Tüm mp3 player fırsatları için tıklayın !

<

Tarihin Sonuna Geç Kalmak ve Son Kıbrıslı Türk


Sponsorlu Baglantilar

Tüm oto müzik sistemi fırsatları için tıklayın !

Francis Fukuyama 1989 yılında “Tarihin Sonu mu?” isimli bir makale yayınlamış bu makale daha sonra yazmış olduğu “Tarihin Sonu ve Son İnsan” isimli kitabının temellerini oluşturmuştu. Bu kitapta Fukuyama başarısız komünist deneyimin ardından liberal demokrasinin meşruiyeti üzerinde birçok ülke tarafından genel mutabakat sağlandığı saptamasını yaparak burdan hareketle; liberal demokrasi insanlık tarihinin ulaşacağı nihai yönetim biçimi mi? sorusuna yanıt aramıştır. Fukuyama bu soruyu sorarken Hegel ve Marx’ın evrensel kabul görmüş, çelişkileri giderdiği için yenisine ihtiyaç duyulmayacak bir nihai yönetim biçimi öngörülerine atıfta bulunmuştur. Hegel ve Marx insanlık tarihi boyunca her yönetim biçiminin bazı çelişkiler yarattığını, bu çelişkilerden daha fazla kabul gören başka bir yönetim biçimi doğduğunu, tarihin bu şekilde ilerlediğini savunmuşlardır. Ancak hem Hegel hem de Marx’a göre bu ilerleme meşruluğu evrensel kabul görmüş, toplumların artık alternatifini aramayacağı, çelişkilerin giderildiği bir yönetim biçiminin gelmesi ile birgün sona erecek, yani bu anlamda tarihin sonu gelecekti. Marx bu nihai yönetim biçimini komünizm olarak öngörmüştü. Geçen yüzyılda kurulan sosyalist devletlerin başarısızlığı ve Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından liberal demokrasi, hem yakın zamana kadar en büyük rakibi olan komünizm hem de faşizm ve monarşi gibi diğer rakip yönetim biçimlerine göre daha fazla kabul gören, meşruiyeti üzerinde birçok ülke tarafından mutabakat sağlanan bir yönetim şekli olarak temayüz etmiştir.

Tüm bu gelişmelere rağmen halen liberal demokrasinin ve liberal ekonominin evrensel kabul görecek ve tüm çelişkileri giderecek nihai yönetim biçimi ve ekonomik sistem olduğu konusunda ciddi şüpheler vardır. Zira liberal demokrasi ve liberal ekonomiyi benimsemiş birçok ülkede ki bunlara birçok eski sosyalist ülke de dâhildir, liberal ekonominin gereği olarak küçük devlet ve serbest piyasa ekonomisi kurallarının işletilmesi için hayata geçirilen uygulamalar henüz bu ülkelerin büyüme, adaletli gelir dağılımı, işsizlik ve enflasyon gibi temel ekonomik problemlerini çözmeye muktedir olamamıştır. Bu sorunlar liberal ekonomiden mi kaynaklanmaktadır yoksa asıl problem bu ülkelerin liberal ekonominin gereklerini yerine getirmekteki zaafları mıdır? Bu sorunun henüz bulunamamış cevabı aynı zamanda liberal demokrasinin insanlık tarihindeki nihai yönetim biçimi olup olmadığının da cevabı olacaktır.

Fukuyama’nın tarihin sonu ile birlikte ele aldığı bir diğer kavram “son insan”dır. Burda tarif edilen “son insan” “tarihin sonu”yla birlikte evrensel kabul görmüş nihai yönetim altında yaşayan ve artık başkaları tarafından kabul görme arzusu duymayan insandır. Hegel’e göre tarih boyunca tüm gelişmeler ve daha iyi yeni bir sistem arayışına sebep olan itici güç insanın kabul görme ihtiyacından doğan benliğini kabul ettirme, başkaları tarafından kabul görme mücadelesidir. İlk insan temel fizyolojik ihtiyaçlarının ötesinde kendi benliğini kabul ettirmek için en temel güdüsünden, yani hayatta kalma güdüsünden bile vazgeçerek bir diğer insana meydan okumuştur. Ancak hayatını devam ettirme kaygısı ile bu kavgadan çekilenler olmuş böylece efendi köle ilişkisi doğmuştur. Efendi diğerleri tarafından arzulanma isteği ve kabul görme ihtiyacını her şeyin üstünde tutmuştur. İnsanın bu kabul görme ihtiyacından doğan kendi benliğini kabul ettirme mücadelesi günümüze kadar süregelmiştir. Liberal Demokrasi nihai yönetim biçimi olarak kabul edilecek olunduğunda artık devletler birbirleri ile üstünlük mücadelesine girme ihtiyacı duymayacaktır. Zira insanlar ortak bir yönetim ve ekonomik sistemde yaşayacaklar böylece de son insan artık kabul görme ihtiyacı içerisinde kendi yönetim biçimini kabul ettirmek için savaşma ihtiyacı içinde olmayacaktır. Fukuyama “son insan”a hem soldan hem de sağdan gelen eleştirilere de değinmiştir.”Son insan”a soldan gelen eleştiri liberal demokrasinin insanların kabul görme arzusunu tam olarak gidermediği sadece eşitsiz bir kabul görme yarattığıdır. Liberal bir ekonomide insanlar mutlak olarak ne kadar zengin olursa olsun görece olarak bazıları daha zengin olmaya devam edeceğinden bu kabul görme eşitsiz bir kabul görme olacaktır.

Sponsorlu Baglantilar

Tüm kadın aksesuar fırsatları için tıklayın !

