden kaldırılır ve vücüdun içi ve dışı yağ ve güzel kokulu baharatlarla yıkanır. 5. Mumyanın başı ve vücudu yağın içindeki keten kumaşla sımsıkı paketlenir, böylelikle Mısırlılar mumyaladıkları kişinin hayattaki halini yeniden elde etmek isterler. Mumya altın,kolye,yüzük,bilezik ve mücevheratlarla birliklte kapatılırdı. 6. Tüm vücut kefen,kenarlık ve keten kumaşın şeridiyle örtülür. Mumya orijinal büyüklüğüne ve hacmine dönene kadar yapılır. Bu çok karışık bir iştir ve bir hafta gibi uzun bir zaman alır. Küçük esrarengiz nesneler keten örtü tabakasının altına yerleştirilir. 7. Örtmeyi bitirdikten sonra, mumyanın başı ruhunu tanıyana emin olana kadar bir portre maskesiyle örtülür. Maskelenmiş mumya, yaldızlanmış tahta tabutun içine yerleştirilir ve sarcophagus'un içine konur.

18 Şubat 2012
Okunma
bosluk

Tarihten kullanılmış olan İşkence Aletleri

Tarihten kullanılmış olan İşkence Aletleri
Ortaçağ Avrupası herhalde insanlık tarihinin en karanlık dönemlerinden biriydi. Suçlu bulunduğunuzda bunun cezası çok ağırdı. Bu galeride Ortaçağda sıkça uygulanan en akıl almaz ve tüyler ürpertici işkence aletlerini görebileceksiniz.


"İşkence, günümüzde de devam eden eski bir uygulama. Orta çağlarda işkence cezalandırma, sorgulama ve caydırma için kullanılıyordu. Ortaçağlarda kullanılan işkence aletlerini gördüğünüzde o dönemde yaşamanın ne kadar acı verici ve zor olduğunu daha iyi anlayacaksınız. İşte karanlık çağın en karanlık işkence aletleri:

 

Tarih boyunca insanların birbirinden korkunç işkence yöntemlerine maruz kaldığını düşünmek bile ürkütücü. Orta çağ Avrupa’sında, “engizasyon mahkemelerinin” kullandığı işkence aletleri, Çin’lilerin birbirinden ilginç işkence yöntemleri ve meşhur İspanyol işkenceleri bunlardan en bilinenleri. Cezalandırmak, korkutmak, konuşturmak, intikam almak ve maddi çıkar sağlamak işkence nedenleri arasında öne çıkanlar. Değişen şartlar ve yapılan hukuki düzenlemeler işkenceleri azaltmışsa da halen işkence konusu gündemdeki yerini korumaktadır. Günümüzde cezalandırma amaçlı işkencelerden ziyade sorgulama sırasında yapılan işkenceler öne çıkmaktadır. İşkencenin türleri olarak fiziksel ve psikolojik işkenceleri sıralayabiliriz.  Yazımızda bu iki kategori altında yer alan  en ilginç işkence aletlerini ve yöntemlerini inceleyeceğiz.

işkence duygudan arınmış şiddettir… değeri bir hayattır belki ama o hayatı kurtarmaktan acizdir aynı zamanda… eğer işkenceyi yapanlar caniler olsaydı, kendimizi şanslı sayabilirdik… tek bildiğim gerçek şu ki; işkenceciyi yaratan işkencenin kendisidir. “  Jean-Paul Sartre

Fiziksel İşkence Yöntemleri

 

kafa ezici Orta çağ Avrupa’sında utanç veren korkunç işkence yöntemleri

Kafa ezici

Kafa Ezici: Orta Çağ’da özellikle İspanyol engizasyonunda çok sık kullanılmıştır. Fotoğrafta görebileceğiniz bu aletle gerçekleştirilen işkencelerde, kurbanın kafası kase şeklindeki başlığa yerleştirilir ve çenesi alt kısımdaki çubuğa dik gelecek şekilde hizalanır. Daha sonra işkencecinin vidayı yavaş yavaş çevirmeye başlamasıyla kurbanın kafası sıkışmaya başlar. Başlıkla çubuk birbirine gitgide yaklaşırken, ilk olarak kurbanın dişleri kırılmaya başlar ve sonrasında kafatası kırılan kurban, yavaş ve acılı bir şekilde ölür. İspanya’da Müslüman ve Yahudileri, Hristiyanlaştırmakiçin yürütülen çalışmalarda kurulan engizasyon mahkemeleri aracılığıyla birçok insan bu işkencelerden geçerek katledilmiştir. Kilise tarafından günahkar kabul edilen bu insanların yavaş yavaş işkence edilerek öldürülmelerinin sebebiyse günah çıkarmaktı. İşkenceciye bağlı olarak ölümün süreci daha da uzatılabiliyordu. Kafa eziciyle başlanan bir işkencenin yarıda bırakılması durumda kurbanın beyninde, çenesinde ve gözlerinde onarılamayacak hasarlar oluşabiliyordu.

Gergi: Orta çağ’da insanların hafızasına kazınan gerginin en çok acı veren işkence yöntemi olduğuna inanılır. İnsan vücudundaki eklemleri yerinden çıkarmak üzere özel olarak tasarlanmıştı. Gergi, tahta bir çerçeve, ikisi alt kısma sabitlenmiş ve ikisi de üst kısımdaki kulplara bağlanmış olmak üzere toplamda dört halattan oluşuyordu. İşkencecilerin üst kısımdaki kulpları çevirmeye başlamasıyla birlikte yerinden çıkan kollar giderek gerilir ve kurbanın kemikleri kırılır. Eğer işkenceci işleme devam ederse, işlem, kurbanın bacaklarının kopmasıyla sonuçlanabilir. Daha sonraları gergide yapılan değişikliklerle eklenen büyük çiviler, kurbanın gergi üzerindeyken direnmesi durumunda vücuduna batıyordu.

Kazığa Oturtmak: Tarihi süreçte Drakula olarak bilinen Kazıklı Voyvoda, Orta çağın en acımasız liderlerinden biriydi. Kurbanlarını bir kazığın tam üzerine yerleştirir ve kendi ağırlıklarıyla yavaş yavaş kazığa nasıl oturduklarını izlerdi. Bu yöntemde anüsten girip vücudu delerek ilerleyenkazık son olarak göğüsten çıkmaktaydı. Yaklaşık üç gün süren işkence, inanılmaz acı vermekteydi. Drakulanın yaklaşık 20,000 ile 300,000 arasında insanı kazığa oturttuğu tahmin edilmektedir.

yehudanin besigi Orta çağ Avrupa’sında utanç veren korkunç işkence yöntemleri

Yehuda'nın Beşiği

Yehuda’nın Beşiği: Kazığa oturtma yönteminin bir benzeri olan bu yöntemde, piramit şekli verilmiş bir sandalye kullanılır. İplerle bağlanmış durumda olan kurbanın anüsü veya vajinası, piramidin en sivri noktasına gelecek şekilde hizalanır. Zaman ilerledikçe anüs veya vajina gitgide açılır ve bu ölüme kadar gider. İşkenceye utanç boyutu katmak için tamamen çıplak bırakılan kurbanın daha fazla acı çekmesi veya daha hızlı ölmesi için bazen ayağına ağırlıklar bağlanır. Ayrıca aletin çok nadir temizlenmesinden dolayı kurbanın enfeksiyon kapması ve bunun verdiği acıyla da başa çıkması gerekir. İsteğe bağlı şekilde birkaç saat veya günlerce sürdürülebilir. Sürenin uzun tutulması durumunda kurbanın ölümüne yol açar.