Fukuyama ‘son insana’ soldan gelen eleştirilerin yanında sağdan gelen eleştiriler kapsamında Nietzsche’ye de atıfta bulunmuştur. Nietzsche evrensel kabul gören bir yönetim biçiminden sonra insanların kendilerini kabul ettirme mücadelesinden vazgeçmelerini kölelerin özgürleşmesi olarak değil de kölelik değerlerinin tüm insanlar tarafından kabulü olarak nitelendirmektedir. Doğası gereği eşit olmayan insan eşit olarak kabul edilmiş, böylece benliğini kabul ettirme isteği kaybolmuş insan artık daha iyiye ulaşmak için tüm itici gücünü kaybetmiş “aşağılık bir insan” haline gelmiştir. Zira “insan kendini aşmak istiyorsa başkaları tarafından da üstün kabul edilmeyi de istemek zorundadır” (Fukuyama, 1999, s.299). İnsan gelişmek, daha ileriye gitmek için bencil olmalıdır; “O yalancı kavramların, ruh, tin, özgürlük istemi tanrı gibi, törede kullanılan kavramların anlamı, fizyolojik yıkım değil de nedir? Kendimizi korumayı, bedenin, yani yaşamın gücünü önemsemekten bizi alıkoyuyorsa, kansızlığı bir ülkü, bedeni küçümsemeyi “ruhun kurtuluşu sayıyorsa, bunlar decandence (çöküş)’a götüren yol değil de nedir?-Dengeyi yitiriş, doğal içgüdülere karşı direniş, kısacası “çıkar gözetmemiş”, -töre buydu şimdiye dek. “Tan Kızıllığı” ile ilk kez o bencil olmayan töreye savaş açtım.” (Nietzsche, 2003, s.82)

Son yıllarda birçok diğer ülke gibi Kuzey Kıbrıs’ta da liberal demokrasinin halk arasında bir meşruiyet kazandığı söylenebilir. Kıbrıstürk halkının Avrupa Birliği’ne girme arzusu, birçok sivil toplum örgütü, siyasi parti, aydın ve sıradan Kıbrıslı Türk’ün batıdaki liberal ülkeleri kendilerine örnek olarak kabul etmeleri liberal demokrasinin ve liberal ekonominin Kıbrıslı Türkler arasında kabul gören ve arzulanan bir yönetim biçimi ve ekonomik sistem olduğunun tezahürü olarak kabul edilebilir. Ancak son yıllarda Kuzey Kıbrıs’ta iktidar olan hükümetler liberal ekonomiye geçiş hususunda beklentilerin çok gerisinde kalmış, yapılanlar devleti küçültme vaadi ve henüz yasalaşmayan rekabet yasa tasarısı ile tek tip sosyal güvenlik yasa tasarılarının tartışılmasından öteye gidememişdir. Büyük ve hantal bir devlet, gelişip rüştünü ispat edememiş bir özel sektör, serbest piyasa ekonomisi kurallarının işlemesi için gerekli olan yasal düzenlemelerin bir türlü hayata geçirilememesi, izolasyonlara maruz kalmış sadece Türkiye ile dış ticaret yapabilen ve uluslararası sermayeden mahrum kapalı bir ekonomi… Bu görüntüsüyle ekonomik liberalizmden çok uzak olan Kuzey Kıbrıs belki de birçok şeye geç kaldığı gibi “tarihin sonu”na da geç kalmaktadır.

Sonbaharın sonuna doğru günlerce süren şiddetli bir yağmur yağdı. Yağmur sona erdiğinde kış çoktan gelmişti. Son Kıbrıslı Türk, kocasıyla olan yemek randevusuna yetişmek üzere evden çıkıp soğuk havadan kaçarcasına hızla aracına bindi.

Kabul görme isteğinden mi vazgeçmişti uzunca bir süredir? Yoksa hâlâ başkaları tarafından arzulanmak onun için en büyük tutku muydu? İki eve sahipken üçüncüyü almak bir anlam taşıyor muydu peki hâlen? Komşusununkinden daha gösterişli bir araca sahip olmak artık ne kadar önemliydi? Ya da. Belki de tüm bunlar 2000’li yılların başlarında, “tarihin sonu”nun öncesinde kalmıştı. Eğer öyleyse hayat artık çok mu sıkıcıydı? Çok ısrar ettik ama bu sorularımızın hiçbirine yanıt vermedi. Aracıyla uzaklaşırken yüzünde bizi merak içerisinde bırakmış olmanın verdiği çocuksu mutluluğun tezahürü olan güzel bir gülümseme vardı.

KAYNAKÇA

Fukuyama, F (1999), Tarihin Sonu ve Son İnsan, Gün Yayınları, İstanbul
Kazgan, G (2000), İktisadi Düşünce veya Politik İktisadın Evrimi, Remzi Kitapevi, İstanbul
Nietzsche, F(2003), Ecce Homo, İthaki Yayınları, İstanbul

Evren İNANÇOĞLU

*Yazar Hakkında: 1976 yılında Lefkoşa’da doğdum. Marmara Üniversitesi (Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans) Anadolu Üniversitesi (Lisans) ve Doğu Akdeniz Üniversitelerinde (Lisans) Ekonomi ve İşletme eğitimi aldım. Bir süre Bankacılık sektöründe çalıştıktan sonra 2003 yılından beri Kuzey Kıbrıs Maliye Bakanlığı’nda Maliye Müfettişi olarak görev ifa etmekteyim.

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...

Tarihin Sonuna Geç Kalmak ve Son Kıbrıslı Türk ile Benzer Yazılar:

Paylas
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
17 Ekim 2009 Saat : 11:55

Tarihin Sonuna Geç Kalmak ve Son Kıbrıslı Türk Yazısı için Yorum Yapabilirsiniz

Yorum yapmak için giriş yapmak zorundasın. Gİriş

Tüm erkek giyim modası fırsatları için tıklayın !

içerik