Iron Maiden: Mumya tabutuna benzer şeklinde tasarlanmış bir işkence kabini olan Iron Maiden, Orta Çağ’da kullanılan işkence aletlerinden biridir. İçi sivri çivilerle dolu kabine konulan kurban, ayakta hareketsiz durmalıdır. Hareket etmesi halinde çiviler vücuduna batacaktır. Muhtemelen tabutun içinde saatlerce, günlerce kalındığı düşünüldüğünde ortaya akla durgunluk veren bir tablo çıkıyor. Ayakta kalmak için mücadele eden kurban, bir süre sonra yorgunluktan kendini çivilere bırakıyor. Tabir doğru ise, kendi kendine işkence etmek zorunda kalıyor. Kabinin içerisinde belli bir saatin üzerinde kalınması durumunda canlı çıkmak imkansız. Bunların dışında bazı kapaklar içeren Iron Maiden, işkenceci ile kurban arasında iletişimi sağlıyor.

cift catal Orta çağ Avrupa’sında utanç veren korkunç işkence yöntemleri

Çift Çatal

Çift Çatal: İspanyol engizasyonunun süründüren ama öldürmeyen, bu anlamda diğerlerine göre daha insaflı olduğu düşünülebilecek işkence aletlerinden biri Çift Çatal. Ancak insana çok büyük eziyet eden ve işkence yapmak için ideal olan bir araçtır. Bir metal gövde üzerinde her iki tarafında da çatala benzer sivri uçlarbulunacak şekilde tasarlanmıştır. Elleri arkadan bağlanan kurbanın boynuna sabitlenir, bir tarafı göğsüne diğer tarafıysa çene altına gelir. Böylece ne ellerini ne de kafasını oynatabilen kurban saatlerce acı çeker. Vücuduna batan çatal acı çektirse de iç organlara ulaşacak kadar ilerlemez.

İşkence Tekerleği: İşkence tekerleğiyle yapılan işkence, en uzun süreli olandır. Her zaman ölümle sonuçlanır. Kurban tahtadan yapılmış tekerleğe bağlanır ve tekerlek yavaşça döndürülür. Bu sırada işkenceci, kurbanın kemiklerini kolayca kırabilecek çelik baltasıyla bacak kemiklerine vurmaya başlar. Bacak kemikleri paramparça edildikten sonra kurban ölüme terkedilir. Daha kötüsü, bacakları kırılan kurban bazen tekerlekle, birlikteyüksek bir direğin üzerine konulur. Böylece kuşlar halen hayatta olaninsanı yavaş yavaş yerler. Direğe yerleştirilmeyen kurbanlar ise yaklaşık 2-3 gün içerisinde güneşin altına çok büyük acılar çekerek susuzluktanölürler.

Psikolojik İşkence Yöntemleri

cin iskencesi Orta çağ Avrupa’sında utanç veren korkunç işkence yöntemleri

Çin işkencesi

Çinlilerin Su İşkencesi: Gelmiş geçmiş en ilginç işkence türü, Çinlilerin suyla yaptığı iddia edilen işkencedir. Gerçekten uygulanıp uygulanmadığı bilinmeyen su işkencesi, hem fiziksel hem de psikolojik sayılabilir. Kurban, alnı yukarıya bakacak şekilde sabitlenir, ardından üst kısma kurulan bir düzenek sayesinde, su belli bir düzende kurbanın alnına damlar. Ve bir süre sonra her biri balyoz etkisi yapan damlalar, kurbanın çıldırmasına neden olur.

Duyusal Yoksunluk: Bu terim, duyu kullanımında bozukluk, yeterli nitelik ve nicelikte duyusal girdilerin anlamlı olarak değerlendirmemesi anlamına gelir. Benzer psikolojik problemleri olan insanlar bazı uyarıcılara karşıtepkisiz kalabilmektedirler. Peki duyusal yoksunluk neden ve nasıl ortaya çıkar? Kişinin iletişim kuramaması ve yalnız kalması, alışık olduğu çevreden uzak kalması,  organlarda işlev kaybı, duyuların yeterli kalitede kullanılamaması gibi etkenler duyusal yoksunluğa yol açar. İnsan üzerinde yarattığı etkiler ise: düşünce kopukluğu, kavrama bozukluğu, yanlış değerlendirme, hafıza zayıflığı, şaşkınlık, kararsızlıktır. Duyusal yoksunluğun bir işkence olarak kullanıldığı düşündüğünüzde tüyleriniz diken diken olacaktır. Herhangi bir odaya kapatılan kurbanın hayatla bağlantısı tamamen kesilir. Herhangi biriyle iletişim kurması, dışarıya çıkması ve gün ışığı görmesi engellenir. Kapalı kaldığı süre boyunca bu işkenceye maruz kalan kurbanlar, normal hayata döndüklerinde de bu işkencenin izlerinin gölgesinde yaşarlar. İnsanı başka birine dönüştüren bu işkence yöntemi uzun süreli uygulandığında onarılamayacak hasarlaryaratır.

Beyaz İşkence: Duyusal yoksunluğun daha ileri aşaması olan beyaz işkence sonucunda kişi, kimliğini tamamiyle yitirir ve tamamen işkencecinin kontrolüne girer. İran’da uygulanan bu işkence türüne beyaz işkence verilmesinin sebebi ise hapishanedeki birçok şeyin beyaz renkli olmasıydı. Maruz kalan kişilerin söylediklerine göre bir süre sonra söylenen herşeye inanıp, her denileni yapmalarıydı. Hapishaneden ayrıldıktan sonra ise yalnızlığın hayatları boyunca kendileriyle birlikte olduğunu ifade ediyorlardı.

duyu yoksunlugu Orta çağ Avrupa’sında utanç veren korkunç işkence yöntemleri

V for Vendetta isimli filmde Natale Portman'a Duyu Yoksunluğu ve İdam Oyunu olmak üzere iki çeşit işkence uygulanıyordu.

Uyku Yoksunluğu: Son yıllarda sorgulama tekniği olarak kullanılanuykusuz bırakma, işkence olarak nitelendirilmektedir. Kurbanı ruhsal vefizyolojik olarak etkileyen bu hadise, çok rahatsız edici bir işkence türüdür. Uzun süre uykusuz bırakılan kurbanlar, uykusuzluğun, susuzluk ve açlıktan bile daha zor bir durum olduğunu ifade ediyorlar. Yapılan incelemelere göre uzun süre uykusuz kalan insanlarda görülen durumlar şöyle sıralanıyor:düşünce dağılması, idrak etme ve anlama zorluklarıgörsel algı bozuklukları, titreme, hafıza ve konsantrasyon sorunları vs. Sorgulamalar sırasında yapılan işkencelerde, önce kurbanın birkaç gün boyunca uyumasına izin verilmiyor, sonra uyuyabileceği söylenip, uyur uyumaz tekrar uyandırılarak cevabı istenen soru soruluyor.

İdam Oyunu: Aslında birçoğumuzun bildiği fakat adını koymadığı bir diğer psikolojik işkence metodu da kurbanı idam edileceğine inandırmaktır. Kurbana bunu hissettirmek için birçok oyun oynanır. Son dileği istenir,kendi mezarı kazdırılır veya birkaç infaz izletilip bir sonrakinin kendisi olduğu söylenir. İnfazları izleyen mahkum, kendisinin gerçekten infaz edilip edilmeyeceğini bilemeyeceği için bu riski alması pek beklenemez. Sonuç ne olursa olsun bu süreçte kurbanın yaşadığı işkence büyük boyutlardadır. İnsanın doğası itibariyle en çok korktuğu şeylerin başında ölüm gelir ve bu işkencenin en büyük silahı da budur.

Diğer İşkence Yöntemleri

İlaç İşkencesi: Yine son yıllarda kullanılan işkence yöntemlerinden ilaç işkencesinde, başta beyin hücreleri üzerinde özel etki sahibi olanpsikotropik ilaçlar olmak üzere birçok çeşit ilaç kullanılmaktadır. Bunlardan kimisi kurbana fiziksel acı verirken, kimisiyse algılama kabiliyetini arttırarak fiziksel işkencelerde daha çok acı çekmesini sağlamaktadır.  Özellikle sorgulamalarda kullanılan diğer bir yöntemde ise kurbana düzenli olarak uyuşturucu verilir ve bağımlı hale getirilir. Daha sonra uyuşturucu verme işlemi durdurulur ve kurban soruları cevaplamadıkça uyuşturucu verilmez.

 

Diğer işkence yöntemleritehdit etmek, yüksek sesli müzik, kurbanı fobileriyle korkutma, hücre cezası vb.

Alıntı Rastider.com

Tarihte kullanılmış idam aletlerinden bir kaç örnek..

Image Dünyanın Gördüğü En Vahşi İşkence Aletleri

  Image


Image

18 Şubat 2012
Okunma
bosluk

Eski Çağlarda Türkiye ve Çev­resi – İlkçağ Uygarlıkları

Eski Çağlarda Türkiye ve Çev­resi – İlkçağ Uygarlıkları

 

Eski Çağlarda Türkiye ve Çev­resi

A) Eski Çağlarda Türkiye: Hellenistik devirlerden itibaren Anatolia (Güneş'in doğ­duğu yer) adını taşıyan Anadolu, Asya ile Avrupa arasında uzanmış bir köprü gibidir. Burası coğrafi ve jeopolitik konumun­dan dolayı ta­rih boyunca birçok göç dalgalarına yol olmuş ve isti­lalara uğra­mıştır. Bu kavimlerin bazıları Türkiye'de yerleşerek uygarlıkları kurmuşlardır. Bunlar sırasıyla; * Hititler * Frigler * İyonlar * Urartular * Lidyalılardır. Persler, Makedonyalılar, Romalılar ve Bizans­lılar ise Anadolu'da kurulmayıp Anadolu'da bir şekilde etkinlikte bulunan uygarlıklardır. 1. Türkiye'nin Tarih Öncesi Devirlerini Aydınlatan Merkezler a) Eski Taş Devri: (M.Ö. 6006-10.000) (Paleolitik Dönem) İnsanlık tarihinin uzun bir dönemini kapsamaktadır. Bu dönemi ait Anadolu'daki yerleşim yerleri: Antalya Çevresinde: – Karain mağaraları – Beldibi mağaraları – Belbaşı mağaralarıdır. b) Orta Taş Devri : (M.Ö. 10.000-8.000) (Mezolitik Dönem) İnsanların toplayıcılık ve avcılıktan vazgeçip üretim ekonomisine geçiş dönemidir. Bu dönemi aydınlatan merkezler: Antalya'da: Beldibi Göller Bölgesinde: Baradiz Ankara'da: Macunçay Samsun'da: Tekkeköy'dür. c) Yeni Taş (Cilâlı Taş) Devri : M. Ö. (8.000-5.500) (Neolitik Dönem) Tarımla birlikte yerleşik hayat başlamış, köyler teşekkül etmiştir. Yeni Taş Devri: Türkiye'de geniş bir alana yayılmıştır. Bu bölgeler; Konya'da : Çatalhöyük Diyarbakır'da: Çayönü Gaziantep'te: Sakçagözü'dür. UYARI: Anadolu'da kurulmayıp Anadolu ile ilişkisi olan uygarlıklar Bizans, Roma, Pers ve Makedonyalılardır.

14 Kasım 2011
Okunma
bosluk

Tarihte Türk Dinleri ve Din Değiştirmenin Nedenleri

Tarihte Türk Dinleri ve Din Değiştirmenin Nedenleri

1-Göktanrı inancı
2-Bu inancın etkisinin görüldüğü Göktürk Kitabeleri
3-Göktürk alfabesi

Uygurlarda Kültürel Değerler:

1-Budizm inancı
2-Bu inancın yansıdığı metinler
3-Uygur alfabesi

Değişim Nedenleri:

1-Din değişikliği
2-Yerleşik hayata geçilmesi
3-Hayat anlayışının değişmesi

Karahanlılarda Kültürel Değerler:

1-İslamiyet
2-İslamiyetin yansıdığı eserler
3-Karahanlı Türkçesi
4-Arap alfabesi

Değişim Nedenleri:

1-İslamiyetin kabulü
2-Din değişimiyle birlikte zihniyetinde değişmesi

19 Mart 2009
Okunma
bosluk

Ermeni meselesi -Dünden Bugüne Ermeni Sorunu – Sözde Ermeni soykırımı

Ermeni meselesi -Dünden Bugüne Ermeni Sorunu – Sözde Ermeni soykırımı
Ermeni Meselesi

Asya ve Avrupa kıtaları arasında köprü konumunda olan Türkiye, Karadeniz’i Akdeniz’e bağlayan boğazları, Ortaasya, Kafkasya ve Ortadoğu’daki doğal enerji kaynaklarının kesiştiği noktadaki jeopolitik konumuyla bütün dünyanın dikkatini çekmektedir.
Geçmişte Osmanlı devleti, bugün de Türkiye, bu jeopolitik ve jeostratejik konumundan dolayı çeşitli entrikaların çevrildiği bir alan olmuştur. Osmanlı devletini parçalayarak tarih sahnesinden silmek isteyen sömürgeci devletler, bu entrikalarında yüzlerce yıldır Türklerle dostça yaşayan Ermenileri kullanmışlardır.
Tarihte olduğu gibi günümüzde de, Ermeni toplumu üzerinden siyasi ve ekonomik çıkar sağlamaya çalışan ülkeler bulunmaktadır. Bazı ülkelerde Türkleri ve Türkiye’yi sözde soykırımla suçlayan anıtlar dikilmekte, bazı ülkelerde de soykırım iddiasını tanımaya yönelik kararlar parlamento gündemlerine getirilmekte, hatta kimi ülke parlamentolarında kabul edilmektedir. Gerçekte tarihçilere bırakılması gereken bu konular, siyasetçilerin elinde çıkar aracı haline dönüştürülmektedir.
Tarih boyunca Romalılar, Persler ve Bizanslılar tarafından Anadolu’nun bir yerinden diğerine sürülen, savaşlara itilen ve çoğu kez üçüncü sınıf vatandaş muamelesi gören Ermeniler, Türklerin Anadolu’ya girişlerinden sonra Türklüğün adil, insani, hoşgörülü, birleştirici anlayış ve inancından yararlanmışlardır. Bu ilişkilerin gelişme ve doruğa ulaşma çağı olan 19. Yüzyıl sonlarına kadar süren devir, “Ermenilerin altın çağı” olmuştur. Osmanlı devletinin çalışan, liyakatli, dürüst ve becerili her vatandaşına sağladığı imkanlardan gayr-i müslimler içinde en çok faydalananlar Ermeniler olmuştur. Askerlikten, kısmen de vergiden muaf tutulurken, ticarette, zanaatta, çiftçilikte ve idari işlerde yükselme fırsatını elde etmişler ve devlete bağlı, milletle kaynaşmış ve anlaşmış olduklarından dolayı “millet-i sadıka” olarak kabul edilmişlerdir. Bu çerçevede Türkçe konuşan, ayinlerini bile Türkçe yapan bu topluluktan devlet kademelerinde önemli görevlere yükselenler, hatta Bayındırlık, Bahriye, Hariciye, Maliye, Hazine, Posta-Telgraf, Darphane Bakanlıkları, Müsteşarlıkları yapanlar olmuştur. Hatta Osmanlı devletinin meseleleri üzerinde Türkçe ve yabancı dillerde eserler de yazmışlardır.
Ancak Osmanlı devletinin zayıflamaya başladığı dönemlerde, hemen her konuda Avrupa’nın müdahalesi baş gösterince, Türk-Ermeni ilişkilerinde de bir bozulma başlamıştır. Batılıların özellikle misyoner din adamı kisvesinde, Osmanlı devleti içine soktuğu provokatörlerin faaliyetleriyle Ermeniler; dini, kültürel, ticari, sosyal ve siyasi açılardan Türk toplumundan uzaklaştırılmaya çalışılmıştır. Böylece, çoğu defa Türklerin zararlı çıktığı trajik olaylar başlamış, Doğu Anadolu’da başlatılan ve İstanbul’a kadar yayılan isyan hareketlerinde binlerce Türk ve Ermeni hayatlarını kaybetmiştir.
Birinci Dünya Savaşı sırasında ise; Osmanlı askeri olarak düşmanlara karşı savaşan veya geri hizmetlerde çalışan Ermenilere karşılık, Ermenilerin önemli bir kısmı düşman kuvvetlerinin yanında Türklere karşı savaşmıştır. Cephe gerisinde de komitacı Ermeniler kadın, çocuk, yaşlı ayrımı yapmaksızın katliamlara girişmişler, yüz binlerce Müslüman’ın hayatına kastederek Doğu Anadolu’yu bir harabe haline çevirmişlerdir.
Devletin bunları yatıştırmak ve durdurmak için aldığı tedbirler istismar edilmiş ve dış devletlerin tahrik ve vaatleriyle Ermeniler, bin yıl refah içinde yaşadıkları ülkeyi parçalamaya çalışmışlardır.
Anadolu dışında kurulan Hınçak, Taşnak, Ramgavar, Hınçak İhtilal Komitesi, Silahlılar Cemiyeti, Ermenistan’a Doğru Cemiyeti, Genç Ermenistan Cemiyeti, İttihat ve Halas Cemiyeti ve Karahaç Cemiyeti gibi örgütler, halkı silahlı ayaklanmaya sevk etmişlerdir.
Osmanlı devleti, Birinci Dünya Savaşı içinde, Ermeni isyanının yoğun olduğu Doğu Anadolu’da, bir yandan cephede Rus ordularıyla ve Rusların yanında yer almış olan Ermeni kuvvetleriyle savaşmak zorunda kalmıştı. Diğer yandan da cephe gerisinde Türkleri katleden, Türk köy ve kasabalarını yakıp yıkan, ordunun ikmal tesislerine ve konvoylarına saldıran Ermeni çeteleri ile mücadele etmek zorunda kalmıştır.
Ayrıca hem cephede hem de cephe gerisinde savaşmak durumunda bırakılmasına rağmen, 9-10 ay, cephe gerisindeki önemli tehlikeyi “mahalli tedbirlerle” çözüme ulaştırmaya çalışmıştır. Bu arada, 24 Nisan 1915’te, cephe gerisinde faaliyette bulunan Ermeni komitecilerine yönelik bir operasyon yapmış ve vatana ihanet eden 2345 komiteciyi tutuklamıştır.
Komitecilerin dışında özellikle Rus sınırına yakın bölgelerdeki Ermeni halkın da devlete isyan halinde olduğunu görünce, son çareye başvurmuş ve bölgedeki Ermenilerden sadece isyan hareketine karışanları savaş bölgesinden alıp, ülkenin emniyetli bölgelerine “sevk ve iskâna”, o dönemdeki ifadesiyle “tehcir”e tabi tutmuştur. Bu uygulama ile aynı zamanda her şeyden önce cephe gerisinde iç savaş ortamında bulunan Ermeni halkın can güvenliği sağlanmıştır. Çünkü Ermenilerin bölgedeki Türklere yaptıkları katliam ve mezalimin karşılığını müslüman halk da vermeye başlamıştı.
Ermenistan ile bir takım siyasi ve ekonomik çıkarlar için Ermenileri kullanan bazı devletler, yer değiştirme uygulamasını ve 24 Nisan’daki tutuklamaları bir “soykırım” gibi göstermek ve dünya kamuoyunu bu konuda ikna etmek için yoğun bir propaganda faaliyetine girişmişlerdir(1).
Oysa Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra, Osmanlı devletini işgal eden devletlerden İngilizler, aralarında Osmanlı siyasi ve askeri liderleriyle önde gelen aydınların da bulunduğu 143 kişiyi “Ermeni olaylarında savaş suçu işledikleri” gerekçesiyle tutuklayarak Malta adasına sürmüş ve hapsetmiştir. Suçlamalarla ilgili olarak Osmanlı, ABD ve İngiliz arşivlerinde geniş çaplı araştırmalar yapılmıştır. Buna rağmen, Malta’daki tutuklular hakkında iftiraları kanıtlayacak deliller mahkemeye sunulamamıştır. Sonuç olarak Malta’daki tutuklular, kendilerine hiçbir suçlama dahi yöneltilmeden ve duruşma yapılmadan 1922’de serbest bırakılmışlardır.
Ancak Türkleri sözde soykırımla suçlama gayretleri durmamış; Malta’daki yargılama sürecinde İngiliz basınında Osmanlı Hükümeti’ni sözde soykırım ile suçlayan ve bu konuyu ispata yeltenen bazı uydurma belgeler yayınlanmıştır. Söz konusu belgelerin General Allenby komutasındaki İngiliz İşgal Kuvvetleri tarafından Suriye’deki Osmanlı Devlet Dairelerinde ortaya çıkarıldığı iddia edilmiştir. Ancak, İngiliz Dışişleri Bakanlığı tarafından sonradan yapılan soruşturmalar, İngiliz basınına verilen bu belgelerin İngiliz ordusu tarafından ele geçirilen belgeler olmayıp, Paris’teki Milliyetçi Ermeni Delegasyonu tarafından müttefik delegasyonlara gönderilen yazılar olduğu anlaşılmıştır(2).
Bütün bu gerçeklere rağmen, sözde soykırım iddialarını gündemde tutmak için olağanüstü gayret sarf eden Ermeni komiteleri, terör eylemlerine yönelmişlerdir. 1965’ten sonra, çeşitli ülkelerdeki Ermenilerin, Türkiye aleyhine başlattıkları karalama kampanyasıyla dünya ve Türkiye kamuoyunda varlığını hissettiren sözde Ermeni Sorunu, 1970’li yıllardan itibaren yurtdışındaki Türk temsilciliklerine yönelik terör eylemlerine dönüşmüştür.
Gurgen (Karekin) Yanikan adlı bir yaşlı Ermeni’nin 27 Ocak 1973’de ABD’nin Santa Barbara kentinde, Türkiye’nin Los Angeles Başkonsolosu Mehmet Baydar ile Konsolos Bahadır Demir’i katletmesiyle başlayan “Bireysel Ermeni Terörü”, 1975’den itibaren tıpkı 1915 öncesinde olduğu gibi “Örgütlü Ermeni Terörü”ne dönüşmüştür. Yurtdışındaki Türk görevliler, diplomatlar, elçilikler ve kuruluşlarına yönelik Ermeni saldırıları, kısa sürede hızlı bir tırmanma göstererek yoğunluk kazanmıştır.
Ermeni teröründe, Türkiye’deki iç huzursuzluğun zirveye çıktığı 1979 yılından itibaren büyük bir artış gözlenmeye başlanmıştır. Ermeni teröristler, 21 ülkenin 38 kentinde, 39’u silahlı, 70’i bombalı, biri de işgal şeklinde olmak üzere toplam 110 terör olayı gerçekleştirmişlerdir. Bu saldırılarda 42 diplomatımız ile 4 yabancı hayatını kaybederken, 15 Türk ve 66 yabancı uyruklu kişi de yaralanmıştır(3).
Ermeni terör örgütleri, dış dünyanın tepkileri üzerine 1980’li yıllarda taktik değiştirerek, PKK terör örgütü ile işbirliğine girmişlerdir. 1984 yılında PKK sahneye çıkarılmış ve Asala-Ermeni terörü geri plâna çekilmiştir. Belgeler, Bekaa ve Zeli kamplarında ASALA ile PKK militanlarının birlikte eğitim gördüklerini ortaya koymuştur.
Türk güvenlik güçlerinin PKK terörü ile mücadelede başarı sağlamasının ardından Ermeni komiteleri, sözde iddialarını Ermenistan devletinin açık desteği ve Ermeni Diasporası aracılığıyla sürdürmeye devam etmektedirler. Çeşitli ülke parlamentolarından “sözde Ermeni Soykırımı”nı kabul eden yasaların ve önerilerin çıkmasını sağlamaya çalışarak, asılsız iddialarını dünya kamuoyuna kabul ettirmeye çalışmaktadırlar.
Amaçları, sözde iddialarını tüm dünyaya “tanıtmak”, Türkiye’yi bu temelsiz iddiaları “tanımak” zorunda bırakmak, sözde soykırımdan dolayı Türkiye’den “tazminat” ve “toprak” almak ve “Büyük Ermenistan” rüyasını gerçekleştirmektir.

DİPNOTLAR
1) Osmanlıdan Günümüze Ermeni Sorunu, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2000.
2) Yıldırım, Dr. Hüsamettin, Ermeni İddiaları ve Gerçekler, Ankara 2000, s. 38 (PRO.FO. 13 Temmuz 1921, 371 / 6504 / E.8519)
3) Şimşir, Bilal, Şehit Diplomatlarımız, Bilgi Yayınevi, Ankara 2000, 2 Cilt.

_________/font>


Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
27 Eylül 2008
Okunma
bosluk

içerik